Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü


Kemalizm

Serbest Kürsü içerisinde Kemalizm konusu: Resmi ideoloji milli mücadeleyi anti emperyalist, , dünyanın mazlum uluslarına kurtuluş yolunu açan ilk halk hareketi, Kemalizmin halkçı bir yönetim biçimi olduğu, M. Kemalin Türklere vatan bağışlayan dünyanın en büyük ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 16-08-2008, 23:53
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 13-08-2008
Mesajlar: 4
Standart Kemalizm

Resmi ideoloji milli mücadeleyi anti emperyalist, , dünyanın mazlum uluslarına kurtuluş yolunu açan ilk halk hareketi, Kemalizmin halkçı bir yönetim biçimi olduğu, M. Kemalin Türklere vatan bağışlayan dünyanın en büyük anti emperyalist lideri olduğu vb. gibi bir sürü gerçek dışı hurafeye dayanıyor. Elbette egemen sınıfın ve onun sözcülüğünü yapanların baskı ve sömürüsünü gizlemek amacıyla tarihsel olayları çarpıtmaları anlaşılabilir bir şeydir.
Dünyada sağlığında ve ölümünden sonra M. Kemal kadar anıtı dikilmiş, heykeli büstü yapılmış, resimleri çoğaltılmış başka bir lider herhalde yoktur. İlk anıtı 1927 de saray burnuna dikilmiştir.
M. Kemal ve onun “inkılapları”yla ilgili olarak yaratılan efsane, yedi yüz yıllık hilafet ve saltanat devrinde yaratılmamıştır. İlginç olan bir şeyde, bu efsane üreticilerinin sözde efsaneleri yıkmak, hurafeleri yok etmek amacıyla yola çıkmış olmalıdır. Putları yıkmak için yola çıkanlar, hiçbir dönemde görülmemiş düzeyde put ürettiler.

Öylesine ki dünyanın en faşist diktatörlerine örnek olacak kadar; “M.Kemal Atatürk büyük bir dehadır.Onun birinci öğrencisi Mussolini,ikinci öğrencisi benimdir" (Adolf HITLER)

5 Ağustos 1935 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yer alan bir haberde “Atatürk yarım ilahtır, Türklerin babasıdır, Hiçbir devlet şefi için hayatında bu kadar anıt dikilmemiştir, ne Mussoli’nin ne Hitler’in nede Lenin’in anıtları onunkileriyle ölçüşemez.” deniliyordu.

Öyle görünüyor ki; yapılan heykeller, anıtlar vb. gibi ideolojik hegemonya boşluğunu doldurmanın aracı olarak görülüyor. Dönemin devlet şairlerinden Aka Gündüz bir şiirinde M. Kemal için şöyle diyor;

Görünmezi görür
Bilinmezi bilir
Duyulmazı duyar
Sezilmezi sezer
Ezilmezi ezer

Artık işaret verilmiş, yarış başlamıştı. İpi herkesten önce göğüslemeye çalışan atletler gibi, o devrin edebiyatçıları da "Allah", "tanrı", "ilâh", "Kâbe", "put" gibi kelimelerle Atatürk'e daha önce ulaşabilmenin cezbesine kapılmışlardı. Yüzlerce örnekten işte birkaçı:

Halil Bedri Yönetken çığlıklar koparıyordu:

Tanrı gibi görünüyor her yerde
Topraklarda, denizlerde, göklerde
Gönül tapar, kendisinden geçer de
Hangi yana göz bakarsa: Atatürk.

Kemalettin Kamu, kendisine milletvekilliği getiren şiirini kalabalıklara okumaya başladı:

Çankaya;
Burada erdi Mûsâ
Burada uçtu İsa
Bülbül burada varsa
Hürriyet için öter.
Ne örümcek, ne yosun
Ne mûcize, ne füsun...
Kâbe Arab'ın olsun
Çankaya bize yeter.

Sonra Faruk Nafiz Çamlıbel, sazını eline aldı:

On milyon bel, iki kat olmuşken eğilmeden
O'nda on beş milyonun boyu birden uzadı.
Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden
Taptığımız ne varsa, hepsi ondan şekil aldı.

1938 yılında, Faruk Nafiz, tanrısız kalmamak için, Atatürk'ü yüreğine bir put gibi oturttu:

Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil
Kanlı bir göz yaşı nehrinde muazzam tabutun
Ey ilâhın yüce dâvetlisi, göklerden eğil
Göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!

Türk edebiyatında, tarihin hiçbir devresinde görülmeyen dalkavukluk örnekleri, patlayan bir lağımın dehşet saçan kokusu ve manzarasıyla etrafa yayılmaya başlamıştı: Akbaba'cı Yusuf Ziya Ortaç da sesini yükseltti:

Topladı avucunda yıldırımı, şimşeği
Yoktan var ediyordu tanrı gibi her şeyi.

Nurettin Artam:

Koca bir güneşin akşam olmadan
Dağların ardında sönüşü gibi
Millete can veren, vatan yaratan
Tanrının göklere dönüşü gibi.
Her zaman ırkıma büyük Baş Atam
Tanrılaş gönlümde, tanrılaş Atam!

Ömer Bedrettin Uşaklı da, Atatürk tapıcılığından kurtulamadı:

Bir güneş gibi yalnız
Sensin ülkü tanrımız
Ey Türlüğün bütünü.

Vasfi Mahir Kocatürk de, kocaman yakıştırmalarla Kemalizm dininin müridleri arasında zikre başladı:

Peygamber, tanrısına duymadı bu hasreti
Vermedi bu kudreti tanrı, peygamberine.

İlhami Bekir:

İlk adam, mavi gözlerle baktı toprağa
Toprağın haritasını çizdi bayrağa
Allah değil, o yazdı alın yazımızı.

M.Kemalin ölümünden sonra gazetelerde çıkan bir yazıda ; “ Atatürk senin için ölüm yoktur. Olamaz! Sen Türkün tanrısısın’ Tanrı hiç ölür mü?” deniyor.

Celal Bayar tarafından Atatürkün yaşam öyküsünün anlatıldığı bir kitapta “Atatürkü sevmek bir ibadettir” deniyor.

Cumhuriyetle başlayan dönem Batı kapitalizmi ile bir hesaplaşma dönemi değil, yeni bir uzlaşma ve denge dönemidir. Türkiye ekonomisini emperyalizme bağlayan zincir olduğu gibi kalmıştır. Bir ülkenin emperyalizmle olan sömürü ve bağımlılık ilişkisini belirleyen, ülkedeki üretim ilişkileri ve üretim ilişkileri üstüne oturan egemen sınıf ittifakıdır. Emperyalizmle ilişkilerin değişmesi için, üretim ilişkilerinin dönüşüme uğratılması gerekir. Üretim ilişkilerine dokunmadan yapılan “düzenlemeler”, inkılaplar olsun, abartıldığı kadar önemli olmadığı gibi, ekseri sömürü ve bağımlılık ilişkileri de içselleştirip, sömürüyü derinleştirdi.

Osmanlı devleti hiçbir zaman doğrudan sömürge olmamıştır. Yıkıldığı güne kadar emperyalist batının ekonomik-diplomatik bir yarı sömürgesi durumunu muhafaza etti. İkincisi, Osmanlı imparatorluğu 1. emperyalistler arası savaşa taraf olarak katıldı. Dünyayı yeniden paylaşmak amacıyla başlatılan bu savaşa taraf olarak katılan bir devlettir. Nedense bizim tarihçilerimiz bu iki önemli olguyu bilinçli olarak yok saymayı yeğliyorlar. Eğer bir ülke, dünyayı yeniden paylaşmak isteyen taraflardan birinin yanında bu savaşa katılıyorsa, ama bu paylaşımdan pay koparmaktır. Emperyalist paylaşım savaşına katılan bir devletin anti-emperyalist bir ulusal kurtuluş savaşı vermesi mümkün müdür ? Olayların tahliline 1919 mayısından değil de 1914’ten başlarlarsa hurafe üretme kapasitelerini büyük ölçüde azaltacaklardır.

M. Kemal hareketi gerçekten anti emperyalizme karşı olsaydı, emperyalistlerin bölgedeki çıkarlarına ciddi bir darbe indirseydi başkalarına örnek gösterilmesi söz konusu olur muydu ? Emperyalist devletler sömürüp baskı altında tuttukları, kaynaklarına el koydukları ülkelerdeki hayati çıkarlarının tehlikeye girmesini ister miydi ? Batılılar artık klasik sömürgeciliğin gününü doldurdu bir dönemde, Mustafa Kemal liderliğinde aralanan kapının yeni sömürgeciliğin yolu olduğunu çok iyi biliyordu. M.Kemal hareketi emperyalizmin çıkarlarına zarar vermiyordu ve emperyalizm ile yeni bir dengenin kurulması demekti. Asyanın, Afrikanın, Latin Amerikanın mazlum halkları, M.kemalinkine benzer bir yol izledikleri sürece emperyalizmin bundan hiçbir zarar olmayacaktır.

Osmanlının borçlarını devralınması hem milli mücadelenin anti emperyalist olmadığını hemde T.C’nin Osmanlının bir devamı olduğunu gösterir.

Milli mücadele ve sonrasında üretim ilişkilerine dokunmayarak, burjuvazinin işlevini, Rum ve Ermenilerden Müslüman tüccarlara aktarmak dışında bir değişiklik söz konusu olmadı.

Kemalist iktidar sömürüyü nasıl gerçekleştirdi ? M. Kemal sömürü ve burjuvazinin gelişimini yoğun bir terörle sağladı. Kemalist iktidar daha kuruluş aşamasında toplumsal muhalefeti, komünist katliamıyla ortadan kaldırdı. Mustafa Suphi ve yoldaşları, Kemalistlerin haince hazırladıkları bir komplo sonucu öldürüldü. Bu dönemde burjuvazi toplumsal düzeni sert ve yoğun bir terörle oturttu. Komplolar, düzmece davalar ve mahkemeler, bu mahkemelerden çıkan idam kararları dönemin yaygın uygulamalarıydı. Takriri Sukun Kanunu ve sonucunda kurulan istiklal mahkemeleri, Kemalist iktidarın muhaliflerini acımasızca bastırılmasının ve ortadan kaldırılmasının araçları oldular.

EKİM 1917 devriminin etkisiyle, Bolşevizmin etkisinin Anadolu’da çok yaygın olduğuna işaret etmek gerekiyor. Bu dönemde Bolşevizmin bir ifadesi olarak kalpak ve kırmızı kravat takmak nerdeyse bir moda oluyor ve meclis üyelerine kadar sirayet ediyor. 1920 de TKP kuruluyor ve oldukça etkin oluyor. Yine aynı dönemde 1919-1923 yılları arasında yaygın grev hareketleri ortaya çıkıyor. İşçi talepleri arasında sadece ücret artışı yer almıyor. Ücret artışıyla birlikte, çalışma saatlerinin azaltılması ve çalışma koşullarının düzeltilmesi, kadın ve çocukların çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçi çocukları için parasız eğitim, gece vardiyası ücretlerinin çift yevmiye olması gibi… işçi sınıfının bu hareketliliği burjuvaziyi korkutuyor.

M. Kemal ve arkadaşları önlemlerini almada gecikmiyor. Önce hareketi amacından saptırmak için bir resmi komünist partisi kuruyorlar. Arkasından Mustafa Suphi ve yoldaşlarını Karadenizde alçakça katlediyorlar. Daha sonra Resmi TKP komünist hareketi kontrol altına almak amacıyla kuruluyor.
Rejim işçi sınıfının mücadelesini engellemek için Türk toplumunun sınıfsız bir ulus olduğu yalanını aşılamaya çalışmıştır. 1923’teki İzmir İktisat Kongresi’nin açılış konuşmasından çıkarabiliriz. “Bizim halkımız, çıkarları birbirinden ayrı sınıflar halinde değil, tam tersine varlıkları ve çalışma sonuçları birbirine lazım olan sınıflardan ibarettir. Bu dakikada dinleyicilerim çiftçilerdir, sanatkarlardır, tüccarlardır, işçilerdir. Bunların hangisi ötekisine karşıt olabilir? Hepsinin birbirine muhtaç olduğunu kim inkar edebilir.”

M. Kemal 7 Şubat 1923te Balıkesir’de ki konuşmasında; “Kaç milyonerimiz var? Hiç. Bundan dolayı biraz parası olanlara da düşman olacak değiliz. Tersine memleketimizde birçok milyonerlerin hatta milyarderlerin yetişmesine çalışacağız.” Diyor.

Milyonerler ve milyarderler peki nasıl ? Cevabı Karl Marksın şu sözünde; “Zenginlik bir kutupta birikirken,yoksulluk,kölelik,cahillik,yabancılaşma ve manevi yozlaşmada öteki kutupta yani kendi ürününü sermaye biçiminde üreten sınıfın bulunduğu tarafta birikir.”

Bir tarafı yoksullaştırırken diğer tarafı zengin ederek yani milyonerler ve milyarderler yaratılacak.

1927 yılında İsmet İnönü’nün mecliste yaptığı bir konuşmasında; “Arkadaşlar, memlekette şimendifer yok, liman yok, köprü yok, yol yok, mektep yok, velhasıl hiçbir şey yok. Ben bunları yapacağım, bunları yapabilmek için paraya ihtiyaç var. Onun için milletin cebinde on para bulsam alacağım.”

Emperyalizmle uyuşmanın ilk adımlarından biri, 1924’te Baltalık kanunu yerine çıkartılan İntifa yasası oluyor. Bu yasa ile yoksul köylülerin ormanlardan yararlanma hakları son derece kısıtlanırken, ormanlar yerli ve yabancı özel sektörün kullanımına açılıyor, daha doğrusu peşkeş çekiliyor.

1925’te aşar vergisi kaldırılarak büyük toprak sahiplerinin sermaye birikiminin yolu açılıyor. 1926’da Medeni kanun Borçlar hukukunu düzenleyerek kamu topraklarını büyük toprak ağalarının mülkiyetine geçiren yasal hükümleri getiriyorlar.
1925 yılında şeker fabrikaları için özel teşvik ve ayrıcalıklar getiren bir yasa hazırlanıyor, Alpulu ve Uşak şeker şirketleri şeker üretimi yerine üretimden daha karlı gördükleri şeker ithalatına yönelmişlerdir. Sözü edilen şirketlerde Halk Fırkası Partisinin de önde gelen isimleri vardır.

Şekerin ithal fiyatı 1927 de 21,8 kg/krş iken 1933’te 8.8 kg/krş’a düşerken iç fiyatı, aynı yıllar için 48,3 kg/krş’tan 40.4 kg/krş’a düşmüştür. Bir başka deyişle ithal fiyatları hızla düşerken, bu düşüş ülke içindeki tüketiciye yansımıyor, aradaki fark ithalat yapan burjuvaziye gidiyor.

Kemalizmin devletçilik politikası emperyalist sermayeye karşı durmak bir yana, emperyalist sermayeye davetkar bir anlayış içermektedir. M. Kemalin şu sözleri her şeyi daha net anlatıyor ; “ Kanunlarımıza riayet şartıyla ecnebi sermayelerine lazım gelen teminatı vermeye hazırız.” 1920-1930 yılları arasında 201 Türk anonim şirketinden 66’sında yabancı sermaye ortaklığı vardır.

1925’te kurulan Kibrit İnhisarının %51’i Belçika kökenli emperyalist sermayeye aittir. Türk hissedarları ise ; İsmet Paşa (İnönü), Mahmut Celal, Yunus Nadi ve Cemal Hüsnüdür, yani Kemalist kadronun ileri gelenleridir.
Bir yandan bürokratlar burjuvalaşırken diğer yandan mülk sahibi sınıflarda bürokrasiye entegre olmuştur. Sürekli olarak mebusluğa tayin edilenlerden birisi toprak ağası Emin Sazak’tır. 1920-1950 arasında yani otuz yıl boyunca devamlı olarak mebusluk yapmıştır. Toprak reformunun da neden yapılamadığının cevabı burada saklıdır…

Meclise sürekli tayini çıkanlar toprak ağaları değildi. 1920-1950 döneminde Vanlı İbrahim Arvas, tayin listelerinde sürekli yer alan bir şeyhtir.Diyarbakır mebusu Zülfü Tigrel, Siirt mebusu Şeyh Halil Hulki, Mahmut Soydan, Süreyya Özgeevren sürekli mebus tayin edilen şeyhlerdendir.

1920 yılı içerisinde kurulmuş olan Büyük Millet Meclisinin ikinci başkanı ve adliye vekili olan Celalettin Arif’in Ereğli Kömür Havzasında bir maden arama ve işletme imtiyazına sahiptir ve 1919 yılında İtalya’ya giderek Terni şirketine bu imtiyazı %10 hisse karşılığında devreder.

1922 yılında, yani emperyalist devletlerle silahlı çatışmalar biter bitmez, İstanbul ticaret burjuvazisinin kurduğu Milli Ticaret Birliği bu bakımdan tipik bir örnektir. Birliğin amacı Rum ve Ermeni burjuvazisini tefsiye ederek bu kişilerin yerine emperyalist devletlerle ekonomik ilişkiler kurmaktır.

Devlet Büyük toprak sahiplerini desteklemekte de cömert davranıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında tarımda traktör ve motorlu araç kullanan büyük toprak sahiplerini askerlikten muaf tutuyor. Sonra devletin malı olan traktörler “uygun şartlarda” kiralanıyor. Böylece toprak sahiplerinin ve çocuklarını askerlik yapmaktan kurtarmak işini Kemalistler üzerine alıyor. Ziraat bankası 70 traktör alıyor ve bunların 40 tanesi büyük toprak sahiplerine veriliyor. Ve birkaç yıl sonra üretim yapmak zarar getiren bir faaliyet oluyor. Devlet bunların imdadına yetişmekte gecikmiyor. Bedava dağıttığı traktörleri tazminat ödeyerek geri alıyor. Bu kadarla da kalmıyor atla üretim yapmaya söz verirlerse %10 daha fazla tazminat almaya hak kazanıyorlar.

Kemalistler açlık sınırındaki işçi ve memurların bir tepki gösterebileceğini hesap ediyorlar. İşçileri “muzır kuvvet” yani zararlı güçler olarak nitelendiriyorlar. Grev çalışması yapmayı yasaklıyorlar. İşçi sendikalarının başına kendi adamlarını getiriyorlar ve nihayet faşist İtalyadan yasa “ithal” ediyorlar. Yoğun bir artı değer sömürüsü ancak bu yollarla oluyor.

M. Kemalin İzmir iktisat kongresinde“ Kanunlarımıza riayet şartıyla ecnebi sermayelerine lazım gelen teminatı vermeye hazırız.” diyor M. Kemalden sonra konuşan ekonomi bakanı Esat Bozkurt, “ Yeni Türkiye ekonomi okulunun yabancı sermayeye karşı bir düşamanlığı olduğu sanılmasın… hatta başka memleketlerden fazla kolaylık göstermeye hazırız” diyor…

1927’de 1055 sayılı Teşviki Sanayi Kanunu ile özel girişimcilere büyük destekler sağlanır.

Devletçilik ve savaş yıllarında uygulanan politikaların sonuçları 10 Eylül 1946 tarihli Akşam Gazetesinde çarpıcı şekilde sergileniyordu. Gazete savaş yıllarında 2000 milyoner ailenin doğduğunu bildiriyordu. İstanbul Ticaret Odasıda tüccarların %300 ile 1000 oranında kar ettiklerini açıklıyordu. Böylece 23 yıl sonra M. Kemalin rüyası gerçek oluyordu. Artık ülkede birçok milyonerler, hatta milyarderler yetiştirilmişti…

Tüm bunlardan sonra M. Kemalin anti-emperyalist ve halkçı bir yan bulmak için Kemalizm aşkıyla dolu olmak gerekli.


Ey ruhum seni boyun eğmekten, diz çökmekten ve efendim demekten vazgeçirdim.

Nietzsche
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 17-08-2008, 00:40
autochaos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Dispossessed
 
Üyelik Tarihi: 10-07-2008
Yaş: 30
Mesajlar: 232
mustafa kemal devrimlerinin bir burjuvazi devrimi olan fransız ihtilalinin anadolu topraklarında yinelenmesi amacı taşıdığı düşünülürse kemalizmin burjuvaziyle arasındaki yakın ilişki çok daha kolay anlamlandırılabilir ancak sovyetlerin mustafa kemal yönetimine yaptığı yardımları nasıl açıklayabiliriz onun yalanına kandıklarını söyleyerek mi?
mustafa kemal devrimlerini, halen devam eden (B.O.P. ve ılımlı islam modellemesi gibi) batının ve amerikanın anadolu halkını orta doğu planları için kobay olarak kullanma girişimlerinden biri olarak görüyorum ancak o kadar çok manüplasyon var ki yıllardan gelen gerçek net olarak görülemiyor, o yıllarda anadoluda yaşananları netleştirmek çok güç bu yüzden de herkes ahkam kesebiliyor rahatlıkla
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 17-08-2008, 02:20
Enfeksiyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hakkaten Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-06-2008
Nerden: İstanbul
Yaş: 47
Mesajlar: 399
Öncelikle yazdığınız mesaj sizin mi yoksa alıntımı, alıntıysa kimden alınmış, onu öğrenmek isterim Stingray... Sonra putlaştırma hakkında yazılanlara katıldığımı belirteyim... Ama putlaştırılanın insan veya varlığı ispat edilmemiş bir olgu olmasının da benim için bir farkı olmadığını açıklayayım...Şimdi önce şunları bir saptayalım, M.Kemal bir devrimcimidir? Getirdiği rejimi beğenelim veya beğenmeyelim M.Kemal bir devrimcidir, Osmanlı hanedanını devirmiş, halifeyi paketlemiş, ülkeye bir daha yaşayamayacağı bir metamorfoz yaşatmıştır. Devrimi bizim istediğimiz devrimmidir, o ayrı bir konu ama M.Kemal devrimcidir. M.Kemal anti emperyalistmidir? Gerek Kurtuluş savaşında, gerek cumhuriyetin kuruluşunda Emperyalist güçlere karşı durabilen tek etkin güç o dur. Padişah ve İstanbul Hükümeti günlük emir çizelgesini aksatmamaya çalışırken o ve Hükümeti Batı emperyalizmine karşı dimdik ayakta durmuş ve sonunda eşit şartlarda masaya oturma şansına erişmiştir, bu bir dünya savaşından yenik çıkmış bir ulus için az şey değildir...Ayrıca M.Kemal sağlığı boyunca Komünist Rusya ile ilişkilere önem vermiş, hatta batı emperyalizmine karşı işbirliğinin yollarını aramıştır.O günlerde ulusun elinde M.Kemal den daha iyi bir seçenek varmıdır? Daha iyiyi bırakın seçenek yoktur, İstanbul Hükümeti bizzat emperyalizmin memuru olarak görev yapmakta, kifayetsiz muhteris Enver paşa, kendine Kafkasya da maceralar arayarak elinde ki kanı temizleme gayreti içinde bulunmaktadır.Padişah denilen zavallıyı hiç hesaba dahi katmıyorum...Sizin elinizde şu daha iyi bir seçenekti diyebileceğiniz bir kişi varsa onu da öğrenmekten memnuniyet duyarız. Velhasıl kelam şartlar o günlerde M.Kemal diye birini çıkardı, Ve o kişi iyisiyle kötüsüyle şu anda içinde yaşadığımız bu ülkeyi yarattı... Keşke Lenin Türk olsaydı da bolşevik devrimi burada yapılsaydı ama elimizdeki buydu ve bu oldu...Şimdi o adam öleli 70 sene oluyor peki bu ülke kaderini baştan yazacak başka bir devrimci çıkardımı? Bu ülke şu anda 1923 Türkiyesinden daha mı anti emperyalist? Bu ülke mental olarak o Türkiyeden daha mı ilerici ? Unutmadan birisini karalamak istiyorsanız, onun yaptıkları ile ilgili argümanlarla geliniz, başkalarının söyledikleri, hatta söylemedikleri ile ilgili değil( Mesela Hitler o sözü kesinlikle söylememiştir)... Yada eşitlik olsun diye Gandhi gibi liderlerin dediklerini de yayınlayabilirdiniz... Ve artık Atatürkçüsüyle, şeriatçısıyla, devrimcisiyle İlkelerinden bir tanesi bile ayakta kalmamış birini bugünün siyasi kavgalarına taşıma ucuzluğundan uzak durunuz... Buyrun ülke artık onun yarattığı Türkiye değil, hadi bakalım yapın ortaya bir karışıkta görelim analar ne evlatlar doğuruyor... Yok ama olurmu, M.Kemal'e saldırmanın dayanılmaz hafifliği varken...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 17-08-2008, 12:36
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 210
Mustafa kemâl'in mutad içkili akşam sohbetlerinden birisinde "Cumhuriyet şairi" Behçet Kemâl ÇAĞLAR da bulunmaktadır.

Mustafa kemâl sorar; "Sıfır nedir ?"

Behçet Kemâl ÇAĞLAR; "Sizin karşınıda benim paşam"

Başlığı açan arkadaşın sunduğu örneklere küçük bir katkı anlamında girizgâh yaptım.

Osmanlı İmp nun tasfiyesinden sonra kurulan yeni düzen, "Bağımsız ve emperyaizme karşı" gibi tanıtıldı. Çünki mevcut coğrafyadaki siyasal/kültürel miras asırlarca tüm islâm dünyasına önderlik etmiş idi. Şimdi bu önderlik, emperyalistlerce kendi menfaatleri doğrultusunda kullanılacaktı. Türkiye'de gerçekleştiirlen her değişim ve asimilasyon politikası "Batılılaşma" gibi gösterilip islam dünyasındaki diğer toplumlar üzerinde örnek teşkil etmesi ve özendirilimesi sağlanacaktı.

Birinci dünya savşı sonrası ingilizler tarafından sınırları cetvelle çizilerek oluşturulan sun'i Arap devletlerindeki Baas reejimleri ile "Kemâlizm" diye bize dayatılan kamufle dilmiş asimilasyon hareketi arasında şekli ayrıntılar dışında temel ve mantık anlamında hiçbir fark yoktur.

"Atatürk devrimleri" diye millet dayatılan yapay kültür ve asimiasyon hareketinin dayandığı temel, emperyalizmin âli menfaatleridir. Bu menfaatler, bir lider fetişizmi arkasına ustaca gizlenecektir.

Yapılanları eleştimek, karşı çıkmak; putlaştırılan lidere karşı çıkmak gibi algılanacak, Neyzen Tevfik'e ait olduğu iddia edilen ancak bir polis müdürünün 1993 te yazıldığı söylenen;

işgaldeki hali sakın unutma
atatürk'e dil uzatma sebepsiz
sen anandan yine çıkardın amma
baban kimdi bilemezdin şerefsiz."

gibi hakaretler ile meseleyi tarışmaktan çıkarıp kişiselleştirerek sulandırmaya yönelik sokak ağzı basit manüplasyonlar neticesinde insanlar sindirilmeye çalışılacaktır. Bu gün tabirici caiz ise 400 milyar dolar iç ve dış borç ile emperyalizmin kucağına oturmuş bir ülkeyi, 1921 de Yunan'a karşı girişelen savaşları işaret edip "Bağımsız" gibi tanıtarak, "Mazlum milletlere örnek" diye yutturmaya çalışmak; ilk okuldan itibaren "Türküm doğruyum" geyiği ile beyinleri düşünmekten uzaklaştırılıp süngerleştirilmiş insanlara yutturulabilir ancak.

Hâlen yaşanılmakta olan mevcut ortama gelince,

1923 ten bu yana çoğu insan Mustafa Kemâl'i eleştirmeye cesaret edemez iken, özellikle 2004-2005 yıllarından itibaren oratlığın "Mustafa Kemâl muhalfleri" ile dolmasının Türkiye de halkın yaşadığı aydınlanma süreci ile uzak yakın alâkası yoktur.68 kuşağından bu yana memlekette kendilerini "Devrimci" diya tanıtan bazı şahıslar, merhum ÖZAL ile birlikte birden liberal olmuşlar, şimdilerde de"Ergenekon karşıtı" tavırlar ile arz-ı endâm eylemektedirler. Başka bir deyişle bu gün yaşanan süreç, 1922 den bu tarafa sergilenen devrimlere karşı olan "Mürtci/yobaz" olarak nitelenen kesimin bilinçlenip güçlenerek oluşturduğu bir "Karşı devrim" hareketi değildir. Vaktiyle Mustafa kemâl'İ ve asimilasyon politikalarını bizlere "Modernizm" gibi daytan batı, bu denemelerinin İslam dünyasında olumlu sonuç vermediğini/veremiyeceğini görünce, kendi yarattığı canavarı yok etme kararı aldı.

Mâlum ergenekon olayını sadece bir yargı sürecinden ibaret görenler aldanırlar. Türkiyede siyasal elit ve onun dayattığı olgarşi artık "Kemâlizm" edebiyatı ile kendisini kamufle edemiyecektir. Bu cenahın adı "Atatürk'çü" olmaktan çıkmış, "Ergenekoncu" olmuştur. Türkiye'de ki Milirtarist/faşist oligarşinin tasfiyesi anlamında bu çok önemli bir adımdır. Fakat ne varki bu adım 1919 daki "Samsuna çıkma mit'i" gibi yine emperyalizmin plânlayıp dayattığı bir olgudur. Türkiye'de ve diğer islam ülkelerinde uygulanan 80 küsur yıllık deneyin olumlu sonuçlanmayacağı, İnsanlara islâmı unutturmanın mümkün olmadığı görülmüş; İslâm'a karşı olmak yerine, islâmı emperyalizme uydurarak 1.5 milyar nüfuslu islâm coğrafyasınada hakimiyet sağlama plânları uygulamaya konulmuştur.

Sayın Deniz BAYKAL'ın bir savunma refleksi acelecilğinde, "Ben eregenekon'un avukatıyım" diyerek, "Atatürk'çü" odukları iddia edilen malum şahıs ve organizasyonlara asılan"Ergenokoncu" yaftasının da kabulleniilmesini sağlamıştır. İlginçtir bu süreçte ne kadar "Kemâlist" var ise, sazan gibi atlayıp ergenekon'u savunma telaşına düşerken, içine çekildikleri tezgâhın farkında olamamışlardır. Ordu üst yönetiminin bu süreçte ergenekoncularla alâklı hiç bir söz etmemesi ve adetâ kendisini "Ergenekoncu" diye nitelendiren cenahın dışında tutmaya özen göstermesi, kimi emekli generallere sahip çıkmaması, sanıldığı gibi "Pasif" politikalardan kaynaklanmıyor.

Artık ülke de her insan kolayca "Atatürk/Atatürkçülük" geyiğinden nemalanamayacaktır. Çünkü bizler "Kemâlizm" ile beraber bir "Ergenekon" olgusunu da birlikte hatırlarken, insanların bilinç altına "Ergenekon" kelimesi ustaca yerleştirilmiştir.

Bu gün yaşadıklarımız, kurbağanın ılık suya atılıp altında ateş yakarak fark ettirmeden haşlanmasıdır.


İnsanı parantez içine alarak gelişen her sistem, çökmeye mahkûmdur.

Konu Erdoğan tarafından (17-08-2008 Saat 13:11 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 17-08-2008, 20:19
lo-fi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Rütbesiz anarşik
 
Üyelik Tarihi: 02-06-2008
Nerden: heryerland
Yaş: 20
Mesajlar: 471
Blog Başlıkları: 1
Kemalizm, zamanında İngilizlerin kullandıkları aşağılayıcı bir terimdi ki şimdilerde de bu kalıba sokulmakta.Nedense özgürlüğün savunucuları,bu kelimeyi duyunca afallıyor,mimikleri kasılıyor,istem dışı hallere giriyorlar.Her fikri tartışalım,konuşalım,saygı duyalım diyenler bu kelimeyi duyunca neden korkuyor?Ben bununu çözemedim.Birde "put"laştırma konusunda şunu söylemek istiyorum.Adam yapacağını yapmış ve ölmüş.Büyük bir liderdir,kadın benliği altında yaşayarak minnetlerimi sunarım ki kadını, geri kalmışlığın bağnazlığında iki yüz yıl ileri taşımıştır.Ama öldü öleli onu rahat bırakmadık."Put"laştırdık.Kirli ellerin değdiği "para"nın üstüne koyduk.Her yerde anıtını,büsünü yaptık,adına şiirler,öyküler yazdık ama bir türlü onun söylediklerini anlamaya çalışmadık.Düşündüklerini kavrayamadık.Nedensizce sevdik, hiçyerine sevmeyenlerimizde var.Kimine göre son peygamber oldu,asla sünneti yapılmayan.Bazı ülkeler sövecekleri zaman Atatürk'e ,kemalizme söverler,beğenmedikleri ideolojiye,bizimde bundan farkımız yok işte.Türki'yenin şu anda geldiği nokta da bu yüzdendir.


Herkesin hayalgücü tükendiğinde artık hiçkimse dünya için tehdit olmayacak ...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 18-08-2008, 12:21
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 210
Bu gün ülkemizde ki islâm anlayışının diğer islâm ülkelerinden çok farklı olduğunu, artık batı medeniyetine "Küfür" diye bakanların sayıca giderek azaldığını, müslüman olmayan insanlar için dillendirilen "Gâvur" nitelemesinin eskisi kadar sık kullanılmadığını ve gelinen bu noktada cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen uygulamaların önemli bir rolünün olduğunu kabul ediyorum.

Yaşadığımız coğrafya jeopolitik anlam da çok önemli bir yere sahiptir. Osmanlı'da ki teokratik monarşiye rağmen batı'da ki gelişmelerden etkilenmiş, kılık kıyafete çeki-düzen verilmesi (II. Mahmud), batılı anlayışta eğitim veren okulların açılması (II. Abdülhamit) sağlanmıştır. Başka bir deyişle yönetimin hukuksal alt yapsı şeriate dayalı iken, ülkenin sahibi Osmanlı hânedanı iken dahi batıdan etkilenmeler İslâm coğrafyasındaki diğer ülkere nisbetle daha hızlı ve yoğun gerçekleşmiştir. Bunu Osmanlı devletini yönetenlerin "Aydın" lığına bağlamıyorum. Bulunduğumuz coğrafyanın jeopolitik önemine dikkat çekmeye çalışıyorum. Bazen "Atatürk olmasaydı" diyerek başlayan anlatımlarda her şeyi Mustafa Kemâl'e bağlama çabaları görülüyor. Yukarıda ifâde etmeye çalıştım. Geldiğimiz noktada O'nu yok saymak ve etkilerini görmezden gelmek aptallık olur. Benim ayrıldığım nokta, Mustafa Kemâl olmasa da (Kültür devrimleri anlamında) ülke Osmanlıdakine benzer değişimleri yaşayacaktı. O, bu süreci hızlandırdı.

Yapılanların bizatihi kendisini değil, ne için yapıldıklarını sorguluyorum. Bu, çok detaylı ve forum sayfalarında karşıklıklı yazarak üstesinden gelinemeyecek kadar önemli bir konudur. Hepimizin savunduğumuz fikirler anlamında ön kabulleri, aynı düşünce de yıllarca sabit kalmanın üzerimize yüklediği şartlanmışlıklar noktasında zaaflarımız vardır. Her şeyi yazıp-çizerek halletsek dahi, bu ön kabül ve şartlanmışlıkları aşmak nerede ise mümkün değil gibi görünüyor. Mustafa Kemâl'in Türk toplumunun İslâm kimliğini muhafaza ederek batılı bir toplum haline getirmeye çalıştığına inanmıyorum. O, tam bir kültür asimilasyonu taraftârıdır. İslâmı terk etmeden batılıllaşacağımıza inanmaz. Her ne kadar İslâmı ve peygamberi öven sözler öylemişse de, bunlar konjonktüreldir. Vaziyeti idare bâbında serdedilmiş sözlerdir. Şimdi anlatacağım kısa anekdotu tartışmak için değil, Mustafa Kemâl'in neyi ne için söylediği anlamında misal olması bakımından veriyorum.

Mondros mütârekesi sonrasında Anadolunun bir çok yeri işgâl altında iken istiklâl harbini gerçekleştirebilmek için askere ihtiyaç vardı. Balkan ve I. paylaşım savaşının Anadolu halkı üzerindeki olumsuz tesirleri nedeniyle kimse evlâdını askere göndermek istemiyordu. Bu noktada Anadolu da en çok müridi olan Kırşehir şeyhinin (İsmini maaalesf hatırlıyamadım) yanına gitmiş, huzurunda bir mürid edâsında "Edep" duruşunda beklemiş, kendisinden BMM için bin kadar müridi asker olarak almayı başarmıştır. Tabi bunu yaparken Saltanatı ve Halifeliği de eline fırsat geçer geçmez kaldıracağını söylemeden.

Nihayet ülke kurtulup her şey yerli yerine oturduktan sonra "Türkiye şeyhler, dervişler, müridler ülkesi olamaz" demiştir. Tekrar ediyorum. Bu örneği tartışmak için değil, Mustafa Kemâl'in Batı medeniyeti dışında hemen bütün söz ve övgülerinin konjonktürel olduğunu anlatmak için verdim. Daha önce yaşanan dönemlerde halk içerisinde okuma yazma nisbeti son derece düşük olduğu için şeyhlik müessesi bir ihyiyacı karşılamıştır. Ancak şimdi insanların dinini öğrenmeleri noktasında her şey ellerinin altındadır.

Özetle, gerçekleştirilen kültür devrimlerinin İslam ve tarihen gelen diğer kültür kimliklerimizi muhafaza ederek toplumun batılılaşmasına müteveccih olmadığını, bunların nihâi olarak bir asimilasyon harketinin kilometre taşları olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncemin yanlış olduğunu, Mustafa kemâl'in de gerçekten İslam kültürüne karşı olmadığını anlayamadığım/kabul etmediğim müddetçe siyasi anlayışımda bir değişme olmayacaktır.


İnsanı parantez içine alarak gelişen her sistem, çökmeye mahkûmdur.

Konu Erdoğan tarafından (18-08-2008 Saat 12:40 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 18-08-2008, 12:55
dramcatcher - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 18-08-2008
Yaş: 22
Mesajlar: 11
Standart alakasız ama...

Dag gibi, kara yagiz birer delikanliydik. Babamiz, sirtinda yük tasiyarak getirirdi asimizi, ekmegimizi. Arabalar siril siril isiklariyla caddelerden geçerken bizler bir mum isiginda bitirdik kitaplarimizi. Kendimiz gibi yasayan binlerce yoksulun yüregini yüregimizde yasayarak katildik o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asildik,
Vurulduk Ey Halkim, Unutma Bizi!
Yoksullugun bükemedigi bileklerimize çelik kelepçeler takildi. Iskence hücrelerinde sabahladik kaç kez. Isteseydik, diplomalarimizi, mor binlikler getiren senetler gibi kullanirdik. Mimardik, mühendistik, doktorduk, avukattik. Yazlik kislik katlarimiz, arabalarimiz olurdu. Yüregimiz, isçiyle birlikte atti. Yasamimizin en güzel yillarini, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük Ey Halkim, Unutma Bizi!
Fidan gibi genç kizlardik. Hayat, sakirdayan bir selale gibi akardi göz bebeklerimizden. Yirmi yasinda, yirmi bir yasinda, yirmi iki yasinda, iskencecilerin acimasiz ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüregimizle, direndik genç kizlik gururumuzla. Tükürülesi suratlarina karsi bahar çiçekleri gibi. Utanmadilar insanliklarindan, utanmadilar erkekliklerinden.
Hücrelere Atildik Ey Halkim, Unutma Bizi!
Ölümcül hastaydik. Bagirsaklarimiza dügümlenmisti. Hipokrat yemini etmis doktor kimlikli iskencecilerin elinde öldürüldük acinmaksizin. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamisti daha. Cezaevlerine kilitlenmis kocalarimizin taptaze duyularina, birer mezar tasi gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. Insanlik sustu.
Göz Göre Göre Öldürüldük Ey Halkim, Unutma Bizi!
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yilan gibi dolasiyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattilar hücrelere. Hastaydik. Yurt disina gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yasindaki kizlarimizi öksüz birakmazdik. Önce kolumuzu, omuz basindan keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak firlattik attik önlerine. Sonra da otuz iki yasinda birakip gittik bu dünyayi, ecelsiz.
Öldürüldük Ey Halkim, Unutma Bizi!
Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün isçileri, sizin için öldük. Dogu'daki topraksiz köylüler, sizin için öldük. Istanbul'daki, Ankara'daki isçiler, sizin için öldük. Adana'da paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan isçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, Asildik, Öldürüldük Ey Halkim, Unutma Bizi!
Bagimsizlik, Mustafa Kemal'den armagandi bize. Emperyalizmin ahtapot kollarina teslim edilen ülkemizin bagimsizligi için kan döktük sokaklara. Mezar taslarimiza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle baslarimizi ezmek, kanlarimizi emmek istediler. Amerikan üsleri kaldirilsin dedik, sokak ortasinda sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi Iki Yaslarindaydik Öldürüldügümüzde Ey Halkim, Unutma Bizi!
Yabanci petrol sirketlerine karsi devletimizi savunduk, komünist dediler. Ülkemiz bagimsiz degil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtulus Savasi'nda emperyalizme karsi dalgalandirdigimiz bayragimizi daha da dik tutabilmekti bütün çabamiz. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.
Vurulduk Ey Halkim, Unutma Bizi!
Henüz çocuklugumuzu bile yasamamistik. Bir kadin eline degmemisti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamistik daha. Bir gece sabaha karsi, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarimizla çikarildik idam sehpalarina. Herkes taniktir ki korkmadik. Içimiz titremedi hiç. Mezar topragi gibi taptaze, mezar tasi gibi dimdik boynumuzu uzattik yagli kementlere...
Asildik Ey Halkim, Unutma Bizi!
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasinda vuranlar, agabeyimiz, babamiz yaslarindaydilar. Ya bu düzenin kirli çarklarina ortak olmuslardi, ya da susmuslardi bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karsisindakilere bagirmamis insanlarin gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adina, özgürlük adina, demokrasi adina. Bati uygarligi adina, bizleri bir safak vakti ipe çektiler.
Korkmadan Öldük Ey Halkim, Unutma Bizi!
Bir gün mezarlarimizda güller açacak ey halkim, unutma bizi!
Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarinda yankilanacak ey halkim, unutma bizi!
Özgürlüge adanmis bir top çiçek gibiyiz simdi, hep birlikteyiz, ey halkim, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi, UNUTMA BIZI...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 18-08-2008, 20:27
Enfeksiyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hakkaten Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-06-2008
Nerden: İstanbul
Yaş: 47
Mesajlar: 399
Şimdiler de sistemle derdi olan herkes nedense işini Atatürk üzerinden görmek sığlığına kaçıyor. Sebebi belli aslında sevmediği ama kulu kölesi olduğu sisteme diş geçiremeyenler, sistemin artık "tu kaka" gösterdiği birine saldırarak nefslerini körlüyorlar. Diğer yandan da bugün kü sistemle Atatürkü özdeşleştirerek bakın işte "Ulu önderinizin yarattığı bu" demeye getiriyorlar...Hayır efendim Atatürkün yarattığı sistem bu değil, bu dinini emperyalizme pazarlayan şeriatçıların, kendi devrimlerinden umudu kesip, şeriatçıların ve liberallerin çanağını yalayan solcuların ve bu iki kesimi başarıyla global emperyalizmin kuklaları haline getiren liberallerin eseri... Bu 1980 den beri Türkiyeye AB'nin biçtiği don... Bu sistemde artık Atatürkün ve yolundan gidenlerin yeri olsaydı, son günlerde ki tasfiye dalgası yaşanmazdı. Şimdi sistemin esas oğlanları yeşil sermaye ürünü şeriatçı, dönek sosyalist ve perde kan emici liberaller... Yok artık atatürk ve Atatürkçülük, buyrun hayrını görün yeni dünya düzeninde ki köle pozisyonunuzun...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 18-08-2008, 21:11
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 210
Eleştirlere bu kadar tahammülsüzülük neden ?

Kişilik haklarını zedelelmek kaydıyla her insan eleştirilebilir. Buna Mustafa Kemâl de dahildir. Gerçek sığlık, sizin gibi düşünmeyen "Atatürk'çü" olmayan herkesi "Satılmış/Hain/Uşak" gören zihniyette yatar.

Gerçek anlam da "Batı uşağı/satılmış/hain" veya diğer tabir ile "Esas oğlan" lar, bu toplumun binlerce yıllık kültürüyle kavgası olanlar; toplumu bir kültür asimilasyonuna tabi tutup, sıkıştıklarında "Biz de müslümanız" deyip kıvıranlardır.

Esas oğlanlar, Üst düzey bir generalin ağlama duvarı önündeki ibadetini gösteren fotoğrafı "Biliyordukta yayınlamadık" diye gizlerken; yer bulamadıkları için okudukları okulun damında namaz kılan bir kaç öğrenciyi gazetelerinde sekiz sütuna manşet "Yobazlar" diye afişe edenlerdir.

Esas oğlanlar, içinden çıktığı toplumun kültürüne burun kıvırıp inancı gereği yaşamak isteyenleri küçük gören, aşağılayanlardır.

Esas oğlanlar, yıllarca devrimcilere olmadık eziyeti yapan; 6. filoyu protesto için yürüyüş düzenleyen gencecik fidanları kurşunlatan militarist/faşist generallerin yanında "Ulusalcılık" kisvesiyle saf tutup solculuk taslayarak faşizmi alkışlayanlardır.

Esas oğlanlar, milliyetçilik ile devrimciliği bağdaştırıp, MHP nin faşizmine dahi rahmet okutacak tavırlar sergilerken, ayaklarının altından çekilmekte olan düzeni görüp sinirlenerek önün gelene pervasızca saldıranlardır.

Esas oğlanlar bir düşünce/fikir yazısını okuduktan sonra, kabul etmediği tarafları net biçimde ortaya koyarak adam gibi eleştimek yerine, seviyesiz bir üslup ile önüne gelene saldıranlardır.

Esas oğlanlar, buyunlarındaki siyaset tasmasının farkında olmadan başkalarına adamlık dersi vermeye kalkanlardır.


İnsanı parantez içine alarak gelişen her sistem, çökmeye mahkûmdur.

Konu Erdoğan tarafından (18-08-2008 Saat 21:18 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 18-08-2008, 23:27
Enfeksiyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hakkaten Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-06-2008
Nerden: İstanbul
Yaş: 47
Mesajlar: 399
Alıntı:
Erdoğan´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Eleştirlere bu kadar tahammülsüzülük neden ?

Kişilik haklarını zedelelmek kaydıyla her insan eleştirilebilir. Buna Mustafa Kemâl de dahildir. Gerçek sığlık, sizin gibi düşünmeyen "Atatürk'çü" olmayan herkesi "Satılmış/Hain/Uşak" gören zihniyette yatar.

Gerçek anlam da "Batı uşağı/satılmış/hain" veya diğer tabir ile "Esas oğlan" lar, bu toplumun binlerce yıllık kültürüyle kavgası olanlar; toplumu bir kültür asimilasyonuna tabi tutup, sıkıştıklarında "Biz de müslümanız" deyip kıvıranlardır.

Esas oğlanlar, Üst düzey bir generalin ağlama duvarı önündeki ibadetini gösteren fotoğrafı "Biliyordukta yayınlamadık" diye gizlerken; yer bulamadıkları için okudukları okulun damında namaz kılan bir kaç öğrenciyi gazetelerinde sekiz sütuna manşet "Yobazlar" diye afişe edenlerdir.

Esas oğlanlar, içinden çıktığı toplumun kültürüne burun kıvırıp inancı gereği yaşamak isteyenleri küçük gören, aşağılayanlardır.

Esas oğlanlar, yıllarca devrimcilere olmadık eziyeti yapan; 6. filoyu protesto için yürüyüş düzenleyen gencecik fidanları kurşunlatan militarist/faşist generallerin yanında "Ulusalcılık" kisvesiyle saf tutup solculuk taslayarak faşizmi alkışlayanlardır.

Esas oğlanlar, milliyetçilik ile devrimciliği bağdaştırıp, MHP nin faşizmine dahi rahmet okutacak tavırlar sergilerken, ayaklarının altından çekilmekte olan düzeni görüp sinirlenerek önün gelene pervasızca saldıranlardır.

Esas oğlanlar bir düşünce/fikir yazısını okuduktan sonra, kabul etmediği tarafları net biçimde ortaya koyarak adam gibi eleştimek yerine, seviyesiz bir üslup ile önüne gelene saldıranlardır.

Esas oğlanlar, buyunlarındaki siyaset tasmasının farkında olmadan başkalarına adamlık dersi vermeye kalkanlardır.
Sığlık kendi eleştiriyi yapıp, kendi yakın olduğu fikir eleştirilince feveran etmektir. Sığlık bir zümreye, fikre, ideolojiye yapılan eleştiriyi kişiselleştirip, kişiye hakaret eden mesaj yazmaktır. Sığlık Anarşist.org gibi bir sitede bile ajitasyon uğruna namaz kılan gençlerden medet ummaktır.Sığlık binlerce yıllık kültür dediği vahşet ve emperyalizm saltanatını savunup, diğer yandan da emperyalizme karşıyız demektir. Sığlık sadece Atatürkü övdüğü için insanları Faşist, militarist ilan etmektir. Sığlık Anadolu halklarını yok etmiş bir imparatorluğu çağdaş değerlere yeğlemektir. Sığlık yıkmak istediği düzene daha uygar bir alternatif sunmak yerine, ümmetçilikte kurtuluşu aramaktır. Sığlık karşısındakinin dinini mezhebin ve hatta dini olup olmadığını bilmeden sıkışınca müslüman olursunuz diye suçlamaktır( Merak etmeyin olmayız). Sığlık kime saldırdığını belirtmeden , birilerini saldırmakla suçlamaktır.


Not: Esas oğlan Türk sinemasında Jön için kullanılan diğer bir deyimdir, aklı belden aşağı çalışanların dışında bunu başka yöne çekip, hakaret olarak algılayacak kimse pek yoktur...

Konu Enfeksiyon tarafından (18-08-2008 Saat 23:29 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
atatürk, kemalizm


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:30 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info