|
|
| Lorem Ipsum Nereye yazsam dediğiniz konular için böyle buyrun. |
Din ve Ateizm Üzerine Genel TartışmaLorem Ipsum içerisinde Din ve Ateizm Üzerine Genel Tartışma konusu: Alıntı:
duarden ´isimli arızadan alıntı
Kuralları tartışıp duruyoruz insanlarca konuşulan. İnsan Tanrı kavramını nasıl yarattı bana onu anlatın bu tartışmalara genelde katılmıyorum ama asıl soru bu değil mi. Neden tanrı ...

14-06-2008, 01:29
|
 |
caotic evil
|
|
Üyelik Tarihi: 03-06-2008
Mesajlar: 166
|
|
Alıntı:
duarden´isimli arızadan alıntı
Kuralları tartışıp duruyoruz insanlarca konuşulan. İnsan Tanrı kavramını nasıl yarattı bana onu anlatın bu tartışmalara genelde katılmıyorum ama asıl soru bu değil mi. Neden tanrı kavramına ihtiyaç duydu.
|
bilmiyorum..inanmak bir çok şeyi cozduğu için sanırım..bu konuda kesin sonuclar elde edilirmi inanın onuda bilmiyorum..yani tanrı konusunda...
|

14-06-2008, 01:33
|
 |
solus et moriturus
|
|
Üyelik Tarihi: 18-08-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 34
Mesajlar: 1,885
|
|
|
Yani sorumluluğu kendi üzerinden atmak yada cioranın tanımlamasıyla içinde barındırdığı kokuşmuşluk yüzünnden bu mistik kavramı yaratmış olabilir?
House of Duarden
Alıntı:
|
"Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de!" F.Nietzsche
|
|

14-06-2008, 01:36
|
 |
caotic evil
|
|
Üyelik Tarihi: 03-06-2008
Mesajlar: 166
|
|
Alıntı:
ESHQUIA´isimli arızadan alıntı
Evet, neden acıların çocuğu moduna giriyorsunuz, bunu ben de anlamıyorum.(dejavu oldu galiba  ) Sanki bir suç işlemiş gibi sürekli bir savunma halindesiniz. 16 yaşındaki kız henüz çocuk yaştadır fakat islamiyetin hükümlerine göre Sn.Abdullah Gül'ün 16 yaşındaki bir kız ile evlenmesi caizdir efenim. Dininiz kadını bu kadar koruyor. Benim hükümlerime göre ise bu.. neyse söylemeyeyim ayıp olur.
|
hıhı dejavu..otekileştiriyoruz birbirimizi belkide ondandır.2 kutup var sanki.ille birinde olmak gerek...suc işlemiş gibi demeyelim doğrularımıza saldırcı bir uslubla yaklaştığınız için doğal refleks savunma mekanizması..tıpkı dejavu yaşadığınız konunuzdaki.ewet sayın abdullah gul o çocukla evlenir first ladysi yapar..ve omrunce ayrılmaz..oysa benim çocuk arkadaşım hiçbiri tarafından tam olarak sevilmediği için ruzgarın savurduğu yere doğru sürüklenir..ve o derken o derken tam anlamıyla pörsür..
|

14-06-2008, 01:40
|
 |
caotic evil
|
|
Üyelik Tarihi: 03-06-2008
Mesajlar: 166
|
|
Alıntı:
duarden´isimli arızadan alıntı
Yani sorumluluğu kendi üzerinden atmak yada cioranın tanımlamasıyla içinde barındırdığı kokuşmuşluk yüzünnden bu mistik kavramı yaratmış olabilir?
|
4
dediğim gibi tam olarak bilemeyiz..belki tanrı kavramını biz değilde tam olarak var olan bir tanrı yaratmıştır...ve vardır...kesin bi bilgi varmı..inanmak isteğini basite alma..inanmak değerlidir..birine inanmak bir allaha inanmak veya bir yalana inanmak..bunlar insanı rahatlatan şeyler ve insanlar inandıkları tercihleriyle insan.e hayattaki amacımız mutlu olmak dersek..inanıp mutlu olan insanlar doğru olanı yapıyor diye bi önerme çıkabilir..ama acı çekmeyi tercih ederim..  kafam karışık
|

14-06-2008, 12:18
|
 |
M€M€ÑTØ MØRÍ
|
|
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
|
|
Alıntı:
sonsuz´isimli arızadan alıntı
hıhı dejavu..otekileştiriyoruz birbirimizi belkide ondandır.2 kutup var sanki.ille birinde olmak gerek...suc işlemiş gibi demeyelim doğrularımıza saldırcı bir uslubla yaklaştığınız için doğal refleks savunma mekanizması..tıpkı dejavu yaşadığınız konunuzdaki.ewet sayın abdullah gul o çocukla evlenir first ladysi yapar..ve omrunce ayrılmaz..oysa benim çocuk arkadaşım hiçbiri tarafından tam olarak sevilmediği için ruzgarın savurduğu yere doğru sürüklenir..ve o derken o derken tam anlamıyla pörsür..
|
Hayır, saldırmıyor, sorguluyoruz. Zaten niyetim saldırmak falan olsa bunun için teistlerin çoğunlukta olduğu alanları seçerdim ateistlerin değil.
Niyetim saldırmak olsa ahlakımıza yönelik değerlendirmelerinize alacağınız yanıt da bu kadar yumuşak da olmazdı.
Niyetim saldırmak olsa siz kaçıksınız derdim, saplantılarınız var! Evet bu saldırmak olurdu. Kendinizi bir tasarım içerisinde görüyorsunuz, bir trajedinin oyuncusu olarak. Ve kendinize dışarıdan bakamadığınız için nasıl göründüğünüzden haberiniz yok. Kafasında büyük şeyler ve tanrılar dünyası kuran ve kurduklarına inanan siz, kendinizi kurduklarınıza karşı vazifelendirerek sorumluluk hissediyorsunuz derdim.
Niyetim saldırmak olsa derdim ama bunlar saldırmak bile değil.
Dejavu söylemimden ne anladınız çıkartamadım ama burada bahsettiğim dejavu yani acıların çocuğu moduna giriş tekrarlaması şuradaki mesajınızdan gelir: Bkz.: http://www.anarsist.org/77356-post141.html
Ve bayan kimliği ya da kız arkadaşınız korunmaya muhtaç, her an pörsüyecek bir obje değildir. Onun da kendi iradesi ve savrulmak istediği bir hayatı, bir benliği var. Ona bir obje olarak bakamaz ve tercihlerini belirleyemezsiniz, böyle bir despotluk kabul edilemez.
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
|

14-06-2008, 12:54
|
 |
_b/s/en s/b/enim *
|
|
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Yaş: 23
Mesajlar: 1,287
|
|
Alıntı:
sonsuz´isimli arızadan alıntı
bakın domates bir sebzedir dediğinizde bu bir tanım olur.ama ben domatesi sevmem dediğinizde bu bir yorum olur.burdada tanımlar dogmadır dediğinizde bu bir tanım olur.bence tanımlar insanları statikleştirir dediğinizde ise bu bir yorumolur.ayrıca bana bilimin sizce ne olduğundan bile bahsetmediniz.sadece bilim ışıktır gibi bir tanım yaparak her şeyi aydınlattığından bahsettiniz.peki 19.yüzyıla kadar bilimin evrendeki herşeyi açıkladığı doğruydu.ama daha sonradan karl ile birlikte bilimin herşeyi açıklayamadığına inanılmamaya başlanıyor.bilimin yetmediği yerde sanat sanatın yetmediği yerlerde sezgisel gucler ve en sonunda belkide dinle açıklanıyor coğu şey.mesela ucgenin ic acıları yoplamı 180 derece deriz oyle değilmi?ama bu sadece 2 boyutlu dunyamızdadır.3ç boyut 4 boyutta 60derece yada 120 derece olabilir.tam olarak bu budur diyemiyor bilim.uzay matematiğinden haberiniz vardır harhalde.uzayda bile matematik fark gosteriyor.burdaki ucgen orda yamuk olabiliyor..yani hiç birşey hiçbi yerde tam olarak kesin değil.2 bir sayıdır diyemez aklı başında bir matematikçi.2 bir rakamdır cunku.umarım anlatabilmisimdir.ben gizemciliği savunurum.bana gore hiçbir şey tamolarak doğru sayılmaz.ve bilim içinde oyle 
|
Yahu siz benim sabrımı mı deniyosunuz. Bunların din ile ilgili konumuzla ne alakası var. Size anlattım ama anlamamışsınız, son defa anlatıyorum; Tanımların dogma olduğu nerde yazıyor... ‘’Tanım’’ kelimesinin tanımında, ‘’Bunlar dogmadır, değiştirilemez deniyor mu’’.. Hayır!! Bu sadece benim yorumumum. Bilimin tanımı sözlükte yazıyor diyorum, anlamıyomusunuz. Ben size domatesin tanımını soruyomuyum?? Bilmiyosam gider sözlükten bakar öğrenirim. Şimdi bakalım bilim neymiş, çok merak ettim bu kadar uzun uzun sorduğunuz, bu tanımı ne yapıcaksınız; ‘’Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi. Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi. Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.’’ … Tanımı budur!!
Ayrıca, matematik bilginize hayran kaldım!! Öncelikle 19. Yüzyıldan sonra bilimin herşeyi açıklayamadığını da nerden çıkardınız? Bilim elbette herşeyi açıklayamaz ama 19. Yüzyıldan öncede böyleydi, şimdi de böyle. Bilimin açıklayamadığı şeyler hakkında yorumlar elbet yapılır ama kesinlik derecesi olmadığı için şimdilik bilmiyoruz denilir. Karl kim bu arada, Materyalist Karl Marx’tan mı bahsediyosunuz anlamadım ben!! Bilimin açıklayamadığını sanat yada sezgisel güçler nasıl açıklıyor yahu!! Siz şuna, bilimin şu anda açıklayamadığı şeyleri bu kavramlar boşlukları doldurmak adına uyduruyor desenize. O zaman daha bi dürüst olursunuz. Üçgen dediğimiz şey 2 boyutlu düzlemde bulunur. Üçgeni isterseniz gidin uzayın ücra bi köşesinde çizin, üçgen yine üçgendir ve yine 2 boyutludur. Üç genin iç açıları toplamı her zaman 180 değildir, bunu da nerden çıkardınız. Daha fazla da olabilir, ne yani bunu sezgisel yöntemlerle mi kavradınız!! Bu yine matematikte bilinen bişeydir. Ayrıca üç genin içaçıları toplamının 180den büyük olduğu yerler 4 yada 5. Boyut değildir, yine 2 boyutlu düzlemdir. Matematik hiç biyerde fark göstermez. Burda ki üçgen orda yamukta olmaz bunlar sizin uydurmanız. Zaten burası dediğiniz neresi?? Boyut kavramı uzayda vardır, burası da uzay orası da uzay. Ve son olarak 2 sayı değilmiş de rakammış. Nasıl anladınız, sezgisel yöntemlerle mi?? 2 hem sayıdır hem de rakamdır. Yahu madem bilginiz yok bu konularda neden yazar çizersiniz?!
Bu konu hakkında daha fazla yazmak istemiyorum çünkü konu dışına çıkıyosunuz. Artık bilerek mi bilmeyerek mi yapıyosunuz ben bilmiyorum. Dediğim gibi şimdi din ile ilgili konulara dönelim.
Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *
_gölge'li/ *
|

14-06-2008, 13:03
|
 |
_b/s/en s/b/enim *
|
|
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Yaş: 23
Mesajlar: 1,287
|
|
|
Ayrıca İslamda kadının yerini, kurandan ve hadislerden öğrenmicez de nerden öğrenicez öyle değil mi?? Bence Osmanlıda ki kadının yeri vs tartışacağımıza, İslamın esas dayanaklarına göz atmakta fayda var.
NİSA:3- Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz(veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.
NİSA:34- Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisive koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
BAKARA:223- Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele.
NİSA:11. Allah size, çocuklarınız (ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder...
BAKARA:282-...(Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir...
Hadis No : 5614
Ravi: Cabir
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şurası muhakkak ki kadın, şeytan suretinde gelir, şeytan suretinde gider. Biriniz bir kadında hoşuna giden bir husus görürse, hemen hanımına gelsin; zira bu, nefsinde uyananı giderir." Kaynak: Müslim, Nikah 9, (1403); Ebu Davud, Nikah 44, (2151); Tirmizi, Nikah 9, (1158)
Hadis No : 5361
Ravi: İbnu Ömer
Tanım: Resulullah (sav) (bir bayram namazında kadınlar tarafına geçerek): "Ey kadınlar cemaati! (Allah yolunda) sadakada bulunun, istiğfarı çok yapın. Zira ben siz kadınların cehennemde çoğunluğu teşkil ettiğini gördüm" buyurdular. Dinleyenlerden cesaretli bir kadın: "Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor, neyimiz var?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Ağzınızdan kötü söz çıkıyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı ve dini eksik olanlar arasında akıl sahibi erkeklere galebe çalan sizden başkasını görmedim!" dedi. O kadın tekrar: "Ey Allah'ın Resulü! Aklı ve dini eksik ne demek?" diye sorunca Aleyhissalatu vesselam açıkladı: "Aklı noksan tabiri, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasını ifade eder. Dinlerinin eksik olması tabiri de onların (hayız dönemlerinde) günlerce namaz kılmamalarını, Ramazan ayında oruç tutmamalarını ifade eder." Kaynak: Buhari, Hayz 6, Zekat 44, İman 21, Küsuf 9, Nikah 88; Müslim, Küsuf 17, (907), İman 132, (79); Nesai
Hadis No : 5674
Ravi: Aişe
Tanım: Bir adam hanımını üç talakla boşadı. Kadınla bir başka adam evlendi, ancak bu adam da kadını temasdan önce boşadı. (Kadın tekrar önceki kocasına dönmek istemişti.) Resulullah (sav)'a bu hususta soruldu. "Hayır! İkincisi kadının balcığından tatmadıkça önceki tadamaz!" buyurdular. Kaynak: Buhari, Libas 6, Şehadat 3, Talak 4, 7, 37, Edeb 68; Müslim, Nikah 115, (1433); Muvatta, Nikah 18,
Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *
_gölge'li/ *
|

14-06-2008, 13:21
|
 |
_b/s/en s/b/enim *
|
|
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Yaş: 23
Mesajlar: 1,287
|
|
Birde Muhammedin 9 yaşında ki Ayşe'yi alması ile ilgili hadisleri verelim. İslam peygamberi Muhammed'in nasıl birisi olduğu bu hadislerden daha iyi anlaşılıyor. Bu arada 9 yaşında ki Ayşe'yi alan Muhammed, o zamanlar 53 yaşında.
Referans İslam'ın kendi hadis kaynaklarıdır... Bu hadisler sahih olan hadislerdir. İslam denilen din, tüm bu hadisler ile birlikte islamdır.
"Ve ben dokuz yaşındayken benimle gerdeğe girdi. Medine`ye göçmüştük. Haris Ibn Hazrec oğullarına konuk olduk. O sırada sıtmaya yakalandım. Saçlarım döküldü. Saçlarım yeniden geldi; bölükler oluştu. Annem Ümmü Ruman bana geldi. Arkadaslarımla birlikte salıncakta (ya da tahterevallide) sallanıyorduk. Annem beni cağırdı. Yanına gittim. Benden ne istediğini bilmiyordum. Elimi tuttu.(Alıp götürdü.) Evin kapısına gelince durdurdu. Soluk soluğa kalmıştım. Sonunda soluğum biraz yatıştı. Annem, sonra biraz su alıp yüzüme, başıma değdirdi Sonra beni eve soktu. Bir de baktım ki birtakım kadınlar. Evdeler. Bana şöyle demeye başladılar: -Hayırlı bereketli olsun. Iyi şanslar (mutluluklar). Annem beni bu kadınlara teslim etti. Bunlar benim saçımı başımı yıkadılar, beni güzel bir biçimde hazırladılar. Peygamberle birden karşılaşmaktan başka hiç bir şey beni KORKUTMAMISTI. Kadınlar, beni ona teslim ettiler. "ve Ben o sırada 9 (dokuz) yaşındaydım...."
Buhari, e`s-Sahih, Kitabu Menakibi`l- Ensar/44; Tecrid, hadis no: 1533; Müslim, e`s-Sahih, Kitabu`n-Nikah/69, hadis no:1422
Kütüp-i Sitte:
5303 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında bebeklerle oynardım. Arkadaşlarım (da oynamak için) yanıma gelirlerdi. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (eve gelince, utanarak) saklanırlardı. Ama Aleyhissalâtu vesselâm onları tekrar bana gönderirdi. Beraber oynamaya devam ederdik."
Buhârî, Edeb 81; Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 81, (2440); Ebu Dâvud, Edeb 62, (4931, 4932).
Ayrıca, sorularla islamiyet editörünün bu soru karşısında düştüğü durum için; Sorularla İslamiyet | Hz. Aişenin evlilik yaşı
Bir başka rivayetten Ayşe'nin ablası Esma'nın yaşı üzerinden Ayşe'nin yaşı 17,18 e çekiliyor..Fakat 9 veya 17 yaş her ikiside tercih edilebilir diyorlar.
Bu hadis , Suudi Arabistan'da eleştiri almıyor çünkü Suudi Arabistan şeriat hukuku ile yönetildiğinden bir evlilik yaş sınırı yok..
ÖRNEĞİN,
Damat 12, gelin 11 yaşında! haberi - 07 Mart 2008 Cuma 15:32
Bundan dolayı hadisin doğruluğu yönünde veriler daha fazla..
Türk ve avrupa medeni hukuku bu hadisi yadırgasa da arap ve ortadoğudaki şeriat kültürü bu duruma alışık..
Ayrıca isteyen aşağıda ki makaleyi okuyabilir. Çünkü bizzat islami kaynaklar baz alınarak yazılmıştır.
Alıntı:
Mehmet AZIMLI (Yrd. Doç. Dr. Dicle Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi)
Kaynak:Islami Arastirmalar Cilt 16 Sayi 1/2003
Özet
Bu çalisma, Hz. Aise'nin Hz. Peygamber ile evlendiginde yasinin dokuz mu onsekiz mi oldugu
konusundaki tartismayi incelemektedir. Hz. Aise'nin onsekiz yasinda iken evlendigi görüsünü
savunanlarin, bölgenin iklim ve evlilik kültürünü dikkate almadiktan, bu görüsün bilimsel
olmaktan ziyade Oryantalist söyleme karsi tepkisel bir savunma psikolojisi içerisinde
ortaya konuldugu belirtilmektedir. Bölgenin iklim yapisi ve evlilik kültürü göz önüne
alindiginda birçok örnegi olan ve toplumsal olarak hiç problem edilmeyen bu evliligin
esasen Hz. Aise dokuz yaslarinda iken gerçeklestigi ve rivayetlerin de bu noktada
odaklandigi sonucuna ulasilmistir.
Giris
Hz. Muhammet (a.s.),VII. yy.da Arabistan'da yasamis ve Arap kültürü içinde yetismistir. Bu
kültürün bir üyesi olan Hz. Peygamber, Islam Dini olarak insanlara teblig ettigi "Din" ile
mensubu bulundugu kültürde önemli degisiklikler yapmistir. Sosyal yasamin birçok alaninda
ve kurumlarinda gelenek haline gelmis yasam biçiminde (adetlerde) büyük ölçüde degisimleri
gerçeklestirmistir. Aile yapisi, kadinin konumu, evlilik ve bosanma gibi sosyal hayatin en
basat degerleri de söz konusu degisimden pay alan kurumlar arasindadir.
Büyük degisimlerin mimari olmasina ragmen, ayni gelenegin bazi adetleri Islam Dini içinde
kabul edilmis ve sürdürülmüstür. Örnegin evlilik akdi (nikâh) konusunda Hz. Peygamber
önemli degisiklikler, düzenlemeler getirmistir, fakat evliligin yasi, evlilik merasimi vs.
gibi gelenegin hâkim oldugu cihetlere dokunmamistir. Hatta kendisi de bu alandaki gelenege
tabi olmustur. VII. yy. Arap kültürünün bir üyesi olmasina bagli olarak yapmis oldugu bir
kisim davranislari, zaman zaman elestiri konusu olmustur. Hz. Aise ile evliligi de
elestiriye konu olan hususlarin basinda gelmektedir. Özellikle bir kisim Oryantalistler,
Arap örfüne (kültürüne) ait özel durumlari yanlis yorumlayarak veya kendi kültürlerine
kiyaslayarak elestirilerinde ileri gitmislerdir. Hz. Peygamberin 9 yasindaki Hz. Aise ile
evlenmesi olayini "54 yaslarinda bir erkegin oyuncaklarla oynama çagindaki bir çocukla
evlenmesi"olarak nitelendirerek, bu evliligi bir anlamda sehvetperestlik, hatta daha da
ileri götürerek *******lik olarak nitelendirmislerdir. Yasli bir erkegin, bakire bir kiz
çocuguyla "garip evliligi" diye yorumlamislardir.
Oryantalistlerin haksiz ve hatali elestirmelerine, savunmaci bir refleksle cevap veren
Müslüman alimler, benzer bir hata ile Hz. Aise'nin evlilik yasini, kendi kültürlerindeki
ortalama evlenme yasi olan 15-20 arasina çekmeye çalismislardir. Hz.Peygamberin 9 yasinda
bir kiz çocuguyla evlen-i ermeyecegini, bunun bir iftira ve düzeltilmesi gereken bir yanlis
oldugunu savunup, Hz. Aise ile 17-18 yaslarindayken evlendigi görüsünü dile
getir¬mislerdir.Rivayetlerin, zorlama tevillerle yorumuna dayali bu tutum da, ayri bir
problem teskil etmektedir. Bu görüsü benimseyenlerin önde gelenlerinden olan Ö. Riza
Dogrul, tercüme ettigi Mevlana Sibli'nin Asr-i Saadet isimli eserine yaptigi ilavede bu
konuyu uzunca tartismis ve Hz. Aise'nin evlilik yasinin 17-18 oldugu görüsünü savunmustur.
Biz bu çalismamizda, hem batili bilim adamlarinin, hem de onlara cevap veren Müslüman
tarihçilerin konuyla ilgili görüslerini, kaynaklarimizda yer alan Hz. Aise'nin evlilik
yasiyla ilgili rivayetlerle yeniden degerlendirmeye çalisacagiz.
Arastirmamizin temel hedefi, bu konudaki kanaatimizce yanlis olan iddialari inceleyip,
tarihi rivayetler isiginda mevzuyu aydinlatmaya çalismaktir. Çalismamizda, agirlikli olarak
Ö. Riza Dogrul'un, kismen de benzer kanaatesahip olan çagdas müelliflerin görüslerine yer
verecegiz. Elestirisini yapacagimiz görüslerin akabinde kendi görüs ve kanaatlerimizi de
belirtecegiz.
A. Hz.Peygamber'in Evlilik Hayati
Hz. Peygamber'in birden fazla kadinla evlenmesine, özellikle Batili bilginler tarafindan,
çok evliligin o dönemin sosyal sisteminin bir parçasi oldugu ve birçok ahlaki, sosyal ve
iktisadi sorunlarin çözümünde gerekli bir olgu oldugu düsünülmeden, tarafgir bir anlayisla
tenkitler yöneltilmistir. Bu tenkitleri yapan Batili bilginlerin, ayni gelenegin mensubu
olan, Hz. Davud ve Hz. Süleyman'in evlilikleri konusunda hiçbir elestiride bulunmamalari,
tenkitlerinde tarafsiz olmadiklarini göstermektedir.
Hz.Peygamber'in kadin düskünü bir sehvetperest oldugu seklindeki iddialara karsi, Hz.
Peygamber'in niçin çok evlendiginin sebeplerini anlatarak savunan bir çok reddiyeler
yazilmis ve bu konuda degisik arastirmalarda cevaplar verilmistir. Onun çok evliligini sirf
Müslüman müellifler degil, ayni zamanda bazi insafli müstesrikler de savunmuslar ve
cevaplar vermislerdir. Bunlardan birisi olan Cariyle söyle demektedir:
"O, 25 yasinda iken kendisinden 15 yas büyük olan bir kadinla evlendi ve onunla 25 yil ömür
sürdü. Kadinlara ragbet etmedi. Birden bire huyunu karakterini ve davranisini degistirip
nasil kadin düskünü olabilir ki? Buna ben kendi hesabima inanmam ".
Gerçekten de 25 yasinda iken evlendigi ve kendisinden 15 yas büyük olan, Hz.Hatice ile 50
yasina kadar yasayan Hz. Peygamber, 50 yasinda iken yasiti olan Sevde ile evlenmis ve çok
evliliklerine 53 yasindan sonra baslamistir. Evlendigi hanimlardan biri hariç tümü, ya dul
ya da önceki evliliklerinden çocuklari olan kadinlardir. Bu da, evliligin ana saikinin
"sehvet" olmadigini göstermektedir.
Hz. Peygamber'in çok evlenmesinde, siyasi amaçlarin agirlikta oldugunu düsünüyoruz.
Örnegin, Hz. Aise ve Hz. Hafsa ile evlenerek, Hz. Ebubekir ve Hz.Ömer'le iliskilerini
güçlendirmistir. Beni Mahzum'dan Ümmü Seleme ile evlenerek, Islam'a en büyük düsmanligi
yapan Ebu Cehil'in kabilesinin düsmanligini önlemistir. Ümmü Habibe ile evlenerek, Mekke
lideri olan babasi Ebu Süfyan'la iliskilerini yumusatmaya çalismis, bir daha savasta
kendisinin karsisina çikmamasini saglamistir. Benî Nadir liderinin kizi Safiyye ile
evlenerek Yahudilerin düsmanligini azaltirken, Benî Mustalik'in liderinin kizi Cüveyriye
ile evlenerek de, bu kabilenin Islam'a girmesini saglamistir. Meymune, ile evlenerek
Meymune'nin kiz kardesinin evli oldugu ünlü kabile lideriyle bacanak olmus ve onlarla
yakinlik saglamistir. Zeynep b. Cahs'la evliligini, bir Cahiliyye adetini yikmak için Allah
istemis ve Kuran'da bu konuyla ilgili ayetler indirmistir. Diger hanimi Zeynep binti
Huzeyme ise, Hevazin'in çok güçlü bir kabilesine mensuptur.
Kisaca zikrettigimiz bu politik sebeplerin bile onun evliliginin "sehvefile ilgili
olmadigini göstermeye yetecegi kanaatindeyiz.
B. Hz. Aise'nin Evlilik Yasi Konusundaki Görüslerin Tenkit ve Tahlili
Hz. Aise'nin Hz. Peygamber ile evlilik yasi konusundaki tartismalari maddeler halinde
verip, her bir madde içinde; bu görüslerin elestirilerini yaptiktan sonra, kendi görüs,
degerlendirme ve cevaplarimizi da ayni madde içinde belirtecegiz.
Mevlana Sibli "Asr-i Saadet" isimli eserinde; Hz. Aise'nin dogum tarihi ile ilgili
bilgilerin güvenilir olmadigindan hareketle evlilik yasini tespit etmeninde mümkün
olamayacagini, dolayisiyla rivayetlerde belirtilen yasin, kuskulu oldugunu söylemistir.Ayni
görüse Riza Savas'da katilmaktadir.Islam tarihi kaynaklarinda, hiçbir sahabînin dogum
tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. "Asri Saadet" isimli esere yaptigi (ilave)
açiklamalarda Ö. Riza Dogrul'un da belirttigi gibi, o dönemde, bugünkü gibi nüfus daireleri
yoktu ve kimsenin dogum kaydi yapilmiyordu. Nitekim günümüzde bile, özellikle kirsal
kesimde, dogan çocuklarin dogum kaydi yapilamamakta, çocuklarin ailelerine çocugun yasi
soruldugunda, tarih olarak "ekinler biçildigi zamanda, narlar kizardiginda, bir kis günü
veya su önemli olay oldugunda dogdu " seklinde cevaplar alinmaktadir.O dönemde bütün
sahabilerin yaslari, genelde ölüm zamanindaki yaslarina göre hesaplaniyordu. Bu ilkeden
hareketle, Hz. Aise'nin vefat tarihinden, yasi çikarildiginda yaklasik olarak dogum tarihi
bulunabilir. Islam tarihçileri, Hz. Aise'nin vefat tarihi olarak genelde H. 58 yilini,
vefati sirasindaki yasi olarak da 66 yasini vermektedirler. Bir kismi, vefat tarihi olarak
H.56-59'u, vefati sirasindaki yasi olarak da 65-67 yi belirtseler de, çogunlugu birinci
görüste müttefiktirler.11 Böylece Hz. Aise'nin vefat esnasindaki yasindan, vefat tarihini
çikardigimizda (66-58=8) Hicret sirasinda Hz. Aise'nin yasinin 8 oldugu ortaya çikar.
Hicretten bir yil sonra evlendigine göre ise evlilik yasi 9 olacaktir. 12 Ibn Kesir bu
yasta evlendigi konusunda hiçbir ihtilafin olmadigini belirtir.
Hicretin ilk yilinda evlendigi sirada 9 yasinda olduguna göre, dogum tarihi Nübüvvet'in IV.
yilina tekabül etmektedir. Hz. Aise'den gelen "Ben kendimi bildim bileli Islam in içindeyim
" sözü de bunu kanitlamaktadir.
Ö. Riza Dogrul, Hz. Aise'nin vefat ettigi sirada 74 yasinda oldugunu belirtse de bu rakami
(yasi), tarihsel olarak kabul etmek mümkün degildir. Çünkü hiçbir tarihi kayitta Hz.
Aise'nin bu yasta vefat ettigi belirtilmemektedir. Müellifin, Hz. Aise'nin 74 yasinda
öldügü konusundaki görüsü yalnizca Hz. Aise'nin 17 yasinda evlendigi görüsünü esas alarak
yaptigi yanlis bir kiyaslamanin sonucudur.
Sonuç olarak Hz. Hatice'nin Nübüvvetin 10. Yilinda vefat etmesi üzerine Havle'nin teklifi
ile söz kesilmis ve Hicretin I. Yilinda ise evlilik gerçeklesmistir. Bizzat Hz. Aise'den
gelen rivayetlerde 6 yasinda sözlendigi ve 9 yasinda da evlendigi belirtmektedir.
Ö. Riza Dogrul, Hz. Aise'den nakledilen "Ben Mekke'de oynayan bir çocuk iken Hz. Peygambere
"Hatta onlarin vadeleri kiyamettir ve kiyamet ise daha dehsetli ve daha acidir."
(Kamer 46) ayeti inmisti" seklindeki Hz.Aise'den nakledilen bu rivayeti delil alarak özetle
sunlari belirtir;
" Bu yasta bir çocugun bu ayetleri ezberlemesi, müsriklere aci azabi müjdeleyen bu ayetleri
anlamasi, Müslümanlarin basindan geçen buhranli vakalarla bu kadar alakadar olmasi ruhen ve
fikre mümkün degildir. Bunu kabul etmeye imkan yoktur. Ne kadar zeki olursa olsun bu yasta
bir çocuk Kur'anla bu kadar alakadar olamaz. Ayrica Kamer suresinin boykot yillarinda
inmesi mümkün degildir. Çünkü bu konuda mucize gösteriminin gerçeklese¬bilmesi için
Müslümanlarin müsriklerle görüsmeleri lazimdir. Öyleyse bu surenin Müslümanlarin iskence
yillarinda inmesi gerekir. Bu yillarda Hz. Aise hin çocuk oldugunu kabul etsek bile bu
durumda Hz. Aise peygamberlikten önce dogmus demektir" seklinde görüslerini aktarmaktadir.
Bu görüsü Riza Savas da paylasmaktadir.
Yazarin kendi görüsünü desteklemek için delil olarak ileri sürdügü Hz. Aise'den nakledilen
bu rivayet, aslinda yazarin görüslerinin aleyhine bir delil olarak alinabilir. Bu yasta bir
çocugun söz konusu ayetin ne sekilde indigini bilmesi degil, bilememesi mümkün degildir.
Çünkü bu yas grubundaki çocuklar, o dönemdeki bir olayi rahatlikla anlayabilecek ve
kavrayabilecek bir çagdadir. Günümüzde de, 5-6 yaslarinda hafiz olmus çocuklar
görebilmekteyiz.
Kaldi ki Dogrul; "Alti yasinda bir çocuk ne kadar zeki olursa olsun nihayet çocuktur. Bu
ayetlere nüfuz edemez" seklinde açikladigi paragrafta bu sözleri aktarirken ayni paragrafta
Hz. Aise'nin Nübüvvetin gelisinden 2 veya 3 yil önce dogdugunu, Kamer suresinin de
Nübüvvetten sonra IV. Yilda indigini belirtmistir. Bu durumda kendi hesabina göre bile bu
ayet indiginde Hz. Aise 6 veya en fazla 7 yasinda olmaktadir. Böylece müellif kendi de
çeliskiye düsmektedir. Ayrica Kamer suresinin boykot yillarinda, yani Nübüvvetin 8-10.
senelerinde indigi ifade edilmistir. Demek oluyor ki bu ayet indiginde Hz. Aise en az 5 en
fazla 7 yaslan arasindadir. Çünkü boykot yillari Islam'in gelisinin 8. veya 10. yillari
arasinda olmustur. Kamer suresi de boykot yillarinda indigine göre Hz. Aise sure indiginde
en azindan 5-6 yaslarindadir. Bu yasta biri de ayetleri rahatlikla ezberleyebilir ve
anlamlarini kavrayabilir.
Yazarin; "bu sûre boykot yillarinda inemez, çünkü Müslümanlar müsriklerle
görüsmüyorlardi"22 seklindeki iddiasi da dogru degildir. Çünkü, Müslümanlara bu dönemde,
Haram Aylarda, 4 ay boykot uygulanmiyordu.23 Bu dört ay içerisinde müsriklerle
görüsüyorlardi ve Kamer suresi de bu dönemde, boykot yillarinda, Mina'da iken inmistir.
Dolayisiyla Dogrul'un bu yaklasimi da isabetli degildir.
Riza Savas, Hz. Aise'nin; "Kendini bildi bileli anne-babasinin dine inandiklarini" belirten
ve devaminda, Hz Ebu Bekir'in Habesistan'a hicret etmek üzere yola çiktigini anlatan
rivayeti delil göstererek, Hz Aise'nin bu olayi nakledebilmesi için, yasinin bu olayi
gözlemleyecek kadar büyük olmasi gerektigi sonucuna varmaktadir. Olayi Hz. Aise'nin daha
sonra birilerinden nakletmis olabilecegi seklindeki bir yorumun ise, ancak rivayeti ikiye
bölerek (I.kisimla II. kismi birbirinden ayirarak) yapilabilecegi, bunun da yanlis oldugu
kanaatindedir.
Fakat rivayetin ilk bölümü de, Hz. Aise Nübüvvetten sonra dogmus oldugunu apaçik
göstermektedir. Rivayetin II.kismi ise, muhtemelen Hz. Aise'in yaptigi bir mürseldir. Ayni
rivayetle ilgili Dogrul, Hz. Aise'nin, "Kendini bildi bileli anne-babasinin dine
inandiklarini" belirten rivayeti delil alarak, bu rivayetin Hz. Aise'nin Nübüvvetten sonra
dogdugunu gösteremeyecegini, bilakis Hz. Ebubekir'in Nübüvvet gelmeden önce de putperest
olmadigini Hanif oldugunu, bundan dolayi bu rivayetin onun Nübüvvetten sonra dogdugu
konusunda delil alinamayacagini, belirtmektedir.
Halbuki rivayete iyi baktigimizda, bu yorum ikiyönden geçersizdir. Birincisi; hadisteki Din
kelimesi "ed-Din" seklinde marife olarak kullanilmistir. Bundan da Islam'i kastettigi
anlasilmaktadir. Ikincisi ve daha önemlisi; Hz. Aise rivayetin devaminda bu dinin Islam
dini oldugunu ve çocuklugunda Hz. Peygamber'in devamli kendilerine geldigini anlatarak,
kendisinin Nübüvvetin geldigi dönemde dogdugunu açiklamistir. Rivayette yer alan vurgu,
onun Islam döneminde dogdugunu belirtmektir. Böylece, rivayette zikredilen yasin dogrulugu
ortaya çikmis olmaktadir.
Riza Savas ve Dogrul, Hz. Aise'nin ablasi Hz. Esma'nin, Hicret sirasinda 27 yasinda
olmasindan hareketle, ablasindan 10 yas küçük olan Hz. Aise'nin de buna göre 17 yasinda
olacagi sonucuna ulasmaktadirlar. Hz. Aise de hicretten hemen sonra evlendigine göre,
evlendigi sirada 17-18 yaslarinda olmasi gerektigi görüsünü dile getirmektedirler.Simdi bu
görüsü incelemeye çalisalim.
Öncelikle Hz. Aise'nin vefati sirasinda kaç yasinda öldügünü tespit edebilirsek evlendigi
esnada ki yasini tespit etmek kolaylasacaktir. Daha öncede aktardigimiz gibi tarihçiler Hz.
Aise'nin H. 58 yilinda 66 yasinda vefat ettigini kabul etmektedirler.30 Buna göre eger H.58
de Hz. Aise 66 yasinda vefat ettiyse, Hicret sirasinda 8 yasinda ve evlendigi sirada H. I.
yilda 9 yasinda olacaktir.(66-58=8, 8+1=9)
Ayni hesaplama yöntemini ablasi Hz. Esma'ya da tatbik edersek, Hz. Aise vefat ettiginde (H.
58) Hz. Aise'den 10 yas büyük olan Hz. Esma'nin 76 yasinda olmasi gerekir. (66+10=76)
Hz.Aise vefat ettiginde, yani H.58 de 76 yasinda olan Hz. Esma, Hicret sirasinda 18
yaslarinda, 10 yas küçük olan Hz.Aise ise 8-9 yaslarinda olacaktir.(76-58= 18)
Hicret sirasinda 27 yasinda oldugunu savunan yazarlar, Hz. Esma'nin ölümü esnasindaki
yasindan yola çikarak bu sonuca varmaktadirlar. Simdi bu konuyu biraz daha genis bir
sekilde inceleyelim. Hz. Esma'nin H. 73 yilinda öldügü kesindir. Bu konuda tarih
kitaplarinda hiçbir ihtilaf yoktur. Öldügü esnadaki yasi konusunda bazi bilginler 100
rakamini verseler de kaç yasinda öldügü konusunda ihtilaf vardir. Hz. Esma, oglu Abdullah
b. Zübeyr'in Haccac tarafindan sehit edilmesinden birkaç ay sonra vefat etmistir.Hz
Esma'nin ölüm yasi konusunda ihtilaf bulundugundan bazi bilginler, Arapça'da genel de
40,70,100 gibi sayilarin çok¬luktan kinaye olarak kullanilabilecegi prensibinde oldugu
gibi, 100 yasinda öldügünü bildirmislerdir. Yani, bu bilgiyi veren bilginlerin kasitlari
Hz. Esma'nin uzun süre yasadigini belirtmektir. Yoksa net olarak tam yasini vermeyi degil.
Örnegin, muhakkik bilginlerden, Ibn Imad ve ez-Zehebi bu süpheli bilgiden dolayi
Hz.Esma'nin 90 yasinda veya bunu biraz asmis bir yasta vefat ettigini belirtirler.
Bu hususta söyle bir hesaplama yaparsak konu daha da netlesebilir: Hz.Aise'nin vefat ettigi
H. 58 den Hz. Esmanin vefat ettigi H. 73'e kadar geçen 15 yillik süreyi Hz. Esma'nin H. 58
deki yasina ekledigimizde Hz Esma'nin yasi vefat ettigi sirada 91 eder. (76+15=91). Bu da
gösteriyor ki Hz. Esma vefat ettiginde 91 yaslarida olmaktadir ve 100 yasinda olmasi mümkün
gözükmemektedir. 91'den öldügü tarih olan H.73 ü çikardigimizda (91-73=18) Hz. Esmanin
Hicrette, yani Hz.Aise'nin evlendigi yilda 18-19 yaslarinda oldugunu buluruz. Hz.Esma ile
Hz.Aise arasindaki yas farki 10 yas olacagina göre Hz. Aise'den nakledilen ve bütün
tarihçilerin müttefik oldugu "6 yasinda sözlendim 9 yasinda evlendim" ifadesinin dogru
oldugu ortaya çikar.
Bütün bunlara ilaveten sunu da söylemek mümkündür; O. Riza. Dogrul'un görüsüne göre,
Hz.Esma Hicrette 27 yasinda olmaktadir. Biliyoruz ki Hz. Esma Hicret sirasinda ilk çocuguna
hamile idi. Kizlarin çocukken nisanlandigi, 9-10 yaslarinda evlendigi bir yörede, 27
yasinda evlenerek ilk çocugu dogurmak oldukça geç bir yastir. Günümüzde bile kizlar küçük
yasta evlenebilmekte¬dir. O gün için, sicaktan dolayi ergenligin erken yaslarda basladigi
bir yöre de, Mekke gibi, çok evli¬ligin yaygin oldugu ve kadinlarin hiçbir zaman bu yasa
kadar bekâr kalmadiklari bir bölgede, Hz. Esmanin 27 yasinda evlenmesini kabul etmek
oldukça zor, hatta muhaldir diyebiliriz. Söz konusu yas o günkü sartlarda, torun sahibi
bile olunabilen bir yastir. Çünkü daha sonraki dönemlerde de kizlar, çocuk denecek yasta
evlendiriliyorlardi.
Özetle tarihi rivayetlere dayanarak yaptigimiz hesaplara göre Nübüvvetten 6 yil önce dogan
Hz.Esma, Hz. Aise dogdugunda 10 yas civarindadir. Hicrette ise, genç bir kadin olarak Hz.
Peygambere erzak tasimis ve 18 yaslarinda ilk çocuguna hamile kalmistir. Hz. Aise ise bu
sirada 8-9 yas civarindadir.
Dogrul, Hz. Aise'nin 9 yasinda evlenmedigine bir diger delil olarak; Hz. Peygamber'in, Hz.
Hatice'nin vefatindan sonra evi idare edecek, çocuklara bakacak birisine ihtiyacinin
oldugunu, bu vazifeyi ise 9 yaslarinda bir çocugun yapamayacagini belirterek, bundan dolayi
Hz. Aise ile 18 yaslarinda evlen¬mesinin daha makul olacagini, söylemis ve bu konu¬da
nakledilen Hz. Peygamberin ev islerini görmesi için Sevde ile evlenmesiyle ilgili
rivayetlerin güvenilir olmadigini, sayet bu rivayetler kabul edilse bile Sevde'nin iri,
yasli ve yavas haliyle ev islerini yap¬maya elverisli bir hanim olmadigini belirtmektedir.
Dogrulun görüslerinden yola çikarak, Hz. Hatice'nin vefatindan sonra ev islerini
üstlenecek, çocuklara bakacak birisi lazimsa, neden Hz.Pey¬gamber Hz.Aise ile (yazarin
iddialarina göre Hz.Hatice'nin vefatinda Hz.Aise 15 yaslarinda idi) Hz.Hatice'nin
vefatindan sonra Mekke'de evlenme¬di de, Medine dönemine kadar bekledi? Ev islerini çocuk
bakimini neden ihmal etti? Kaldi ki Hz. Peygamberin en küçük çocugu Hz. Fatima bile Hz.
Aise'den büyüktür. Bu nedenle, Hz. Âise ile evliligi¬ni, çocuk ve ev bakimi gerekçeleriyle
açiklamak kabul edilebilir bir durum degildir.
Ayrıca Hz. Sevde'nin Mekke döneminde, Hz. Hatice'nin vefatından hemen sonra, Hz.
Peygamberle evlendiği sabittir. Bu rivayetlerin güvenilir olma¬dığı şeklindeki yazarın
görüşü pek tutarlı görünme¬mektedir. Çünkü tersine bir rivayet yoktur. Müs¬lim'de geçen
"Şevde Resulullahın benden sonra ni¬kahladığı (tezevvece) ilk kadındı"42 ifadesindeki
"tezevvüc" kelimesi "söz kesmek" anlamında olmalı¬dır. Zira, Hz. Aişe kendisinin söz
kesilmesini anla¬tırken de aynı kelimeyi "tezevvece"yi kullanmakta; "Rasulullah beni altı
yaşımda iken nikah etti (söz kes¬ti), dokuz yaşımda iken de zifafa girdi"demektedir.
Yukandaki bilgileri özetleyecek olursak; Hz. Peygamber, Hz. Hatice'nin vefatından sonra Hz.
Şevde ile hemen evlenmiş, Hicretten sonra da, Hz. Aişe ile evlenmiştir. Doğrul'un iddia
ettiği gibi, Hz. Peygamber'in Hz. Aişe ile evlenme sebebinin ev işlerini yaptırmak
olmadığını şu şekilde de izah edebiliriz:
Hz.Peygamber, Hz. Aişe ile küçük yaşta evlenerek onun, diğer hanımlarından daha iyi bir
şekilde İslamî bilgileri kendisinden almasını ve Müslümanlara aktarmasını amaçlamış
olabilir. Çünkü, diğer hanımları, hem yaşları hem de zeka seviyeleri bakımından Hz. Âişe
ile kıyaslanamazlar. Hz. Âişe'nin, erken yaşlarda peygamber hanesine girmesinin en önemli
nedeni bu olmalıdır diye düşünüyoruz. Bu küçük ve zeki kız sayesinde diğer sahabenin
göremedikleri Hz Peygamber'in evinde meydana gelen olayların, özellikle kadınlarla ilgili
özel meselelerin, Müslümanlara aktarılmasını ve Hz.Peygamber'in Müslüman kadınlarla olan
bilgi alışverişini o sağlamıştır. Bundan dolayı, kaynaklarımızda yer alan İslam'i
bilgilerin neredeyse tümü Hz. Aişe'den gelmiştir, diyebiliriz.
Hz. Âişe'nin üstlenmiş olduğu bu görevi diğer hanımları üstlenemez miydi, şeklindeki bir
soruya şu şekilde cevap verebiliriz: Hz. Peygamberin diğer hanımları, daha önce birkaç
evlilik hayatı geçirmiş, zeka olarak yorulmuş aynı zamanda yaşlanmış olan kadınlardı. Bir
kısmının, coçuk sahibi olmak gibi, zihinsel anlamda önemli meşguliyetleri de bulunuyordu ki
bu durum, Hz. Âişe'nin bilgi edinmedeki konumu ile kıyaslandığında, hanımlar arasındaki
fark daha iyi görülebilir. Hz.Aişe ise, özel yetenekleri, diri zekası ile müstesna bir
kadın olarak, İslam'ın bütün Medine dönemi hadiselerini gözlemlemiş ve bizlere aktarmıştır.
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız Hz. Âişe'nin meziyet ve gayretleri konusunda "Siret
Ansiklopedisi" yazarı Afzalurrahman şunları aktarmaktadır:
"Hz. Peygamberle erken yaşta evlenen Hz.Âişe'nin eğitim ve talimi bizzat Hz.Peygamber'in
rehberliği ve nezareti altında gerçekleşti. Hz Aişe çok zeki, tecessüs sahibi, hıfzı
kuvvetli, çok çabuk öğrenmeye kabiliyetli idi. Hz.Peygamberden ne görüp duydu ise onu
hatırladı ve başkalarına nakletti. Bu sebeple Hz.Peygamber ona çok yakınlık duydu ki her
söylediğini dinleyip izlesin ve yaptığını daha hevesli yapsın. Böylece Hz.Aişe, İslam
prensiplerini ve Resulün sünnetini diğer hanımlarından daha fazla öğrendi ve hafızasında
tuttu. O, bu ilmi Hz.Peygamberden sonra yaklaşık 45 yıl kadar anlattı. Hz.Peygamberden 2210
hadis rivayeti ile en fazla hadis rivayet eden altıncı sahabi olmuştu". Bütün bunlardan Ö.
Rıza Doğrulun öne sürdüğü gerekçelerin, isabetli olmadığı anlaşılmaktadır.
Doğrul, bir önceki maddede anlattığımız Hz. Âişe'nin bilgisi, kabiliyeti ve İslam'i
bilgilerdeki büyüklüğünü genişçe anlatarak; "Bütün bunları 9-18 yaş arasında bir çocuk
öğrenemez. Bu evliliğin 18-27 yaş arasında olması daha makul değil midir?'' şeklinde bir
akıl yürütmeğe girmiştir.
Böyle bir akıl yürütmenin zorlama olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, bunun için çocukların
zeka ve öğrenme yaşına baktığımızda, çocuk eğitimcilerinin büyük çoğunluğunun kabul ettiği
ve dünyada hemen hemen her yerde uygulanan öğrenme yaşı 7-20 yaşları arası olduğunu
görürüz.
Bu yaşlar, genelde çocukların her bilgiyi toplama çağıdır. Yirmi yaş sonrası ise, artık
bilgileri değerlendirme çağı başlamaktadır. Bir de sıcak iklimde çocukların bedensel ve
zeka bakımından erken geliştikleri düşünülürse, öğrenme yaşının birkaç yıl daha düştüğü
görülecektir. Buna göre, Hz. Âişe'nin Hz.Peygamberle birlikte yaşadığı (9-19) yaşları
arası, onun öğrenmek için en müsait olduğu yaşlardır diyebiliriz. Hz. Peygamber'den sonra
ki döneminde, elde etmiş olduğu bilgileri diğer Müslümanlara 45 sene boyunca aktarmıştır.
Hz. Âişe'nin Hz. Peygamberle nişanlanmadan önce, Cubeyr b. Mutim'in oğlu ile
nişanlanmasından hareketle Doğrul, bu nişanlanmanın nübüvvet geldikten sonra olamayacağı,
çünkü İslam'a göre müşrike kız verilmeyeceğinden dolayı bu nişanın nübüvvet gelmeden önce
vuku bulması gerektiğini, bunun sonucu olarak da Hz. Âişe'nin İslam'dan önce doğduğunu
iddia etmiştir.
Bu iddia da iki yanlış tespit etmekteyiz: Birincisi, aktarılan rivayetteki Hz. Âişe ile
nişanlanan şahıs Cubeyr b. Mutim'in oğlu değil, bizzat Cubeyr'in kendisidir." Yani Hz.
Aişe, Mutim b. Adiyy'in oğlu Cubeyr ile nişanlanmıştır. Yazar burada bir isim yanlışlığı
yapmıştır.
ikincisi ve daha önemli hatası ise, nübüvvetin gelişinden sonra müşrike kız verilmeyeceği
görüşüdür.Halbuki Mekke döneminde böyle bir yasak yoktu. Bu yasağı bildiren ayet Medine'de
inmiş ve bu nedenle sahabe müşrik eşlerini boşamışlardı. Ancak Mekke döneminde, sadece
Hz.Ebubekir değil, Hz.Peygamber bile İslam'ın en büyük düşmanı olarak Kuran'da ismi
zikredilen Ebu Leheb'in iki oğluna iki kızını vermiş ve Nübüvvet geldikten sonra da Ebu
Leheb oğullannı zorlayıp bu iki kızı boşatıncaya kadar boşatmamıştı.
Müslümanlar için durum böyle olduğu gibi. Müşrikler için de böyle bir yasak bahis mevzu
değildi. Mekke'de bu yasak ilk defa Haberu's-Sahife olayında: yani, Mekkelilerin
Müslümanlara boykot yaptıkları sırada gündeme gelmiş ve Müslümanlarla kız alışverişini
durdurmuşlardı. Fakat Hz.Sevde'nin Hz. Peygamber ile evliliğinde olduğu gibi, boykottan
sonra da bu yasağa uyulmuyordu. Nitekim Hz.Şevde nin müşrik olan babası nübüvvetin 10.
Yılında Hz.Peygamberi beğendiği ve kızına denk bir insan gördüğü için onunla evlendirmişti.
Doğu toplumlarında, ülkemizde de olduğu gibi. çocukların küçük yaşta "Beşik Kertmesi'" adı
altında sözlenmeleri oldukça yaygındır. Hz. Ebû Bekir gibi Mekke'nin saygın iş adamlarından
birinin kızını, almak isteyenlerin çok olacağı muhakkaktır. İşte Hz. Aişe'nin Cübeyr ile
sözlenmesi de bu kabil bir söz kesme olayıdır, diyebiliriz. Dolayısıyla, O. Rıza Doğrul"un
söz konusu nişanlanmadan hareketle. Hz. Aişe'nin yaşının büyük olması gerektiği şeklindeki
çıkarımına katılmıyoruz.
Doğrul. Hz. Aişe'nin nişanlısı Cubeyr b. Mutim'in annesinin Hz.Ebubekir'e "eğer bu kız
benim evime girerse oğlumu atalarının yolundan çıkarır" demesini54 delil getirerek,
Hz.Aişe'nin dînî et¬kinliğinden dolayı nişanın bozulduğunu söylemiş ve bu nişanın
nübüvvetten önce vuku bulduğunu dolayısıyla da Hz. Aişe'nin yaşının rivayetlerde zikredilen
yaştan büyük olduğu sonucuna ulaşmıştır.Bir kısım yazarlar da bu görüşte ona
katılmaktadırlar.
Doğrulun bu yaklaşımı, yukarıda açıkladığımız üzere kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi.
Ibn Hanbel'den naklettiği. Cübeyr b. Mutim'in annesinin Hz.Ebubekir'e söylediği sözün
tercümesi de yanlıştır. Bu yanlış tercüme. Doğrul'un rivayetten yanlış sonuç çıkarmasında
etkili olmuş olmalıdır. Ibn Hanbel'deki rivayetin tercümesi şöyle olmalıdır: "Ey Ebubekir!
oğlumuzu senin kızınla evlendirdiğimizde, sen onu yeni dinine sokmak istersin " Doğrulun
yaptığı tercümeden, kadının oğlunu yeni dine sokacak şahsın Hz. Aişe olduğu anlaşılırken,
rivayetin doğru tercümesinde söz konusu şahsın Hz.Ebubekir olduğu anlaşılmaktadır. Bizim
tercümemize göre kadının korktuğu şahıs Hz.Aişe değil, bilakis Mekke döneminde birçok
kimsenin hidayete ermesine sebep olan Hz.Ebubekir'dir. Kadın bundan dolayı oğlu Cübeyr'in
Hz. Aişe ile evliliğini bozmuştur. Onunkorkusu oğlunun Hz. Ebubekir'in etkisine girmesidir.
Doğrul ayrıca bu rivayeti kabul edip kendisine delil olarak aktarırken, aynı rivayetin
birkaç satır sonrasında yer alan; Hz. Aişe'nin 6 yaşında Hz.Peygamberle sözlendiği
ifadelerini maalesef göz ardı etmektedir.
Rıza Savaş'da aynı rivayetten yola çıkarak, Cübeyr'le nişanın Hz. Ebu Bekir'in faal olarak
tebliğe başlamasından önce olduğunu, buradan da nişanın bozulduğu nübüvvetin 10. yıllarında
Hz Aişe'nin 14-15 yaşlarında olabileceği sonucuna varmaktadır. Bu tespiti esas kabul
edersek akla şu soru gelmekte¬dir: Eğer bu nişan nübüvvetten önce veya en azın¬dan
nübüvvetin ilk yıllarında yani Ebu Bekrin faal olarak tebliğe başlamadığı yıllarda oldu
ise. neden Cübeyr in ailesi Hz.Hatice'nin vefatına kadar 10 yıl bekledi? Nübüvvetin 10.
yılına kadar beklemeden bu nişanı daha önce bozması gerekmez mi idi? Bu gerekçeye göre daha
önce bozmaları gerekiyordu. Bu konudaki bir diğer görüş de. Hz. Aişe'nin ifk hadisesi
sırasında Hz.Peygambere karşı sarfettiği sözlerin o sıralarda 15 yaşlarında, olgun olmayan
bir kızın söyleyebileceği sözler olmadığı, dolayısıyla Hz Aişe'nin yaşının daha büyük
olduğu iddiasıdır.
Bu iddia, tamamen sübjektiftir. Çünkü, insanın önemli sözler söylemesi, yine önemli işler
görmesi kişiye ve yaşa göre değişir. Örneğin, çeşitli sanat ve felsefe alanında çok küçük
yaşlarda, ileri zeka seviye¬si gösterenler her zaman var olmuştur. Bu nedenle. Hz. Aişe on
beş yaşında böyle önemli sözleri sarf edemez demenin bir delili yoktur. Ayrıca bu tezin,
bilimsel bir dayanağı da söz konusu değildir.
Bu yaşlarda o sıcak bölgede genç kızlığının tam zirvesinde olan üstelik 6 yıldır Hz.
Peygamberin yanında yaşayan, daha önce de Hz.Ebubekir gibi İslam'ın en önemli
şahsiyetlerinden birinin yanında bulunan bir kimse bu sözleri rahatlıkla söyleyebilir.
Üstelik bu kimse Hz.Aişe gibi gayet kabiliyetli, zeki bir kimsedir.
Rıza Savaş, Hz. Aişe'nin abisi Abdurrahman b. Ebi Bekir'le aynı anneden doğduklarını göz
önüne alarak, iki kardeş arasındaki yaş farkını Hz. Aişe'nin yaşının tespitinde delil
olarak kabul etmiştir. Ona gö¬re, o dönem şartları içinde iki kardeş arasındaki yaş
farkının 10 yaş kadar olamayacağı, ancak 1-2 yaş olabileceği tezinden hareketle, Hz.
Aişe'nin de 18 yaşlarında olacağı belirtmektedir. Çünkü, Abdurrah¬man b. Ebî Bekrin Bedir
Savaşı'nda 20 yaşların¬dadır. Buna göre, aralarında 1-2 yaş fark bulunması
gereken Hz. Aişe de, 18 yaşlarında olmalıdır.
Rıza Savaş'in yukarıdaki tezini, o günkü Arap toplumunda yaygın olan çocuk edinme koşullan
içinde makul kabul etmek gerekir. Ancak genel olan bu durumun, her özel durum için de aynı
şekilde değişmez bir yasa imiş gibi kabul edilmesi, bilimsel olmadığı gibi. delil olarak da
kabul edilemez. Bu sadece tahmini bir varsayımdır. Bir bilgiye/belgeye dayanmamaktadır.
Çünkü, bir kadından doğan çocuklar arasındaki yaş farkının şu ya da bu miktarda olmasını
sağlayacak bir çok neden olabilir. Bu nedenleri tespit etmeden, yukarıdaki gibi, sadece
belirli bir adeti öne sürerek iddiada bulunmak, kabul edilebilir bir durum değildir. Bu
nedenle, Hz. Âişe'nin yaşının büyüklüğünü, söz konusu yaklaşımla ispatlamak mümkün
gözükmemektedir.
Dozy gibi müsteşrikler, 54 yaşlarında bir adamla, küçük bir kız çocuğunun evliliğini garip
görüldüğünü belirtirlerken bazı yazarlarda insanlık tarihi boyunca böyle bir evliliğin
olamayacağını söylemişlerdir.
Dozy kendi kültürünün tesirinde kalarak konuyu değerlendirmiş ve yadırgamışür. Biz bu
iddialara, hem o dönemden, hem de günümüzden örnekler vererek cevap vermek istiyoruz. O
dönemde bu tip evlilikler çoktu. 60 yaşlarındaki Halife Ömer'in Hz. Ali'nin çocuk yaşta
baliğ olmamış kızı ile evlenmesi o dönemde bu yaş farkının problem olmadığını gösterir.
Zehebi'nin naklettiği şu rivayet bu konuda ilginç bir örnektir. Amr b.el-As. oğlu Abdullah
b.Amr dan tam 11 yaş büyüktür.63 İbni Hacer bu yaş farkını 12 olarak verir. Bu rivayete
göre. Amr yaklaşık 10-11 yaşlarında evlenmiş olmalıdır. 10 yaşında erkeklerin evlilik
gerçekleştirebildiği bir yörede, daha erken ergenliğe giren kızların 9 yaşında evlilik
yapması kadar normal bir şey olamaz. Yine 53 yaşlarındaki Hz.Ebubekir'e Hz. Ömer'in 20
yaşlarındaki kızı Hafsa'yı teklif etmesi yaş farkının o dönemde pek de garip
karşılanmadığını göstermektedir.
Ergenlik yaşının yüksek olduğu ülkemizde bile kırsal kesimlerde kızlar 12-15 yaş arası
evlenebilmektedir. Arabistan bölgesinde ise ergenliğin 8 yaşlarına kadar düştüğünü ve
kızların 20 yaşlarında biyolojik gençlik çağını bitirme noktasına geldiğini biliyoruz.
Arap kültüründe yer alan bu durumun günümüzde de devam ettiğini, Kur'an Mesajı adlı eserin
yazarı Muhammed Esed'in Medine'de iken, başından geçen evlilik göstermektedir. Bu
evlilikte, ileri yaşlardaki Esed, 11 yaşlannda bir çocukla evlendirilmiştir. Buna itiraz
eden Esed'e Araplar şöyle demişlerdir: "Kız kocasının evinde büyür".
Günümüzde ergenlik çağı yüksek olan Batı ve ABD gibi soğuk bölgelerde bile 9-10 yaşlarında
bakire bir kız çocuğu bulmanın çok zor ve bu yaşlardaki çocukların serbestçe cinsel ilişki
içerisinde olduğu bilinen bir gerçektir. Bu nedenle insanlık tarihinde, Hz. Peygamberin
evliliğinde olduğu gibi bir evlilik olmadığını iddia etmek, bilimsel değildir.
Bu yaşlarda evliliğin halen Batıda ve ABD'nin kırsal kesiminde uygulandığı bilinmektedir.
Yapılan tespitlere göre Batı gibi soğuk ülkelerde bile ergenlik yaşları, çok küçük yaşlara
kadar düşmüştür. Bu gerçekler göz önüne alındığında, Hz. Peygamber in o yaşta bir kız ile
evliliğini garip karşılamamak gerekir. Nitekim Rodinson, Dermenghem, Caetani, gibi bir
kısım Oryantalistlerde Hz.Aişe'nin evliliğinin o dönem şartları içerisinde normal olduğunu
belirtmişlerdir. Ayrıca insaflı Oryantalistlerden Watt; "Arabistan bölgesinde kızlar erken
geliştiği için Âişe'nin bu yaşta evliliği normaldir" demektedir.
Burada şu noktayı da zikretmeliyiz; eğer Hz.Peygamberin bu evliliği içinde yaşadığı toplum
tarafından garip bir evlilik olarak karşılanmış olsaydı, Hz.Peygamber aleyhinde en küçük
eksikliği dahi kaçırmayan Mekkeliler bu durumu dillerine dolayacaklar ve Hz. Peygamber
aleyhine kullanacaklardı. Fakat, bu doğrultuda her hangi bir şey kaynaklarda
nakledilmemektedir. Ayrıca Hz. Aişe, Hz. Peygamberden önce Cübeyr'le nişanlanmıştı, yani,
Hz.Peygamber ile nişanlanmasından daha küçük bir yaşta iken yapılmış olan bu tür evlilikler
ya da nişanlanmalar, o günkü koşullarda doğal karşılanıyordu. Hatta daha küçük yaşlarda da
olabiliyordu. Hz. Peygamberin Hz. Aişe ile 9 yaşında evlendiğiyle ilgili rivayetleri
destekleyen başka rivayetler de vardır. Söyle ki: Hz. Aişe, evlendikten sonra kız
arkadaşlarıyla oyunlar oynadığı ve oyuncakları olduğunu söylemiştir. Eğer iddia edildiği
gibi 18 yaşında evlenmiş olsaydı, bu yaşlarda bir kadının oyuncaklarla oynaması normal ve
makul bir davranış olamayacağından, bu konudaki rivayetlerin kabulü imkansız olurdu. Oysa
bu rivayetler sahih olarak nakledilmiştir. Bu rivayetlerin bazdan şöyledir:
"Ben sokakta oynarken annem çağırdı, eve kapattı ve evleneceğimi anlattı '
"Ben Peygamberle evliyken evde arkadaşlarımla oynardım. Hz. Peygamber gelince arkadaşlarım
kaçardı. Hz.Peygamber gider onları toplar benimle oynamaları için gönderirdi
"Ben evde arkadaşlarımla oynuyordum. Hz.Peygamber geldi. Oyuncaklarımı kastederek bunlar
nedir ey Aişe" dedi. Ben de ''Süleyman in atları"dedim.
Bu rivayetlerden hareketle. Hz. Aişe:nin 18 yaşında evlendiğini iddia edip. sonra da
Hz.Aişe'nin çocuklarla oyuncak oynadığı, oyuncakları olduğu. Hz.Peygamberin ona sokaktan
arkadaş gönderdiğini kabul etmenin bir tenakuz olduğunu söylememiz gerekir.Sonuç olarak bu
rivayetleri dikkate alarak, çocuk yaşta evlendiği Hz. Aişe'yi, Hz.Peygamber hem eğitmiş,
hem de İslamî bilgiler ile yetiştirmiş ve bu arada onun çocukça isteklerine karşı da
anlayış göstermiştir.
Konu ile ilgili bir diğer iddia da: Hz. Aişe'nin 9 yaşında evlenmiş olduğuyla ilgili
rivayetlerin gayet az ve şaz olduğundan hareketle, onun 17-18 yaşlarındayken evlenmiş
olması gerektiği şeklindedir.
Hz. Aişe'nin 9 yaşında evlenmiş olduğu rivayetlerini, az ve şaz olmakla eleştirerek kabul
etmeyen yukarıdaki iddia, kendisinin ileri sürdüğü. Hz. Aişe'nin 17-18 yaşlarında
evlendiğine dair hiçbir rivayet yoktur. Yani şaz bir rivayet bile yoktur. Dolayısıyla, söz
konusu iddia sadece bir varsayımdan ibaret kalırken. 9 yaşında evlendiğine dair ise bir çok
rivayetler bulunmaktadır. Bizzat olayın kahramanı Hz. Aişe'nin ağzından 6 yaşında
nişanlandığı. 9 yaşında evlendiğine dair bir çok tarihi bilgilerin de varlığı tezimizi
güçlendirmekte ve desteklemektedir. Bu konudaki tartışmaları noktalamadan önce şu konuyu da
aktarmakta fayda mülahaza görüyoruz. Eğer 9 yaş rivayetlerini esas alırsak, bu noktada 9
yaşında evlendiği bir kızı 18 yaşında dul bırakmak ve Kuran da ki yasak gereği bir daha
evlenememe-sine sebep olmak zulüm değil midir? şeklindeki bir soru akla gelebilmektedir.
Hz Aişe'nin 18 inde dul kaldığı doğrudur. Öncelikle 9 yaşında evlenen bu kızdan yani Hz.
Aişe'den böyle bir pişmanlık hakkında bir rivayet göremediğimiz gibi bu evlilikten ötürü
bir çok kazancı olduğunu kendisi aktarmaktadır.
Kimse ne zaman öleceğini bilemez. Nitekim insanlar çok genç yaşta da ölebilmektedir.
Öyleyse bu düşünce ile mantıklı bir sonuca varmamız mümkün değildir. Ülkemizde bile halen
18-20 yaş arasında kocası ölüp ona sevgisinden dolayı bir daha evlenmeyen pek çok kadın
vardır. Bu Özel bir durumdur, sevgi aşk vs. gibi çok özel şeyler vardır ki bunlar bir
başkasının kendi öznelliği ile asla tenkit edemeyeceği realitelerdir. Ayrıca sevdiği ile
evlenmediğinden dolayı hayat boyu evlenmeyenleri de dikkate alabiliriz.
Ayrıca Hz. Aişe Hz.Peygamberle evlenmeseydi ne kaybederdi? diye düşünmekte gerekir. Eğer
evlenmeseydi onun yanında yetişemez, İslam'i bilgileri sahabelerin kendisine danıştığı
birisi olmazdı. 2210 hadis aktarmazdı. Hatırı sayılır bir fakihe, müfessire. müctehide ve
müftiye olmazdı.
Sonuç
Hz. Aişe'nin Hz.Peygamberle evlendiği evlilik yaşı konusunda klasik kaynaklarda yer alan
onun 18 yaşında evlendiğini savunan bilginlerin görüşlerinin isabetli olmadığı
göstermektedir.
Bu kadar rivayet, sadece yorumla reddedilemez. Rivayetlerin aksine getirilen deliller ise
bilimsel olmaktan ziyade, tepkiseldirler. Dolayısıyla, Hz.Aişe'nin Hz.Peygamber'in hanesine
küçük yaşta girmesinin pek çok hikmet ve hayırlı sonuçları dikkate alınmadan rivayetler
değerlendirilmiştir. Ulaşılan sonuçlar ise tatmin edici olamamıştır.
Bölgenin iklim yapısını ve evlilik kültürünü göz önüne aldığımızda o zaman ve hatta
günümüzde bu tür evliliklerin hiç de garip karşılanamayacağı ortadadır. Onun küçük yaşta
oluşu hiçbir zaman problem edilmemiş, oyuncaklarıyla oynamasına ses çıkarılmadan, onun Hz.
Peygamberle evliliği devam etmiştir.
Bütün bunlardan sonra özetle diyebiliriz ki Hz. Aişe'nin Hz. Peygamberle nişanlandığı yaş 6
dır. Bu da nübüvvetin 10. yılına tekabül etmektedir
Evlendiği yaş 9 dur. Bu da Hicretin I. yılında olmuştur. Genelde rivayetlerde bu noktada
odaklanmıştır. Bu evlilik o zaman hiçbir kimse tarafından garipsenmemiş ve o dönemde
gerçekleşen buna benzer bir çok evlilik bulunmaktadır.
Bireyler ve toplumlar bir tarih dilimine ve kültürel geleneğe aittir. Bundan kopmak
imkansızdır. Bu nedenle, her hangi bir tarihi olayı değerlendirirken onu kendi tarihselliği
ve kültürel çerçevesi içinde değerlendirmek gerekir. Yoksa, kendi şartlarımızı ölçü alarak
farklı bir tarih diliminde yaşayan ve farklı toplumsal yapılanmalara sahip birilerini
yargılamak: hem doğru değildir, hem de bilimsel bir yöntem olarak kabul edilemez
|
Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *
_gölge'li/ *
|

15-06-2008, 20:18
|
 |
Karamsar
|
|
Üyelik Tarihi: 15-04-2008
Mesajlar: 131
|
|
|
bu tartışmalar geçrekten can sıkmayaa başladı..
ateizmin tartışması olmaz.. aslına bakarsanız ateizm diye birşeyde olmaz zaten..tanrı ve din inançsızlıpıdır ateizm denilen şey ve bu tür olguların emrettiğini yapmamak belli bir kurala bağlı kalmamktır.. bu yüzden-izm sıfatını yakıştırmam..
dinlere gelince.. ben tanrıya ve dinlere inanmayan bir insan olarak insanlar içlerinde yaşadığı sürece dinle alıp veremediğim yoktur.3 büyük din.Yahudilik,Hristiyanlık ve İslam arasında düşüncelerimi sorarsanız.Yhudiler zaten dinlerini paylaşmadığı için kendi kendilerine yok olacakları için beni bağlamıyor..Hristyanlığında zamanında DÜnya'ya çok zararı olduğu kanaaetindeyim ama şu an modernleşme çavbaları içindeler ve gözle görülecek bir baskıları yok artık..fakat İslam baskıcı ve gerici bir din olduğundna en nefret ettiğim dindir...

Bana cübbesinin altına saklanmş ateist bir rahip,ustasını öldürmek isteyen bir çırak,patronundan nefret eden bir hizmetçi verin Dünya'yı yerle bir edeyim..
|

16-06-2008, 12:39
|
 |
Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-05-2008
Nerden: adana
Yaş: 22
Mesajlar: 301
|
|
|
daha önceki kısır tartışmalara döndü yine bu konuda.inananları sivri zeka sorularıyla bilimsel bilgileiryle sindirip susuturma anlayışındaki inançsızların tavrı etkilidir bence sağlıklı bir tartışma ortamı oluşamamsında.bu konudaki tek inanan olarak başka yerde kolayca bulunabilecek kendilerince mantıklı soruları inananlara sorma anlayıp da anlamazlıktan gelme daha doğrusu karşısındakini hiç anlamaya çaılşmadan anlamak istediklerinin anlayıp diyalog ortamını yok etmek ne kadar akıl karı bilmiyorum. sürekli bilimsel felsefi bilgilerinizle inanmayanlara sivri zekanızın göstergesi sorularınızla yıldırma politikanız gereği bu tür konular sürekli böyle baltalanıyor ve bir süre sonrada sadece aynı düşünbce ve inançtaki inanaçsızların muhabbetine dönüşüyor ve bu artık çok can sıkıcı.
lütfen karşınızdakinin inancına saygı duyun inanmayı acizlik olarak görmeyin bu sizin acizliğiniz olur.ne kadar saygılı olduğunuzu belirtsenizde bu hiç belli olmuyor yazılarınızda yorumlarınızda.çünkü baştan sizler inananları bağnaz cahil aile ve çevrenin etkisinden kurtulamamış dogmalarla dolu saçmalıklara inanan kişiler olarak görüyuorsunuz.inanmadığınız o ruh ve kalben inanabileceğini düşünmezsiniz hiç.
ve bu durumunuz bana şu önceleri inanmadığım ama artık sizlerin sayesinde doğru bulduğum şu sözleri hatırlatıyorsunuz;
kendilerini akıllı ilim adamı ve hiç yanılmaz sanan dinsizler.... imam-ı gazali
sizin bu tavırlarınız sağlıklı bir diyalog ve tartışma ortamını bertaraf ediyor ve artık hiç ama hiç bu nkonularla ilgili birşeyle paylaşmak içimden gelmiyor. biliyorum bu yazdıklarımı yalanlayacak inkar edecek yazılar döşeyeceksiniz ama beni ikne edemeyeceksiniz inananlara biraz olsun saygı duyduğunuza.
inananlardan esirgediğiniz saygı ve sevgilerimle

"kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlandırmak hastalıktır. kimliğini yaşatman için sana bir düşman gerekiyorsa, senin kimliğin hastalıklıdır"
hrant dink
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:42 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|