Yüz
Küçüktük… “Yüz” kelimesinin bir çok anlamı olduğu gibi şeyler öğretildi bize:
Yüz: İnsanın göz, ağız, burun gibi duyularının bulunduğu, insanların temel olarak kişiliğini yansıtan organ
Yüz: Bir sayı. 10 un ikinci kuvveti
Sonra, sıfatları öğrendik. Sayı sıfatlarını. Onun bölümü olarak kesir sıfatlarını. Kesir sıfatlarıyla beraber de yüzdeleri… Hayatımızı bu yüzdelere bağlanacağını nereden bilebilirdik ki?
Sonra büyüdük… Bedenen, ruhen büyüdük… Ruhumuzun büyümesi hep yavaş kaldı… Verilen eğitimde ruh büyümesi pek önemli değildi çünkü. Ruhsal ve düşünsel kısmımıza jokeylerimiz sahip oldu. Bizse yalnızca biraz daha bacak kası yapmak için uğraşan yarış atları olduk. Para yatırdılar bize, kimini güldürdük, kimini ağlattık, kimini zengin ettik, kimini batırdık… Ama hep kaybeden biz olduk…
Sonra önümüze bir eleme koyuldu. Yarış atı bile olamama olasılığıyla karşı karşıya kaldık. Yarış atı olmak için barajı aşmak gerekti. Dostumuzun, kardeşimizin, yoldaşımızın üstüne basarak zıpladık. Aşamadık… Engelden düşüp ölenlerin cesetlerinin üstüne basarak tekrar denedik, zıplarken de dostumuzu yumrukladık, öldürdük, aştık, sevindik…
Şimdi, bize puan veriyorlar… Kaç adam öldürdüğümüze dair bir sayı… En çok adamı öldüren alınacak… Gerisi bırakılacak uçurumdan aşağıya, onların içinden de sağ çıkanlar alınacak…
Sonra, öğretilen “yüz”leri hatırladık. Aynaya gittik, “yüz”ümüze baktık, karartıdan göremedik. Cebimize baktık, 100 lirayı bir arada göremedik. Etrafımızdaki yüzlere baktık, korktuk kaçtık. Sonra bize öğretilen yüzde hesabı geldi aklımıza. Biz önce “yüz”ümüzden kaçtık, sonra diğer “yüz”lerden kaçtık, peki biz “yüz” de kaçtık?
Bizi önce 5 e ayırdılar. Sonra her gruptaki kişiliğimizin ortalamasını aldılar, bir puan verdiler… Şimdi de “yüz”e ayırıyorlar. Her parçamızı ayrı ayrı değerlendirip, ayrı ayrı tartıp öyle alacaklar ortalamamızı. Yüzde üzerinden puanımızı verecekler. Boş kalan her parçamız, bizi alttaki yay konumuna biraz daha itecek. Boşluğumuza sıkışıp doluları iteceğiz. Eğer, fazla parçamız boş kaldıysa, üzerimize basanlar bizi parçalayacak, öleceğiz…
Ey bizi bölenler, parçalayanlar!
Bizi kaç parçaya bölüp her parçamızı nasıl kullanacağınızı düşüneceğinize, tek bir parça bırakın da eşit bir şekilde öğrenelim öğrenmemiz gerekeni. Hayatımıza bir şey katmayan bir bilgi yığınını ezberletme çabanız yetmiyormuş gibi, şimdi de öğrenmeyen her zerremizi yok etmeye çalışmayın. Göreviniz daha iyi elemeyi sağlamak mıdır yoksa elemeye gerek kalmamasını sağlamak mıdır bunu biraz düşünün. Yine “yüz”ünüze gözünüze bulaştıracağınız bu “yüz” de “yüz” başarı temennili saçmalıkla uğraşacağınıza, bizden bir şeyler kaybettirerek eleyemeye çalışacak bu sistemin yerine, öğrenerek zihnen büyüyeceğimiz bir sistem kurun. Birilerine “yüz” vermeye çalışırken, kendi “yüz”süzlüğünüzü unutmayın.
|