vampir mi o da ne
yıllardır duydunuz merak ettiniz mi ettiniz de araştırdınız mı varlığına inandınız mı saçmasapan bişeymi uğruna filmler yapılan vampirler kimler nerden çıktılar okuyun ister inanın ister inanmayın........
Rosemary Ellen Guiley, 'dünyanın belki de tek vampir araştırmacısı; neredeyse dünyanın yarısını dolaşarak, yaklaşık bin sayfalık bir dosya oluşturdu. Çeşitli ülkelerdeki yüzden fazla vampir derneği ile görüştü, sayısız insanla görüştü. Elde ettiği sonuçlar öylesine ilginçti ki, öğrenim kurumları tarafından kullanılmak üzere ciddi ödemeler yapılarak
satın alındı.
Neyse, sözü fazla uzatmadan araştırmasının önsözünü okuyalım;
;Vampir gerçeğine hoş geldiniz, öyle bir gerçek ki orada vampirler var ve yaşıyorlar; bu bir düşünce alanı ve alternatif bir realite; öyle bir realite ki günlük yaşamın içine tamamen nüfuz etmiş durumda; zamanınızı rutin işlerle uğraşarak geçiriyorsunuz yani yemek, içmek ve rahatlamak gibi ve komşu dairenizde, yândaki apartmanda ya da evde veya yakın bir kasabada veya kentte çok farklı bir yaşam sürdüren biri olabilir; bu yaşam gizli bir yaşamdır çünkü bir ;Vampir Realitesi'dir. Kimler bu realitenin içindeler? Öncelikle onlar vampir olarak yaşıyorlar; tamamen gerçekler; sizin gibi etten ve kemikten oluşmuşlar ama ölümsüzler, bazıları ölümden geri dönmüş; ruhları vampir; bazıları fantastik, bazıları ise vampiri; aralarında gruplaşıyorlar; kurbanları var; vampir avcıları ve araştırmacıları var. Vampir realitesi bir kaleydoskop gibidir; çok yüzlüdür, temelde sabit kalmak şartıyla rengini, şeklini sürekli değiştirir. Bakan kişi devamlı değişen desenler görür; bu belki sıradan bir yaşam için de geçerli olabilir, biz her ne kadar kolektif ve tanımlanmış bir evrende yaşıyorsak da, her birimiz kalbimizin derinliklerinde bir tutam gerçek ve inanç taşırız, bu bizim kişisel evrenimizdir, görünümlerin bireylere göre çeşitlenen perspektifleridir. Her birey sonuçta gördüğü gerçeğe göre yaşar. Vampir Realitesine girerken öncelikle onların eşsiz perspektifini görürüz; işte bu, onların öz gerçeğidir. Vampir Realitesi bir başkasının Vampir Realitesinden farklıdır; burada doğru veya yanlış yoktur sadece farklılık vardır. Bazıları tüm zamanlarını Vampir Realitesi'ni yaşayarak geçirirler, bazıları rüyalarında, fantezilerinde, o alanda gezinirler ve bilinmeyenle beklenmedik bir anda buluşurlar. Vampir Realitesi'ni ziyaret etmek olasıdır. Şimdi oraya gidiyoruz ve onların yaşamlarından kesitler göreceğiz. Vampirler, vampir kurbanları, avcılar, araştırmacılar ve hayalciler işte oradalar...”
Vampirler standart değildir!
Webster Sözlüğü'nü açtığınızda Vampir sözcüğünün karşısında şu yazar; Ölü bir insanın canlanmasına veya geceleri mezardan çıkmasına inanmak; vampirler uyuyan insanların kanlarını emerler.
Guiley, sondaki uyuyan insanların kanlarının emilmesi bölümünün saçma olduğunu söylüyor ve ekliyor; Aslında tümü saçma, herkes vampir tanımını aynen yapamaz, genelde filmlerden ve kitaplardan etkilenilir. Ortada hep ölümsüz, fiziksel ve seksüel yönden çok güçlü, yapmacık, geceleri yaşayan ve doğaüstü güçlere sahip bir yaratığın olduğu sanılır. Bu saçma inançlara göre bir vampir, kötülük doludur çünkü yaşayan insanların kanlarını emerek yaşamını sürdürür, oysa bu doğaüstülük ve ölümsüzlük için işe yaramaz. Sonuç olarak bütün bunlar vampire folklorundan kaynaklanırlar ve gerçekten uzaktırlar.
Gerçekten de vampir inancı Slav folklorundan doğmuştur; mezardan çıkan ölüler, kötü ruhlar, şeytani yaratıklar, kan içen doğaüstü güce sahip insanlar, kurt adamlar veya cadılar veya hayvani şekillere dönüşmeler; daha ne ararsanız arayın; tümünü Slav folklorunda bulabilirsiniz. Ama Guiley, böyle standart özelliklere sahip iddia edilen biçimde bir vampirin olmadığını söylüyor. Aksine vampirler doğal ortama kendilerini uydurmaya muktedirdirler ve gelişimleri sürekli aldatıcı görünüşler halindedir; amaç kolektif insan bilincini yanıltmaktır. Bu tanım, aslında Vampir Realitesi'nin arzuladığı tanımlamanın doğrultusundadır ve bilinçlidir.
Vampirimsi vampirler!
Guiley, yıllarca süren araştırması sırasında, ne Bram Stoker'ın Dracula'sına, ne de Anne Rice'in Lestat'ına veya Armand'ına rastlamadığını belirtiyor. Bunlar gerçekten birer kurgu/fantezi, bu tür tiplemeler aslında arzulanan istenen vampir tiplemeleri yani toplumun bilinçaltı atamaları; güncel sinemada bu daha belirgindir; artık vampirler Klaus Kinski, Christopher Lee veya Bela Lugosi gibi çirkin değil, Gary Oldman, Antonio Banderas veya Tom Cruise gibi yakışıklı ve seksidirler, seyirci onların kazanmasını açık açık ister ve taraflarını tutar. Guiley'in ideal vampirin elbette doğaüstü olacağını ama bunun alternatif realite gereği anlamına geldiğini söylüyor; asıl gizem eğer dikkat edilirse buradadır ve vampirin doğaüstülüğü buradadır yani alternatif olmasında... Gerçek vampirler her şeyden evvel, genelde kan fetişisti değiller. Bireysel olarak bazıları insan veya hayvan kanını şiddetle arzu ediyorlar. Bu arzu kan tadını sevmek veya biraz seksüel ya da majikal bir ritüel sonucunda oluşabilir, bazıları sağlık, uzun ömür ve majikal güç sağlamak gibi nedenleri ortaya koyuyorlar. Birçok kan içici, basit ve saf insanlar, vampir inançlarıyla ya da doğaüstü güçlerle hiç ilgilenmiyorlar. En iyisi, onları "vampir gibi" diye tanımlamak çünkü gerçekten geleneksel veya kurgusal vampir gibiler; kan tüketiyorlar. Bazı kan içme olaylarının içeriğinde kurbanların kanını içme faktörü kıskançlıktan veya kinden kaynaklanıyor. Bunlar gerçek vampir değiller, sadece vahşi bir biçimde öldürüyorlar. Anemi hastalığına tutulmuş olanları hariç tutabiliriz; kan hastalıklarının kan içme tutkusuna neden olduğu görülmüştür ama biz bu olayları vampirlik saymıyoruz.
Guiley'in kadın ve erkek vampirleri vampir olduklarını açıkça söylüyorlar ve uzun zamandır bütünüyle insan olmadıkları inancındalar. Çoğu, bir başka vampir nedeniyle vampir olduklarını anlatıyor; vampirleşmenin temel nedeni yapılan ayinlerdeki kan değişiminden kaynaklanıyor; yani kan kardeşi olmak gibi... Hiçbirisi yüzlerce yaşında olduğunu iddia etmiyor ama çoğu yaşlanmanın yavaşladığını belirtiyorlar ve bunun nedeni kan içmek değil; neden olarak Kolektif Oluşum Alanı'nı yani bilinci koşullandırmayı gösteriyorlar. Yine hiçbirisi, havada yarasaya dönüşerek uçtuğunu iddia etmiyor; sahip oldukları tek doğaüstü gücün, Vampirizm inancının oluşturduğu yoğun duyarlılık ve. bazen de önceden algılama olduğunu söylüyorlar. Bazı açıklamalarda, vampir fobileri yok değil, örneğin sarımsaktan korkanlar, suyun içinden geçemeyenler hatta aynadan ödü patlayanlar bile var ama bunların nedeni klasik vampir folklorundan psikolojik olarak etkilenmekten geliyor. Guiley bir örnek veriyor:
Tanıdığım vampirler kesin ve dürüst inançlılar; bilinç düzeyinde veya altında vampir olduklarından eminler. Onlar geceye aitler, gizemi seviyorlar; gün ışığına karşı duyarlılar ve en önemlisi bireysel yaşamı seviyorlar, buna karşın sıradan insanlarla yaşamı paylaşmaktan hoşlanmıyorlar. Ancak, kendilerine benzeyenlerle zaman zaman kan içmek için bir arada oluyorlar, yaşamlarındaki değişimin kontrol dışı olduğu inancındalar. Vampire dönüşmenin onları insanlardan ve hatta kötülüklerden koruduğu düşüncesindeler. Vampir Realitesi'nde yaşayanların bazıları ruhsal çalışmalarla meşguller, bu gruba Ruhsal Vampirler diyebiliriz, susuzluklarını kanla değil başkalarının yaşam enerjisini boşaltmakla veya emmekle gideriyorlar, Ruhsal Vampirler daha dışa dönükler çünkü çevrelerinde insanlara ihtiyaçları var, kurbanlarını bu yoldan bulabiliyorlar. Onları tanımak daha kolay, aşırı gece tipi olmaları ve musallat oldukları insanların birkaç saat içinde tüm enerjilerini yitirmeleri dikkat edilmesi gereken olaylar.
Jung ve vampirlerin kaynağı...
Psikiyatrinin babası Carl Gustav Jung, Kolektif Bilinç Alanı kuramını geliştirirken tüm insanlığın ortak bir ruh alanında veya frekansında bir bütün olduğunu veya iletişimde olduğunu savunuyordu, bu alanda kolektif anılar ve bastırılmış materyal bulunuyordu. Kolektif Bilinçaltı zamanın başlangıcından beri, insanlık tarafından paylaşılmakta, bu depoda ilkel anılar ve örnek tavırlar yani Arşetipler bulunuyor, işte bu örnekler, bizleri çeşitli biçimlerde etkiliyorlar; imajinatif olarak rüyalarda, dini inançlarda, mitlerde, sanatta ve folklorda belirginleşiyorlar. Jung'a göre, Şeytan kötülüğün arşetipi olarak tanımlanıyor, Toprak Ana inancı, doğumun, ölümün ve yeniden doğumun arşetipi ve vampirler, onlar da kolektif bilinç altında varlar. Bu yaklaşım bilimseldir ama hiç kimse tüm bilinmeyenin bireysel veya kollektif bilinçaltından kaynaklandığını kesin iddia edemez. Zıt bir teze göre ise, kayda değer olaylar vardır çünkü dışsal ve alternatif olaylar oluşmaktadırlar.
Vampirizm de bu çerçevenin içinde yer alır. Gerçek ise, herhalde iki kuramın arasında bir yerdedir... ikisi de diyoruz çünkü kolektif bilinçaltı kuramı günümüzde reddedilemeyecek bir gelişme içindedir, filmler, kitaplar, reklamcılık ve pop/kültür kıtalararası boyutta büyük bir güç oluşturmaktadır. Guiley'in Vampir tiplemeleri içinde görülür ki, aynı ilgi alanı iki vampirin buluşmalarını sağlamaktadır ama bu ilgi buluşması bilinç düzeyinde nadir olur, buluşma daha çok bilinçaltında gerçekleşmektedir. Yıldırım aşkı gibi...
Buyrun! İşte gerçek bir vampir canlı yayında;
Guiley, güncel vampirleri tanımlarken, doğaüstü yanları bir yana hemen tümünün entelektüel, gösterişli, ukala ve çok şık olduklarını söylüyor; siyah rengi tercih ediyorlar ve bazıları gecelerini klasik müzik türünden konserlere giderek geçiriyorlar, sosyo/politik olarak bir ırka, bir inanca, bir partiye, bir millete ve hatta dünyaya bağımlı olmaktan hiç hoşlanmıyorlar, kendilerini bunların dışında görüyorlar. Bir şey daha var; ne olursa olsun ölümden sonra dirileceklerinden eminler. Guiley'in araştırmasını bir örnek alıntıyla bitirmek gerekiyor: Örnek vampir ABD'nin doğu kıyısında yaşıyor ve 30 yaşlarında, takma adı Kevin: “Benim öyküm 8 yaşımda başladı, daha sonraki dönemde lise arkadaşlarımın arasında doğaüstü konularla ilgilenenler vardı. Bir tanesi Mike'tı ve vampir olduğunu söylüyordu, yüzü daima makyajlı gibiydi. Lisa adlı bir kız arkadaşı vardı ve Usa benimle de seksüel ilişkiye girmişti ama Mike buna aldırmıyordu. Lisa onunla seviştiğinde çevrelerinde ışıkların oluştuğunu söylüyordu ama benimleyken böyle olmuyordu. Sonra Mike bana yaklaşmaya başladı, cinsel değildi ama onun gücüne hayret ediyordum; çok kuvvetliydi ve beni tek eliyle dakikalarca havada tutabiliyordu. Ama onunla her beraberlikten sonra, kendimi çok güçsüz hissediyordum ve bir sabah uyandığımda Mike'ı başucumda buldum. Garip bir şekilde gülümseyerek bana dün gece kanla beslenmeye gittiğini anlattı, kıskanmıştım, ben de bunu yapmak istedim. Birden gözleri değişti, parlak yeşile dönüşüyordu; bunu hiç unutamıyorum, 'gözlerin' diye bağırdım ve o gülmeye başladı, sonra beni ısırmasına izin verdim. O günden sonra beni yönlendirmeye başladı. Lisa'da aramızdaydı, üçümüz bir arada yaşamaya başladık, geceleri buluşuyor, bazen birbirimizin kanını emiyor, bazen de hastanelerden çaldığımız insan kanlarını ve küçük hayvanların kanlarını içiyorduk. Onlar yokken, kimseyi istemiyordum, gün ışığından nefret ediyordum, dairem daima loş ve sessizdi. Bir gün, evden çıktım ve yürümeye başladım, tam üç gün hiç durmadan yürüdüm. Bir daha da ne Mike'ı, ne de Lisa'yı gördüm. Şimdi burada yaşıyorum. Bazen kendimi yitiririm, kimse duygularımı anlayamaz, dış dünya beni hiç ilgilendirmiyor; bana kalan mirasla bu evi aldım, başka bir konuda parayla hiç işim yok. Sadece kanla beslenmek bana yetiyor. Nasıl mı? Bu bir sır. Yalnızlık bir sorun ama kan sayesinde bunu giderebiliyorum. Bu uzun yıllardır böyle sürüyor çünkü Mike'ı idealize ediyorum ama benim kişiliğim ondan daha zayıf, bazen onun gibi başkalarının dikkatini çekmek istiyorum ama tam o anda buna niye kalkıştığımı anlayamıyor ve vazgeçiyorum. Evet, aslında ben Mike'a benzemiyorum, eminim o bir vampirdi ama farklı deneyimleri vardı ve o daha başarılıydı. Şimdi amacım diğer vampirleri bulmak, bu uzun zaman alacak biliyorum ama vaktim çok. Korktuğum tek şey var; AİDS; bizim için en tehlikeli şey, bu nedenle kan sağlarken çok dikkatliyim. Tek bir dostum var, benim gibi ama ona bir şey açıklayamam, biraz konuşmaya çalıştım ama anlamıyor ve sanırım asla neler olduğunu bilemeyecek...
Ve artık Kont Dracula geliyor...
Yolunuz Romanya'ya düşerse ve tabii vampirlere meraklıysanız eğer, Wallachia bölgesinde yani ünlü Transilvanya'da, Arges Irmağı'nın kaynağına doğru gidin ve sorun; size tarif edilen yerde bir şato yıkıntısı bulacaksınız; işte orası Kont Dracula'nın ya da asıl adıyla Vlad Tepes'in şatosudur. 1456'da Vlad, buraya hakimdi, şatonun stratejik uygunluğu çok işine yarıyordu, sarp kayaların tepesinde ulaşılmaz bir yerdeydi. Vlad'ın amacı Boyarlar'ı kölelikten kurtarmaktı. O dönemde, Wallachia'da iki sınıf vardı; köleler ve Boyarlar yani aristokrat sınıf. Osmanlıların baskısı ve etkisi nefes aldırmıyordu; Osmanlı tahtında Fatih Sultan Mehmet vardı ve Bizans'ı yok eden genç Sultan'ın gözü Balkanlardaydı. Boyarların silahlanmasına ve ordu kurmalarına izin vermiyordu.
Tepes, bazı Boyarlar'ın Türklerle iyi geçinmelerine kızıyor, gizli gizli örgütleniyordu. 1457 yılında Vlad Tepes bir darbe hazırladı, bir gece yarısı Osmanlı taraflısı Boyarların şatolarını tek tek basarak tümünü aileleriyle beraber esir aldı ve vahşet o gece başladı. Esirlerini aylar boyunca dolaştırarak birer birer öldürdü, inanılmaz işkenceler yapıyordu, kadın çocuk dinlemiyor; anadan doğma soyuyor, uçurumlardan atıyor, derilerini yüzüyor, açlıktan öldürüyor, buzlu sularda boğduruyordu. Sonunda haberler Fatih'e ulaştı, ardından Osmanlı birlikleri bölgeye girdiler.
Tepes, önce birkaç çatışmayı kazandı ve esir ettiği Türkleri feci şekilde öldürttü; çoğunun kavuklarını başlarına çiviletmiş ve sonra da kazığa oturtmuştu. Tam anlamıyla çıldırmıştı; yağ kazanları kaynatıyor, insanları içine canlı canlı atıyor, kesik başlardan kuleler yapıp karşısında oturup şarap içiyordu, işte Kazıklı Voyvoda unvanını o zaman kazandı çünkü esirlerini canlı canlı yağlanmış kazıklara oturtuyordu. Böyle bir ölüm günlerce sürüyordu...
Sonunda Osmanlı ordusu, Tepes'i şatosunda sıkıştırdı ama şatoyu almak çok zordu; beş kulesi vardı, konumları ve sarp kayalar top ateşini engelliyor, Türkler sürekli çapraz ateş altında kalıyorlardı.
Efsaneye göre, şatoda uzaklara açılan gizli geçitler vardı, Osmanlı askerleri canla başla savaşırlarken, çevreden Tepes'in başka yerde olduğu haberlerini alıyorlar ve moralleri bozuluyordu ve sonunda Voyvoda'nın orada olmadığından emin olarak geri çekildiler ama savaş bitmemişti. Sürekli Türklerle savaşan Tepes,1462'de kaça kaça gerilediği Poenari'de kuşatıldı, karısı kuleden ırmağa atlayarak intihar etti. Ama Tepes yine kaçmayı başararak yeniden örgütlenmeye başlamıştı ki, öldürüldü, söylentilere göre bir suikaste uğramıştı. Efsaneye göre, başı kesilerek, bedeni kayalardan aşağı atıldı, cesedi toplayan rahipler bir Snagov Manastırı'nın gizli bir mahzenine gömdüler. Ama 1931'de yapılan kazılarda bir şey bulunamadı. Türkler sonunda şatoyu da ele geçirerek yakıp, yıktılar, öç alınmıştı. Kalıntılar 1940'taki bir depremden sonra iyice kayboldu. 1960'a kadar şatonun yeri bilinmiyordu; Raymond T. McNally ve Radu R.Florescu şatoyu buldular. Sonra restore edildi ve Romanya için önemli bir gelir kaynağı oldu.
Bu iki araştırmacı aynı zamanda da, efsanevi Kont Dracula'nın tarihi tiplemesini de yaratmış oldular; Florescu bulduğu bir belgede, Tepes'in kurbanlarının kanını içtiğini ve ölümsüzlük peşinde olduğunun yazılı olduğunu açıkladı. Bram Stoker'm Dracula'sı da aynı çizgide olduğu için, artık Dracula efsanesi tamamlanarak sağlam temellere oturtulmuştu. Stoker'in Dracula'sı 1897'de yazıldı; ortada kesin kanıtlar olmasa da, Stoker'm Vlad Tepes'le ilgili tarihi kaynakları bir şekilde ele geçirdiği sanılıyor. Tepes, Stoker'm Dracula'sının prototipiydi. Dracula Şeytanın Oğlu veya Ejderhanın Oğlu anlamındadır; Tepes'i daha prensken babası Dracul adıyla çağırıyordu; vampir ve şeytan tanımları sonradan eşleştirildi; Dracula'nın vampirlerle bağlantısı ise Stoker'ın kitabıyla başladı. Stoker, bir vampir romanı yazmak istemişti. O dönemde bu tür romanlar yazmak biraz da modaydı. Mekan olarak Transilvanya'yı tercih etti; kütüphanelerde yaptığı uzun çalışmalarda Vlad'ın ve Dracula Şatosu'nun tarihini bulmuş ve oradan yola çıkmış olmalı ama Transilvanya'ya hiç gitmemişti ve işin garibi bir sinema ve korku edebiyatı mitosu yaratacağı aklına gelmemişti...
515 yıl sonra ısırdı!
1977'de çok garip bir olay oluncaya kadar, Dracula bir korku filmi kahramanı, Vlad Tepes ise, tarihin karanlıklarında kalan bir i-simdi. Amerikalı bir gezgin olan Vincent Hillyer, izin alarak bir gece Dracula'nın şatosunda kaldı, o gece saldırıya uğrayarak boynundan ısırılınca bir efsane daha doğdu. Guiley bizlere vampirlerin gerçekten var olduklarını kanıtlıyor ama bunlar bildiğimiz beyaz perde vampirlerine hiç benzemiyorlar, aramızdalar ama bizim gibiler fakat farklı yaşıyorlar. Dracula Efsanesi'nin temelinde Osmanlıların baş düşmanlarından olan Romanyalı Voyvoda Vlad Tepes var. Anlaşılıyor ki, Guiley'in insan vampirleri dışında oluşan vampir efsanesi, ticari bir ana fikirden doğarak başarılı olmuş ama bu sonuç bilinmeyen olayları göz ardı etmeye engel olmuyor. Guiley'in anlattıkları, gerçekten de düşündürücü. Bir an düşünüyoruz, yukarıdaki tariflere uyan tanıdıklarımızı, ya onların içinde bir vampir varsa..
haç'tan, sarımsak'tan tırsarlar...
uyurlarken kalplerine kazık çakılması sonucu yada gümüş kurşunla öldürülebilirler, gümüş nesnelere dokunamazlar,
kazığın teakwood'tan yapılmış olması önemlidir. güneş ışığına karşı gözleri ve ciltleri aşırı derecede hassastır,
o yüzden gündüz yaşamazlar, "ayaklarına taş değmediği" sürece ölümsüzdürler. ewlerinde bolca saat bulunur, yansımaları yoktur, aşırı güçlüdürler
Adem'in ogullarindan kabil*'in soyundan geldiklerine inanilir.
kabil, diger karde$lerini oldurmu$, ve adem ile havva kutsal topraklardan kovulduktan sonra yerle$tikleri topraklarda ilk kan*'i dokmu$tur.
daha sonra yaptiklarindan pi$man olan kabil, tanridan af diler, ama tanri karde$ katilini affetmez, karde$lerini canlandirir, kabil'i de lanetler.
karde$leri dirildikten sonra yattiklari topraktan kan gelir, ve tanrinin lanetine gore toprakta yeti$en hic bir $ey onun soyundan gelenleri besleyemeyecektir,
kan di$inda.
Kabil'in 13 adet oglu olur, ve bu cocuklarin ilk vampirler olduguna inanilir.
romanyada olduu gibi bicok ulkeninde bi mitoloji haaline getirdii, bicok film, kitap we bilimum aksesuara meze olan we zamanla iice abartilip ozunden uzakla$tirilan,
asli cok eski donemde ya$ami$, we nedeninin bilinmemesinden dolayi bu damgayi yemi$ vebaa hastalaridir...
Vampir fransizca kökenli bir kelimedir. Manası : insanlarin kanini emdigine inanilan hortlak.
HISTORY OF VAMPIRES
Tarihin ilk zamanlarında, Adem ve Havva evlendi ve 3 tane oğulları oldu. Caine, Abel ve Seth. İlk doğan Caine, bitkileri yetiştirdi. Onları suladı ve büyüttü, hayat verdi. İkinci doğan Abel hayvanlara baktı. Onları besledi ve büyüttü.
Bir gün Adem iki oğluna şöyle dedi. ''Caine, Abel, [Yukardaki] için bir kurban Caine, [Yukardaki] için en tatlı meyvalarını, en olgun bitkilerini getirdi.
Abel, [Yukardaki] için en genç, en güçlü hayvanını kurban etti.
İki kardeşte kurbanlarını Adem'in altar'ına koydular ve ateşe verdiler. Duman onları yavaşça yukarı doğru götürdü. Abel'ın kurbanı tatlı bir koku yaydı ve kabul edildi. Caine'inki ise kabul edilmedi ve Caine sert bir şekilde azarlandı.
İlk doğan ağlamaya başladı, gece gündüz [yukardaki]'ne dua etti.
Adem kurban vaktinin yeniden geldiğini söyledi. Abel yine en güçlü ve genç hayvanlarından birini öldürdü. Caine ise eli boş geldi, çünkü kurbanının istenmeyeceğini biliyordu.
Abel şöyle dedi; ''Caine, neden bir kurban getirmedin?''. İlk doğan gözleri yaşlı bir şekilde kardeşinin kalbine mızrak saplayarak onu kurban etti, hayatta en çok sevdiği şeyi.
[Yukardaki] onu cennetten attı, ve Nod denilen bir yere sürgün etti.
Caine karanlıkta yanlız kalmıştı. Açtı, üşüyordu ve ağlıyordu... Karanlığın içinden tatlı bir ses geldi. Siyahlar içinde bir kadın Caine'e doğru yaklaştı.
''Hikaye'ni biliyorum, Nod'lu Caine. Açsın, bende yemek var. Üşüyorsun, bende kıyafetler var. Üzgünsün, bende rahatlık var''
''Benim gibi lanetli birini niye rahatlatasın? Neden giydiresin? Neden besleyesin?'' ''Ben senin babanın ilk karısıyım. Yukardakine karşı geldim ve özgürlüğü karanlıklarda buldum. Ben Lilith'im. Bir zamanlar bende üşüyordum. Benim için sıcaklık yoktu. Bir zamanlar bende açtım, benim için yemek yoktu. Bir zamanlar bende üzgündüm, benim için rahatlık yoktu.''
Lilith Caine'i ağırladı ve onu besledi, rahatlattı. Caine onun evinde bir süre kaldı, ve birgün ona sordu:
''Sadece karanlıktan, bu evi nasıl yaptın? Nası kıyafetler yarattın? Nası yiyeceklerini yetiştirdin?''
Lilith gülümsedi ve cevap verdi: ''Ben uyandım. Bu sayede istediğim gücü yaratıyorum'' ''Beni de uyandır Lilith, benim de güce ihtiyacım var. Bende kendi evimi, giysilerimi, yiyeceklerimi yaratmalıyım.''
''Uyanmanın sana ne yapacağını bilmiyorum. Sen baban tarafından lanetlendin. Ölebilirsin, sonsuza kadar değişebilirsin.''
''Güç olmayan bir yaşamın ne önemi var? Sen olmadan ben ölürüm, ama senin kölen olarak yaşayamam.''
Lilith Caine'i seviyordu. Bunun olmasını istemesede Caine'in istediğini yaptı ve Caine'i uyandırdı. Bileğinden gelen kanı bir kaba koydu ve Caine'e içirdi. Caine Abyss'e düştü, o kadar uzun düre düştüki bu ona sonsuzluk gibi geldi. Gözlerini açtığında karanlık bir yerdeydi.
Karanlığın içinde Caine parlak bir ışık gördü. Gecede parlayan ateş, Michael, Kutsal Ateşin koruyucusu ona gelmişti, ve şöyle dedi. ''Adem ve Havvanın oğlu, suçun büyük ama babamın bağışlıyıcılığı da çok büyük. O seni affetti.''
Caine cevap verdi; ''[Yukardaki]'nin acımasıyla değil ancak kendi vicdanımla gurur içinde yaşayabilirim.'' ve reddetti.
Ve Michael ona ilk lanetini verdi:
''Bu diyarlarda gezdiğin sürece, sen ve senin çocukların ateşten korkacak. Ateşim sizin derinizi yakacak ve sizi mahvedecek.''
O gecenin sabahında, ufuktan Raphael göründü. Güneşin koruyucusu. Caine'e şöyle dedi
''Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu, kardeşin abel cennetten senin günahlarını affetti. Tanrının bağışlamasını kabul etmeyecek misin?''
Caine cevap verdi; ''Abel'ın bağışlaması bir şey ifade etmez. Ancak ben kendimi affedebilirsem gerçekten affolmuş sayılırım'' ve reddetti.
Ve Raphael ona ikinci lanetini verdi:
''Bu diyarda gezdiğin sürece sen ve senin çocukların gün doğuşundan korkacak. güneşin ışınları sizi ateş gibi yakacak. Şimdi git ve karanlık bir yere saklan, güneşin gazabını hissetmemek için.''
Caine kaçtı ve karanlık bir mağraya saklandı ve orda uyudu. Uyandığında ölüm meleği Uriel onu kanatlarının arasında tutuyordu. Caine'e şöyle dedi:
''Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu, Tanrı senin bütün günahlarını bağışladı, kabul et ve bütün lanetlerinden kurtul.''
Caine cevap verdi; ''Tanrının bağışlamasıyla değil, kendi bağışlamamla yaşayacağım. Ben benim. Yaptıklarımı yaptım. Bu asla değişmeyecek''
Ve Tanrının kendisi, Uriel'ın ağzından Caine'e son lanetini verdi.
''Sen ve senin çocukların, bu diyarda gezdiği sürece karaklığa tutunacaklar. Sadece kan içecekler. Sadece kül yiyecekler. Ölümde olacakları gibi olacaklar, ama ölmeyecekler ve hep yaşayacaklar. Son günlere kadar dokunduğunuz her şey yok olacak.''
Bu lanetle Caine acı bir çığlık attı. Gözlerinden kan geldi. Bu gelen kanı bir kabın içine doldurdu ve içti.
Kafasını kaldırdığında Gabriel karşısında duruyordu, ve ona şöyle dedi:
''Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu. Babamın bağışlayıcılığı bildiğinden çok daha büyük. Şimdi bile Affedilmeye bir yol açıldı. Bu yola [Golconda] diyeceksin. Çocuklarına ondan bahset, çünkü sadece bu yolla yeniden ışıkta yürüyebileceksiniz.''
Tanrı , Adem’i cennetinden kovduktan uzun süre sonra Adem ve Havva ‘nın iki erkek çocuğu olmuş . Bunlardan büyük olanın adı Caine (Caine the First Born ,ilkdoğan) , küçüğünün adıysa Abel imiş .
Eski Dünya ‘da adları şimdilerde çoktan unutulmuş canlılarla birlikte mutluca yaşarlarmış . Ancak bu uzun sürmemiş . Bir cinnet anında Caine kardeşi Abel ‘i öldürmüş ve ilk kan akıtan , ilk katil (“ first murderer”) olmuş . Babasının hışmından korkarak evinden kaçmış . Ama Tanrı’nın hışmından kaçamamış .
Tanrı , Caine ‘i lanetlemiş . Onu sonsuza dek güneş ışığından yoksun yalnız bir Geceye mahkum etmiş . İçerisinde sürekli yükselecek olan bir açlıkla karartmış onun kaderini ; kendi türünün kanını içmekle lanetlemiş onu , varlığını sürdürebilmek için . Ve ilk vampir olarak Caine dünyanın üzerinde gezinmeye başlamış .
Binyıllarca Caine bu topraklar üzerinde adım attığı sonsuz gecede yürümeyi sürdürmüş . Dünyanın dört bir yanını gezmiş . Arkasında gittiği her yere ölümü taşımış . Inanılmaz gücü sayesinde bazı yerlerde ona tapınmışlar , bazı yerlerde iblis olarak isimlendirilmiş . O da insanların arasından tamamıyle çekilmiş.
Insanlık Tarihi birkaç Çağ geçirip yerleşik düzene geçmeye başladığı zamanlarda Caine geri dönmüş . Inanılmaz yalnızlığını giderebilmek için kendine arkadaş , yaver aramaya başlamış . Yaptığı uzun geziler sonunda kendi lanetini geçireceği üç insan bulmuş ve onları da vampire çevirmiş . Bu 2.nesil vampirlerin adı Güzel Zillah , Bilge Enoch ve Güçlü Irad imiş .
Caine ve 3 çocuğu insanlığın arasında gezmeye başlamış ve Ilkşehri (First City) kurmuşlar . Orada insanlar onlara tanrı olarak tapınmış ve rahat çağlar geçirmişler . O zamanlarda 2.nesildeki 3 çocuk da kendi çocuklarını yapmışlar . 3. vampir neslinin nüfusu 13 ‘müş : Malkav , Saulot , Cappadocius , Absimiliard , Arikel , Lasombra , Ventrue , Ennoia , Haqim , Brujah , Set , Ravnos ve Tzimisce
Caine buna izin vermiş ama lanetin daha fazla yayılmasını istememiş ve daha fazla vampir yaratılmasını yasaklamış .
Çağlar geçmiş ve sonra bir anda bütün dünya sular altında kalmış . Nuh’un tufanı First City ‘i yutmuş . Çok zorlu yıllar geçiren vampir nesli tufan geçince tekrar insan arasına katılmış . Ancak 3. nesil 13 çocuk iyice artan güçleriyle artık babalarının yanında kalmak istemiyormuş . Bu yüzden büyük bir anlaşmazlık çıkmış . Caine iki tarafa da savaş yapmamalarını söylemiş ama 2. ve 3. nesil ayrılmış ve Büyük Savaş başlamış . (The Great War)
Kısa bir süre sonra 3. nesil’den 13 çocuk , babalarını (Enoch , Zillah ve Irad) yoketmişler ve Dünyanın Efendileri olduklarını ilan etmişler.Içlerinden bazıları Caine ‘i aramaya çalışmış ve söylenlere göre biri bulmuş . Ancak Caine bu kez kıyamet gününe kadar olmak üzere onları terkettiğini söyleyip kayıplara karışmış ( yaklaşık M.Ö. 3000 )
3.nesil vampirler o zaman için devasa büyüklükte bir şehir kurmuşlar ve buna Ikincişehir demişler (Second City) . Orada 13 yarı-tanrı da ayrı saraylarını yaptırtmışlar ve insanlar onlara tapınmaya başlamış . Burada çoğu kendi çocuklarını yapmışlar ve 4.vampir nesli oluşmuş . Bu vampirler inanılmaz güçlere sahip olmalarına rağmen babalarının yanında birer silik gölgden farksızmışlar . Her yeni nesilde Caine’in kanı biraz daha etkisini yitirerek saflığını kaybediyormuş.
Bu şehirde 3.nesilden her vampir kendi hayat felsefesinin ve güçlerinin belirlediği birer clan kurmuş . Klanların isimleri ve kurucuları şöyle :
Ventrue – Kraliyet Klanı (Ventrue)
Gangrel – Hayvanın Klanı (Ennoia)
Malkavian – Ay’ın Klanı (Malkav)
Nosferatu – Gizli Olanın Klanı (Absimiliard)
Ravnos – Gezenin Klanı (Ravnos)
Toreador – Gülün Klanı (Arikel)
Lasombra – Gecenin Klanı (Lasombra)
Tzimisce – Biçimdeğiştirenin Klanı (Tzimisce)
Setites – Yılanın Klanı (Set)
Cappadocian – Ölümün Klanı (Cappadocius)
Saulot – Iyileştirenin Klanı (Saulot)
Assamite – Av’ın Klanı (Haqim)
Brujah – Öğrenmiş Klan (Brujah)
Burada uzun süre bir arada yaşadıktan sonra aralarındaki çekişmeler uzlaşılamaz bir hal almış ve şehirdeki insanlar da bu isimsiz savaştan bıkmışlar ve onlara olan saygılarını yitirmişler . O zaman klan kurucuları ( ya da Antediluvian’lar yani tufandan sağ kurtulanlar ) son kez bir araya gelip ayrılmışlar . Herbiri bilinen dünyanın bir tarafına gidip orada kendi hakimiyetini ilan etmiş . Örneğin Set , Mısır’a giderek orada bir Tanrı olarak Seth ya da Sutekh adını alarak yaşamaya başlamış ; Cappadocius Iç Anadolu’da çocuklarıyla beraber Kapadokya’ya gelerek buraya yerleşmiş ve buraya isim vermiş ; Haqim , bugunkü Iran’ın olduğu yerde fetedilmesi imkansız gözüken Alamut Kalesine yerleşmiş ; diğer Antediluvian’lar da çeşitli mekanlarda varlıklarını sürdürmüşler .
Bundan sonra her yeni nesil bir sonraki nesilden vampir yaratarak vampirlik lanetini günümüze kadar taşımış . Antediluvian’ların ayrılmasından günümüze kadar geçen yaklaşık 5000 yılda bazı klanlar yokedilmiş , bazı Antediluvian’lar çocukları tarafından öldürülmek suretiyle Klan sahipliğini kaybetmiş , bazıları uzun uykuya (Torpor) girerek kendilerini dünyadan ve çocuklarının aç gözlü (*) bakışlarından korumuş , yeni bazı klanlar kurulmuş ve Vampir Sosyetesi sayısız büyük olay geçirmiştir . Günümüzde 13.nesil vampirler bile olduğu biliniyor ve bunlar insanlara göre daha güçlü olmalarına rağmen gece gezip kan içen güçlü ,zeki ve/veya güzel insanlar gibi oldukları söylenebilir . Bunun dışında 14. hatta 15. nesil vampirler bile görülmüş ama bunlar çocuk yapamadıkları gibi gündüz de gezdikleri ve bir vampirden çok hastalıklı bir insan görünümünde oldukları söyleniyor ve onlara Thin Blood (Incekanlı ) deniyor .
Şimdi bir de vampirlerin diğer canlılar hakkında çok genel görüşlerini sıralayalım :
Mages : Büyücüleri ciddiye al , çünkü büyünün bu dünya dışından gelen bir gücü var ; ama insan olduklarını unutma , sadece insan
Werewolves : Köpeciklerle karşılaşıp da yaşayan vampir pek sık görünmüyor . Onlar bizi sevmiyorlar biz de onları ve o pis kokularını . Kurtadamları ormanlarına bırak ve yüzyüze gelirsen ilk önce kaçmayı düşün
Wraiths : Ölülerin iki dünya arasında sıkışmış ruhları . Kullanışlı müttefikler olabilirler ; ama onlar yüzünden denmemiş mi : “ Yerin kulağı vardır “ diye …
Diabolistler : Zaten Tanrı olan biri neden seytana tapsın ? Saçma !
Changelings/Faeries : Periler … Kanlarının ilham dolu olduğu söylenir . Ama söylenir . Bir söylencedir periler
Insanlar/Elfler : Kısa ömürlü , narin canlılar . Besin kaynağımız .
Son pişmanlık fayda etmez azrailin makamında..
|