Düşündü...
Düşündü… Her zaman böyle başlamıyor muydu zaten? Önce duraksıyordu, bir anda sanki anonim bir acı onu buluyordu. Algılayamıyordu ne olduğunu. Sonra düşünerek üstesinden gelmeye çalışıyordu. Ama kolay olmuyordu. Çünkü o, hep bu acının O’ndan geldiğine inanıyordu. Aslında üstesinden de gelemiyordu. Her ne kadar öyle görünse de veya görünmeye çalışsa da! Hala şarkı dinlerken O aklına gelmiyor; O’nun için şarkı dinliyordu. Yani değişen hiçbir şey yoktu. Acısının boyutu dışında!
Acımak deyince daha bir öfkeleniyordu aslında. Çünkü kendisini hissetmeyen, umurunda olmadığı birisinin kendisini acıtması dokunuyordu. Acı katlanıyordu yani. Bir yandan aklı hala o yumuşak, hoş düşüncelere, şarkılara gidiyordu ama bir yandan da kendini frenlemeye çalışıyordu. Unutmaya çalışıyordu ama her zaman başarısız olmamış mıydı bunda? Hep denemişti unutmayı ama beynini hiçbir zaman kandıramamıştı. Ne kolayca değişebilmiş ne de kolayca yapması gerekeni yapmıştı. Her zaman içinde olan ve volkanik bir yanardağın her an patlayıp hayatı durdurmayı bekleyen lavları gibi kendine hayran bırakıcı ama bir o kadar da tehlikeli isyanı her şeye bulaşmıştı. Bazen o da kendisini anlamakta güçlük çekiyordu. Neden bu kadar yoğunluk hissediyordu, insanları çevresinden uzaklaştırırken neden sadece birisini, yanında olmak istemeyen birisini yanında tutmak istiyordu? Bunu anlayabilse her şeyi çözebileceğini düşünüyordu belki de doğru düşünüyordu ama her şeyi anlamayı da istemediği oluyordu. Zaten yaşama isteği ve bakışı; ölüm döşeğinde ki âşık bir adamın sevdiğini yanında hissetmesi ve ardından yanında olmadığını anlamasıyla değişen kalp atışları gibiydi. Ama yine de O’nun için her şeye razıydı. O, buna değer miydi bilmiyordu. Sadece değeceğini umuyordu. Yani tutunduğu tek şey kendi hisleriydi…
O aklına geldikçe yüzü bulanıklaşıyor, O’nun adı geçtikçe aklı karışıyordu. Aslında ne adının geçmesine ne de aklına gelmesine gerek yoktu. Çünkü O hiçbir zaman aklından çıkmıyordu! Her şeyle bir bağlantısını kurabiliyordu. Bu kendisini daha da deli ediyor, hasta olduğunu düşünmesine neden oluyordu. Belki de öyleydi. Ama mutluydu hafif paranoyalarıyla. Farklı olduğunu hissedebiliyordu çünkü bu sayede.
Sürüp giden düşünceleri; aklından çıkmayan, sürekli gördüğünü hissettiği O, artık rahatsız etmeye başlamıştı. Farkına varmıştı O’nun hissetmediğinin. Belki de kendisini en çok rahatsız eden buydu. Sürekli, topu olduğu için mecburen oynatılıp, ondada kalede iyisin diye kandırılıp kaleci yapılan bir çocuk gibi hissediyordu kendini. Belki düşüncelerinin kendisine ‘golü’ atıp kendisine yenik düşmekten kurtulmaya çalıştığı için, belki de o çocuğun dalga geçilecek konumuna düştüğü için….
|