|
|
| Lorem Ipsum Nereye yazsam dediğiniz konular için böyle buyrun. |
TapınmakLorem Ipsum içerisinde Tapınmak konusu: Tapınmak
Bu kadar aciz bi adamın yalvaramaması ironik.
Sebep, yalvaracak birinin var olmaması değil heralde.
İhtiyaç duyduğum şey tanrıyı gerektirecek kadar büyük değil çünkü. Yani, olmamalı.
Gerçi, tanrı dediğin insanın ...

15-05-2011, 02:49
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 05-12-2010
Mesajlar: 105
|
|
Tapınmak
Tapınmak
Bu kadar aciz bi adamın yalvaramaması ironik.
Sebep, yalvaracak birinin var olmaması değil heralde.
İhtiyaç duyduğum şey tanrıyı gerektirecek kadar büyük değil çünkü. Yani, olmamalı.
Gerçi, tanrı dediğin insanın hayatını güvenilirliği şüpheli amaçlar uğruna sikip atan bir varlık değil midir?
O zaman ben tanrımı bulmuşum amına koyim.
Benim kitabımda tanrı demek tutsaklık demektir. Ama tutsaklıktan tutsaklığa, tanrıdan tanrıya da fark var.
Bu tutsaklık,görmediğin bir cehennemden duyduğun korku, babadan dededen kalma alışkanlıklar gibi sikindirik temellere dayanan bir şey değil.
Görünür bir tanrıya aşık olup, seni bir cennete götürmesi için yalvarmak gibi.

O cennet, mutlu olduğunuz, birlikte olduğunuz yer işte.
Fakat farkediyorsun ki bu cennet, diğerleri gibi ödevini yapmanın girmek için yeterli olduğu bir yer değil. Daha çok, tanrının kendinden bir parça gibi, ve o kimi almak isterse, o girebilir ancak.
İlginç kısım da burada başlıyor. Bu tanrı diğerleri gibi secde edilmek için tehditler, yalanlar savurmaya gerek duymuyor.
Ona secde eden bir kalabalığın peşinde değil. Bir cehennem yaratmasına da gerek yok.
O, olabildiğince gerçek, olabildiğince yakın bana . Belki bu kadar göz kamaştırmasının, bu kadar acıtmasının sebebi de bu.
En korkunç tanrılara 'eyvallah' etmeyen ben, bu sefer ibadet edebilmek için kendime karşı günah işlemeye razıyım.
Ona yakın olabilmek için, özgürlükten vazgeçmeye razıyım.
Onu görmek için, renklerden vazgeçmeye razıyım.
Ona sadece dokunabilmek için, omuzları onu taşıyabilen tanıdık bir bedenden ibaret olmaya razıyım.
Her şeye razıyım, her şeyi yapabilirim ama, kendimden geçemem işte. Çünkü kendimden geçersem eğer, rol yapmam gerekir. Ona mecbur değilmişim; sanki, onu hiç sevmemişim gibi yapmam gerekir. Ona tapmamam gerekir, ona kul olmamam gerekir...
Benim de bir tanrı olmam gerekir.
Benim elimden bu gelmez..
ee,
Daha 'gerçek', daha 'insan' olunca daha az acı vermiyor işte. Tanrı değil mi siktiklerim. Hepsinin birleştiği nokta, sana yüz çevirmeleri.
Kimisi zaten yoktur, seni göremez.
Kimisi zaten bir şey vaadetmez.
Kiminin aradığı da başka bir tanrıdır sadece, kul değil.
Hegel kölelik zihindedir demiş ya hani, ben burdan şahidim.
Benim istediğim köle olmak bu tanrıya. Hor görmeyin bu arzumu be.
Yükselmeye yönelik bir çaba bu, alçalmaya değil. Şu anda olduğum şey olsa olsa bir köpek çünkü.

Hem; bir tanrıya köle olmak, o kadar da aşağılayıcı olmasa gerek ( :
Konu Kale tarafından (15-05-2011 Saat 03:00 ) değiştirilmiştir..
|

15-05-2011, 03:02
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
Git bi kız arkadaş falan bul,saçlarını falan kokla dokun,artık köle mi olursun,köpek mi olursun farketmez zaten. Saçma saçma konuşma şurda ilahi ilahi,yakındığın bu senin reddetme boşuna da, yemez doğan. 
|

15-05-2011, 03:07
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 05-12-2010
Mesajlar: 105
|
|
Alıntı:
Orgon´isimli arızadan alıntı
Saçma saçma konuşma şurda ilahi ilahi,yakındığın bu senin reddetme boşuna da, yemez doğan. 
|
İnan muhabbete sışmak istemiyorum ama, bu cümlede ne dediğini anlayamadım.
1-Yakındığım neymiş?
2-Neyi reddetmeyeyim?
3-Doğan sen misin?
Benim bazı tahminlerim var, ama o riski almamayı tercih ettim 
|

15-05-2011, 03:17
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
Alıntı:
|
İnan muhabbete sışmak istemiyorum ama
|
Şıştın.
Alıntı:
Daha 'gerçek', daha 'insan' olunca daha az acı vermiyor işte. Tanrı değil mi siktiklerim. Hepsinin birleştiği nokta, sana yüz çevirmeleri.
Kimisi zaten yoktur, seni göremez.
Kimisi zaten bir şey vaadetmez.
Kiminin aradığı da başka bir tanrıdır sadece, kul değil.
|
Alıntı:
|
bi kız arkadaş falan bul,saçlarını falan kokla dokun,artık köle mi olursun,köpek mi olursun farketmez zaten.
|
Hayır sensin.
|

15-05-2011, 03:38
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 05-12-2010
Mesajlar: 105
|
|
|
Haklısın (üçüne birden).
Bu tarz 'değer verme' krizlerini belli aralıklarla yaşıyorum sanırım, Bu krizden çıkana kadar da herhangi bi kıza enerji harcayabilir miyim bilmiyorum, şimdilik bi kaç tanesine dokunmamayı tercih ettim. Başkalarındaki içsel bunalımlar da belli bir sistematik izliyor mu, bu durum insan zihni ile ilgili bir olguya dalalet ediyor olabilir mi? Gibi sorular aklıma geliyor.
Bu sefer Kali bağlamakta zorlanmasın diye bütün içeriği allah kitap metaforlarıyla doldurdum, senden de ciddi katkı bekliyorum, çünkü tırsmaya başladım hakkaten bunun bir döngü olduğundan. (He tabi diğer herkesten de katkı bekliyorum arkadaşlar :he)
Doğrudan tecrübe, iç gözlem üzerinden de kafa yorsan belli bi raddeden sonra acayip biçimde soyut dünyaya adım atıyosun, ve orada kaybolmamak için başkalarından dinlemek gerekiyor.
Konu Kale tarafından (15-05-2011 Saat 03:40 ) değiştirilmiştir..
|

15-05-2011, 04:08
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
|
Arthur C. Clarke ın bir lafı vardı. Kelimesi kelimesine anımsamıyorum ama şöyle bir şeydi. "Dinin ahlakı ele geçirmesi insanlığın en büyük felaketlerinden biridir." Ben bunu her türlü kişisel kurguya, hayal etmeye ve belli birtakım arzular nedeniyle bazı şeylere inanç beslemeye kadar yayabilirim kendimce.
Sonuç olarak istediği şeyi kurgulamakta, varsaymakta ve yaşamakta özgürdür insan. Ancak bunlardan birisinde kendi kurguladığı şeye değişmez bağlılıklar yükleyip sahiplenmeye başladığında da özgürlüğünü yitirir. Bu ister bir sevgili olsun, ister insanın bilebildiği, kavrayıp kendince anlamlandırdığı kadarıyla yaşama vermek istediği, yüklediği manalar olsun. (aynı şey iki durumda da) Her şeyin değişken, gelip geçici olması ile buna rağmen bunun aksine kalıcı ve daimi olmasını arzulamak bir bakıma çelişki değil o kadar. Örneğin yaşam konusunda mantıken ölümü doğal karşılasak da ölmek istemeyiz. Bu da zaten yaşıyor olduğumuzıu gösteriyor her ne kadar paradoks gibi görünse de.
Duyguları, hisleri, anıları ve oluşturduğu şeyleri belli bir kalıba göre değerlendirip sınırını çizmek zaten mümkün değil. Çizdiğin vakit çok bilimsel olduğunda çok dini olma tehlikesi de var zaten. (sex hormonlardandır üremek içindir, aşk aşırı dopamin salgılanmasıdır vs gibi) Bunu kişiselden çıkar evrene yay gene aynı durum. (evren şu yüzden,şu şekilde meydana geldi diyebilen insanın zamanı,başlangıcı,sonu, kendi algı sınırlarını ve mevcut bilgi birikiminin değişkenliğini gözardı etmesi durumu)
O nedenle bu bakımdan en olumsuz daha doğrusu tek olumsuz durumun, sebebi ve gerekçesi ne olursa olursa olsun insanın kendi duygularına engeller koyması, bu durumu kanıksaması ve kendi geçmişi ile geleceğini sürekli kıyaslamaya çalışıp, bireysel varlığını belli bir biçimde kabul ederek (hep böyle oldu, demek ki böyledir gerçekler yanılgısı) sabit olarak düşünmesidir bana göre. İş oraya gelirse de kasvet başlar ve soyut düşünceler kabuslar üretmeye başlar ki, bu da şiddetle reddettiğimiz kurumsal ahlak, kurumsal din, otoriteye boyun eğme gerekliliği, bireysellikten uzaklaşıp sürü olma, hissizleşme, katılaşma vs gibi durumlara sebebiyet verebilir. Ortalama insanlarda da (hani yeterince kitap okumadığı için böyle olduğunu farz edip cahil dediklerimiz) durum böyle sanırsam.
Ancak bana göre doğa kuralsızdır ama tek bir kanunu vardır değişmeyen ve onu göremeyen/yaşamayan bir şekilde daima bir huzursuzluk, bir rahatsızlık duyacaktır her halukarda. (gerekçe önemsiz, zeka derecen önemsiz, istisnaya tolerans 0, yazılıp çizilebilir de değil pek)
|

15-05-2011, 04:08
|
|
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
|
|
|
Duygularını alegorik olarak anlatmaya çalışmışsın güzel de ben pek fazla bir şey anlayamadım. Yani bi şeyler anladım da ana fikri anlayamadım.
|

15-05-2011, 04:45
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
Alıntı:
dyavol´isimli arızadan alıntı
ana fikri anlayamadım.
|
1 alternatif: yazıldığı ruh hali, (veriyorsa) verdiği hissi hissetmek.
olursa tabii..
Her dürtü duygu, her duygu fikir olmuyor herzaman.
ilginçtir, Kale " Bu sefer Kali bağlamakta zorlanmasın diye bütün içeriği allah kitap metaforlarıyla doldurdum" diyene kadar farketmedim bile metaforların niteliğini...bak işlevlerini mükemmel yapmışlar.
(Hani "iyi bir satış elemanısın demek 'iyi bir satış elemanı değilsin' demektir çünkü 'iyi' olsa hissettirmez misali.....)
Yazı güzel, edebiyatta asırlardan sonra 'daralları' dile getirmek için taze yol-yöntemler bulmanın zorluğu göze alınrsa hele..
|

15-05-2011, 13:05
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 05-12-2010
Mesajlar: 105
|
|
Konuya aşina olanlara bir feryat amaçlı başlamıştım yazmaya, biraz ipucu vermek gerekebilir sanırım. Ama bulmaca çözmekten hoşlananlar önce bir tahminde bulunsunlar :P
>>>SPOILER<<<
- Aciz olmamın nedeni aşık olmam. Keşfedilen tanrı da aşkın 'nesnesi' oluyor ::-
----------------
Alıntı:
|
Orgon´isimli arızadan alıntı
Sonuç olarak istediği şeyi kurgulamakta, varsaymakta ve yaşamakta özgürdür insan. Ancak bunlardan birisinde kendi kurguladığı şeye değişmez bağlılıklar yükleyip sahiplenmeye başladığında da özgürlüğünü yitirir. Bu ister bir sevgili olsun, ister insanın bilebildiği, kavrayıp kendince anlamlandırdığı kadarıyla yaşama vermek istediği, yüklediği manalar olsun. (aynı şey iki durumda da) Her şeyin değişken, gelip geçici olması ile buna rağmen bunun aksine kalıcı ve daimi olmasını arzulamak bir bakıma çelişki değil o kadar. Örneğin yaşam konusunda mantıken ölümü doğal karşılasak da ölmek istemeyiz. Bu da zaten yaşıyor olduğumuzıu gösteriyor her ne kadar paradoks gibi görünse de.
|
Bak burası son zamanda epey kafamı kurcalayan bir kırılma noktasına denk geliyor. Bu konuda kendi fikrimi toparlamaya fırsat bulabilirsem daha derli toplu bir şekilde yazmayı planlıyorum ama, şimdilik bir ön çalışma olması açısından burada paylaşayım;
Çizgiler diye bir başlıkta; sosyal ilişkilere ilişkin oluşturduğumuz kategorilerin, bir süre sonra içeriği incelemeyi kolaylaştırmaktan çıkıp, içeriğin kendisi üzerinde belirleyici olmaya başladığından ve bunun ciddi problemler yarattığından söz etmiştim.
Daha sonraları, üstte anlatılan, karşılık bulamadığım insanın da(A kişisi diyelim); beni benim gözümle görmemesinin sebebinin de bu kategorizasyon olduğunu düşünmeye başlamıştım.
(Daha çıplak ve sıkıcı haliyle; çok yakın arkadaştık, ve kafasında bunu fazla büyüttüğünden beni farklı göremediğini düşünüyordum. (: )
Fakat, bunu farketmemi tetikleyen neydi hatırlamıyorum ama, farkettim ki; bütün o kategorilerle ilgili paragrafları yazarken; ben A kişisi ya da başka arkadaşlarıma karşı bildik 'arkadaş' tanımından farklı hisler de besliyordum. Belki bu kategorizasyona inanmaya devam ederken, bir suçluluk hissine de sebep oluyordu hisler ama, sonuçta hislerin kendilerinde çok büyük bir problem doğmuyordu.
Dolayısıyla; 'çizgileri yıkmaya' yönelen bütün o teorik içerik, zaten hissetmekte olduğum duyguları rasyonalize etmekten başka bir şey değildi.
Böyle düşününce de, A kişisinin beni sevmiyor olmasında, kafasındaki çizgilerin o kadar da belirleyici olmadığını kabullenmek durumunda kaldım. Çünkü eğer bana farklı gözle bakabilecek olsa, benim 'Çizgiler'de yaşadığım zihinsel devrim(!)i tekrarlaması o kadar da zor değil bu durumda.
Yani, 'Biz arkadaşız, bundan farklı göremem seni' Derken;
yaptığı, zaten hissetmekte olduğu duyguları rasyonalize etmekten başka bir şey değildi (:
O kadar kafa yorup karmaşık bir çıkarım sürecinin sonunda, gayet aşikar ve aşağılayıcı bir durumu ifade eden bir sonuca ulaşmak hakkaten çok sikik bir şey yahu : D
1- Hislerimizi biz seçmeyiz.
2- Öyleyse; bilinç düzeyindeki işlemlerin hisler üzerindeki etkilerinin sınırlı olması gerekir.
Soru : Peki bu etki (varsa) belirleyiciliği ne kadardır?
İşte henüz üstünde düşünme fırsatı bulamadığım başlık bu. Fakat ufak bi fikrim var sanırım.
Hisler, canlının sahip olduğu ölçütlerin dış dünyadaki nesneler üzerinde uygulanmasıdır. Bu da hislerin oluşumunda(1) Dış dünyayı ve hissin yöneldiği nesneye ilişkin veriler; (2) Bu verileri işleyecek ölçütler olmak üzere iki değişken demektir.
1-Gerçekliğe ilişkin veri biriktirmek için, 5 duyu, ve 'kavramlaştırma' denilen daha karmaşık bir yöntem kullanır. Kavramlaştırma derinleşip arttıkça, algı dünyası da soyutlaşmaya başlar ( soyutluk arttıkça da gerçekliği doğrudan yansıtma zorlaşır, ya da bambaşka bir gerçeklik oluşturulabilir)
2- Hissi oluştururken yararlanılacak veriler; hissin yöneldiği nesnenin kendi düzleminden alınmış veriler olmalıdır.
3- Dolayısı ile hisler; yöneldikleri nesnenin bulunduğu düzlemin sağladığı verilerle paralel bir nitelik taşır. Bilinç düzeyindeki üretimle oluşturulmuş soyut düzleme kayıldıkça, bilincin bir etkisinden bahsedilebilir. Lakin bu etki hissin oluşma mekanızmasına yönelik değil; verilerin toplandığı düzlemi üretmek bağlamındadır.
Somuttan soyuta doğru bir kaç örnekle pekiştirmek gerekirse;
-Açlık hissi;
Düşünce dünyasından tamamen bağımsız olarak fiziksel algılarımıza dayanan bir histir.
-Bir yiyeceğin tadının yarattığı his;
Damak tadı olarak ifade edilen, biraz alışkanlıklarla da belirlenen daha karmaşık bir duygu olsa da, hala somuta yakın bir histir. (İnsanları dondurmanın lezzetli olmadığına ikna etsek bile; kaç tanesi tattığında tükürmeye çalışacaktır acaba ?)
-İkili ilişkilerle ilgili hisler;
Ölçütleri biyolojik yönelimlerin yanında, yaşamsal tecrübelerden de büyük ölçüde kaynak almakla birlikte; nihayetinde rasyonal düşünce ile belirlenmeyen hisler.
-Soyut kavramlara ilişkin hisler;
Kavramsal düzlemde derinlere gittikçe, fiziksel algılara hemen hiç başvurulmadan elde edilmiş veriler üzerinden yapılan bir değerlendirme ile varılan hisler gibi bunlar da. İdeolojik, dinî inançlar; doğrudan doğruya kavramsal her türlü onay, red duygusu bunlara örnek olabilir.
--------
Yani demem o ki; insan hisleri insan yaşamında asıl belirleyici olan unsurdur. Hislerimizi de üstte anlattığım gibi bilinç dahilindeki bir mekanizma ile belirlemiyoruz.
Dolayısıyla; alıntı yaptığım paragrafta bahsettiğin hali ile, herhangi bir nesneye de atfedeceğimiz değer, bizim belirleyebileceğimiz bir değişken değil.
Bu da, insanın seçimlerindeki iradesi, dolayısı ile özgürlüğü konusunda ayrıca bir tartışmaya yol açıyor. Lakin benim öncelikli merakım bu tartışmaya yol açması beklenen içeriğin kendisi ile ilgili. Özgürlük problemi ayrıca tartışılabilir.
Not.
Terimlerin kusuruna bakmayasın, anlam problemi yaratmadığımı umuyorum. Tüm içeriğin kaynağı olabildiğince somut halde kullanılmış iç gözlemler.
Konu Kale tarafından (15-05-2011 Saat 13:38 ) değiştirilmiştir..
|

15-05-2011, 16:12
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
|
|
Alıntı:
Haklısın (üçüne birden).
Bu tarz 'değer verme' krizlerini belli aralıklarla yaşıyorum sanırım, Bu krizden çıkana kadar da herhangi bi kıza enerji harcayabilir miyim bilmiyorum, şimdilik bi kaç tanesine dokunmamayı tercih ettim. Başkalarındaki içsel bunalımlar da belli bir sistematik izliyor mu, bu durum insan zihni ile ilgili bir olguya dalalet ediyor olabilir mi? Gibi sorular aklıma geliyor.
|
biten yahut başlamayan ama çok istenen bir ilişkinin ardından böylesi durumlar yaşanır: güven kaybı, boşluk hissi, depresyon vs... hatta kimi durumlarda bunlar içinden çıkılmaz bir hal de alabilir...
uzunca bir sürenin ardından biten bir ilişkinin üstünden, yeni bir duyguya/şahsa hazır olabilmek özünde hem şahsi bir çaba/içsel bir kudret hem de belli bir zaman dilimi(restorasyon ve yas süreci) gerektirir.
çok sevdin, kaybettin, özlüyorsun ve üzülüyorsun... gayet normal; bir tür edimsel koşullanma hali'dir çünkü bu...bu durumda belli bir süre yasını tutacak, ağlayıp zırlayacaksın...yeni bir ilişkiye başlaman 1-2 sene arasında bir sürece denk gelebilir. biten'in ardından yaşadığın içsel sıkıntı ve gerilimlerin yakıcı etkilerinin bitmesiyse aşağı yukarı 6 ay sürer. bi altı ay kadar da yalnızlığına alışıp güçlenmen, motive olman içindir. süreler değişkendir; ancak, 2 senenin üstü bence ''obsesyon''a girer bence...unutmamak başka, yaşamını sürekli bu gerilim/boşluk/hiçlik dürtüsüyle yaşamak başkadır...bu durum şahsi olduğu kadar ''kültürel''dir aslında... leyla ve mecnun'unun bu denli pohpohlanıp karşındaki birey'in ''sahiplik'' çıtasında içselleşmesi yaratır bunu genel olarak... tabi, sorunlu/travmatik ilişkiler de ciddi sıkıntılara yol açar.
Alıntı:
Bu sefer Kali bağlamakta zorlanmasın diye bütün içeriği allah kitap metaforlarıyla doldurdum, senden de ciddi katkı bekliyorum, çünkü tırsmaya başladım hakkaten bunun bir döngü olduğundan. (He tabi diğer herkesten de katkı bekliyorum arkadaşlar :he)
Doğrudan tecrübe, iç gözlem üzerinden de kafa yorsan belli bi raddeden sonra acayip biçimde soyut dünyaya adım atıyosun, ve orada kaybolmamak için başkalarından dinlemek gerekiyor.
|
naçizane bir gözlemimi ifade edeyim: biten bir sürecin ardından unutmaya, yaşam'ını yeni ve özgün'e göre kurmaya muktedir bireylerin ruhsal bütünlüğünü daha dengeli ve iradi bulurken tam tersi kişilikleri de ''şizofrenik'' vak'alara değin sorunlu tipler olduğunu gözlemledim. zaten, aşk da şizofreniye oldukça benzer bir delilik sürecidir.(örneğin mecnun, cünun kökünden gelir, yani deli. mecnunsa deliren/delirmiş demektir)
insan, evrimsel açıdan yeniye/özgüne uyum sağlamaya eğilimli bir canlıdır. ayakta kalma dürtüsü baskındır. ruhsal bütünlük de canlılığın bir göstergesi olduğuna göre, ruhsal denge ve yeni duruma uyum sağlama doğal bir yetidir.
aşk sonrası psikozlar yaşayan tiplerin bu duruma meyyal melankolik tipler olması da cabası. şizofreniye yatkınlıkları olabileceğini düşünüyorum.
kısa süre içinde zorluklar yaşaman, alışmakta güçlük çekmen normal. ve fakat, bilmem kaç milyar içinden sevebileceğin yalnızca bir tane olduğunu düşünmek de pek olası olmasa gerek değil mi?
seçeneklerin çoğaldıkça, mutlu ve huzurlu olabilmeyi talep ettikçe ve zihnini fakrlı durumlar/uğraşlar ve eylemler üstünde meşgul edip alıştırma yaptıkça süreç zaman içinde sönmeye uğrar. belli dönemlerde geri dönmeler/tekrarlamalar bile yaşansa; koşullanmışlıklar, alışkanlıklar baki değildir.

Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...
Hayyam...
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:03 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|