|
Emekçilerin "Çevrimdışı" Olmaya Hiç Niyeti Yok!
Ekin Akçay - (31.03.11)
Ortadoğu'da isyan ateşinin ilk kıvılcımını kendi bedeninde yakan Tunuslu Muhammed Buazizi, kendi isyanının Cezayir'e, Yemen'e, Ürdün'e, Libya'ya, Mısır'a, Fas'a, Bahreyn'e, Irak'a yayılacağını bilemezdi. Ancak onun ve onun gibi milyonların bedenlerini tutuşturan yoksulluk onlarca yıllık hükümranlıklarını sürdüren eli kanlı diktatörlerin sonunu getirdi. Çok kan döküldü, dökülüyor. Fakat zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmayanlar milyon dolarları için değil, gelecekleri için savaşıyorlar. Buradan onların inanç dolu yüreklerine selam göndererek başlayalım. Çünkü hala insan olma onurundan bahsedebiliyorsak bu dünyada, egemenlerin dizlerini titretiyorsa devrim kabusları; o kara tenli erkeklerin ve kadınların biraz da onların yüzü suyu hürmetinedir.
Milyonlarca Arap emekçisi süregiden zulme dur demek için toplandıkları Tahrir Meydanı'nda Hüsnü Mübarek'in develi cellatları karşısında kan ve terle mücadele ederken tüm arsızlıklarıyla liberaller durum tespitini zaman kaybetmeden yapıtılar: bu isyanlar internet menşeilidir. Tespit böyle olunca çözümü de gecikmedi. Başı dara düşen diktatörler ilk iş interneti kapattırdı. Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerini kapattırdı. Fakat gençler ne yaptı etti internete girmenin, iletişimlerini sürdürmenin bir yolunu buldu.
Peki neden internetten bu kadar korktular? Yoksa devrimleri insanlar değil de internet mi yapıyordu? Liberallere göre evet.
Öfke kaynağının gerçekçiliği karşısında liberaller tabii ki hedef şaşırtıyorlar. Varsayıyorlar ki kendi sonlarını getirebilecek emekçiler ve gençler devrim hastalığına kapılmamış olsun ve bu yalnızca bir internet hezeyanı olsun. Evet, doğrudur. Gençlik, sahibine milyon dolarlık servet kazandıran Facebook'u örgütlenmek için araç olarak kullandı. Ufku dış dünyaya açık olan gençlik, başka dünyaların var olabileceğini öğrendikçe ufkunu daha da genişletti. İnsanları yabancılaştıran, sanal ortamlarda ilişkilere hapseden ve sosyal ilişkileri birbirlerini gözetlemeye indiren facebook, kitlelerin yaratıcılığının bir ürünü olarak bir örgütlenme aracına dönüşebileceğini daha önce İran'da kanıtlamıştı, şimdi de Arap gençliği arasında aynı misyonu oynadı.
On yıllardır halklarına kan kusturan diktatörler, topraklarından milyonlarca doları iç eden emperyalistlerle kol kola en huzurlu fotoğraflarını verirlerken aynı diktatörlerin zindanlarında binlerce insan işkencelerden geçmekteydi. Hali hazırda medya tekellerini de ellerinde bulunduran diktatörler bu yolla o “huzurlu” görüntünün ardındaki vahşeti dışarıya sızdırmamak konusunda başarılı olabileceklerini düşündüler. Ancak planladıkları gibi gitmedi. Çünkü zaten insanları sokağa döken internet de değildi. İnternet sadece hızlı bir iletişim aracıydı; sesi kısılmak istenen kitlelerin dünyaya açılan penceresiydi. Arap halkları bıçağı kemiklerine dayandıran yaşam koşullarından, baskıdan, sömürüden usanmışlardı. Fakat Arap emekçilerinin kendi alternatif medyası, güçlü iletişim ağları internet yoluyla oluşmuştu. Tahrir Meydanı'ndaki çatışmanın yerine sakin sokak görüntülerinin gösterildiği devlet kanalının karşısına kendi çektikleri fotoğrafları, videoları koyarak gerçekleri bir bir anlattılar. Yüzyılın bilgi paylaşım ağı her şeyi öyle kolaylaştırdı ki birbiri ardına ülkelere yayılan destek eylemleri kendi ülkelerindeki isyan dalgasının fitilini ateşledi. Birbirlerine mücadele azmini ve inancını aşıladı. Devletlerin “terörist”, “bir avuç isyancı “dediği emekçiler anında milyonların sesini kendi elleriyle dünyaya duyurma olanağı bulmuşlardı. İnternet üzerinden hızla yayılan devrim virüsünün gerçek hayattaki sebebi Ortadoğu halklarını birleştirmişti böylelikle: sömürü.
Öte yandan internet olmasaydı böyle bir sürekli devrim dalgası mevzu bahis olmayacak mıydı? Elbette olacaktı. On yılların sömürüsüyle birikmiş öfke, krizin yine Ortadoğulu emekçilerin sırtına bindirilmesi sonucu patlama noktasına gelmişti. Su, yolunu bulacaktı; buldu da nitekim. Emekçiler milyonlarla sokağa çıktı. Bu süreci burjuvazinin kitle iletişim araçlarıyla manipüle etmeye çalıştığı açıktır. Her zamanki gibi ortaoyunu alenen gözlerimizin önünde dönmektedir. Kapalı kapılar ardında diktatörlerle yapılan anlaşmaların üzeri örtülüp televizyon karşısında demokrasi havarisi kesiliyorlar. Dedik ya su yolunu buldu. İnternet olsa da olmasa da televizyonlar, antenler çalışsa da çalışmasa da isyanın patlak vereceği koşulları tarih kendisi ortaya çıkartıyor. Nasıl ki 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde dünyadaki devrim dalgası hızla yayıldı; yine yayılacaktı. İnternet sadece bir kolaylaştırıcı oldu.
Elbette internetin halkları biraraya getiren gücü, egemenlerin de işini kolaylaştırıyor. Sosyal paylaşım siteleri, kitleleri birleştirici etkisinin yanında devletin bireyler üzerindeki kontrolünü de arttırdı. Kişisel bilgilerden fotoğraflara; politik görüşlerden katıldığı eylemlere kadar egemenlere her türlü hazır bilgiyi paket halinde ve kolay ulaşılır şekilde sunuyor olması aslında bir yandan da egemenlerin internet üzerinden yapılacak örgütlenmelerin karşısında önceden tedbirli davranmasını kolaylaştırıyor. İnsanların sokağa çıkmasını engelleyemese de başarısız geçebilecek olan bir eylem sürecinden sonra tespit edilen insanlar üzerinde baskı kurmasını kolaylaştırıyor.
Ancak bunların hiçbiri sonucu değiştirmeyecektir. Kapitalist devletler geçen yüzyıl da kitlelere aynı barbarlığı vaat ediyorlardı. O halde su yine yatağını bulup akacaktır. İsyan kaçınılmazdır. Yüzyılımızın muhbirlerine şimdi bir de internet eklenmiştir; varsın eklensin nasılsa hiçbir ajan onları kaçınılmaz sondan kurtaracak güçte değil.
bolsevik.org
|