|
|
| Lorem Ipsum Nereye yazsam dediğiniz konular için böyle buyrun. |
Hepinizden nefret ediyorum, gidiyorum!Lorem Ipsum içerisinde Hepinizden nefret ediyorum, gidiyorum! konusu: Sürekli bazı şeylerden yakınan, sürekli birbirlerini suçlayan, kafalarına taktıkları kendinde bazı özellikler, kriterler barındıran kişilerle uğraşan insanlar vardır. Bir köşede sessiz sedasız bekleyerek hedeflerindeki insanların birşeyler yapmasını, birşeyler söylemesini beklerler. ...

22-06-2010, 02:19
|
 |
Delinin zoru
|
|
Üyelik Tarihi: 24-05-2009
Yaş: 21
Mesajlar: 154
|
|
Hepinizden nefret ediyorum, gidiyorum!
Sürekli bazı şeylerden yakınan, sürekli birbirlerini suçlayan, kafalarına taktıkları kendinde bazı özellikler, kriterler barındıran kişilerle uğraşan insanlar vardır. Bir köşede sessiz sedasız bekleyerek hedeflerindeki insanların birşeyler yapmasını, birşeyler söylemesini beklerler. Aklınıza gelebilecek herşeyin altında bir çapanoğlu ararlar. Her baktıkları yerde bir komplo görürler. Onlara göre hiçbir şey normal değildir, onlara göre hiçbirşey göründüğü gibi değildir. Sizler de tam anlamıyla takıklarsınız, takık insanlarsınız. Konularınız hep aynıdır. Hedeflerinizdeki kişileri büyük bir göz hapsine alıp sürekli takip edersiniz. Herbirinizin kendinize göre favori bir hedefi vardır. Kiminizin derdi ateistler, kiminizin derdi inananlar.Bunların hayallerinden çok sadece gerçekleştirebilecekleri bir takım hedefleri vardır. Rengarenk bir gök kuşağı olmak yerine ayakları tamamiyle yere sabitlenmiş bir radar olmayı seçmişlerdir. Kendi fikri sermayeleri falan da yoktur; onların tek sermayeleri hedeflerindeki insanların varlığıdır. Kişilerin, koşulların, olayların, durumların ya da fonksiyonların değişebileceğini, dün yanlış olan şeylerin bugün en az o kadar yanlış, dün doğru olan şeylerin bugün o derecede doğru olmayabileceğini asla asla asla kavrayamazlar. Hepsinin kendine göre ayrı ayrı bir asrı saadeti de mevcuttur. Kiminin ki islamın ilk yılları, kiminin ki türkiyedeki atatürk ve otoriter tek parti dönemi, kiminin stalin dönemi, kiminin mussolini dönemi, kiminin bir marx dönemi, kimininse mitolojik bir ergenekon. Bu dönemlerin ancak belli bir zamanda, belirli bir coğrafyada ve bir daha bir araya gelmesi neredeyse imkansız olan çok özel koşullara özgü bir durum olduğunu bir türlü kavrayamazlar. Kollarındaki saatleri ya da duvarlarındaki saatleri oralarda biryerlerde takılıp kalmıştır, yahut bozulmuştur. Takılıp kaldıkları o zamanın içerisinde kala kala ekşimişlerdir. Ama şarabın o damağı coşturan asi burukluğuna değil, nasıl anlatsam böyle tıpkı sirkenin kekremsiliğine daha yakındır tatları. Onları dinlerken, okurken sanki bir ölüyle ya da bir mumyayla konuştuğunuz hissiyatına kapılır gidersiniz. Hep atakta, tetikte beklerler. Hedeflerindeki kişiler ortamda olmasa bile farketmez onlar için, bir köşede pinekleyeceklerdir ama hayat zaten boş durmalarına da izin vermez. Zira mutlaka birileri çıkıp biryerlerde onlara ters gelecek, uygun olmayan bir şeyler söyleyecek, bir şeyler yapacaktır. O zaman avını gözüne kestirmiş bir vahşi, bir yırtıcı iştahı ve edasıyla beklemeden saldırıya geçerler. Zaten düşmanlarını alt ederek geçici bir rahata, hazza kavuştukları o kısacık zamanlarını da süngülerini sivriltmek, namlularını yağlamak için değerlendirirler.
Bütün maharetlerini hedeflerindeki kişilerin ne kadar aşağılık, ne kadar kötü, ne kadar çirkin, ne kadar zararlı olduğunu göstermek için kullanırlar. Bunu yaparken bazen beceriksiz, bazen hoyrat ve bazen de yavan bir mizaha başvururlar ama bilmezler ki, mizah ancak güçsüzün, ezilenin, azınlığın elinde şık bir malzeme olabilir. Aksi halini, tıpkı bir engellinin özürüyle alay eder gibi nahoş bir basitlik olduğunu asla idrak edemezler. Kendilerinin dahi farkında olamadıkları bir kıskançlığın, kinin ve nefretin esiridirler. Zihinsel kısırlık, üretememe korkusu, kıskançlıklarını ve nefretlerini daha da arttırır. Bir an olsun içlerine dönüp ben neyim, aslında neredeyim, şimdi ne yapıyorum diye düşünemezler. Bir kere hasbelkader benimsedikleri dünya görüşünün ya da ideolojinin biricik, ebedi, statik ve evrensel bir doğru olduğuna kendilerini inandırmışlardır. Kuşku denen bir şeyden haberleri bile yoktur. Bu yüzden kafalarına koydukları hedefteki kişiler ve konular üzerinde ahkam kesmekten hiç mi hiç geri durmazlar. Birbirleriyle tamamen zıt kutuplardaymış gibi görünmelerine rağmen aslında hep aynı saftadırlar. Birer rakip olarak birbirlerini yerin dibine batırırlar, boka bularlar ama aynı dilden konuştukları için gizliden gizliye birbirlerine gerçek bir aşkla bağlıdırlar. Her an değişen, dönüşen, evrilen, farklı bir görünüme bürünen karmaşık ve bir o kadar sevimli hayatın karşısında sürekli aynı sabit bakışla, aynı zihniyetle durmaya çalışmak çok yıpratıcı bir iş olmalı. Sürekli, bitmek bilmeyen bir dejavu hali, amansız bir kısırdöngü. Hepinizden nefret ediyorum. Biz bugün böylesi aidiyetler için birbirimiz ve kendimizi yiyip bitiriyoruz ama sonraki kuşaklar halimize bakıp gülecekler belki de. İdeolojiler saygınlığını kaybedecek, sınırlar büyük ihtimalle kalkacak, dinde yeni inanç biçimleri ortaya çıkacaktır. Bu durum bütün hayatını öteki aidiyetlerden insanlara düşmanlıkla geçirenleri pişman edecektir ama onların çoğu zaten bugünden o dönüşümü öngöremeyecektir. Ne kadar anlatmaya çalışsanız da anlamak istemeyecektir sizi.
Bu dünya düşünen, sorgulayan kişiler için fazla huzurlu, mutlu değilmiş onu gördüm. Sorgulamadan sevebilmek, sorgulamadan eğlenebilmek, sorgulamadan yemek yiyebilmek, sorgulamadan içebilmek. Mutluluk sorgulayan kişilerin yanına fazla uğramak istemiyor sanırım. Kelimelere “neden, niçin” diye başlayan sözcüklerle başlamak, insanı dipsiz kuyulara en derinlere indirmek, kendisini, karşısındakilerini keşfetmek istemesi yerine sadece üzmekten daha ileriye gitmiyormuş. Yaşadığını her şeyiyle kabul eden insanlar belki de mutluluğu bulan insanlar oluyormuş. Bende artık düşünmüyorum, sorgulamıyorum, aklın mantığın insana kazandırdığı o parıltıları orta yerlere oralara buralara serpiştirmeye hiçte gerek olmadığını düşünüyorum bundan sonra. Akılsızlar, düşünmeyen ve sorgulamayanlar mutlu ve huzurluyken, cesaretin kelime anlamını bile bilmeyen kişiler kazandıklarını zannederken ben artık bana verilmiş ya da nedenini hala anlayamadığımız bir sebepten sahip olduğum aklımı ve düşünme yetisisi kullanmak istemiyorum. İşte en sonunda ben de bırakıyorum, pes ediyorum. İnsan rolüne bürünmüş bir koyun gibi yaşanması gerektiğine ben de hak veriyorum. Bu iğrenç, saçma sapan düzenin içine ben de kendi isteğim ve onayımla, körü körüne girebilmek için sabırsızlanıyorum. Çünkü artık düşünmek, sorgulamak ve düşündükçe, sorguladıkça gördüklerim karşısında daha da iğrenmek istemiyorum. Bıktım artık her şeyden, ailemden, diğer insanlardan, biçilmiş rollerden, sebepsiz ve akılsız davranışlardan. Başkalarının akıllarıyla, düşünceleriyle geçinip kendini birşey başarmış gibi gösteren insanlardan. Karşıma çıkan kişileri silkelemekten sıkıldım. “Hadi titreyip kendinize gelin, değerlerinizi ve yolunuzu belirleyin, aklınızı, zekanızı kullanın” demekten ve herşeyden de kötü olanı bütün bunları söyledikten sonra hep haksız, yanlış olan tarafın kendimin olmasından sıkıldım. İşte ben de artık sizin gibiyim. Artık firari görmeyecek, düşünmeyecek, sorgulamayacak, hepsini bıraktı. Emek mi? Bunun anlamını dahi bilmiyorum, unuttum sanırım. Değer mi? Söylendiğinde kulağa gerçekten ne kadar da hoş geliyor ama ne zaman, nerede, nasıl işe yarıyacak bilmiyorum artık.
Değersiz, gereksiz ağızlarda ismimin dolaşmasınadn sıkıldım artık. Bütün bunlara gülmekten de bıktım. Artık akıl denilen kavramı kullanamıyorum, işlevini yerine getiremiyorum. Hepsini birlikte bir odaya kitledim ve anahtarlarını da nereye koyduğumu bilmiyorum. Geçmişimi, bütün yaşanmışlıklaımı da unutuyorum. O eski sivri insan değilim artık. “Neden, niçin” sözcüklerini kendinden barındıran cümleleri de kurmuyorum artık ne kendime ne de bir başkasına. Emekçi tarafını değil beleşçi tarafını seçiyorum hayatın. Madem seçmekte özgürüz öyle değil mi ben de özgür irademi kullanıyorum şimdi. Düzelmeyen boktan sisteme karşı ben de “aman be bana mı kalmış” diye omuz silkiyorum. Kimin omuzları silktiği için eğildi, hasar gördü ki bugüne kadar? Genellikle eğilen omuzlar hep her türden sorumluluğun üzerine yüklendiği omuzlar oluyor. İşte belki de hayatın arayıpta bir türlü bulamadığımız o basit denklemi bu oluyormuş. Herkes gibi geçen zamana ve düzene ayak uydurmak, sabah erkenden uyanıp işine gitmek, akşam yorgun argın halde eve dönmek, duş almak, biraz film izlemek, sonra sevgiliyle buluşmak biraz içmek, eğlenmek ve huzurlu, sakin bir şekilde uyumak. Hiç istememek, emek-çaba vermemek, değer görmeden değer gösterebilmek için çalışmamak ve aşkı hiç aramamak. Yalnızca soluk alıp vermek ve önüne konulana ses çıkarmamak. Ben kendime zarar verme sürecini geçiyorum artık, kendi canımı yakacağıma, zarar vereceğime bozulmuş boktan sisteme ve insanlığın kelime anlamını unutan insanların arasına karışırım çok daha iyi. Aşk, sevgi, sadakat, merhamet, üzülmek, sevinmek, acımak, ağlamak, heves etmek, emek, değer, sorgulama, düşünme, irdeleme, merak etme, soru sorma zinhar yok, sorulan sorulara kendinde parıltı barındıran akıllıca yanıtlar vermek hiç yok. Ben de geldim artık belki biraz geciktim ama ama zararın neresinden dönersen o kadar kar elde etmiyor musun zaten? Hadi açılın bakalım, bana da aranızda yer açın biraz o kadar fazlayız ki hangimiz nereye sığacak merak ediyorum doğrusu. Ama pardon unutmuşum merak etmekte yoktu değil mi?
Son gecem, yarın muhtemelen evden ayrılacağım. Herşey sonsuza değin öyle güzel gidecek gibi görünürken an gelir çatırdar birliğin. Belki ezelden beri bir fay hattı barındırıyorsundur farkında olamadığın da dolmuştur kırılma süresi. İlle de bir kavganın olması gerekmez, bir çift acı söz, bir küçük ters bakış, bir fikir ayrılığı ilk soğuk darbeyi indirir. Kalbin kopmuştur o an heryerden, herşeyden. Ama bedenin, ayaklarındır seni orada tutan. Hep oradasındır ama bir geçicilik yerleşir bütün benliğine. Kalbin ile ayakların arasındaki mesafe her geçen gün biraz daha artıyordur, uzadıkça uzuyordur. Taşınmak üzere apar topar hazırlanan ama yeni bir yer bulunamadığı için bir türlü taşınamayan evler gibisindir. Eşyaların bir kısmı o tarafta bir kısmı bu tarafta. Aradıklarını bulamazsın; bulduklarını ise yerlerine koyamazsın. Etrafındaki bütün renkler değişmiştir. Zihninden şimdiden silinmeye yüz tutmaya başlamıştır bile burası. Herşey bir eskilik, eksiklik duygusu tattırır. Herşeyin ve herkesin üzerini görünmez bir toz bulutu kaplamıştır sanki, kendin hariç. Kendin gidecek olansın zira. Artık seni hesaplarından düşürmeye başlamışlardır. Emanet bir bavul gibi beklersin. Gitmeyi kafana koyduğun yerle bulunduğun yer siyahla beyaz gibi olmuştur artık. Ya da birisi cennet birisi cehennem. Buradaki insanlardan sıkılmışsındır, aynı sokaklarda, caddelerde yürümekten yorulmuş. Gitsen sanki hep hurilerle karşılaşacaksındır, sanki ayaklarına yeni bir derman gelecek. Bu başlığın altında da istediğiniz kadar saçmalayabilirsiniz, özgürsünüz. Nasıl olsa açıp bakmayacağım bile, hoşçakalın.
|

22-06-2010, 02:47
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
İyi kusmuşsun,hepsini okudum. Ama bir sorun var yakındığın şeyi en çok da kendin yapmışsın diğer herkesten daha farklı olduğunu iddia ederek. Bunu kimse bilemez sence sen çok derin düşünüyorsundur diğer herkes sığdır saçmalıyordur sana göre. Bu hep böyledir bundan kaçamazsın kendini de bunu haykırarak diğer herşeyden olduğu gibi bundan da soyutlayamaz tersine içine daha çok düşersin. Nefretin senindir,senden başka hiçkimsenin senin nefretinde özel bir sorumluluğu yoktur. Öfkeni kusabilirsin, ama nefretin nedeniyle kendini aklayamazsın kara bir gölge gibi nereye gitsen seni bulacaktır. 
Konu Orgon tarafından (22-06-2010 Saat 02:49 ) değiştirilmiştir..
|

22-06-2010, 02:53
|
 |
.b/s/en s/b/enim
|
|
Üyelik Tarihi: 15-10-2007
Mesajlar: 536
|
|
Bazı insan tipleri vardır, 100 yaşına gelsede ergenlik psikolojisinden kurtulamazlar..
İşte bu insan tiplerinden biri de 'firari'..
Tipik ergenlik hezeyanını yaşamış, bulunduğu yere çamur atmış gitmiş..
Burdaki herkesinde tınında..
Güle güle 
.gölge'li_\
|

22-06-2010, 03:06
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
Bilemiyorum... Ergen psikolojisi ile kurulmuş cümlelere benzemiyor, birşeye çok fena canının sıkıldığı belli bununkimsenin umurunda olmayacağını bilse de yazmış durmuş. Duygusal biri sanırsam veya başı belada şu aralar. Onun ötesinde psikolojik aşağılamada bulunmayı doğru bulmuyorum,bunu söylemek için kendisiyle br sürtüşmem ve bu sürtüşmelerde daima kendimin haklı olduğunu düşünen biri olmam lazım.  )
|

22-06-2010, 03:10
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
Giderayak destan yazmana ne gerek vardı, iyi ki ne kadar uzun olduğunu okumadan gördüm. Abovv, bu kadar lafı bir nefeste üreten kafanı da, bu anarşik foruma dayanamayan ufak egonu da al ve aynen firar et gariban. Ayde! ense traşını görelim  uğurlar olsun, hahahaaa....
|

22-06-2010, 16:59
|
 |
artık arıza değil
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: istanbul
Yaş: 16
Mesajlar: 226
|
|
yaa gitme 
buradaki sayılı duyarlı insanlardansın.
|

22-06-2010, 18:29
|
 |
Barınak Şövalyesi
|
|
Üyelik Tarihi: 15-11-2009
Nerden: Herhangi Bir Karadelikten
Mesajlar: 176
|
|
Gidemeyeceksin firari  şimdilik gitsen bile, zaman gelip açıp bakacaksın bu foruma..Hatta ''Bu başlığın altında da istediğiniz kadar saçmalayabilirsiniz, özgürsünüz. Nasıl olsa açıp bakmayacağım bile, hoşçakalın.'' desen bile belki şu an, yada daha sonralarında mutlaka açıp okuyacaksın, düşünmeye devam edeceksin..diğer insanlar, diğer hayat biçimleri, hatta hayatın bizzat kendisi, düşüneceksin..yalnız kaldığın her sn.lerde bu böyle devam edecek, ha insanlar arasında ise; sadece sahte yaşam formu maskesi altına sığınacaksın...
İstersen var git gerçekten, ama tüm bu destansı yazında cidden samimi isen; başaramayacaksın 
•۰µừﮐҜừﺎρέﮐέŋţ ₣ìζìҜçì, µìҜяøρìҜ µέςζυв ξđέвì, ραяαﮐìďìҜ Ңαγαţì۰•
|

22-06-2010, 18:53
|
|
White Cloud Over The Sky
|
|
Üyelik Tarihi: 23-08-2009
Yaş: 23
Mesajlar: 248
|
|
Alıntı:
laqrma´isimli arızadan alıntı
Bazı insan tipleri vardır, 100 yaşına gelsede ergenlik psikolojisinden kurtulamazlar..
İşte bu insan tiplerinden biri de 'firari'..
Tipik ergenlik hezeyanını yaşamış, bulunduğu yere çamur atmış gitmiş..
Burdaki herkesinde tınında..
Güle güle 
|
ergen olduğu belli olan sensin, firari %100 haklı ve gerçekleri söylemiş. sen de hazımsızlık problemi yaşadığın için "çok da tınımda" demişsin. onun hayat tınında değil, ezilen tınında değil, zorluklar, entrikalar tınında değil. adam "keyfine bakmanın önemini anladım" diyor. senin "tınında" olsa nolur olmasa nolur. adam kolayı bile seçmiyor. olan tek yolu seçiyor. sorgulamadan yaşamak demiş ne kadar da haklı. çünkü sizinkisi zor yol değil. imkansız yol. kendini imha etme yolu. potansiyelini asgariye indirgemenin yolu. çıkmaz yolların yolu. züğürt tesellisi ütopyaların yolu... hal böyleyken, adam senin tınında olsa noluur, olmasa nolur.. adam "kasımpaşa" demiş ve keyfime bakarım demiş... sen takmışsın takmamışsın onun "tınında değil"... Firari'ye benden bravo. hayatı için doğru birşey yapıyor ve kendini toplum uğruna feda etmektense bireysel mutluluğunu ve huzurunu düşünüyor... bir insana yapılabilecek en ve EN büyük kötülük onun kafasına gerçeklikle alakası olmayan sahte ve imkansız ütopyalar koymak ve bu sayede gerçek dünyadaki mutluluk hakkını elinden almaktır. "cahillikten gelen mutluluk mu yani" diyeceksin, hayır. o da değil. bir cahil ütopyaların imkansızlıklar girdabına kapılıp hayatını sefalete sürükleyebilir. halbuki bu bilerek uzak durmaktır. benimki "böyle gelmiş böyle gider"cilik de değil. O da doğru ama herkese mutlu olma imkanı var bu dünyada. yeterki kafanızdaki o sizi kısıtlayan virüslerden ve gerçekçilikle ilgisi olmayan zaman kaybı fikirlerden kurtulun.
Sorgulamayacaksın... kafanda saçma sapan gerçeklikler üretip onları ölçek olarak kullanarak dünyayı iğrenç bulmayacaksın. Dünya iğrenç değil, onu iğrençleştiren senin algın. beyninin onu algılama biçimi. Sistem boktan değil, senin için boktan. Fırsatlar yok değil, senin perspektifin yok. Yetersizliğini bir kere de kabul et. Sen onu hiç değiştirmeye kafa yormadan şu anki sistemde de gayet tabii mutlu olabilirsin... ütopyalara, romantizmlere ve bunlarla zaman kaybetmeye hiç gerek yok... aşırı ve gereksizce duygusallaştığın için ve bardağa dolu tarafından bakmayı beceremediğin için suçu firari'ye atıyorsun... şimdi kim ergen? kim kompleksli? kim hazımsız? çocuk seni. demişler ya; "20'sinde solcu olmayan kalpsiz, 40'ında kapitalist olmayan aptaldır" diye. Hayatın gerçeğini ne kadar erken anlarsan o kadar kazançlı çıkarsın. Sen kimsin ki milyarlarca insanın uyduğu sistemi değiştireceksin? Ve aptalmısın ki buna zaman harcayıp kendini perişan edeceksin? bırak ya, bırak, bi silkelen. yat bi koltuğa, bi slow müzik koy, al eline bi içki ve düşün. ben napıyorum de. ve nefret ettiğin her şeye, üstüne kusmak istediğin her şeye bir de iyi tarafından bak. Bırak emekçi, bırak işçi, bırak fakir kendi düşünsün sorunlarını. Bırak her koyun kendi bacağından asılsın. Sen bugün çık sokağa, ve o nefret ettiğin piyasa gençliğinin kafesine otur bi kahve söyle. Düşünme bugün ezilen sınıfları, mağdurları, halkları. Gülümse yan masadakilere. keyiflerine bakıyor onlar. Aptal, asalak değiller. Düşünmüyorlar sadece. mutlu yaşıyorlar. zavallı değiller onlar. Savaşmadan kazananlar. Bazıları öyle yetişmişler, bazıları da içlerindeki savaşı kazanmışlar. Kafalarına giren virüslerden kurtulmuşlar. öğrenmişler bardağa dolu tarafından bakmayı. öğrenmişler başkalarını kendi hallerine bırakmayı ve kendi hallerine bırakılmayı. öğrenmişler hayatı hayat gibi yaşamayı...
ha, biri derse ki: "dünyadan nefret ediyorum, uyum sağlayacağıma dağ başında sefilce ölürüm" e o zaman ben ne diyeyim ona... git geber cehenneme kadar yolun var yani. Bu yazdığım makaleden sonra hala ütopyalarda direten adamla ben daha nesine uğraşiyim. O zaten umutsuz vakadır. Beyni yıkanmış bir zavallıdır. Halbuki en kolay şey kendi algını ve bakış açını, kendi kendine telkin ederek değiştirmektir.
Konu illyanarch tarafından (22-06-2010 Saat 19:20 ) değiştirilmiştir..
|

22-06-2010, 19:02
|
 |
daima arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
|
|
|
hoşçakal...
|

22-06-2010, 19:22
|
|
White Cloud Over The Sky
|
|
Üyelik Tarihi: 23-08-2009
Yaş: 23
Mesajlar: 248
|
|
Bugün kendine bir iyilik yap...
..........
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:02 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|