|
|
| Lorem Ipsum Nereye yazsam dediğiniz konular için böyle buyrun. |
M. Fatih ÇITLAKLorem Ipsum içerisinde M. Fatih ÇITLAK konusu: Efendim zat-ı muhterem, ATV'nin Ramazan aylarında kiraladığı bir "İslami Meddah"tır. Her gece programına bir değerli(!) konuk alır, İbn-i'lerden, Hazret'lerden, Bin El'lerden bahsederek İslamın ne de güzel bir din olduğundan beraberce ...

26-08-2009, 04:06
|
 |
The Man In Me
|
|
Üyelik Tarihi: 11-08-2008
Yaş: 35
Mesajlar: 254
|
|
M. Fatih ÇITLAK
Efendim zat-ı muhterem, ATV'nin Ramazan aylarında kiraladığı bir "İslami Meddah"tır. Her gece programına bir değerli(!) konuk alır, İbn-i'lerden, Hazret'lerden, Bin El'lerden bahsederek İslamın ne de güzel bir din olduğundan beraberce dem vururlar. Bunun için de lafı birbirlerinin ağzından almak suretiyle izleyenlere Binbir Gece Masalları'nı kıskandıracak masallar anlatır eğleşirler. Programı sabah saat 3 gibi başlar, uykusuzlar için birebirdir. Bu masalları dinlerken mışıl mışıl uyuyabilirsiniz; ancak programın sit-com etkisi yaparak uykunuzu tamamen kaçırma ihtimali de vardır (müessesemiz bu konuda sorumluluk kabul etmez).
Bir örnek olması bakımından, 27 Eylül 2008 tarihinde (geçen ramazan) anlattığı kıssaya bakmak yerinde olur. M. Fatih Çıtlak şöyle anlatır (konu aynı olsa da kelimeler farklılık gösterebilir):
“Şimdi size bir kıssa anlatacağım. Ama bu kıssayı, bir hikaye gibi dinlemeyiniz. Bu kıssayı bana anlatan da bana, bunu hikaye gibi dinlemememi söylemişti. Bu müthiş bir kıssadır, o nedenle de ben size bunu, bu kadir gecesinde anlatıyorum. Vaktiyle memleketin birinde bir adam varmış. Bu adam ulu bir kişiymiş ve kalbi İslam’a sonuna dek açıkmış. Çok okurmuş, çok bilirmiş. Ama üç şey kafasına takılmış. Bunları sormak için, döneminin en ünlü İslam âlimlerinden olan Hallac-ı Mansur Efendi Hazretleri’ne danışmaya karar vermiş. Bu uğurda dünyanın yolunu aşarak, efendi hazretlerinin yaşadığı şehre varmış. İnsanlardan Hallac-ı Mansur’un yerini sormuş fakat sorduğu kişiler bu adamın yanından hemen uzaklaşıyorlarmış. Adam bu duruma çok şaşırmış. Derken kenardan bir adam ona seslenip, neden Hallac-ı Mansur’u aradığını sormuş. Adam da bazı cevaplar aradığını söylemiş. Oralı adam, Hallac-ı Mansur’u aramamasını, çünkü onu hapse attıklarını, muhtemelen bir daha hapisten çıkamayacağını ve kimseyle görüştürmediklerini söylemiş. Cevap arayan adam çok şaşırmış, böyle ulu bir zatı nasıl hapse atarlar diye kalakalmış. Sonra bir şekilde, bu cevap arayan adam, Hallac-ı Mansur’a ulaşmış (bu şeklin nasıl bir şekil olduğu anlatılmıyor). Mansur’a “Ey efendi hazretleri! Sana üç sorum var, beni aydınlatmanı dilerim” demiş. Mansur da ona “Buyur sor” demiş. Bunun üzerine adam şöyle demiş: “Ben çok okudum, çok gezdim. Aslında sana soracağım soruların cevaplarını da biliyorum. Ama senden bana bunların ne olduğunu söylemeni değil, göstermeni istiyorum. Bana gösterebilir misin sabır, kanaat ve mürüvvet nedir?” Bunun üzerine, ayaklarından ve ellerinden zincirli olarak zindanda bulunan Hallac-ı Mansur ayağa kalkmış ve besmele çekmiş. Besmele çekmesiyle ellerindeki ve ayaklarındaki zincirler paramparça olmuş. “İşte” demiş Hallac-ı Mansur, “Ben burada böyle bir ortamda bulunmama rağmen, Allah’a inancımı bırakmıyor ve ona ibadet ediyorum. Buna sabır derler.” Cevapları arayan adam, gördükleri karşısında ağlamaya başlamış. O ağlarken, Hallac-ı Mansur adama öteki zindanlara bakmasını söylemiş. Adam baksın ve bir de ne görsün? Diğer zindanlardaki mahkûmların önünde tepsilerle kebaplar, tatlılar, meyveler… “Nasıl olur böyle şey?” demiş adam, “Bunların zindanda işi ne?” Hallac-ı Mansur, “O gördüğün yiyecekler, sevenlerim tarafından bana gönderildi. Ben de onları bu mahkûmlara dağıttım. Bak, burada benim yiyeceğim bir kuru ekmek ve bir tas su var. O da Allah yolunda bana yeter. İşte bu da kanaattir” deyince, cevap arayan adam artık ağlamaktan perişan olmuş. Hallac-ı Mansur, cevap arayan adamın üçüncü sorusunu yarın yanıtlayacağını söyleyerek gitmesini istemiş. Cevap arayan adamın hemen söylemesi ricasına karşılık “Hayır, yarın gel” demiş. Adam gitmiş. Ertesi gün olmuş, adam büyük bir sabırsızlık içinde zindana koşmuş ki, bir de ne görsün? Zindanın önünde müthiş bir kalabalık! Neler olduğunu sorunca, çevredekiler Hallac-ı Mansur’un az önce öldürüldüğünü söylemişler. Adam, üçüncü sorunun cevabını alamadığından ve Mansur’a duyduğu sevgiden dolayı üzüntüsünden oraya yığılmış. Derken bir gece bu adam, rüyasında melekler içindeki Mansur’u görmüş. Bazı melekler de, Mansur’u hapsettirenleri, öldürenleri ve ölümüne hüküm veren kişiyi cehenneme götürüyorlarmış. Mansur meleklere seslenerek, ölümüne hükmeden kişinin kendisine verilmesini istemiş. Melekler de bunun mümkün olamayacağını, aldıkları emri yerine getirmek zorunda kaldıklarını söylüyorlarmış ama Mansur ısrarla aynı şeyi söylüyormuş. Bunun üzerine melekler, daha büyük meleklere danışmaya karar vermişler. Daha büyük melekler oraya gelmişler ve onlar da bunun mümkün olmadığını söylemişler. Ancak Mansur şöyle demiş, “Allah, bu adamı sana vereceğim, diye bana söz verdi, bu adam benimdir” deyince yücelerden bir ses gelmiş, “Mansur doğru söylüyor, o adamı Mansur’a verin”. Bunun üzerine melekler adamı Mansur’a vermişler. Mansur, o adamı cennetin kapısına götürmüş, kendisi girmeden ilk olarak o adamı cennete sokmuş. Oradaki melek (veya melekler) ona neden böyle bir şey yaptığını sormuşlar, “Bu adam senin ölümüne neden oldu, neden onu cennete soktun?” demişler. Mansur da demiş ki, “Eğer bu adam bana bunları yaşatmasaydı, ben bu ibadetlerimi belki de yapamayacaktım. Onun bana yaptıkları, benim için hayırlı olmuştur”. Sonra Mansur, cennetin kapısından bir ayağını içeri atmış, öylece durmuş, sonra arkasına dönüp o rüyayı gören “cevap arayan adama” dönmüş ve şöyle demiş: “İşte, buna da mürüvvet derler”.”
Programın yapımcısı ve sunucusu Çıtlak, başta da ifade edildiği gibi, bu olayın hikâye olarak dinlenmemesini söyleyerek bu kıssayı anlatmıştır. Yani, büyük ihtimalle, “Ben size bunu anlatmak için, hususi olarak kadir gecesini bekledim ve anlattım. Bunu hikâye olarak dinlemeyin, alacağınız ibreti alın” demeye getirmiştir.
Bu ve benzeri o kadar fazla kıssa ve teşbihler vardır ki, insanların inancı artık bu kanaldan yürütülmeye çalışılmaktadır. Acı olan, bunu dinleyen insanların, dinlediklerinin etkisiyle iman tazelemeleridir. Her türlü mantık ve akıl örgüsünden yoksun bu gibi şeyler, insanların psikolojik değerlendirme sistemlerini bozmakta, “Bakın görün, sizinki de ibadet mi ey acizler? Bakın da dünyada nasıl ibadet eden insanlar var!” diyerek, o kişileri huzursuzluğun, korkunun pençesine itmektedirler. Programa telefonla bağlanıp, “Allah sizlerden razı olsun! Sayenizde nasıl iman etmemiz gerektiğini öğreniyoruz” diyerek bu insanlar, üstüne bir de teşekkür etmektedirler. Bazı insanlar, hiçbir mantığa dayanmayan hikâyeler anlatıp, bir de bunların hikâye gibi değerlendirilmemesini dayatıp diğer insanlara büyük zarar vermektedirler. Hangi insanın rüyası, hangi insanın anlattıkları, bu kadar büyük bir şeye delil teşkil eder ve doğruluğu nasıl ispat edilir? Kuran’ın ve hadislerin incelenmesi yerine neden böyle akıl yoksunu hikâyelere yer verilir?
Bu soruların yanıtını da yaklaşık bir yıl sonra bu sabah (26.08.2009) aldığımı sanıyorum. Kendileri bu gecenin masallarını anlattıktan sonra, genel olarak bu masalların nasıl dinlenmesi gerektiğini, taşaklı bir yerden referans göstererek belirtiyorlar. Hz. M. bin Fatih-ül Çıtlak şöyle buyuruyorlar:
"Lütfen bunları hikaye diyerek dinlemeyiniz! Bu hususta Hz. Mevlana Efendimiz şöyle buyuruyorlar, 'Anlattıklarımı aklınızla değil kalbinizle dinleyin. Çünkü kalp, topraktan yaratılmıştır, ona ne ekersen bir gün mutlaka filizlenir. Ama akıl, sudan yaratılmıştır, üstüne ne yazarsan anında silinir gider'."
Götüyle dinleyenler için acaba nasıl bir sonuç oluşuyor, onu da öğrenince sizlere bildiririm ey acizler!

Ahbabın tek istediği halısıydı.
Kahrolası halı odayı dolu gösteriyordu.
|

26-08-2009, 19:04
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 03-07-2008
Nerden: Dusseldosrf
Yaş: 27
Mesajlar: 54
|
|
|
Şimdi benimde anlamadığım bir olay var. Bu adama mürüvvetin ne olduğunu göstermek için bu ibniiii bilemem ne ölmüşmü yada öleceği günün bir gün öncesine mi rast gelinmiş. Hadi zincirler felan dinlediğimiz her hikayede böyle unsurlar var. Kırma çatlatma, uçurma felan ama bu ölüm meselesi baya bi acaip geldi. Bilsem telefonla bağlanır sorduğunuz soruyu alenen sorardım.

yüzüm yere turab oldu, işim gücüm haraboldu, sevdan bana şaraboldu sen gideli.
|

26-08-2009, 19:08
|
 |
The Man In Me
|
|
Üyelik Tarihi: 11-08-2008
Yaş: 35
Mesajlar: 254
|
|
Alıntı:
anarCHEist´isimli arızadan alıntı
Şimdi benimde anlamadığım bir olay var. Bu adama mürüvvetin ne olduğunu göstermek için bu ibniiii bilemem ne ölmüşmü yada öleceği günün bir gün öncesine mi rast gelinmiş. Hadi zincirler felan dinlediğimiz her hikayede böyle unsurlar var. Kırma çatlatma, uçurma felan ama bu ölüm meselesi baya bi acaip geldi. Bilsem telefonla bağlanır sorduğunuz soruyu alenen sorardım.
|
Yahu sen Mevlana Hazretlerine neden karşı geliyorsun? Akılla dinlenmeyecekmiş bunlar, kalbinle dinle. Telefonla bağlanıp hangisini soracaksın? Herşey tamam da bir o mu mantıksız?

Ahbabın tek istediği halısıydı.
Kahrolası halı odayı dolu gösteriyordu.
|

14-12-2009, 11:35
|
 |
çaylak madam
|
|
Üyelik Tarihi: 05-07-2008
Yaş: 27
Mesajlar: 467
|
|
Hikaye olmadığı konusuna katılıyorum aslında. Hikayede gerçeklikle bağdaşan şeyler anlatılır. Bu düpedüz masal
Her zaman söylemişimdir, yaratıcılık konusunda kimse din alimlerinin(?) eline su dökemez diye
Neyse sabah sabah uykum ve de ufkum açıldı güzel oldu 
"Eğer insanlar Tanrı olsaydı, kendilerini demokratik olarak yönetebilirlerdi. İnsanlar Tanrı olmadıklarına göre, mükemmel bir devlet insanlara göre değildir."
Jean-Jacques Rousseau
|

27-03-2010, 01:43
|
|
|
|
Hayatımda ilk kez bir foruma yazı yazıyorum, tahmin edersiniz Fatih Çıtlak hakkındaki yazınızla ilgili bir diyeceğim var, hoş sizin gibiler edebe davet edilmez ya, dayanamadım işte.. düstur olarak, bir insanı edebe davet etmek için onda o cevherden bir gram olsun bulunması lazımmış...
Allah sevdiklerini yüceltmiştir ve yüceltmeye de devam edecektir... Allah Resulunun bile başına Kabede namaz kılarken pislikler dökmüşler, başlar feda o mubarek başına... Yani sizin gibi nasipsizler hep varmış, hep olacak ama Allah size rağmen yüceltecek sevdiklerini... O tek bir peygambere gelen din, eline su dökemeyeceğiniz o zamanın pisliklerine rağmen; onca caydırma çabasına, zulum, eziyet, yalanlamaya rağmen çığ gibi büyüdü..
sizin iki satır lafınız ancak sizi karalar... güneşi üflemekle söndüremezsiniz... ancak kendinize gece yaparsınız.. taa ki herşeyin apaçık ortaya çıkacağı ve kimseye zerre miktar haksızlık yapılmayacağı, her nefsin kefaretini ödeyeceği, mizanın kurulacağı güne kadar.. Bundan sizin gibi hiç korkmayanları görünce ben Allah'dan utanıp sizin yerinize de korkuyorum..
Ayrıca Fatih Çıtlağın sohbetlerine aylardır gidiyorum ve böyle aptalca anlatılmış bir hikaye duymadım, duymam da.. zaten kulaklarınızla dinlemediğinizi kendiniz söylemişsiniz.. sizin gibisine laf da söylenmez de belki olur ya biraz insaf, merhamet vardır veya Allah'ın hoşuna gidecek bir huyunuz, bişeyiniz olmuştur da bir durur, pişman olursunuz, en azından siz kimsiniz ve kiminle dalga geçiyorsunuz bir düşünürsünüz belki..
|

24-04-2010, 17:46
|
 |
The Man In Me
|
|
Üyelik Tarihi: 11-08-2008
Yaş: 35
Mesajlar: 254
|
|
Alıntı:
didem´isimli arızadan alıntı
Hayatımda ilk kez bir foruma yazı yazıyorum, tahmin edersiniz Fatih Çıtlak hakkındaki yazınızla ilgili bir diyeceğim var, hoş sizin gibiler edebe davet edilmez ya, dayanamadım işte.. düstur olarak, bir insanı edebe davet etmek için onda o cevherden bir gram olsun bulunması lazımmış...
Allah sevdiklerini yüceltmiştir ve yüceltmeye de devam edecektir... Allah Resulunun bile başına Kabede namaz kılarken pislikler dökmüşler, başlar feda o mubarek başına... Yani sizin gibi nasipsizler hep varmış, hep olacak ama Allah size rağmen yüceltecek sevdiklerini... O tek bir peygambere gelen din, eline su dökemeyeceğiniz o zamanın pisliklerine rağmen; onca caydırma çabasına, zulum, eziyet, yalanlamaya rağmen çığ gibi büyüdü..
sizin iki satır lafınız ancak sizi karalar... güneşi üflemekle söndüremezsiniz... ancak kendinize gece yaparsınız.. taa ki herşeyin apaçık ortaya çıkacağı ve kimseye zerre miktar haksızlık yapılmayacağı, her nefsin kefaretini ödeyeceği, mizanın kurulacağı güne kadar.. Bundan sizin gibi hiç korkmayanları görünce ben Allah'dan utanıp sizin yerinize de korkuyorum..
Ayrıca Fatih Çıtlağın sohbetlerine aylardır gidiyorum ve böyle aptalca anlatılmış bir hikaye duymadım, duymam da.. zaten kulaklarınızla dinlemediğinizi kendiniz söylemişsiniz.. sizin gibisine laf da söylenmez de belki olur ya biraz insaf, merhamet vardır veya Allah'ın hoşuna gidecek bir huyunuz, bişeyiniz olmuştur da bir durur, pişman olursunuz, en azından siz kimsiniz ve kiminle dalga geçiyorsunuz bir düşünürsünüz belki..
|
Fatih Abi'nin bu kadar fanatiği isen, bak orada tarih de vermişim, arar bulursun o programı. Hikayeyi bir tarafımızdan da uydurmadık, nette biraz dolanırsan bu hikayeye rahatlıkla uğraşırsın. (mesela tıkla) Veya Fatih abinle bir görüşmenizde sorarsın "Siz bu kadar saçma bir hikaye anlattınız mı hocam ATV'de" diye.
"Anlattım" derse -ki demesi gerek, gözlerimle izledim kulaklarımla duydum, her sen ne kadar başka bir yerimle dinlediğimi sansan da-, bu hikayeyi saçma bulman karşısında nasıl bir U dönüşü sergileyeceğini ve Fatih abine ne gözle bakmaya başlayacağını da buraya yaz, sakın eksik etme.
Saçmalık ve aptallık, benim burada yaptığım şeyde değil. Bunları size anlatan bezirganlara sizin saygı göstererek hala aklınızı reddetmeniz saçmalık ve aptallık. Git sor Fatih abine, sana bu saçma ve aptalca hikayeyi bir de o anlatsın (HAtırlamaz gibi olursa "tam da 2008 Kadir gecesinde anlatmışsınız pek muhterem büyüğüm" dersin. Nokta hedef veriyorum sana, daha ne yapayım masalcı bacı)
Not: Ne zamandır bu siteye girmiyordum. Mesajın e-postama nedense 1 ay sonra geldi. Sanırım sitede bir sorun varmış, herhalde ondan gecikti. Ama yine de uzunca bir süre sonra siteye uğramama vesile oldu. Galiba bir mürüvvet de bu.

Ahbabın tek istediği halısıydı.
Kahrolası halı odayı dolu gösteriyordu.
Konu Ahbap tarafından (24-04-2010 Saat 17:50 ) değiştirilmiştir..
|

26-04-2010, 19:08
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-09-2008
Yaş: 47
Mesajlar: 40
|
|
|
arada bir böyle şeyleri etkileyici bulduğum olur,bu onlardan değil..
gerçekten mantıksız..olağan insanların sahip olabileceği bi bakış açısı,hayat değerlendirme şekli değil..ancak işte,evliya,eren vb.. nitelemelere uyanların..bilemiyorum..tuhaf..mümkünsüz..
ve bugünün toplumunun insanlarının,dindar ve muhafazakar olanları da kesinlikle kastediyorum,böyle şeylerden dramatik biçimlerde etkilendiklerini düşünmüyorum,etkilenselerdi topluluk bu derece çürük bi vaziyet almazdı..
|

16-05-2010, 00:41
|
|
|
|
Yazdığımdan bir arkadaş herhalde bayağı etkilenmiş, öyle etkilenmedim, mümkünsüz filan deme ihtiyacı hissettiğine göre… zaten ruh etkilenir, mümkünsüz olan etkilenmemesidir çünkü ruh hakka, Yaratana ezelden aşinadır…(ayrıca ona da mümkünsüz denmez imkan harici denir)
.Fatih Çıtlağa gelince benim onun neyi anlatıp anlatmadığını araştırmama lüzum yok. Hakka muhalif konuşmaz. Sizin gibilerin hayatta güvenebileceği, tereddütsüz, bu adam bunu yapmaz diyebileceğiniz birileri var mıdır, hiç sanmıyorum, çünkü sizin gibilerin arasında yetiştim ve çok iyi biliyorum ki sizden sadakat ve neticede de güven çıkmaz, “istediğin gibi yaşa , anını yaşa” demiyor musunuz?.... bu mantıkdan sadakat, doğruluk, güven çıkar mı?!... ben BÖYLE mantıklı olmaktansa sizin deyiminizle aptal olmayı tercih ederim, ve yemin ederek söylüyorum ki, siz aptal deyin ve velev ki öyle olsun, benim hayatım sizinkinden daha mutlu, üstelik her şartta daha mutlu… üstelik de bunun bir de ölümden sonra dirilmesi varsa….
Ayrıca benim yazmakdaki kastım sadace Fatih Beyin fanatiği olmam değildi.. Yüceltmeye çalıştığım hakikatti, hakkaniyetli bir dinlemek niyeti olmayınca onu dahi anlayamamışsınız, işte o hikayeler de böyle yanlış anlaşılmış olabilir… Dinlemekdeki niyet, inancı, ya da inançsızlığı doğuruyor… bir kez niyetinizi check ediniz, asıl arızanın, sakatlığın orda olduğunu göreceksiniz….
Hikayeleri olmasa bile hak duygusunu, vicdanı, Kuranı, alemi, içinizdeki alemi, bu bana ne söylüyor, Allah bana bunlarla ne söylüyor diye insafla dinleyin… Asıl bunu dinlemeyen, nereden geldik, böyle ince hesaplarla işleyen acaip bir alemde, içimizde bir o kadar acaip alemler taşıyarak, yaşayarak; bir iğne ustasız, bir köy muhtarsız olmazken bunca şeyi, işleyen, işlettiren bir hükümdar, otorite yok mudur, nereye bu gidişhat diye düşünmeden yaşayan, fıtrattan gelen bu sorgulamalara gözünü kapatabilen ahmakdır! Büyüyememiştir, çocuktur ama saflık manasında değil, gelişememek manasında.. büyümenin alameti, neticesidir hayatı sorgulamak….. Bütün bu sorgulamaya tek bir ilahtan ve onun şeriatından başka bir yafta yakıştıran akıl da akılsızdır!.....
(şeriat deyince de korkmayın hemen, şeriatın iki manası var. Birisi dindir, ki din de Arapçadan gelen bir kelime olup, yaşam şekli demekdir, hakkı tebliğ ettikten sonra, Allah tercihi insanın özgür iradesine bırakıp Kuran’da, inanmayanlar için “De ki sizin dininiz size, benim dinim banadır” der. İkincisi de sizin tabiat dediğiniz şeydir, yani Allah’ın zerreden güneşe herşeyi birtakım şart, sebep ve kanunlara bağlayarak yaratmasıdır ki burda kastettiğim şeriat odur)
Velhasıl inkar edebilmek için yok diyebilmek yetmez… işte öyle evliya, hikaye diyerek, şu hoca şöyle komik, şu şöyle sapık diyerek bir şeylerin arkasına sığınacaksınız elbet… vicdanınızı rahatlatmak için kulp takacağınız, beğenmeyeceğiniz bir şeyler olacak…. olacak da nereye kadar? Ayetle cevap vereyim “her şeyin apaçık olacağı gün” “ihtilafa düştüğünüz şeylerin hakikatinin haberinin verileceği gün”e kadar…
Ayetler, hakikat, bir an gelir insanı teslim alır, söyleyecek söz bulamazsınız, ama işinize gelmezse, evliya dediğiniz onu seven, yakın olan kullarla, peygamberlerle, Allah’la ve hatta kendinizle, fıtratınızla kavgaya girişirsiniz, kimin kaybedeceğini söylemeye hacet yok herhalde…
|

17-05-2010, 13:36
|
|
|
keramet hikayeleri
<blockquote>Götüyle dinleyenler için acaba nasıl bir sonuç oluşuyor, onu da öğrenince sizlere bildiririm ey acizler!</blockquote>
Bildirmenize gerek kalmamış ahbap, götüyle dinleyenlerin nasıl dinlediği ortada. O programı ben de izledim. Çıtlak, "isterseniz hikaye olarak dinleyebilirsiniz, anlatılan manayı anlamaya çalışın" diye başlamıştı. Ve Mansur hikayesini anlatsa da bu, başka siteden copy-paste yaptığınız şekilde değildi. Bir anafikri vardı, ders çıkartılıyordu. Bu yüzden seyrederken "hmm, hakikaten bu örnek güzel açıklıyor" filan diye düşünmüştüm, "vay be Mansur supernatural bir kahramanmış, bundan iyi CNBCe dizisi çıkar" filan diye düşünmemiştim yani. Mitler, hikayeler, masallar doğu edebiyatında önemlidir. Bunlar, hayret uyandırırken belleğinize önemli bir kavramı yerleştirir. Evliya Çelebi'nin seyahatnamesini düşünün. Son derece absürd, aklın almayacağı detaylarla doludur ama günümüz tarih kitaplarından alabileceğinizden çok daha fazla şey kazandırır size. Sıkılmadan, büyük zevk alarak okursunuz. Evliya menkıbeleri de böyledir. Mansur'un vahdet-i vücud öğretisi, haksız yere öldürülüşü halka menkıbelerle aktarılmıştır. Hristiyanların, Hz. İsa'nın öldürüldükten sonra tekrar dirilmesi hikayesi gibidir, halkın zalim otoriteye karşı bir direniş aracıdır bu hikayeler. Bunlar anlatılmış olmak için anlatılmaz. Uçup kaçmak filan da Lost nesline artık çok acayip gelmemeli diye düşünüyorum. "Adamlar dizi yapmış bea!" diye ağzın açık izliyorsun. Gerçi sonunda sıçıp batırdılar ama senin evliya hikayelerini aratmayacak kurgular yapıyor adamlar. "Hmmm kuantum, zamanda yolculuk, gayet mantıklı canım" filan diye izliyorsun. N'apsın Fatih hoca da programa Hollywood'dan takviye mi istesin?
|

18-05-2010, 19:22
|
|
|
|
Üye olmayıp siteye cevap yazmamı gözetleyen bir misafir varmış(!) üstelik pek de doluymuş….
Sakın bu misafir Ekrem iki kelimeyle nefsine dokunduğum dalgakıran olmasın, yazık… orda takılı kalmış… saçmalamış… bir de akıllı geçiniyorsunuz…
Nasılsa inkar etmek size kolay, hadi buyurun…
Ama benden bu kadar…
Hepimiz Allah'ın kullarıyız, hepimizde O’nun manasından, isim ve sıfatlarından , kemalinden, latifliğinden, hilminden, kereminden, güzelliğinden, merhametinden.. yansımalar var. Bir sarayın 99 kapısı kapalı, teki açık olsa bile o saraya girilir, belki sizde de açık bir kapı vardır imanın zevkinden hissedersiniz veya en azından utanıp dalga geçtiğiniz mevzulardan vazgeçersiniz dedim, bir annenin çocuğunu aşağılamak onu size düşman yapabilir, bir de kazara Allah’ın sevdiği bir kulla dalga geçersiniz, fena toslarsınız, karşınıza aldığınız Allah olur. İşte bu duygularla konuştum, ama nezaket ve seviye çerçevesinde dahi muhatap olamadınız… Yazık…
Kimin sözünün hak, kimin sözünün batıl, boş, yok olup gidici, hiçbir hükmü olmayan sözler olduğunu Asıl Kelam (söz) Sahibinden öğreneceğimiz gün görüşmek üzere…
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:58 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|