Hz. Muhammed'e Yanıtlar
Kuran, kendisinin gerçekliğine ve bu konudaki tekliğine çok fazla inanan bir kitap. Bu nedenle, aşağıdaki ayetlerde Allah, çevresindeki baskılar nedeniyle Muhammed'i şöyle yüreklendiriyor:
Furkan 4-6: İnkar edenler, “Bu Kuran, Muhammed’in uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir” dediler. Böylece onlar haksız ve asılsız bir söz uydurdular. “(Bu Kuran, başkalarından) yazıp aldığı öncekilere ait efsanelerdir. Bunlar ona sabah akşam okunmaktadır” dediler. (Ey Muhammed!) de ki: “O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Hûd 13: Yoksa “onu (Kuran’ı) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah’tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sure getirin.
Enbiya 24: Yoksa ondan başka ilahlar mı edindiler? De ki: “Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (hiçbirinde birden fazla ilah olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler.”
Fatır40: De ki: “Allah’ı bırakıp da taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, onlar yerden ne yaratmışlardır?” Yoksa onların göklerde bir ortakları mı var? Yoksa kendilerine bir kitap verdik de, o kitaptan, açık bir delile mi sahip bulunuyorlar? Hayır, zalimler birbirlerine aldatmadan başka hiçbir şey vaat etmezler.
Ahkaf 4: De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!”
Hakka 51: Şüphesiz Kuran, gerçek kesin bilgidir.
Yakın zamanda, bir forumda bir arkadaşa cevaben bunun bir nevi özetini yazmıştım. Muhammed'in istediği cevapları burada daha ayrıntılı yazmak istedim.
1. DÜNYANIN YARATILMASI
-Kuran ne diyor:
Enbiya 30: İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?
-Sümer Mitolojisi ne diyor:
Adı “deniz” karşılığı olarak belirtilen Tanrıça Nammu, “Gök’ü ve Yer’i doğuran Ana”dır. Başlangıçta gökyüzü ve yeryüzü, tabanı yer, tepesi gök olan bir dağ şeklindedir. Gök, Tanrı An; yer ise Tanrıça Ki olarak kişiselleştirilmiştir. Tanrı An ve Tanrıça Ki’nin birleşmelerinden Hava-Tanrı Enlil doğar. Enlil, Gök ile Yer’i birbirinden ayırır ve evreni gökle yerin birbirinden hava ile ayrıldığı bir varlık biçimine sokar :
Efendi, verdiği nimetlerin gerçek yaratıcısı olan
Kararları değiştirilemeyen Efendi,
Topraktan ülkenin tohumunu filizlendiren Enlil,
Yerden göğü ayırmayı düşündü,
Gökten yeri ayırmayı düşündü .
Bundan sonra, Bilgelik Tanrısı ile Hava Tanrısı, yeri bitkiler, ağaçlar, sularla donatırlar. Hayvanlar yaratılır ve hepsini idare edecek Tanrılar meydana getirirler .
2. İNSANIN YARATILMASI
-Kuran’da insanın nasıl yaratıldığı ile ilgili birçok ayet mevcuttur. Bunlardan bazıları şöyledir:
Alak 1-2: Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak ”tan yarattı.
Enbiya 30: İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?
Hicr 26: Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.
Meryem 67: İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?
Nahl 4: İnsanı nufte den (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken bakarsın ki o, Rabbine açık bir hasım kesilmiştir.
Kıyamet 37: O dökülen meniden ibaret az bir su değil miydi?
Görüleceği üzere, insanın neden yaratıldığı üzerinde ayetlerde farklı ifadeler var. Elbette İslam dünyası, bunların hepsinin aynı anlama geldiğini öne sürmekte. Öte yandan, nakledilen ve genel kabul gören düşünce, insanın çamurdan/topraktan/balçıktan yaratıldığı şeklindedir.
-Sümer Mitosu:
İnsanın yaradılış amacı, Tanrıları çalışma zahmetinden kurtarmak, onlara hizmet etmek ve toprağı sürerek Tanrıların geçimlerini sağlamaktır (bu konuda Babilonya Yaradılış Destanı da aynı şeyi söyler). Tanrılar, başları sıkıştığında Bilgelik Tanrısı Enki’ye başvururlar ama Enki uyumaktadır. Tanrıların anası olan Tanrıça Nammu, Enki’yi uyandırır. Enki’nin buyrultularıyla Nammu ve Doğum Tanrıçası Ninmah, “iyi ve soylu yaratıcılar” olarak nitelenen diğer tanrısal varlıkların da desteğiyle, “derin suların üzerindeki” balçığı karıp insanı var ederler. Enki, insanın yaratılmasını kutlamak için bir ziyafet verir. Bu ziyafette Enki ve Ninmah, şarabı fazla kaçırıp sarhoş olurlar. Ninmah, “derin suların üzerindeki” balçıktan biraz alıp, birinin kısır kadın, ötekisinin hadım erkek olması dışında ne oldukları belirsiz altı farklı insan yaratır. Enki, hadımın yazgısının kralın önünde (hizmete) durmak olduğunu bildirir. Enki, akılca ve bedence çelimsiz bir insan yaratır ve Ninmah’tan bu acınası yaratığın durumunu iyileştirecek bir şey yapmasını ister. Ancak Ninmah hiçbir şey yapmaz ve böyle bir varlık yarattığı için Enki’yi lanetler. “İnsan” anlamına gelen İbrani sözcüklerinden biri enoş olup, “zayıf” ya da “hasta” anlamına gelen bir sözcük köküdür (Nisa 28: Allah, sizden (yükümlülükleri) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır).
-Ayrıca, insanın çamurdan yaratıldığı efsanelerine çok farklı uygarlıklarda da rastlanır :
1. Çin Efsanelerinden: “Bunun üzerine Tanrıça Ngüho, yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti. Ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı.”
2. Mısır’daki Luxor Tapınağındaki bir kabartmada, Kral Amonhotap III olarak betimlenen Tanrı Khenemu, çömlekçi çarkında erkek ve dişi iki insan yaratır.
3. Hesiodos Destanı: “Namlı, şanlı Hephaisdos’u çağırdım hemen. ‘Bir parça toprak al, suyla karıştır’ dedim. ‘İçine insan sesi koy, insan gücü koy’.”
4. Yunan Efsanelerinden: Prometheus anlatır, “Gözyaşlarımla toprağı çamur haline getirdim ve yoğurdum. Bir insan heykeli yaptım. Sonra bu heykele ruh verdim, ilk ölümlü yaratıklar oluştu böylece.”
3. ADEM İLE HAVVA
-Bilindiği gibi Allah, ilk insan olarak Âdem’i yaratmıştır:
Al-i İmran 59: Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi.
Âdem’in yaratılmasından sonra Allah, Havva’yı şu şekilde yaratmıştır:
Nisa 1: Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.
Nisa 4: O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. Sizin için hayvanlardan (erkek ve dişi olarak) sekiz eş yarattı. Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç (kat) karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk (mutlak hâkimiyet) yalnız O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde, nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?
Ayetlerden anlaşılacağı üzere Allah, ilk insan olarak Âdem’i, daha sonra da Âdem’den Havva’yı yaratmıştır. Hadisler göz önüne alındığında Havva, Âdem’in bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır: “Kadınlara hakkı tavsiye ediniz. Çünkü kadın, eğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı baş kısmıdır. Onu doğrultmaya çalışırsan kırarsın, olduğu gibi bırakırsan öylece eğri kalır. Kadınlara hayrı tavsiye ediniz.” (Sahih-i Buhari)
-Sümer Mitosu:
Su Tanrısı, Güneş Tanrısına yerden su çıkararak orasını tatlı su ile doldurmasını söylüyor. Güneş Tanrısı isteneni yapıyor. Böylece Dilmun ağaçları ve çayırlarıyla Tanrıların cennet bahçeleri oluyor. Yer Tanrıçası, bu bahçede sekiz bitki yetiştiriyor. Bunlar şifa verici bitkiler olduğundan, gelişigüzel yenmesi yasak. Fakat Bilgelik ve Sular Tanrısı Enki dayanamıyor ve iki yüzü olan vezirine bunlardan toplattırarak yiyor. Buna çok kızan Tanrıça, Tanrıyı ölümle lanetleyerek ortadan yok oluyor. Bilgelik Tanrısı da çok hastalanıyor. Diğer Tanrılar, büyük güçlüklerle Yer Tanrıçasını bularak Bilgelik Tanrısını iyi etmesi için yalvarıyorlar. Tanrıça, Tanrının sekiz bitkiye karşılık, hasta olan sekiz organını iyi etmek için sekiz Tanrı ve Tanrıça yaratıyor. Tanrının hasta olan organlarından biri de kaburgası. Onu iyi eden Tanrıçanın adı, “kaburganın hanımı” anlamına gelen Nin-Ti’dir. Burada “Nin” hanım, “Ti” de kaburga anlamına gelir. Ti’nin diğer bir anlamı da Yaşam ’dır; eğer ikinci anlamıyla ifade edilirse “Yaşamın Hanımı” anlamına gelir .” Havva'nın da anlamı yaşamdır.
Yukarıdaki Kuran ayetlerinde geçen “Âdem’den eşini yarattı”, “Sizin için hayvanlardan sekiz eş yarattı” ile hadiste geçen “Kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldı” ifadelerine bir de Tevrat’ın açık yorumunu katarsak (Yaratılış 2:18-2:24), Sümer Mitos’undaki “Sekiz Tanrı ve Tanrıça”, “Kaburganın/Yaşamın Hanımı” ifadeleriyle ortaya çıkan bu müthiş benzeme, herhalde ilham vericidir. Dahası Âdem ve Havva, Kuran’a göre cennetteki yasak ağacın meyvesinden yedikleri için cennetten kovulmuşlardır.
4. NUH TUFANI
-Aşağıda ayetler şeklinde ayrıntılarıyla verilen ve Nuh Tufanı olarak bilinen hikâyeye Kuran’da defalarca değinilmiştir. Kuran’da en sıklıkla rastlanan konulardan biri de budur:
Hud 36-49: Nûh’a vahyolundu ki: “Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O hâlde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme.” “Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır.” (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” Artık, geldiği kimseyi rezil eden azabın kime geleceğini, kimin üzerine sürekli bir azabın ineceğini ileride anlayacaksınız. Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh’a dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle.” Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti. (Nûh), “Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” dedi. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye seslendi. O, “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh, “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu. “Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu” denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî’ye oturdu ve “Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” denildi. Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.” Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi. Nûh, “Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum” dedi. Ona denildi ki: “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak.” İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O hâlde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.
Ayetlerden de anlaşıldığı gibi Nuh, Allah tarafından kendi kavmine gönderilmiş bir peygamberdir. Kavmini doğru yola çağırırsa da, insanlar onunla alay ederler. Bunun üzerine Allah, ona bir gemi yapmasını, o gemiye kendisini, ailesini, ona inanları ve her cins canlıdan bir çift (bir erkek bir dişi) almasını söyler. Bunlar yapıldıktan sonra, Allah’ın izniyle bir tufan kopar ve yeryüzü sular altında kalır. Nuh ve beraberindekiler, gemi sayesinde kurtulur. Gemide bulunan her türden canlı, yeni nesli oluşturmak üzere tekrar dünyaya dağılırlar.
-Tufanın Tevrat yorumu:
Tanrı Rab, dünyayı ve insanları yaratır. İnsanlar ve canlılar üreyerek çoğalırlar. Ancak Tanrı Rab, insanların kötü olduğunu, kötü işler yaptığını görür, sinirlenir ve “Bunları yarattığıma pişman oldum” diyerek, insanlar ve diğer tüm canlılarla birlikte tüm yeryüzünü yok etmeye karar verir. Ancak Nuh ve ailesi iyi insanlardır, Tanrı bir tek onlardan hoşnuttur ve bu yüzden Nuh’la konuşarak dünyaya bir tufan göndereceğini, tufandan kurtulmaları için (uzunluğu 300, genişliği 50 ve yüksekliği 30 arşın olacak) bir gemi yapmasını, ayrıca bu gemiye her canlıdan bir çift almasını buyurur. Tufan, kırk gün boyunca devam eder, etkilerinin kaybolması da yüz elli gün sürer. Nuh, bir güvercin salar, güvercin konacak yer bulamaz. Bir hafta sonra güvercini tekrar salar, güvercin bir zeytin yaprağı ile döner. Tanrı, gemidekilerin dışarı çıkmasını buyurur; Nuh bir sunak hazırlayıp kurbanlar sunar, kurbanların kokusu Tanrıyı hoşnut eder. Tanrı, insanların çocukluktan beri kötü olduğunu ama bir daha insanlar yüzünden asla yeryüzünü lanetlemeyeceğini ve asla başka tufan göndermeyeceğini söyleyerek, Nuh’la bir antlaşma yaptığını söyler. Tufandan kurtulan canlıların tekrar üreyerek çoğalmalarını buyurur.
-Tufanın Sümer Versiyonu :
Tanrılar, nedeni belli olmayan bir şekilde, insanları dünya yüzünden silmeye karar verirler. Fakat Tanrı Enki, bu duruma razı olmaz ve Sippar Kentinin sofu kralı Ziusudra’ya Tanrıların niyetini açıklayıp ne yapılması gerektiğini söyler. Tabletin kırık olan parçasından sonraki bölüm şu şekilde devam eder:
Tüm fırtınalar, son derece güçlü, tek bir fırtına gibi saldırıya geçti,
Aynı zamanda, sel kült merkezlerinin altını üstüne getirir.
Yedi gün (ve) yedi gece sürdükten sonra
Tufan ülkenin altını üstüne getirdi,
(Ve) büyük suların üzerindeki
Fırtınalar koca kayığı bir o yana bir bu yana salladı durdu.
Göklere (ve) yere ışık saçan (Güneş-Tanrı) Utu göründü.
Ziusudra koca kayığın bir penceresini açtı,
Kahraman Utu ışınlarını dev kayığın içine getirdi.
Kral Ziusudra
Utu’nun önünde yerlere kapandı,
Kral bir öküz öldürür ve bir koyun boğazlar.
(tabletin kopuk kısmından sonra şöyle sürer)
Kral Ziusudra
Anu’nun (ve) Enlil’in önünde yerlere kapandı,
Anu ve Enlil hoş davrandılar Ziusudra’ya,
Ona bir tanrı(nınki) gibi (sonsuz) yaşam verdiler,
Bir tanrı(nınki) gibi sonsuz soluk indirdiler onun için.
Sonra, Kral Ziusudra’nın
Bitkiler dünyasının (ve) insanlığın soyunun adını sürdüren kişinin,
Karşı taraftaki ülkede, Dilmun ülkesinde, güneşin
Doğduğu ülkede oturmasını sağladılar.
-Tufanın Babilonya Versiyonu :
Can yoldaşı Enkidu’nun ölümünden sonra Gılgamış önce yas tutar, sonra da aynı akibetin kendi başına geleceğini anlayarak altüst olur. Babilonya Kralı Utnapiştim (Sümerlerin Ziusudra’sı) ölümsüzlüğün sırrını bilmektedir. Gılgamış, Utnapiştim’e bunu sorduğunda Utnapiştim, “Sana bir sır vereceğim, tanrıların bilinmeyen bir yanını anlatacağım” diyerek Tufan öyküsünü anlatır. Kendisinin, Akad Ülkesi kentlerinin en eskisi olan Şuruppak kentinden olduğunu söyler. Tanrı Ea (Sümerlerin Tanrı Enki’si) Utnapiştim’e, tanrıların, dünya üstündeki tüm yaşam tohumlarını bir tufanla yok edecekleri haberini verir. Ea Utnapiştim’e, içine tüm yaşam tohumlarını koyabileceği bir gemi yapmasını öğütler. Geminin boyutları ve biçimi üzerine konuşurlar; bu gemi eni, boyu ve yüksekliği eşit olan küp şeklinde bir gemi olacaktır. Ea’nın buyruğu ile Utnapiştim, kendi halkına Ea ile birlikte Derinlik’e gitmesi gerektiğine, çünkü Tanrı Enlil’in kendisini sürgüne gönderdiğine, gittikten sonra halkına bolluk yağacağına dair yalan söyler. Sonra gemi yapılır ve yüklenmeye başlar:
(Sahip olduğum her şeyi) gemiye yükledim;
Sahip olduğum gümüşün hepsini ona yükledim;
(Sahip olduğum) altının hepsini ona yükledim;
Sahip olduğum tüm canlı varlıkları (yükledim) ona.
Tüm ailemi ve akrabamı gemiye yolladım.
Kırın hayvanlarını, kırın yabanıl varlıklarını,
Tüm zanaatçıları tekneye yolladım.
diye söyler Utnapiştim.
Ve fırtına kopar. Fırtına Tanrısı Adad gürler; Yeraltı Tanrısı Nergal, göklerdeki okyanusun sularını tutan kapıların direklerini parçalayıp yıkar; Anunnaki Tanrıları, “meşalelerinin yalazlarıyla ülkeyi ateşe vererek” meşalelerini kaldırırlar. Tanrılar bile bu durumdan korkup, göğün duvarının dibine köpekler gibi sinerler. Bu tufanın kışkırtıcılarından olan Tanrıça İştar bile büyük pişmanlık içinde dövünmektedir, diğer tanrılar da onunla beraber ağlarlar. Tufan, altı gün altı gece sürdükten sonra yedinci gün yatışır. Utnapiştim, dışarı bakarak “tüm insanların balçığa döndüğünü” görür. Gemi, Nisir Dağı’nda karaya oturur. Yedi gün bekledikten sonra Utnapiştim, dışarıya bir kumru yollar, kumru konacak yer bulamaz ve geri döner. Sonradan gönderilen kırlangıç da başaramaz. Kuzgunun yiyecek bulup dönmemesi üzerine, gemideki herkes dışarı bırakılır ve tanrılara kurbanlar sunulur. Tanrılar, hoş kokuyu alıp kurbanın üstüne sinekler gibi üşüşür. İştar, lapis lazuliden (lacivert taşından) gerdanlığını çıkarır ve onun üzerine, bu yaşananları hiç unutmayacağına dair yemin eder. Tufandan Enlil’i sorumlu tutar. Enlil ise, tufandan kurtulanlar olduğu için çok öfkelidir. Ninurta da, bu gizli sırrı açıkladığı için Ea’yı kınar. Ea ise Enlil’i dostça eleştirir ve Utnapiştim için aracılık eder. Bundan sonra Utnapiştim ve karısı kutsanır, kendilerine tanrılar gibi ölümsüzlük sunulur. Bundan böyle çok uzakta, ırmakların ağzında oturmaları kararı çıkar.
5. KABİL VE HABİL
-Kuran’da Âdem’in iki oğlunun hikâyesine kısaca yer verilmiştir:
Maide 27-31: (Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti. “Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” “Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır.” Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de (nefsine uyarak) onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu. Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.
Bu hikâye, Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarında da aynıdır. Farklı olarak, Kuran’da Kabil ve Habil olarak isim verilmemiştir (Tevrat’ta bu isimler Kain ve Habil olarak geçmektedir). Ancak İslami eserlerde, her ne kadar Kuran’da özel olarak belirtilmemişse de, bu isimler Kabil ve Habil olarak geçer. Bu kıssanın özetine göre: Havva, yirmi kere doğum yapmış, her doğumunda biri erkek diğeri kız olmak üzere ikiz doğurmuştur. Yani Âdem ve Havva çiftinin kırk çocukları olmuştur. Allah, Âdem’e “her batında doğan kardeşleri farklı kardeşler ile evlendirmesi gerektiğini” söyler. Kabil büyük olan kardeştir ve çiftçidir. Aynı batında beraber doğduğu ikiz kız kardeşinin adı Aklimâ’dır. Habil ise Kabilden küçüktür ve çobanlık yapmaktadır. Allah’ın emri gereği, Aklimâ’nın Habil ile, Kabil’in de Habil’in ikizi ile evlenmesi gerekmektedir. Ancak Kabil, Aklimâ’nın daha güzel olduğunu düşünerek bu evliliklere razı olmaz; Aklimâ ile kendisi evlenmek ister. Âdem, bu isteğin gayrı meşru olduğunu anlatmaya çalışır ama Kabil anlamaz. Böylece Âdem, Kabil ile Habil’in Allah’a kurban sunmalarını, hangisinin kurbanı kabul görürse Aklimâ’nın onunla evleneceğini karara bağlar. Kabil, kurban olarak cılız başaklardan oluşan bir demet sunarken, Habil, beğendiği bir koyunu kurban eder. Allah, Habil’in kurbanını kabul eder. Sinir ve kıskançlık içinde kendini kaybeden Kabil, kardeşini öldürür. Bu cinayet tarihte bir ilk olduğu için, Kabil kardeşini nasıl gömeceğini bilemez. Bu yüzden Allah, bunun nasıl yapılacağını göstermesi için bir karga gönderir, karga eşelenerek toprağı kazarken, Kabil ayette de geçtiği gibi kendine kızarak pişman olur.
-Sümer Mitosu:
Aşk uğruna, evlilik uğruna erkeklerin yaptığı bu sunu yarışı, Sümer Mitolojisi’nin “Dumuzi ile Enkimdu Mitosu”nda da karşımıza çıkar : Aşk ve Bereket Tanrıçası İnanna (diğer adıyla İştar) evlenmek niyetindedir ve kendisine iki talip vardır. Bunlardan biri Çoban-Tanrı Dumuzi (diğer adıyla Tammuz) ve diğeri de Çiftçi-Tanrı Enkimdu’dur. İnanna’nın kardeşi olan Güneş-Tanrı Utu’nun tercihi Dumuzi’den yanadır ama İnanna Enkimdu’yu yeğlemektedir. Dumuzi, Enkimdu’nun sunabileceklerinden daha fazlasına sahip olduğunu söyleyerek, İnanna’dan kendisini seçmesini istemektedir. Enkimdu ise Dumuzi’yi bu sevdadan vazgeçirmeye çalışır, ona armağanlar vermeyi teklif eder. Şöyle der Enkimdu:
Sen ey çoban, niye bir kavga çıkarıyorsun?
Ey Çoban Dumuzi niye kavga çıkarıyorsun?
Benle seni, ey çoban, benle seni niçin karşılaştırıyorsun?
Koyunların yerin otlarını yesin,
Benim otlaklarımda senin koyunların otlasın,
Zabalam tarlalarında ot yesinler,
Tüm koyun sürülerin ırmağım Unun’un suyunu içsin.
Dumuzi ise şöyle söylemektedir:
Ben, çoban (diyorum ki) evliliğime ey çiftçi
Dostum olarak girme (burnunu sokma)
Ey çiftçi Enkimdu, dostum olarak, ey çiftçi (evliliğimi) çiğneme.
Enkimdu şöyle yanıtlar:
Sana buğday getireceğim, fasulye getireceğim sana,
… fasulyesi getireceğim sana,
Genç kız İnanna (ve) sen neden hoşlanırsan o şeyi
Genç kız İnanna … getireceğim sana.
Dumuzi’nin, çeşitli mitoslarda İnanna’nın Kocası olarak anılmasından, bu yarışı kazandığı anlaşılmaktadır.
Buraya kadar tartışılan tüm benzerliklerin tesadüf olarak, doğal olarak veya mantıklı olarak kabulü elbette okuyucuya aittir.
.....
Muhammed! Sana istediğin delillerden bazılarını sundum. Şimdi söz verdiğin gibi, bunlara uyacak mısın? Neye uyacakları konusunda, bugün dahi seni izleyenlere ne önereceksin?

Ahbabın tek istediği halısıydı.
Kahrolası halı odayı dolu gösteriyordu.
Konu Ahbap tarafından (05-08-2009 Saat 12:52 ) değiştirilmiştir..
|