Hiçlik yolcunun yolculuğu sırasında vardığı bir düzeyi temsil eder. Dünyevi olan her şeyden vazgeçen arayıcının ulaştığı seviye: Mertebe-i hiçi.
Sadrazam Talat Paşa, bir gün Neyzen Tevfik'e devlet dairelerinden birinde katiplik önerir. Neyzen Tevfik:
"Katip olacağım da ne olacak?" diye sorar.
Teşekkür beklerken böyle bir soru ile karşılaşınca şaşıran Talat Paşa memurluk katlarını alttan üste sıralar:
"Önce şu, sonra bu.." Neyzen'in hala hoşnut olmadığını sezince de şöyle sürdürür:
"Daha sonra vekil, nazır, kimbilir belki de sadrazam..." Neyzenin yanıtı yine bir soru olur:
"Ya sonra?" Talat Paşa bir an duraklar. Sonrası padişahlıktır çünkü. İster istemez;
"Hiç" der. Bu yanıt karşısında güler ve şöyle der Neyzen Tevfik:
"Ben bu gün de 'Hiç'im! Sonu hiç olduktan sonra onca zahmete ne gerek var?
Birdik ve koptuk, tanrının laneti üstümüze yağdı ve cezamız aslında cennetten kovulmak değil eşimizden ayrılmaktı.. ve onu aramak ömür boyu.Çoğu insan gözünü onsuz kapatır, onu bulamadan, bize bahşedilen bu bedenin tadına onunla varamadan.Çünkü ancak onunla sevişirsek, ruhumuzu da katıp sevişebiliriz.Bir doğa hizmetinin, binbir hata ve yanılgının ötesine geçebiliriz..