Alıntı:
duarden´isimli arızadan alıntı
Genelde tartışmalarımız olaydan öte kişiler üzerinden yürür. Neden?
Çünkü fikir söylemek yerine kişiyle uğraşmak daha kolaydır. Kimi zaman hepimiz sergileriz tüm maharetimizi. O anda ortada ne varsa tartışılacak önemini kaybeder. Kimilerinin kendini duyumsaması için fikre değil başkalarına ihtiyacı var.
|
Sözle iletişim kurulamadığı için. Aslında sözle gerçekten anlaşamayız, anlaşmaya yakın bir yerlerde gezinip dururuz. Ne kadar yakın ise “konuşan” iki kişinin vasfı (geçmişi, algısı, koşulları vs vs) , ancak o denli iletişilir, sonuçta sanaldır. Sezgisel (altbeyinsel) anlaşmanın yerini tutamaz.
Yüzleşilemediği için. Kişi diğerini hedef haline getirdiyse tartışma konusu sadece bir vasıtadır. Önemsizdir. Kişinin asıl rahatsız olduğu şeyler başkadır. Bunlar sözsel iletişimle ve de tartışma konusuna bağlı olarak ortaya çıkmaz. Konu başka, olay başkadır. Biri birini azarlayan bir ifade ya da tavır kullanmıştır veya karşısındakinde var olan bir otomatik saplantıyı tetiklemiştir mesela kastetmese dahi; öbürü de kıldır buna. Ya da kıskanıyordur, diğerini üstün ya da potansiyel tehdit olarak görüp inkar ediyordur (bu kadınlar arasında çok yaygındır). Veya korkularından kaynaklanıyordur bir tarafın.
Onay eksikliğinden. Her daim haklı çıkma ihtiyacı, zamanında verilmemiş onaylardan kaynaklanır. Konu ya da fikir zaten önemli değildir. Gecikmiş bir adaletin bir şekilde tahsilatının zamanı gelmiştir.
Komplekslerden. Diğer nevrotik hak taleplerinden. İflah olmaz (taşkın) nevrotikler olarak, ne de olsa tüm haklar kayıtsız şartsız bizimdir. Oysa bize kayıtsız şartsız bir şey olmadığı öğretilmişti. Kişisel nevroz mu yalan söylüyor şimdi yoksa toplumun nevrotikliği mi, bilemedim. Bozacının şahidi şıracı…
Çok fazla kişinin, olmak için öldüğü ama alakasının olmadığı kişi olabilmesi için bir sağlama mekanizmasına ihtiyacı vardır. O nedenle bunu duyumsaması için de başkalarına ihtiyacı vardır. Çünkü kişi dahi kendisini ikna edememiştir bu konuda. Zaten asıl sorun da budur.
Mecburen nevrotik biri olarak, sahiden “öyledir” dediğim kişisel durumların ardından koşup da iknaya çalışma ihtiyacını giderek daha az hisseder oldum. Kanırtırcasına haklılığını ispat etmeye çalışıp konudan sapan kişinin tek derdi kendi yalanına kendisinin bile (bilinçsizce) inanmadığının ayırdına henüz varamamasıdır. Olayı gören ve olaya dair düşünce üretebilecek kadar egosundan sıyrılmış kişi ise sadece ortamdan ve de o kişiden de sıyrılmak ister…
Sonra da gidip içer. Bunlar da, içki de mebzul zira. En iyisi bir şekilde uyumaktır.