|
|
| Lorem Ipsum Nereye yazsam dediğiniz konular için böyle buyrun. |
kaynağı insan olan tarihsel birikintilerin toplamına dairLorem Ipsum içerisinde kaynağı insan olan tarihsel birikintilerin toplamına dair konusu: Yalnız tanrıya ihtiyaç duyanları duyan tanrılar vardı eski yunanda; üzerinden onca zaman geçsede pek farketmiyor diyelim.
Kişi kendi kendini tanımlar dışardan bakana sadece izlemek düşer çoğu zaman. Ve kendi kurgusundan ...

15-11-2008, 18:49
|
 |
solus et moriturus
|
|
Üyelik Tarihi: 18-08-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 34
Mesajlar: 1,885
|
|
|
Yalnız tanrıya ihtiyaç duyanları duyan tanrılar vardı eski yunanda; üzerinden onca zaman geçsede pek farketmiyor diyelim.
Kişi kendi kendini tanımlar dışardan bakana sadece izlemek düşer çoğu zaman. Ve kendi kurgusundan ibarettir çoğu zaman hapsedildiğini sandığı duvarlar.
alıntıya cevap
İliada ve Odysseia tüm insanoğlunun hikayesidir bunun altına homeros yazmak kimbilir anlatıcının o hikayeyi sahiplenmemesine yarar?
House of Duarden
Alıntı:
|
"Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de!" F.Nietzsche
|
|

15-11-2008, 23:59
|
 |
jelibon manyağı
|
|
Üyelik Tarihi: 10-11-2008
Nerden: göztepe
Yaş: 35
Mesajlar: 20
|
|
Alıntı:
camur´isimli arızadan alıntı
hahaha
sanatsal alandaki eserler sadece kişiye ait değildir, sanatsal eserler toplumsal ve tarihsel değer taşırlar, sadece kişiye ait olması mümkün değildir kişi tek başına hiçlikden birşey üretemez kişiyi etkileyen ve koşullayan birçok nedensellik ve sebepler vardır. şiir yazar o şiire kendi ismini atar bu iktidarcılıktır. sistem anlayışındaki bakıştır. peki sorarım şiir yazanlara senmi o şiiri yazdın yoksa sana yazdıran etkenlermi yazdı. sadece kendine mal etmek mülkiyete götürmekdir. .
|
eserler konu olan varlık için hayat olağandır.bu olağanlıkta varlığın bir sanat olduğunu anlayan ve yorumlayan ise ne çok eneji harcar bu varlığı benzerleri arasında özel kılmak için.harcanan bu enejiye verilen ödüldür imza.bazende ceza belkide(ilk eleştirilen ve ilk suçlanan kişi olması nedeniyle)herne olursa olsun olayı ilk yorumluyanın kim olduğu, tarihi bizim için bir kaynak olmalı.gelecekteki yorumara ise temel.....
|

16-11-2008, 14:43
|
 |
M€M€ÑTØ MØRÍ
|
|
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
|
|
|
İnsanlar belli tanımlar içerisine alınmaz. Belli tanımlar vardır; birey bu tanımlara uyar ya da uymaz. Kimse kimseyi bir tanıma uymaya da zorlayamaz, anarşizmin tanımı şu ya da bu diyemez. Etiketlendirme yapamayız ancak anarşizmin ne olmadığını ve neyin karşısında olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin her ne kadar kendisini anarşist olarak tanımlasa da, devleti, kemalizmi ya da dinleri savunan bireylere anarşist diyemeyeceğimiz su götürmez bir kesinliktedir.
Yukarıda da bahsettiğim gibi; senin kendini tanımanı ya da bir başkasının seni tanımasını değil, var olan tanımları sahiplenmeni tartışabiliriz ya da sahiplenmiş olduğun tanımlara ne kadar uyduğunu.
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
|

18-11-2008, 16:47
|
|
грязи у порога
|
|
Üyelik Tarihi: 06-11-2008
Mesajlar: 38
|
|
|
Ciddiyetin bayağılığına dair. Kelimeleri hizaya getiren programla yazılmış çamur parçalarıdır. ama yüklem nerde tümce tümden tüme varıma gitmişse buda benim sorunum değil. özneyi takip edin öze götürecektir birde uygun adımlarla kelimelere eşlik edilmesi önemle duyurulur.
Bir düşünceyi değerlendirirken, düşüncenin dayandığı temellerle birlikte o günün şartları içerisinde oluşan insan karakteri ve bizzat kişiliğin şekillendiği toplumsallıkla beraber kişinin zihinsel gerçekliği ve yaşantısı beraber bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Sadece düşünceyi esas alıp temellerini iyi tahlil edemediğimiz zaman düşüncenin var oluşunu nedenleriyle anlamamız ve aşarak geliştirmeye yönelik ivme kazandırmak olanak dahilinde olmayacaktır.
Düşünce hayat bulduğu özden kopuk ele alındığında anlam vermek ancak tekrarlama biçiminde olacaktır. Bir grup insanın veya tek kişinin düşünselliği, sorgulanmadan kabul ediliyorsa ve birey kendi koşullarına göre zihinsel bir yapılandırmaya gidemiyorsa eskiyi birebir günümüze taşımaktan başka sonuç yaratmadığı günümüz düşünsel tartışmalarda kendini göstermektedir.
Düşüncenin gündelik yaşamda yer bulabilmesi için düşüncenin elitleşmesine meyil veren okul, akademi dilinin gündeliğe indirilmesi gerekli olmaktadır. Sadece bir grup akademisyen veya düşünürün tekelinde kalacak düşünce, özünde özgür bir düşünselliğe gidecek çalışma olmayacaktır. Özgür bir düşünce herkesin kendisini ifade edebildiği gerçek yaşamın felsefesini oluşturmaktan geçecektir.
Eğer bir düşünce bir karşıtlık nedeni ile yapılıyorsa düşüncenin temeli kendine has olmayacak içerisinde karşıtını barındıracaktır. Buda alternatif yaratamayacağı, mevcut sistemli düşüncenin beslenmesine devam edeceğidir. Örneğin nietzsche düşüncesini değerlendirirken bireyin yaşamı ve kişiliğinin gelişimindeki toplumsal etkenlerle beraber ele alınıp bir bütün olarak değerlendirilmesi gibi. Düşüncenin şekillenmesine etki eden her türlü sebepler beraberinde değerlendirilmelidir. Bireyin sorunlar karşısında ürettiği düşünceler kendi açmazlarıdır. Bunun başkalarınca birebir kabul edilmesi ise ilginç bir durumdur. En küçük anlık durumlar bile insanda büyük etki bırakırken, geçmişteki bir düşüncenin birebir kabul görmesi açıklanması zor olan bir durumdur. algılama ve düşünce sistematiğimizde bir sorun olmalıdır. Bir sorun varki günümüzde düşünsel bir tıkanma yaşıyoruz, eskiyi cilalayıp üstüne post-mod-ern etiketle mevcut tıkanan zihinsel yöntemin ayakda tutulması yaşanan düşünsel sorunu gözler önüne sermektedir. Düşünsel yöntem ve gerçek yaşam arasındaki uyuşmazlık bariz soruna işaret olmakla beraber yöntem değişikliğine gidilememesi yaşanan durumu dahada derinleştirmektedir.
Düşünmek bir eylemdir, bir savaş geçer nöronlar arsında. Eylemsiz düşünmek mümkün olmadığı gibi, hem düşünüp hem de eylemden kopuk olunduğu gibi bir durumunda olamayacağı aşikardır. Düşüncenin var olması zihinsel aktivitenin sonucudur. Beynin çalışma sistemi incelendiğinde düşüncenin var olmasının kaynağını görebiliriz. Düşünmek bir harekettir, buna da derler bereket.
Evrenin yaşayan bir organizma olduğuna dair teoriler vardır. Yaşayan ve düşünen bir cosmos ilginç. Bir taşın bir insandan farklı olmadığına dair uç felsefik tartışmalarda oluyor bazen.
Burada bende şunu diyebildim tabi benden önce birileri dememişse insan düşünmez düşünce hep vardı dolayısıyla insanın düşünen bir varlık olmasının ifade edilmesi bir yanılsamadan öteye gitmeyen ego tatmini olsa gerek.
Düşünceyi var eden insanın önce kendi bedenini ve daha sonra çevresel olarak kontrol etmeden kaynaklı gelişen bir beyin aktivitesidir. Temelinde kontrol etmem istemi olan bir yapıdaki şiddet görülmedikçe düşüncenin temellendirilmesi bir başka iplik yumağı olacaktır.
Bedendeki kodlamış reflekssel hareket düşüncenin gelişmesine ilk hareketi veren kıvılcımdır diyebilirim. Hiçbir canlı insan kadar kendisiyle çelişik değildir. Çelişkiyi yaratanda düşündükleri ile yaşantılarındaki uyumsuzluklar ve karşıtlıklardır. Düşündüğümüz gibi yaşayamayacaksak o zaman düşünmeninde bir anlamı olmayacaktır. Eğer yaşadıklarımız ile düşündüklerimiz arasında bir uyum veya denge yoksa yaşamanında ne kadar neye göre yaşamak olduğu ortadadır.
Düşündüğünü kendinde temellendirmeden sadece düşünmek için düşünmek ve belge çıkarmak fabrikalaşmadan başka bir değer olmayacaktır. Düşünce üretmek bir meslek veya elit bir grubun elindeki araçlar haline geliyorsa, zihinlerde kiralık düşüncelere yol açmakdan öteye gidilemeyecektir. Düşüncenin kiralanması gibi bir durumda kiralık beyinler aranacaktır.
insan taşıdıklarının toplamıdır, biri tarafı görüp bir tarafı görmemek toplamda eksikliktir. insan yavrusu rahimde büyürken hemen arkasındaki bağırsaklardan ve içindeki bokdan haberdar olmaması ilginçtir. gerçeğin kabulu zor olsada neyi gerçek olduğu açıkca bellidir.
tili tili tili bunca ciddiyete ödül verdim kendime tilitilitili
işin ne bakım senin?
düşünürüm.
hımmm peki ne düşüyon sen?
bilmem
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:38 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|