Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü > Köşe Yazıları

Kuran'daki Çelişkiler - İlhan Arsel

Köşe Yazıları içerisinde Kuran'daki Çelişkiler - İlhan Arsel konusu: Alıntı: bekir_91 ´isimli arızadan alıntı Okumak... Okumamış mıyız, bence okunanlar bilinmiyor, Mesela Fatih, "Iyi bir komutan ve devlet reisi olan Fâtih, ayni zamanda iyi bir ilim adami ve sâirdi. Latince,Sırpça ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #111 (permalink)  
Alt 08-08-2011, 23:43
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
Alıntı:
bekir_91´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Okumak...
Okumamış mıyız, bence okunanlar bilinmiyor,
Mesela Fatih,
"Iyi bir komutan ve devlet reisi olan Fâtih, ayni zamanda iyi bir ilim adami ve sâirdi. Latince,Sırpça ve Rumca ile Arapça, Farsça ve Türkçeye bütün incelikleriyle vâkifti. Siirde, devrin üstatlari arasinda yer aldi. Hattâ sarayda dîvân sâhibi olan ilk pâdisâhti. Çünkü o, medeniyetin, sanatsiz olarak fertlerin gönüllerinde yer alacagina ihtimâl vermiyordu. Dedelerinin devlet kuruculuk kudretini, irâdeli bir idârecilik suuruyle gelistirmesini bilen Fâtih, çevresinde devrin üstad sâirlerini topladi. Avnî mahlâsiyla edebî degeri yüksek beyit ve gazeller söyledi.Aruzu, usta sâirlerden farksiz bir hâkimiyetle kullandi, siirlerinde ince hissiyât ve düsüncelerini dile getirdi.
6 dili iyi biliyordu.
Fâtih Sultan Mehmed, ilme, sanata ve ilim adamlarina çok kiymet verirdi. Zihniyeti ve tabiati îtibâriyle ileri hamleden hoslanan, terakkî ve medeniyetten zevk alan bir pâdisahti. Tipki askerî fetihleri gibi, ilim adina açtigi savasta da bir âlimler, sanatkârlar ordusu kurdu ve bu muhtesem orduya kendisi serdâr oldu. Yeni devletin kurulmasi plâninin icrâsinda egitim ve ögretimin tesir ve önemini her seyden üstün tuttu. Maârif sistemini kânunla tanzim ederek ulemâ sinifi diye taninan ve idârenin temelini meydana getiren diyânet ve hukuk kurumlarini teskilâtlandirdi. Devlet idâresini ve bunun ilmîlestirilmesini esas aldi.

Aklî (Fen)ve naklî(Geçmişten aktarılan ağırlıkla dini) ilimlerde söz sâhibi olan âlimleri Istanbul’a topladi ve onlarin talebe yetistirmesi için medreseler kurdu. Devrinde yetisen büyük âlim ve sanatkârlar mühim eserler verdiler. Fikih ilminde Molla Hüsrev, tefsirde Molla Gürânî, Molla Yegan, Hizir Çelebi,matematikte Ali Kusçu, kelâmda Hocazâde, zamâninin büyük âlimlerindendi ve ülkesine dünyânin dört bir tarafindan âlimler akin ederdi.Hattâ Molla Câmî bile Istanbul’a gelmekteyken, Pâdisâh’in ölüm haberi üzerine geri döndü.

Fâtih SultanMehmed, kelâm ve matematik ilminde devrinin en büyük otoritelerinden biriydi. Bizansli târihçi Kritobulos’un hayranlikla anlattigi, balistik sâhasindaki kesifleri, ortaçagin surlarini yikmistir. Bu sûretle Avrupa’nin timsâli olan derebeyi satolari toplarla yikilarak büyük devletler kurulmus; netîcede büyük güç kaynaklari biraraya toplanarak ortaçaga son verilmistir. Bu sûretle Türkler, ortaçagdan yeniçaga Avrupa’dan daha evvel geçmislerdir.

Fetih sirasinda Istanbul’da bulunan Italyan Zorzo Dolfin bir keresinde söyle demistir:

“Sultan Mehmed, çok az gülerdi. Zekâsi, dâimî bir çalisma hâlindeydi.Çok cömertti.Her iste fevkalâde atilgan, hattâ cüretkârdi.Seçtigi hedeflere erismek için çok israr ederdi.Soguga, sicaga, açliga, susuzluga tahammüllüydü. Kesin konusur, kimseden çekinmezdi. Zevk ve sefâdan uzakti. Türkçe, Yunanca ve Sirpçayi çok iyi konusurdu.Her gün bir müddet okurdu. Roma târihi, baska devletler târihi, Laerce, Tite-Live, Herodot, Quinte-Curce, Papalarin, Alman Imparatorlari ile Fransa ve Lombardiya krallarinin vak’alari okudugu târihler arasindaydi. Avrupa’daki bütün devletleri tanirdi.Özellikle Italya’nin cografyasini en ince noktasina kadar bilirdi ve bir Avrupa haritasini yanindan ayirmazdi. Askerî ve cografî ilimlerle isteyerek mesgul olur, arastirmalar, incelemeler yapardi. Tabiiyyeti altinda bulunan ülkelerin âdet ve sartlarini devletin ve bölgenin menfaatlerine kullanmakta mahâretliydi.”
Diger bir Italyan târihçi Langusto, Istanbul’un fethinden sonra söyle yazmistir:
“Sultan Mehmed, ince yüzlü, ortadan fazla uzun boylu, silâhlar kusanmis, asil tavirli, çok az gülen, devamli ögrenmek ihtirâsi ile yanan, cömert ve iyi kalpli, gâyelerine ulasmakta inatçi bir hükümdârdi. En çok harp sanatina merakliydi.Her seyi ögrenmek isteyen zekî bir arastirmaciydi.Sefâhat düskünlügü olmayip, kötü âdetleri yoktu.Harem dâiresinde çok az vakit geçirirdi. Nefsine hâkim ve uyanikti. Her şarta tahammül gösterebilirdi ve bir cihân devleti pesindeydi.”"
Bir tane padişah örnek verdim, diğerleri hemen hemen aynı mesela Yavuz'un Mısır seferine 2 katır kitapla gittiğini biliyoruz.

Eğitim tarihi okuyan herkes bilir, ortaçağ Avrupa için karanlıktır, ilimin merkezi bağdattır, Mısır'dır. Yani Müslüman ülkeleri. Tarihinde bütçenin yarısından fazlasını eğitime ayırmış Fatih'ten başka yönetici var mıdır acaba? Dünyada kütüphane deyince 17. yüzyılın sonuna kadar iki kütüphane akla gelirdi bağdat ve iskenderiye.
Avrupa'nın her yerinden bu iki kente yüksek tahsil için öğrenci gönderilirdi. Daha sonra İstanbul da buna eklendi.

Avrupa ne yaptı, her şeyi onlar buldu, bilimde onlar ilerledi, biz de onları takip ettik öyle mi? KOCAMAN BİR YALAN!!!

Avrupa'nın ilerlemeciliği sömürgeci ilerlemecilik ve intihal'den başka bir şey değil.
Coğrafi keşifler sonucu gemi gemi getirilen altınlar, yeni ürünler, endemik türler, paralar ve köleler koskoca Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın sömürgeye dönüştürülmesinden başka bir şey değildir. Ekonomik refah diğerlerini de yanında getirdi. Hem kilise baskısından kurtulundu, bu sayede özgür düşünce doğdu.

Bu özgür TAHAMMÜLCÜ düşünce!!! kendinden olmayan her şeyi attı, adını değiştirdi. Veya intihallerini gerçek kabul etti. Mesela ibn-i Sina'ya AVICENNA dedi.
Endülüsün üstüne, Haçlı seferlerindeki yağmalardan öğrendiklerinin üstüne bir sürü şey eklediler. Çaldılar. Oysa Avrupa'da Galileo öleceğini anlamadan bir din adamı olmasına rağmen dünyanın yuvarlak olduğunu söylemeye cesaret edemedi. İbn-i Şatır'dan aldığı bu fikri söyledi ölmeden önce, ama Avrupalılar yıllar sonra o buldu dediler. İbn-i Şatır demediler mesela. Oysa o dönem müslüman aleminde "zerrenin çekirdeğindeki güç bağdat'ın altını üstüne getirebilir" diyen birisine kimse "bu kafayı yemiş, ne diyor bu asalım, yakalım, delirmiş, içine şeytan girmiş" demiyordu.

Burada alimleri saymaya kalksam vakit yetmez, benim bilgim de yetmez, maalesef bugünkü eğitim sisteminde hem lisede hem de üniversitede pegodojik formasyon dersi alan birisi olarak bunu söylüyorum. Genel vaziyette de farklılık yok, ama kısa olarak:
1. Akşemseddin: Pasteur r;dan 400 sene önce mikrobu bulmuştur. (Fatih'in hocalarından)
2. Ali Kuşçu: Büyük astronomi bilgini. İlk defa ayın şekillerini anlatan kitabı yazmıştır.
3. Ebul-Vefa: Trigonometrir;de tanjant,cotanjant,sekant,kosekant ;ı bulan büyük alimdir
4.Biruni: İlk defa dünyanın döndüğünü ispat etmiştir.
5. Ebu Kamil Şür;ca: Avrupaya matematiği öğretmiştir.
6. Ebu Mar;şer: Med-Cezir (Gel-Git) olayını ilk o bulmuştur.
7. Battani: Dünyanın en büyük kaşifidir. Trigonometrinin kaşifidir
8. Cabir Bin Hayyan: Atom bombası fikrinin babası ve kimya biliminin atası büyük alim
9. Cezeri: 8 asır önce otomatik sistemin kurucusu ve bilgisayarın babasıdır
10. Demiri: Avrupalılardan 400 sene önce zooloji ansiklopedisini yazmıştır.
11. Farabi: Ses olayını ilk defa fiziki yönden açıklamıştır.Sesin fiziki izahını ilk defa o yapmıştır
12. Gıyasüddin Cemşid: Matematikte ondalık kesir sistemini ilk o bulmuştur.
13. İbn Cessar: Cüzzamın sebebini ve tedavisini 900 sene önce açıklamıştır
14. İbn Hatip: Vebanın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklamıştır
15. İbn Firnas: Wright kardeşlerden bin sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştirdi.
16. İbn Karaka: 900 sene önce harika bir torna tezgahı yapmıştır
17. İbni türk: Cebirin temelini atan bilginlerdendir
18. İdrisi: Yedi asır önce bugünkü ne çok benzeyen dünya haritası çizmiştir
19. İbni Sina: Eserleri Avrupa üniversitesinde 600 sene ders kitabı olarak okutmuştur. Tıbbın babasıdır. AVRUPA ya göre adı AVICENNAr;dır.
20. Kadızade Rumi: yaşadığı asrın en büyük matematik ve astronomi bilginidir. Fizik kurallarını astronomiye uyarlamıştır
21. Kambur Vesim: verem mikrobunu R.Kochr17;tan 150 sene önce keşfetmiştir
22. İbnünnefis: avrupalılardan üç asır önce küçük kan dolaşımını keşfetmiştir
23. Piri Reis: 400 sene önce bugünküne en yakın dünya haritasını çizmiştir.
22.Ömer hayyam: Cebiri oluşturandır. İlk defa o bulmuştur....
...

Avrupalılar Amerika'yı keşfede dursun, zaten asyanın ucundan baktığında Amerika kıtası görülüyor. ooo olur mu coğrafi keşif o.

BUNLARI NİYE ANLATTIM:
OKUMAKTAN SÖZ AÇILDI, AMA; NEYİ, KİMİ, NASIL,NİÇİN.

Bütün mesele kültür'de yatıyor. Bizim tarihimizi unutturdular. Geçmişimizi kültürümüzü. Ne alakası var okumakla diyebilirsin. Geliyor. Lütfen sonuna kadar oku.

Şapka, kılık kıyafet, ölçü, tartı, resmi günler, vs. hepsi değiştirildi, Avrupalılaştı.
Ve YAZI, en büyük kale idi, çünkü tüm geçmiş, tarih, bilgi birikimi, kültür, Osmanlıca idi. Yazı değişti,
-Bir kerede bütün eski kitaplar işe yaramaz oldu,
-Eski kültür bağlarımız, şiirlerimiz, geleneklerimiz, göreneklerimiz gitti,
-Tarihimizi Avrupalılardan öğrenir olduk. Tarih bölümünde okuyan arkadaşlardan sordum, siz temel kaynak olarak kimi kullanıyorsunuz diye, üç tane Avrupalı tarihçi, kitaplarında Türklere küfür eden üç tarihçi. Bütün Avrupa'da otorite üç kişi. Aynısını Kadir Mısıroğlu'ndan dinledim, bu adamların küfürleri kitaplardan çıkarılıp düzenlenip ders kitabı olarak okutuluyormuş ülkemizde.
Niye? Geçmiş reddeden bu zihniyet yüzünden,
-Bugün Bulgaristan'ın en büyük arşivi cumhuriyet ilan edildikten sonra eski arşivlerin kullanılmış kağıt niyetine satılması sonucunda oluşturulmuş, Sadece bunun bir yetkili tarafından farkedilmesi sonucu bu kağıtlar boşa gitmemiş. Bu trenler dolusu kağıt o zaman diğer ülkelere de gitti ve kaynak olarak kullanılıyor artık. Adamlar bunun için Osmanlıca öğreniyorlar.
Benim bölümüm Türkçe, belli başlı büyük eserler şu anda Avrupa kütüphanelerinde. Nasıl mı, onları biz keşfetmedik, Avrupalılar buldu. Mesela en büyük eski eser, Türk kültürünü anlatan nedir desem, akla büyük ihtimal dede korkut hikayeleri gelir hem hacim, hem zihniyet, hem dil, hem gelenek ve görenek olarak. Nerede bu kitabın aslı, Vatikan'da biri, başka bir el yazısı kopya nüshası da başka bir ülkedeydi unuttum. Ama asıl olarak Vatikan kütüphanesindeki nüsha kabul edilir. Peki nasıl gitti oraya. Biz hurda kağıt diye sattık öyle, cumhuriyetin ilk yıllarında eskiye ait ne varsa yok ettiğimiz gibi.
BUGÜN HALA EN BÜYÜK ARŞİVE BİZ SAHİBİZ. OSMANLI'DAN KALAN 154.000.000 EVRAK deoplarda bekliyor. Değil incelemek, tasnif dahi edilmemiş şekilde. Ve biz tarihimizi bize düşman Avrupalılardan öğreniyoruz. Ecdad en küçük şeylere kadar kaydetmiş. Senin dediğin şey var ya bilimsel, tarfsız, işte öyle. Öldükten sonra defin için Fatih'in cesedi kokmuş yazmışlar, oğlancılar (eşcinseller) varmış, yazmışlar, en ufak bir köydeki günlük olaylar dahi yazılmış. Biz yine de Avrupalılardan öğreniyoruz.

Hala ilgi kuramadın mı okumakla: Bana deme okumuyoruz diye, tarihimizi , geçmişimizi bilmiyoruz. Ki okumadıklarını söyleyelim. O bunu keşfetti, şu şunu buldu diyoruz. Biz okuyorduk, hem de nasıl. Fakat geçmişimizi okutmadılar bize, son 2-3 asır dışında dünyada süper güç hep biziz. 10 asırdır süper gücüz ve insanlarımıza yine de bir kompleks verilmeye çalışılıyor. Tutmayacak, bilmiyorlar neden tutmadığını, daha önce tutmadığı gibi. Öğrenemezler de. İslam'ın ruhunu alan dehaları ve alimleri bilmiyorlar. Onlar tek tek de olsalar onlar pes etmezler. Etrafını aydınlatırlar, her ne kadar televizyon, medya, gizli örgütler aleyhlerinde çalışsalar da. Bu kasırgada korun ateşi belki söner gibi oldu, lakin onun cevheri içinde, sönmez.
Mesela; bir cevher, yakın tarihimizde: AKİF,
Fransızca, Arapça ve Farsça'yı filolog seviyesinde bilen, asra hakim, hem Avrupa'yı hem de Müslüman coğrafyasını gezmiş, hatıralaştırmış bir alim.
Şair, bence asrının en büyüğü.
1. likle bitirdiği baytar mektebini okurken aynı zamanda Kur'an'ı ezberleyebilen bir deha. Fıkıh, tefsir, kelam gibi nakli ilimlerde olduğu gibi akli ilimlerde de devriyle muayyen bir zat.
Sarsılmaz bir doğruluk abidesi, en zor şartlarda dahi verdiği sözden dönmeyen birisi, düşmanlarının dahi gıpta ettiğpi bir abide.
Koşu, yüzme, güreş, gülle atma vb. spor dallarında İstanbul ve okul birincilikleri olan bir şahıs. O zamanın istihbarat teşkilatı olan teşkilat-ı mahsusada bir çok yere göreve gönderilmesine rağmen görevini bırakmayan ve bıkmayan, sürekli yolculuklarla ve görevle ömrü geçen, savaş yıllarında halkı düşmana karşı örgütlemek için hiç boş durmamış birisi,
Şiiri istiklal marşı seçilecek kdar güzel olmasına rağmen, ödülü olan yüksek para ödülünü almayıp hayır kuruluşlarına vakfeden, buna rağmen bir kaç eşyasından başka malı olmayan birisi,
Ömrünün sonunda edebiyat profesörlüğü yapan bir şahıs.
vs. vs.
Mesela Bediüzzaman,
Kaç insan tanıyorsun ki, soru sorulmaz cevap verilir, her soruya cevap verilir her müşgül halledilir diye söyleyebilen birisi.
Hiç bir şeyi unutmayan, 3 ayda 80 küsür ktap ezberleyen,
Hem fen hem de nakli bilimlerde bir deha,
28 defa zehirlenmiş ama ölmemiş,
hiç bir münazarayı kaybetmemiş,
sürekli zulüm görmesine rağmen davasına sadık,
minarelerin şerefelerinde gezecek kadar korkusuz,
Mesela Hacı Veyis Efendi,
Mesela Ebu Hanife,
Bu adamlar devrinde her türlü zulümü görmesine rağmen eğilmeyen, Ali Ulvi Kurucu'nun hatıratında bahsettiği gibi, minare gibi dik, ya yıkılır veya dik durur, eğilmez insanlar.

Ben bunları yazarken annem ve babam ikisi de bana kızdılar, boş duracağına kitap oku diye, şu anda 2 kardeşimin ikisi de, babam da kitap okuyorlar. sadece annem uyuyor. Ben onlara bir şey söylemediğim halde.
Bir çok arkadaşım boş durmuyor, okuyor, okduklarını da bize aktarıyor, ben de okuduklarımı onlara aktarıyorum.
Bilimsel diyorsun ya okuma oranları diye, onlara bak, biz gerilerdeyiz değil mi? Bir de uzmanlarına sor ne diyorlar bu verilere. Diyorlar ki kültürel bir olgu olarak biz bir kitabı çok kişi okuyormuşuz. Bir kitabı bir kişi okumaz bizde. Kütüphaneler aktifdir diğer yandan. Bir de gazete dergi gibi şeyler de kahvehane gibi toplumun çok bulunduğu yerlere bırakıldığı için birçok kişi bir gazeteyi okur, bu nedenle satış oranları düşük ancak okuma oranı yüksek. Avrupa'da veya başka br yerde böyle bir durum söz konusu değil.

Bilim ve felsefe mevzuuna gelince. İslam'da felsefenin yerini tefekkür, filozofunkini mütefekkir alır. Felsefe kelimesine fazla sıcak bakılmaz. Çünkü felsefe yunancadır, bize yabancıdır. kant gibi, Nietzsche gibi filozoflara da sıcak bakılmamış ve boşuna vakit kaybı olarak görülmüştür. Her ne kadar Platon, Aristo vs. 'nin görüşleri yakın bulunsa da bunlar da aynı çok basit mantık hatalarına düşmüştür. Nietzsche gibi Yahudileri, ellerinde medya ve eğitim teşkilatı bulunan Yahudiler övmüştür, anlatmıştır.
Sen bu kadar eser vermiş Filozofları nasıl böyle değersiz görürsün diyebilirsin, değerleri varsa da değeri kadar değer veririm. Kant gibi bir adam yıllarca düşündükten sonra sembolik akla Tanrı'nın vardır diyemeyiz dedirtiyor. Sonra sıradan bir adam çıkıp diyor ki bu mantığa göre yok da diyemezsin diyor. O da doğru diyor. Mesela. O kadar önyargılı ki diğer kısmını yıllarca düşünmemiş. Yokluğu için mantık kuralı aramış.
Bu konuda zaten bir otorite de var, Gazali, günümüzde ise Bediüzzaman, herhangi bir Nurcu'ya gitseniz herhangi bir felsefi soru sorsanız, cevabını verir, veremese de verecek birine mutlaka sizi ulaştırır.(Meşveret, Yazıcı)
Yani demek istediğim felsefeyi ilahlaştırmaya gerek yok, gerekli şeyler açıklanmış.
İlim ve
Okumak güzel, ama sen sana gösterileni görüyorsun, etrafını, özgür düşünce deyip de özgür düşünemeyen bir toplum oluşuturulmak isteniyor. Düşüncelere televizyon ve medya ile hükmediliyor. Bu resmi ideoloji dışında düşünmeyi dene, gerçekten özgürce.
Gerçekten bugün okuma oranı istenilen düzeyde değilse, bunun nedeni İslam değil, İslam'ın emrettiği ile halk çatışıyorsa bunda suçlu İslam değildir. Günümüzdeki insanları sakın ortalama müslüman olarak alma. Başka bir devirde olsa idi günümüzdeki insanlara müslüman gözüyle bakmazlardı. Bunu sadece ben demiyorum, otorite bir çoklarından duydum ve mantığım ve bilgim de bunu söylüyor. Akif'in Safahat'ını okumuşsan görmüşsündür, mahalle kahvesi ve mütevekkil'de olduğu gibi.
"Çalış!" dedikçe Şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!
Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya,
Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!

Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,
Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!(… hizmetçin iken)
Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini,
Birer birer oku tekmîl edince defterini;
Bütün o işleri Rabbim görür: Vazîfesidir...
Yükün hafifledi... Sen şimdi doğru kahveye gir!
Çoluk, çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak...
Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak! (Senin işlerini yapan Allah değil mi…)
Onun hazîne-i in´âmı kendi veznendir!(Onun nimetler hazinesi senin veznendir)
Havâle et ne kadar masrafın olursa... Verir!
Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O;
Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O!
Çekip kumandası altında ordu ordu melek;
Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek! (… kâfirleri yerle bir edecek)
Başın sıkıldı mı, kâfi senin o nazlı sesin:
" Yetiş!" de kendisi gelsin, ya Hızr´ı göndersin!
Evinde hastalanan varsa, borcudur: Bakacak;
Şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak.
Demek ki: Her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın O;
Çoluk çocuk O´na âid: Lalan, bacın, dadın O;
Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdir-i veznen O; (….. veznedarın O)
Alış seninse de, mes´ûl olan verişten O;
Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O;
Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O;
Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O;
Tabîb-i âile, eczâcı... Hepsi hâsılı O. (Aile doktoru, …)

Ya sen nesin? Mütevekkîl! Yutulmaz artık bu!Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu?
Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;
Utanmadan da tevekkül diyor bu cür´ete... Ha?
Yehûd Üzeyr´e, Nasârâ Mesîh´e ibnu’llâh (Yahudiler Üzeyr’e, Hıristiyanlar İsa’ya Allah’ın oğlu)
Demekle unsur-i tevhîd olur giderse tebâh, (Deyince, Allah’ın birliği ilkesi bozulup yok oldu; )
Senin bu kopkoyu, şirkin sığar mı îmâna? (Peki senin bu kopkoyu şirkin sığar mı imana)
Tevekkül öyle tahakküm demek mi Yezdân´a? (Tevekkül, böyle hükmetmek midir Yaradan’a? )
Kimin hesâbına inmiş, düşünmüyor, Kur´ân...
Cenâb-ı Hak çıkacak, sorsalar, muhâtab olan!
Bütün evâmire i´lân-ı harb eden şu sefih, (Bütün yüce buyruklara savaş açan şu serseri, )
Mükellefıyyeti Allah´a eyliyor tevcîh! (Allah’a havale ediyor yükümlülükleri!)"




EVRİM, dediğin eğer gelişmeyse tamam. Gelişmenin kim karşısında olur ki, ama ben bu darwinin zırvalarına karşıyım.
Allah aşkına aç oku şunu, bir mantıklı ve bilimsel yanı var mı?
Değil DNA'yı bilmek, hücrenin içi jöle dolu odacıklar zannedildiği,
Sineklerin getirdiği kurtların, kendiliğinden çıktığını sanıp evrime örnek verildiği,
Ara geçiş formu denilen zırvıların fosil kayıtlarında milyonlarca örneği olmalı gibi bir cümle kurduktan sonra fosil kayıtlarında bunların örrneklerinin çıkmadığı,
Milyonlarca yıl önce yaşayan canlı türlerinin hala günümüzde de olmaları,
Doğal seleksiyon denen bir saçmalığın olduğu, vs.
Adam aklına geleni yazmış. Bu buna benziyor, ha öyleyse bu bunun atası olabilir.
Doğal seleksiyon demiş, kör organlar zamanla evrimleşir demiş. Doğal seleksiyona göre hani özürlü ve gelişmemiş yaratıklar doğadan siliniyordu. Doğal seleksiyon daha başlangıçta organ gelişimine engel olmuş oldu.
Bu adam eski yunan mitlerinde gördüğü şeylerden de etkilenerek güzel bir senaryo yazmış lakin tutmamış. İnsanların ilkel ve gelişmiş diye sınıflandırılması o zamanın en büyük sömürgecisi İngiltere için tabi en büyük dayanak olacaktı. Yoksa yaptıklarını başka nasıl açıklayacaklardı. onlar gibi gelişmiş ve asil insanlar bu ilkel insnaların evrimini sağlayacaklardı.
Yok efendim, biyolog okulunu dahi bitiremeyip sonra geziye çıkan sonra da aklında ne varsa yazan bir adamın saçmalarını dinlemeye gerek yok.
Baktılar, olmayacak DNA'nın yapısı değişmez, korunur. Mutasyonu eklediler sonradan. O da şu anda bilimsel olarak hiç bir zaman olumlu etki göstermese bile.
Bugün siyasal alan dışında bilimsel olarak nasıl savunacaksın bunu anlamıyorum, mutasyon her zaman DNA'yı azaltır, yok eder, öyleyse ffilmler dışında mutasyonun olumlu etkisi yok. Bir tane ara geçiş formu olsun ver de görelim. Tabi soyu tükenmiş yaratıklar hariç. Günümüzde yaşayan bir tane ara geçiş formu ya da.

Dinler tarihinin evrimleşmesi ise bakış açısına göre şekillenir. Ben inanıyorum, o zaman gelişmesi diye bir şey söz konusu değil, sen inanmıyorsun, o açıdan bakıyorsun. Aynı şey Tanrı olgusunun soyutlaşması ve bilgi edinme de geçerli. Sen inanmadığın için öyle diyorsun. Halbuki peygamber efendimiz peygamber efendimiz okuma yazma bilmezdi. Ümmiydi. Üstelik İslam'dan önce Mekke'de okuma yazma bilen sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Bir kabilenin diğerini basıp esir edebildiği, köle pazarlarının kurulduğu, tüccarların ellerindeki malların zorla alındığı, güçlünün haklı olduğu, kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir devirde, gelişmişlik mi olur ki Tanrı ölçüsü soyutlaşsın.

Dediğim gibi bölümüm Türkçe, Dinler tarihi alanında ilk örnekler Mitik diyorsun,
Olaya mitten bakarsan ilk olarak bir tür olan dini mitlerden örnekler göreceksin. Lakin mitleri halk değil, kamlar, ozanlar, Rusların tabiriyle Şamanlar oluşturur ve sözlü gelenekle aktarır. O yüzden tam tarih veremezsin. Bu bakımdan dinler tarihi de aynı tasnife tabidir. Tarih açısından olaya bakarsan, sözlü geleneğin en eski ürünü olarak mitleri görebilirsin. Ancak sözlü geleneğe ne kadar güvenebilirsin. Sözlü edebiyatta değişim çok kolaydır. Hristiyanlık ve Yahudiliğin bozulmasının bir nedeni de bu, bugün aynı mitin çok değişik varyantları var. Hristiyanlıkta da İznik konsülüne yüzlerce incil gelmiş, sadece 4 ü seçilmiş. İşte sana sözlü gelenek.


Bilimsel yönteme bağlı kalmak zorunda değilim,
Çünkü bilimsel veriler her zaman doğru değildir, zamanla değişebilir, bugün atom modelllerinden tut, big bang'a kadar her şey değişebilir ve yerine yenisini getirebilir.
Evrimi saymıyorum, evrim değil teori hipotez bile olamaz. Hem biçimsel hem de içeriksel olarak.
Ayrıca bütün bilim dallarında aynı yöntem kullanılmaz, hepsinin kendine farklı yöntemleri vardır.
Defalarca farklı isimlerde bilimsel araştırma, tez ve proje yazım dersleri aldım,
hocalarım da bilimin tabu olmadığını, tapılmaması gerektiğini, verilerin geçici olabileceğini, yani söylediğimin aynını söylüyor.
Bilim akla dayanan, kurallı ve sistemli bir disiplinse değişmez kural ve disiplinin değşmemesi diye bir şey söz konusu olmadığı gibi aklın yanılmaması da söz konusu değildir.
Verdiğim Hinduizm örneğinde sonraki olay öncekinin sebebi de değil zaten, burada analoji yaptım.
Bilmediğim konu bilimsel yöntemse bu derslerden hep yüksek notlarla geçtim, otoriteler bunu söylemiyor. Ha diyorsan dinler tarihi babam imam, dinler tarihi okumuş birisi yani. O da bu konu hakkında farklı bir görüş belirtmiyor.
Ha diyorsan ki ben bilimsel yönteme göre yazıyorum o da yok, ne bölümler var, ne kaynak, ne doğruluk değeri ne de aşaması, ne rapor ne de diğer bölümler ve veriler yok.

* insanlık ''aklı'' devamlı bir ''tekamül'' içindedir zaten. islam medeniyetleri geçmişte başka medeniyetlerden üstün yanlara sahip olabilir; zaten, verdiğiniz örnekler de hep ''bilimsel ve rasyonel aklı'' takip edip eğitime, araştırmaya, özgür düşünceye ruhsat ve destek verildiği nispette yaşanmış ilerlemelerdir.

* bugünse bunu ister kabul edin ister etmeyin laik toplumlar(hangi dine sahip olurlarsa olsunlar) daha iyi beceriyor. aslolan bilime, bilgiye ve özgür düşünceye verdiğin değerdir.

* bilimsel düşüncenin metodu ve geliştirilme şartları bellidir. bilimsel düşüncenin esasları da bellidir. bunu senin kabul etmemen benim umurumda bile değil.

* bana söylemediğim şeyleri söylemişim gibi uzunca izahlar ve pasajlar alıntılamana gerek yok; sana ne söylendiyse ona cevap vermen yeter.

* geçmişimizi ''avrupa''dan öğrenmek hususunda da hakikaten saçmalamışsın. nurcular'ın 15 sene önce keşfetmediği tc katliam tarihini ''avrupalı zındıklardan etkilenmiş düşünürler'' zaten söylüyordu.

* ermeni katliamları, tayyip'in resmen söylediği ''asimilasyon politikaları'' 15 sene önce nurcuların ağzına bile almadıkları şeylerdir. ''tarihle hesaplaşmak'' bile ''avrupalı kafirlerin'' geliştirdiği bir yöntemdir. zira batı, sandığın gibi ''sömürge aklı''ndan ibaret değildir.

* evrim konusunu seninle tartışmam bile. evrim biyoloji biliminin temelidir. dünyanın tüm gelişmiş, bilimsel akademilerinde bu böyledir.

* dinler tarihindeki evrim:

toplumlar farklı ve özgün gelişme seyirlerine sahip olabilir, farklar olabilir. fakat, genel olarak seyir budur: tarihsel kronolojiye bakarsan da bunu görürsün. mitler-paganist inançlar-semavi dinler- vs... birçok farklı form içiçe geçmiş, bazı bölgelerde daha eski formlar yaşanmış olabilir. kültürel evrim tek yönlü değildir. bu da genel bir folklör doğrusudur.

* bilimde yanlışlanabilirlik olduğu için bilimsel yönteme bağlı değilmiş. hazret ''yanlışlanabilirlik'' zaten bilimsel yönteme içkindir. aksi olsaydı ona bilim demezdik.

* evrim bir hipotez bile değilmiş, kim diyor bunu: harun yahya mı

* bekir, git iki tane adam gibi ''hakemli dergi'' oku öyle gel. dünyanın tüm gelişmiş akademileri evrim' hakkında ne düşünüyor öğren öyle gel. hipotez bile bulmaya tenezzül etmediğin ''teori'' BİYOLOJİ BİLİMİNİN TEMELİ'dir. evrim hakkında yüzlerce bilimsel-tartışmasız kanıt olduğu için ''teori''dir. bunlar nedir diye çok merak ediyorsan, bilimsel-hakemli dergilere göz at. rica ediyorum, harun yahya yahut nurcu vakıflardan fonlanmış ucubelere değil.

* benim referansım ''akademia''dır. bilimsel-akademik yayınlardır. hakemli, saygın dergilerde yayınlanmış, alıntılanmış makalelerdir. bunun dışında herhangi bir referans kabul etmiyorum. bu adamlar ''islam düşmanı'' oldukları için evrimi bilimsel olarak kabul etmiyor.evrim hakkında yüzlerce tartışmasız kanıt olduğu için bilimsel olarak görüyor. evrim'in ''islam''la alakası bile yoktur. o sizin hezeyanınızdır.

* türkçe eğitimi alıyorsan, o eğitimin de referansı ''bilimsel yöntem''dir.


Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...

Hayyam...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #112 (permalink)  
Alt 09-08-2011, 20:59
alchemy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-
 
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Mesajlar: 1,329
Kimliği olmayan kişi, müminliği göze sokan müminlik kimliğini alır. Gerçek müminler tanıdım, benden çok daha hoş görülü ve şefkatli idiler. Dişlerinin arasından salya, yüreklerinden kin akmıyordu. Dini para, prestij yerine koymuyorlardı. Vicdanları idi. Hoş, vicdansız adama din de gerekmez ya... Gidecek o kadar çok yol var ki... Çok konuşan bunun hiç farkında değil. Cahillik ise şahsen, benim hiç umrumda değil. Altı üstü, öleceğiz, hepsi budur.


Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
arsel, celiskiler, Çelişkiler, ilhan, kurandaki, İlhan


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Attila İlhan jezabel Şiirler 12 06-09-2008 14:25
Ahlak ve Dincilik... (İlhan Selçuk) Can Köşe Yazıları 9 27-08-2008 23:39
İlhan İrem Anlasana... Ebruli Video Klipler 3 26-12-2007 15:56
Attİl İlhan mernes Şiirler 6 21-10-2007 16:21
İlhan İrem Konuşamıyorum... Ebruli Video Klipler 0 08-02-2007 20:07


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:21 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info