Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Hayat Güzeldir > Hayata Dair..

Hayata Dair.. Ve hayat herşey yolundayken sus dedi birden..



Gece MeleĞİ MÜzİĞİ, Lİrİk RÜya, Hercaİ Mor

Hayata Dair.. içerisinde Gece MeleĞİ MÜzİĞİ, Lİrİk RÜya, Hercaİ Mor konusu: GECE MELEĞİ MÜZİĞİ LİRİK RÜYA, HERCAİ MOR!.. “ meleklerin göğüs uçlarıymış ay’la dünya bilemezdik, yeryüzündeki acılardan utanıyorduk henüz göğe bakmadık ”... küçük İskender Huysuz kelimeler antolojisinde yerin yoktur senin... Aslında ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 02-11-2007, 08:47
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 30-10-2007
Nerden: istanbul
Yaş: 51
Mesajlar: 7
Arrow Gece MeleĞİ MÜzİĞİ, Lİrİk RÜya, Hercaİ Mor


GECE MELEĞİ MÜZİĞİ
LİRİK RÜYA, HERCAİ MOR!..


“ meleklerin göğüs uçlarıymış ay’la dünya
bilemezdik, yeryüzündeki acılardan utanıyorduk
henüz göğe bakmadık ”...

küçük İskender



Huysuz kelimeler antolojisinde yerin yoktur senin... Aslında ben senin huysuzunum, belki de ruhuna bağımlı olmanın ince sızısı şuramdan hiç gitmiyor, olsun, bana sonsuz bir acı veren aşkına ve onun uzun kollarından biri olan hasretine ihtiyacım var!.. Aşkım aşkını kıskanacak kadar gergin ve huysuz!.. Galiba sana duyduğum aşk hem korkutuyor, hem sevindiriyor beni... Şaşkınlığım ve dalgınlığım beni bir yandan sevimli bir budala kılarken öte yandan ruhumdaki kimyasal değişimin alabora oluşu, sırtımdaki o tatlı yanmanın bütün hücrelerime nüfuz etmesi, çılgın bir arzuya söz dinletemeyişim sürekli sıkılan şair yanıma iyi mi geliyor bunu hiç bilemiyorum... Sanki aşkından başka her şeye inancımı yitirmiş gibiyim. Sendeki aşka teslim oluşumu, aşka rağmen o koyu yalnızlığımı, hayal kırıklıklarımı, huzursuzluğumu, bazen hiç sebebi yokken hüzünlenişimi bile seviyorum...

Evet, zalim bir yanın var senin ve senin zalim yanını da kıymetli buluyorum, seninle konuşurken de, gözlerine bakarken de, sana ‘canım’ derken bile aklıma uzak düşler, eski yazlar, dilsiz fotoğraflar, nemli resimler düşüyor, sanki her şey yakamoz oluyor ve ağır bir hatıra gibi içime batıyor... Sen hercaî bir mor olmalısın, senin her mevsimin ve her kokun mor!.. Öyle doruklarda gülümsüyorsun ki, içimde dolaşacak park bırakmıyorsun, senin dalgaların sürükleyici, savurucu, rüzgârın yaman, içimdeki otlar ıslak ve ezik, içimde ne var ne yok uykusuz, sanki şairim Sylvia Plath beni kendi rüyasına hapsetti, bir intihar gibi yaşıyorum aşkını, sana karşı derinim, derinin içindeyim, sen yanımdayken bile, yağmurun altındayım, bir yandan Turgut Uyar’ın ‘Oteller Kentinde’ loş bir ışığın ölümü oluyor, öte yanan Atillâ İlhan’ın ‘Elde Var Hüzün’ şiirleriyle kış renkli bir kuş gibi çırpınıyorum!..

Sen yanımdayken İlhan Berk’in ‘Deniz Eskisi’ bir balığın gözleri oluyorum, sanki Cemal Süreya’nın “keşke yalnız bunun için sevseydim seni” dizesi ruhuma taşınıyor, ‘Yaz Geçer’ diyor ya Murathan Mungan, sen de bende hiç geçmeyecek hüzün sağanağı bir yara gibi duruyorsun, kabuğumsun, bu kabuk kırılırsa bir gün, öbür kulağım da duymaz olur, yavaş yavaş yokluğuna alıştırırım kendimi, eskitirim sesimi, âşık halim yerini sıvası dökülmüş solgun bir evin sarısına bırakabilir belki...

Senden hiçbir şeyimi saklamadım, kendi cehennemimde, kendime katlanmaktan, şu ikiyüzlü çağımızda kendim olmayı denemekten başka ne gelirdi ki elimden, yaşamayı ve yaşatmayı sevecek kadar cesur fakat sevdiklerimi kaybetmeye tahammül edemeyecek kadar da korkağın tekiyim, nerede olsam panik bir hayat bırakmıyor peşimi... Evet, gövdemi de kalbimi de eşsiz bir gülümsemeye hapsedecek kadar atak olduğum ve sendeki aşka tutkuyla sarıldığım doğrudur. Benim sevişime yetişemiyor içini çeken bir çiçeğin korkusu, sevgimin ter kokusundan parfüm yaptılar, kelimelerim yıldız ve ay işlemeli, kelimelerim mektuplara sığmayacak kadar hülyalı, sesimi denizle yıkadım, güneşle ısıttım, her harf bir kelebek oluyor saçlarında ve ben bütün renklerimi ruhuna boca etmekten korkmuyorum!..

Ey simli kadın, sen mırıldanan bir rüzgârsın, bulutların buğulu senin, sanki üzerime yağan hüzün tozlarısın, biliyor musun hiç sıkılmıyorum gökteki aya ve sana bakmaktan!.. Yürekli birisi değilim işte, içimdeki orkestra susmuyor ve her seferinde karşında çırılçıplak kalıyorum!.. Evet, dedim ya; korkağın tekiyim ve seni insan gibi sevdiğim için, seni sevmekten bıkmayacağım için, koyu bir yalnızlığı göze alabilirim, ah aycanım, kitaplara olan düşkünlüğünü biliyorum, Leyla Erbil, Tezer Özlü, Oğuz Atay, Bilge Karasu okumaktan sanki hiç sıkılmazmışım gibi geliyor bana... Bir de senin içinden huzur ve hayat fışkıran akdeniz sıcağı kalbin, işte bundan bıkabileceğimi hiç sanmıyorum. Edebiyat zevki ve görgüsü denilen o sonsuz orman seni çok seviyor, hem bilmez misin ki, kalbim ağrıyor sesindeki akan su tenime değmediği zaman... Sen benim güzel, vefalı, temiz, akıllı ve duygulu ay meleğim değil misin?.. Işıktan yapılmış canımı incitme, sakin bir nehrin kollarıyla sarıl bana, canlınım senin, yanardağınım senin, üşüyeninim, serserinim, çocuğunum, iflah olmaz ve pas tutmaz gönül yolculuğunum senin!..

Sevgili gece meleğim, seninle her vedadan sonra içimi bende bıraktığın o görkemli gölgene kapatıyorum, sabahları beni aradığın zaman; kayısı gibi, papatya gibi, bir manolya, bir mimoza gibi sana açılıyorum, kalbim ışıldıyor, kalbim yenileniyor, aklım taşıyor, ruhum şımarıyor ve birden alev topuna dönüşüyorum...

Hayat sana yakışıyor, dantel inceliğinde eşsiz bir sevginin ecesisin, kanımı ısıtan dirim bir güneş, parıldayan bir arzusun, incelikler ülkesinden mi geldin nedir, sen benim soylu prensesimsin!.. İtiraf etmeliyim ki safir bir taş kesiliyorum gözlerini gözlerime bıraktığın zaman!..

Sahi, Leyla Erbil’in “Mektup Aşkları” kitabına ne zaman başlayacaksın, çünkü o kitabı okuduğum zaman ‘aman tanrım’ demiştim, bu kitabın içindeki mektupların hepsi ‘Leyla’ olmuşlar, bu kitap adeta mektupların dansına dönüşmüş, canımcım bu güzelim kitabı acilen okumanı isterim...

Sen benim azınlığım, güzel suçum, günahım, sonsuz yemişim, incirim, narım değil misin?.. Bu arada sevdiğim yazarlarımdan Salâh Birsel ve Füsun Akatlı’nın o muhteşem Türkçe’nin saadetiyle yazdığı denemelerini pas geçmemelisin, burada dilin lezzeti yaşanırken bir yandan okurun zekâsı açılıyor, bir yandan da aklımızın ve gönlümüzün elinden tutuyorlar... Ah elini hiç bırakmasam da ‘Şapkam Dolu Çiçekle’ kapına gelsem ve sevgili Cemal Süreya’dan izin alarak biraz değiştirdiğim o güzelim dizesini kulağına fısıldasam: “Tanrım siz meleklerden daha güzel daha derin bakan bu kadını çocukluk günlerinizde mi yarattınız?..”

Sevgili küçük surat, pamuk tenli kızım, lirik rüyalarım, lunaparkım, benden gece feneri mi olur, kayık sefası mı olur, yıldız kayması, mavi bir leke, gri bir sıkıntı mı olur, bilemiyorum belki de benden ne köy olur ne kasaba fakat sen benim geceleri dumanı hep tüten, göğün asma bahçeli iyilik katından ruhuma kalbiyle seslenen hercai meleğimsin, masal balığım, yaramazım, muzır sincabım, merhametim, sen üzerime dökülen, etimi yalayan güneşin uzun altın saçlı kızı değil misin?..

Sevgili yıldızçiçeğim, senin ateşli prensin, sakar şövalyen, sevimli hırsızın mıyım, her gün kalbinden çalıyorum yüzüne yansıyan o kedicil sihirli gülüşünü...

Mutsuzluğun tortusu mu olgunlaştırıyor beni, yoksa gönül eğitiminden geçerken edindiğim ıstırap görgüsü mü? Her şeyimi döke saça yaşıyorum, öncesi ve sonrası yok, hep şimdideyim, hangi imgeden geldim buralara, hangi masalla aynı yaştayım?.. Ah hiç istemiyorum şu deli yanımdan taburcu olmayı... Hışırdayan bir şeyler olsun hayatımda ve birey kalmak arzusu beni ne kadar acıtsa da vazgeçmeyeceğim kendim olmaktan!.. “Kumun yakıldıkça camlaştığını gören, çölün aşıldıkça aynalaştığını bilir...” Sanırım sürekli esrik dolaşan bir heves çocuğuyum, serap halindeyim, sevgilim, sevgilim geceyi kenara çekmesen de olur çünkü senin o muhteşem ışığını görebiliyorum!..

Barok kadın, yaralı bir ikon muydun eskiden, seni hangi şiirin içinden oydular, yüzün bir gül denizi sanki, yüzündeki alev yağmuru yüzüme dökülsün istiyorum, seni kuğular yurdundan mı gönderdiler bana, boynun uyutmuyor insanı, boynuna gömülü kelimelerimden süt akıyor, aklım çıkıyor, zaman parçalanıyor, bakımlı ve incecik parmakların kalbime dokunduğu zaman!.. Palmiye kadın, iyice aç dallarını bana, ruhumdaki sis dağılsın, bana yapraklarınla gülümse, gölümden öp, suyumdan ısır, bana bir yaz daha bırak kontes yanından!.. Nasılsa tökezlemiyor insan yanımız, nasılsa bizi mavinin bütün tonları anlar, göğümüze merdiven dayarız, birbirimize dayanırız, birbirimizi aşkla çoğaltırız, çünkü biz rüzgârız, çünkü her mevsime değen kocaman gözlerimiz, kuşlu bakışlarımız var bizim... Sevgilim bak görüyor musun, upuzun bir ırmak sızıyor aramızdan!..

Neyinim senin, tedirgin, tuhaf ve kırılgan serçen miyim?.. Neyinim?.. Alnında sarı bir gül yarasıyla dolaşan billûr bir anı çocuğu mu?.. Elinden düşürmemeye çalıştığın ay renkli bir ayna mıyım beni sana gösterecek?.. Neyinim senin, denizinden yeni çıkmış, kendi sahilinde ıslak, ıssız ve kimsesiz yürüyen bir mehtap üşümesi mi?.. Neyinim?..

Kendine bükülen, kendine bile tutunamayan durgun gölün üzerinde yüzen kristal bir yaprak mı?.. Neyinim, neyinim senin, melek resimleri çizmeye çalışan , huzursuz bir şehir masalcısı mı?.. Bilmiyorum... bilmiyorum?.. Sanki hep dipteyim, sanki bu büyülü şehirde kaybolmuş gibiyim, kendini yağmalayan, kendine çok üşüyen, vesveseli ve sabırsız, içindeki ormanıyla yanan bir aşk yangını mıyım?..

Zebra kadın, üşümeyeyim diye ruhuma aşkın gömleğini diken terzi kadın, yanımdaysan sökülmüyor teyellerim, yanımda değilsen dikiş tutmuyor yaralarım, bütün kıvrımlarımı, kıvranmalarımı, sende dolaştığım bütün katlarımı ütüle, yırtılan yerlerimi dik, aşkına acıkan ruhuma içinin müziğini fısılda, tenimi sen çiz, yüzündeki kamaşma gözümü alsın, bana beyaz gövdenin sesini mırıldan, çünkü hırçın, çünkü kırılgan ve hiç uslanmayan, uçan ve uçuran aşkların yaşındayım, sanki uçurum şiirler çağına geldim!.. Denizine, yatağına, yanına beyaz bir gemi gibi sokuldum, sana rıhtımlar, martılar, kalbimin haritasını, kalbimin şaşırmış pusulasını, sana bulutlarımı, sise batmış ağzımı, tuzlu öpüşlerimi getirdim, ben ki sendeki aşkın yokluğuna düştüm, dedim ya; sevgilim ben artık iflah olmam!..

Canımcım, sen varsın diye akşamın gövdesi nefes alıp veriyor, tabiat seninle güzel huylar ediniyor ve sevgiyle deri değiştiriyor... Ruhunun derinliklerinde mavi bir hayatın neşeli bir ıslıkla zıplaması boşuna değil ve artık şuna daha çok inanıyorum ki, uykusuz güneş sen aşkla yaşayasın diye doğuyor her sabah!..

‘Hayatcım’...

Hadi gel susalım ve susayalım birbirimize...
Biraz daha acı olalım ve biraz daha yanalım...
Merhaba bebek surat...
Merhaba aşkcım!..

Engin Turgut
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 11-11-2007, 19:57
mavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 9

**Harika bir duygu seli, yazı demeye dilim varmadı. Paylaştığınız için teşekkürler.**


**Gülmek için mutlu olmayı beklemeyiniz, belki gülmeden ölürsünüz** Victor Hugo
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
gece, melegi, muzigi, lirik, ruya, hercai, mor


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Hercaİ vazgal Edebi Mevzular 2 22-08-2007 10:52
Yine Rüya Gördüm :S Radyo Rekorunu Kırmıştım ama ya :/ akRAP Geyik Mevzular 23 29-05-2007 22:27
Rüya Görüyor Yaa Tatlılığa Bakın Daisy Komik Çizgiler 0 24-03-2007 12:24
Şahan(Yoksa Rüya Mı!) patis Komik Çizgiler 1 15-03-2007 00:56
RÜya Duvarlari titania Hayata Dair.. 0 04-02-2007 22:30


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:22 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Khaos.info