|
Gün geceye dönerken, en çok yokluğun dokunuyor kalbimin ücralarına ve anladığını bilsem de yaşadığım o derin keder var ya, yıkıp geçiyor bedenimde ne varsa. Ruhum, bir isyanın tam ortasında kalakalmış ufacık bir kuş. Kendi yürek çarpıntısından başka ne duymasını umabiliriz ki... Böyle ufak bir bedenin, sana ait olmayan bir yerde parçalanışına şahit oluyorum. Oysa tek derdim bunu bilmemen olsa da... Yoruldum...
Kabullenişlere rağmen gelen bu yorgunluğu kabul etmekte elimde, etmemekte. Oysa neye çarpsam, bölünüp dağılıyorum. Sözcüklerim benden uzak, belki bir dağ ardında saklı kalmışlar, belki de ilk siste yollarını kaybetmişler. Durmadan yorulmadan, seni, sana anlatmaya çalışıyorum. Oysa ben daha kendime anlatamadım ki o yürekleri dağlayan güzelliğini... Şimdi durup, bakıyorum da, anlıyorum. Aslında sen ne sözlerle anlatılabilirsin, ne de yokluğunla anlam bulabilirsin. Varlığına kendini adamış bu can, eriyip gidiyor an be an...
Dünya döndükçe olacak bu. Oysa ne demişti şair; “dünya bizi kusturacak kadar hızlı dönmeli, yoksa İsrafil’i biri dürtmeli”... Dünyanın an olup kıyametle tanışması gibi. O sur’un ilk üflenişini dilemek, duymak gibi, senden gelecek şey, sonsuz uyanış ya da sonsuz ölüm dahi olsa öyle kabulüm ki... Gökyüzü bin parça... Bu gece ne gökyüzü eskisi gibi, ne de yeryüzü aynı... İkisi de ağlamaklı... Bu can’ın yok oluşuna üzülmüyor hiçbiri... Çünkü, hiçbir “can” senden daha değerli değil ve ben hiçbir şeyi, senin önüne koyacak kadar çok sevmiyorum. Artık sevmiyorum...
Kendim için ördüğüm o duvarlar, yıkıldı gitti. Çok mu üzgünüm. Gülüyorum, içimden. Yüzümde aynı solgun ifade, ne güneşi görüyorum, ne de gecenin yıldızlarca dökülüşünü. Bu gece, yıkılmış duvarlarımın yanı başında, yokluğuna uyuyacağım. Yokluğunu kabullensem de, ötesi elimden gelmiyor ve ellerim öyle acıyor ki, ne damarlarımda dolanan alkolün o haz veren sıcaklığı, ne de gözlerimin kapanmak için direnişi bunu bozamıyor.
Sahi az evvel bana ne demiştin. “Mutluyken yazamıyorsun sen.” Sahi, şimdi tam şu anda, bunca mutsuz muyum ben? Ya da alkolün oyunculuğu, ya da tek başına hissedişimin bilmem kaçıncı dönümü. Seni sevdiğimi hiç sorguladın mı? Dünyaya ışık saçan sen, ışığınla nurlanan bu bedeni hiç sorguladın mı? Belki, evet diyeceksin ama asla hayır diyeceğini düşünemiyorum. “Ben yokum” dediğinde aklıma gelen intihar planlarını uç uca bağlayıp, kaç cinayetten yırttım bilemezsin... Bilirsin belki ama anla, ne duvar kaldı, lanet olsun ne de senin için kurduğum tuzaklar...
Öyle çıplağım ki... Bir çocuğun gözlerinden bakabilsen bana, şeytan olmadığımı anlayacaksın. Çünkü hiçbir saf yürek, şeytanı kabul edip yüreğinin tam ortasına oturtmaz biliyorum. Beni bir çocuk saflığı ile sevebilsen... Seviyorum diyeceksin... Desene, bunu duymama izin versene...
Kendi sesimi duymaktan her gece, ölüyorum, bir gece yalnız bir gece beni varlığınla şereflendirsene...
Çiğdem...
Gözlerimdeki yansıman
Senden öte bir sen.
Sana vereceğim o can
Benden öte bir ben.
Eray ÇINAR
|