Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Hayat Güzeldir > Hayata Dair..

Hayata Dair.. Ve hayat herşey yolundayken sus dedi birden..

Kar Teorileri...

Hayata Dair.. içerisinde Kar Teorileri... konusu: Kar Teorileri... dilsiz bir ömrün zemherisinde Cihan'a... I. kar denklemi hiç bilinmeyenli bir denklemi nasıl çözer gözlerim üşüyorsam, söyle ey bu ateş kimin kuruduğunda yüzümden dökülmeyen acı ne ister eski ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 22-05-2007, 19:01
Ebruli
Guest
 
Mesajlar: n/a
Post Kar Teorileri...

Kar Teorileri...
dilsiz bir ömrün zemherisinde Cihan'a...

I. kar denklemi

hiç bilinmeyenli bir denklemi nasıl çözer gözlerim
üşüyorsam, söyle ey
bu ateş kimin
kuruduğunda yüzümden dökülmeyen acı
ne ister eski bir zamandan
çamurdansa ayak bileklerimiz
gözlerimin rengi niye hep beyaz
kaldırımlarında kalabalık yerine
kurşun gibi bir sayıklama bulan hayat
çirkin yüzüyle geçmişin nefesine niçin tasma
kanlı pamukların rengiyle çekilen kar
bütün evlerden geçiyor gibi
neden yitirir bir yanımı
eksiltmek neye yetmez

...
künyem aynada gizli
...

saçların aynaya düştü
ayna kırıldı. her şey paramparça...
dilimde eski bir masal, sen siyah saçlı kız...
(kırmızı başlığın mı... başlık parası yok artık...
sadece kar yağıyor ve biz o gece sabaha kadar uyumuyoruz
aramızda karanlık bir asfalt yatıyor öyle upuzun)
...
ayna ayna güzel ayna
söyle bana
var mı benden daha fazla...
...


artık niçin ve neye kar yağdığını bilmiyorum. kar yağmanın bir anlamı olduğuna olan inancım, düşen her kar tanesiyle bir sonsuzluğa uzanması gerekirken bende yitirmelere yol açıyor. bu durum, gökten küçük adımlarla düşen kar tanelerinin yere her dokunuşunda daha da kötüleşiyor. bir kar tanesine tutunuyor gözlerim, geliyor ve düşüyor, sonra beyazlar arasında kayboluyor. defalarca tekrar ediyor bir film şeridinden kestiğim bu son sahne. her kayıpta yaşadığım düş kırıklığı, bende büyük bir boşluk bırakıyor. şimdiye kadar anlamlandıramadığım bir şekilde intihar eden her kar tanesi, kendini kendimle alıkoyan ben için tutunabileceğim bir şey değil mi..
kafam yine bunalmaya başlıyor. sorular var anlamsızlığım kadar. şimdi bir yerde düşüp kalmam varsa yazgısında karın ve taşın ve bu kentin?!... çıplak bir hüzünle dolaşan aynalar kar altında kendini çirkin bulmaz mı artık... ah gözlerim, kırıldı içime tuttuğun ayna...nefesini koltukaltımda hissettiğim kar, artık düşecek yer yok yüzümde... senden kalmışsa yüzümdeki her çıban, uzak bir kentte hangi sevgili üşür... her köşe başında bir çadır kuran kar ve fildişi bu yalnızlık, gözlerine çektiğin ateşten sürmeler kadar anlamsız işte... parmaklarım diyorum oysa. ne çok üşüyorum kendi kendime... duruyorum kapınızın önünde... sana bunları ölümle söylüyorum ey...
nedense hatırladım yine. bak işte yine o eski rüya tutundu gözlerinden yüreğime... saçların yine siyah ve sana gelen bütün yollar neşterle açılıyor vurarak kendini şahdamarıma... damar... kan... hatırladım işte yağmur damlasıyla büyürken bir adam dışarıda çamur aralarında yere düşerek, annemin anlattığı bütün masalları... hatırladım. kar ve ayna. ayna neden iki başlı görünmektir söylesene... bak işte bunaldı yine resim ve ayrıntı kayboldu ey... manşetler. otobüsler. sen tramvaylar şehrinde. yıkılsın o kent. kar altında boğulsun bütün mektepler... ah.. susmalıyım diyor içimdeki ben. parmaklarım yazmak zorundaysa ve dinlemiyorsa seni, bölünsün ayna. bir yanda kar diğer yanda gönlü cam kırıklarıyla dolu mektuplu mavi ateş... ateş... nesi var ateşin bu gün... küskünlük hangimizde... ah... babamın silahı var mıydı bilmediğim... ünlem tanrım ünlem. üç tane ünlem. yazmalı bunu tarihçiler... bütün küflü sayfaların erdemsiz maymunları susmak zorundayız diyor işte. dur orada. senin için bir şiir biriktirsem dur orada diyeceğim. dur, ağaç çizmekten bıkan bütün çocuklar seni çizmeli bu gece. üstünde görmediğim elbiselerin var işte. allı pullu.bir düğün gecesinden dönüyor gibisin. üstünde annemin elbiselerinden. ah... saçların aynama düşecek kadar uzun. gözlerin arabi bir hüzünde kayıp...su diyorsun durmadan, annen üstünü örtüyor. su ve su diyorsun yine. hep su... ve biz büyük düşlerden yaralı dönüyoruz bu kente...
dün resminin çerçevesine yüreğimi vurdum. cam kırıldı, karanlık şarkılarda durmadan hüzzam çalan ayna yüzüme denk düştü... ah.. ne diye anlatıyorum ki bunları... ne anlarsın ölülerin sevişmesinden... ne bilirsin mezarım üstünde dolaşan gözlerinden... ah... hem biz bütün gece boyunca o ana kadar yürüdük. ve sen bir kez dönüp, beyaz bakışlı entarinle ısıtmadın ellerimi. aslında hiç de umurumda değildi ki ben ellerimi gözlerime geçirmiştim. beraber bir kente girince seninle biz çocukların yaptığı resimden tanıdığım saçların lüle lüle dökülüyordu ellerinin üzerine, ışıklardan geçtiğimiz vakit, gözlerinin parladığını gördüm ama yüz yüze gelmemek için –ki yüz yüze gelmek yüzleri eskitir, bilirsin- sana bakmaya devam edemedim. taşların göğüslerinden emdiğim sütten bir sokak kadar sessiz ağlamanı keserek, eskimek artık sevememektir dedin ve müjde olsun bütün iman edenlere ben artık sevmiyorum diye kulaklarıma fısıldadın... yürüdük kar boyunca. bedenimden yükselen buharlar seni eritmeye başlayınca, daha hızlı yürümeye başladın sen, oysa yola çıktığımız gün beni bekleyeceğini söyleyen deli çocuk nereye kayboldu diye düşünemedin bile. ah ayna, ah kar nereye götürür bizi bu deli dünya bu cihan. su alan yüreğime aldırmadan adımlarımı tekmeleyerek yürüyorum işte. kentin bütün sokaklarını dolaştık diyebilirim. nereye gidiyoruz söyle ey... bak akşamcı kahvehaneleri, sıcak çorbacılar ve lokantalar birer sığınak gibi bu kentte... hatırlıyor musun... sustun. gözlerime baktın... artık gerçek dünyaya dön... dedin...
ayna sustu...
sustum...


gümüş bir yaprakla saçlarını ördüğüm ateş
zaman
şimdi neden öyle uzak durur
karanlık, sesime gömüldü açmazında sualin
kar yağdıysa göğe,
kim bilir artık itaat veya başkaldırıyı
kim bilir artık affedilmeyi veya laneti
her yol aynı kente çıkar bu mevsimden sonra
ah, çıkmaz sokaklar yine
ah, korku ve kirli yatakta kanatsız kuşlar
artık
kar yağmalı sabaha kadar
sabaha kadar sevişmeli
her sevgi ayrılığa çıkar nasıl olsa...
...


II. ıslak barut ko(r)kusu...

ıslak barut ile
çürüyen damlarda
sıkılgan bir kış kalırsa bana
hangi kurşun iz bırakır içime
sarı ölümlü saatlerin yanlışlığında
geç kalınmış ölümlere varırken su peşlerinde hesapsız
donan ellerimde sancı kalsın gözlerin
kendimsiz kalmak desem de buna şimdi
bütün yüklem hallerinde vurulacağım
yazılsın!...
ama
yine de
ateşin sırtında yürüyen aynalar
ve çocukların sancıyan gözbebekleri yağmur gibi bekleşecek
hiçbir şey dindirmez bu acıyı
korku nedir söyle ey
...
her yalnızlık bir tutunmadır içimde
ve ay ışığı
bir deniz öldürür gibi
çöle düşürür ölü nefesleriyle büyüyen taş seslerini
sonra diz kapakları bir zikre tutuşur
bir damar çizilir suratına kendinden geçenin rayihadan
sonra diz kapaklarıyla
künyesinde gam okunur çölün
sonra her gece
beni bu acıyla emzirir yılan anne...
...


sonra kar yağar kente...
düşten yapılmış evlerin alçak damlarında bir sızı gibi tutuşur acısı karnında gömülü onlarca çocuğun inlemesizliğinde ıstırap tarlalarında kaybolmuş varakalar gibi iner oyuncak kırmızısında ve göz beyazında şurup tatlı ekmek kırıntısı üç tekerlekli bisiklet seslerine konmuş ayrılık ritimleriyle kar... uzun bir cümleydi her şey. anlatım bozukluksuz ve imlasız bütün terk edişler gibi...
yine bunaltısı yere yayılıyor tükenişimin. ah, bir ayna. bir kar. bir çocuk. adımlarım...
yalan olmalı her şey. inan bana ki yalan... gitmek ve yağmurda misketini kaybetmiş bir çocuk gibi bekleyen suretim bir yalan. yalnızca kar gerçek... bu kar ve bu acı sis ve bu taştan soğuk... granit düşlerde bir taşa sorsam senfonisini su seslerinin... kim bilir yüzüme düşen bu sancıyı... kim bilir titremelerini yeniden boğumsuz gecelerde zarlaşan bakışımın...
yürüyoruz işte... kapa gözlerini... kapa gözlerini... kapa gözlerini... gidişini söyleyen her ifade soylulara layık bir ölüm gibi geliyor bana. kapa gözlerini... kapa... gözlerini... ki konsun bu kente bütün esrarıyla nehir ağızlarında kanayan masallarla evini arayan dev... konsun bu kente süt kokan annelerin erdemiyle şehvet... konsun bu kente şaşkın sözcüklerini yaralarını kanatarak hicranlarına saklayan şairlerin sesleri...
ah ayna... ah cepkeninde sahipsiz bir ceset taşıyan kanatsız kül kokuları...
söyleyin ona, gitmek yok bu gece... bütün yollar tozanlarına ölüm taşıyor...
sen ey... ölümün kentinde kendini sorgulayan sarhoş süvariler ne anlayacak artık bizden... bak yeniden çekiliyor içine kabuksuz fahişeler gibi saçlarını kapı eşiklerinde yıkayan güvercin cesetleri... bak işte gece yine bizi beklemekte sancısını rahminde saklayarak mevti şarkıların onulmaz akıbetinde...
duruyorsun orada... saçların resimlerden tanıdığım kadar uzun... gözlerin zeytuni bir siyahlık taşıyor yine... oradasın. her zamanki yerinde... dur... bir ağıt dinleyeceğiz dudaklarından gözlerini yollarında kaybedenin ve sesin dinmezine kol düşen kar isimli sözcüklerin... tufan koptu yeniden...
ayna kırıldı...
kırıldım
...

ve
beni aşk,
sürgün gecelerinde sana parçalayarak
kazıdı karlara
oysa
buğday tarlalarında
yeşil sulara doygundu yüzüm
silik umutlardan
hayızlı kadınlar doğurmak varken
içime kök salıyor ayna ve kar ve yüzün
ki artık
çürümüştür
ayakları enik seslerinde
sürünerek giden ihtiyarlığımın
...


III. köksüz kentler haritası

ayna gecenin ipek raylarında
kar rengi bir su dökündü
içimde yılanlaşan bütün yüzler
artık köksüz kentler haritası
yazılsın!...

biliyorum artık
bir avuç sevinçti devrilen geceden habersiz
ellerime aldığım öpülü nefes
ve
yüzüme perde gibi çekilen karanlık perçem
...
acı bir kar düştü gökyüzünden avuçlarıma
kış bir mevsim gibi indi iklimine sokakların
ve
kentler uğuldadı
kentler uğuldadı
kentler uğuldadı
şimdi kar kentlerin oğul adı
...


kentler son oğlunu kaybetmiş gibi uğuldadı...
rüzgar ve kar bir türlü dinmedi o saatten sonra. her tarafta avuçlarımızı nasırlı gecelere boğan bir şarkıya benzemeye çalışarak inledi heyula elbiseleri gibi kente inen kar. uğuldamalar sanki hayalini çekiyordu bin yıldır sönmemiş ateşlerin. kentin penceresiz düşlerinde cezbeye tutulmuş mum alevleri gibi donuk titreyişlere kapılırken her şeyin ve herkesin habersiz olduğu bir adam, sen oturup cam kenarlarında dirseklerini hercai menekşelerin vaktini bilmediğim mevsimlerde eskittiği koltuk değneklerine yaslayarak çocukluğundan kalma bir şeyler çizdin beyaz manzaralara... ah beyaz ve ateş... ne büyük tezat... lacivert bir denizi anımsatan gecede pembeye çalan bu gökyüzü hangimizin migrenini giderir... bak işte yine başladı o eski intihar üşümeleri... sussam acı büyür ve söylesem sen dinlemeyeceksin beni... bir şafak kendini boynuma asan camlar kalacak biliyorum sana yazdıklarımdan sonra... ah asmak... annem beni doğurduğu gece mi asmıştı kendini kaderin ipine... ah sen... rengini bilmediğim her ölüm inan şimdi bir balyoz gibi parçalıyor irademi... zaaflar... faraziyeler... deli gömleği giymiş kentler... ah kent... kökleşen bakışım. ah kent... neden bütün çelişki burada başladı... babil şimdi nerede arar bütün dilleri... bu kenti kurmazsak beynimi kemiren yılan hangi kuyuda asılı kalır. ah bu şehri asmak... uğultu... ah... bu uğultuyla bir şehri asmak... rüzgarını ayakkabılarına bağlamak beynime tüy gibi düşen bütün karların... bak işte karnında binlerce sahipsiz ceset taşıyan bu kent, yine anlamsızlığa aldırmadan hiçbir sahipsiz ölümün, avuçlarıma yalnız senin adının geçtiği kamuslar çizmeye başladı... kar ve kar ve kar ve ayna ve ayna ve ayna ve sen...
ayna uğuldadı...
uğurlandım
...



İbrahim Halil Baran...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
kar, teorileri


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:43 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info