
20-04-2007, 01:47
|
|
|
Canımdan Çektiğin Adını Benim İçin Saklar mısın?
Canımdan Çektiğin Adını Benim İçin Saklar mısın?
Yüreğim bir ayraç misali takıldı bakışlarının arasına.
Günlerden hangi cumartesiydi veya pazardı inan hatırlamıyorum. Anlamsız
olduğum, sıkıldığım, boş boş etrafa bakındığım anlardan birinde avuç
içlerimin arasına aldım sesini ve seni aradım.
Yolculuklar neden daima alfabenin sonuna doğru başlar ki?
İşte benimkisi de böyle bir yolculuktu. İlkin loş bir karanlıkta
“merhaba”
dediğim, sonrasında da adresini bilmediğim bir kapı aralığında
söylediğim
bir merhaba…
Yüzünde küçücük çocukların kırılgan ifadesiyle aralık bir bakışta
tutulmuştum gözlerine. Benim kadar derin bakıyordun. Öyle zamana borcun
yoktu diğerleri gibi. Göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettirene
kadar,
içime doğru bakıyordun. İçim ne de çok ezildi gözlerimi kaçırdığım,
başımı
öne eğdiğim ve hatta ilk defa tenime dokunduğun zaman.
Söylesem hangi izi taşırsın bedeninde benden kalan ve kim bilir
hatırlar
mısın sırılsıklam bedenine dokunduğum anda sana söylediklerimi?
Canımdan çektiğin adını benim için saklar mısın?
Saçlarım darmadağınık…
Oysa daha bu sabah senin için hazırlanmıştı her şey.
Telefon defterine baktım, bir daha ve bir daha ve son bir defa. Seni
aramak
için sebepler yaratmaktan yorulan beynim sonunda uykuya verdi kendini.
Aklım
ve sen uykuya daldık.
On altıncı boyuttaydık seninle. Buraya kadar gelmemize izin veren
ikinci
boyuttu. Sayende arada geçen zamanları algılama fırsatım bile
olmamıştı.
Çünkü her şey çok hızlı olmuştu.
Oturdum… Elimdeki fincanda gittikçe soğuyan bir çayın ve vücuduna yavaş
yavaş yayılan alkolün, az sonra bitecek hüznü yerleşmişti
bakışlarımızın
arasına.
Sanırım ben, bir tek seni alamadım o bakışların isimsiz randevularına.
Yapamadım…
O resmin üzerime düşen gölgesinden sıyrılamadım.
Hiç bilmeyecekti…
Duymayacaktı...
Yine kaldığı yerden alacaktı ellerini ellerine. Ama ben yine de
yapamadım.
Mevsim sancıları yine her zamanki gibi gri şehrin sokaklarında içimi
acıtıyor. Eksiliyorum senden içeri, sana doğru. Hiç kendine boğulur mu
insan? Mahkemede hem sanık hem tanık olur mu? Erteler mi arzunun
dolaştığı
bakışları gözlerinden?
Terk eder mi o kırılgan titreyişi?
Anlaşılmayacak biliyorum. Yine de seni satır aralarına gizliyorum,
kimse
bilmeden, kimse duymadan.
Doğanın çam kokulu düşlerine emanet ediyorum o akşamı da. Işığın yerini
küçücük ışıltılar almıştı hani.
Neredeyse sana (d)okunacaktım..
Dedim ya günlerden hangi cumartesiydi ve belki hangi pazar,
hatırlamıyorum.
Artık ne önemi var ki!?
Şimdi sana söyleyemediklerimi alıp yanıma gidiyorum.
Arkamdan bakar mısın yoksa gelir misin düşünmek istemiyorum ve yine her
zamanki ve hiç bilmediğin gibi “sana” yalan söylüyorum.
Canımdan çektiğin adını benim için saklar mısın?
( b. yıldızer )
|