Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Güncel Mevzular

Güncel Mevzular Yakın zamana ait mevzular.



Burjuvazinin AKP versiyonu

Güncel Mevzular içerisinde Burjuvazinin AKP versiyonu konusu: Son siyasi gelişmelerin anlamsızlığını gideren anahtar kelime: ‘Dolmabahçe görüşmesi’ Bir şeyi belki de yanlış biliyoruzdur: Burjuvazi’nin ilerici yönü ’nün var olduğu görüşünü. Aydınlanmacı akıldan türeyen düşünceler bize burjuvazinin güçlenmesiyle birlikte ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 19-03-2008, 10:57
demenan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 11-03-2008
Yaş: 32
Mesajlar: 21
Standart Burjuvazinin AKP versiyonu


Son siyasi gelişmelerin anlamsızlığını gideren anahtar kelime: ‘Dolmabahçe görüşmesi’
Bir şeyi belki de yanlış biliyoruzdur: Burjuvazi’nin ilerici yönü’nün var olduğu görüşünü. Aydınlanmacı akıldan türeyen düşünceler bize burjuvazinin güçlenmesiyle birlikte aristokrasiye saldırıp yıktıklarını ve dolayısıyla tarihsel anlamda dialektik bir gelişmenin yaşandığı anlatılıp durdular.
Ama bu sürecin nasıl yaşandığı konusunda nedense genelde üstten geçildi. Burjuvazi güçlendiğinde aristokratların elindeki gücü alıp onları ve kiliseyi hemen çizginin dışına atmadı. Sürecin tam tersi şekilde güçlenen burjuvazinin aristokratlara rakip olmak yerine onlar gibi giyinip, onlar gibi yemek yiyip kısacası onlar gibi yaşamaya çalıştığı ve dolayısıyla onların elinde bulunan güce ulaşmaya çalıştığı şeklinde olduğunu gösteriyor.
Burjuvalar da diğerleri gibi güce tapar ve ona ulaşmak için mücadele eder. Ele geçirdiğinde ise ona sarılıp bırakmaz.

1900’lerin başında Hitler’li, Mussolini’li totaliter rejimlerin de varolduğu Avrupa’daki mevcut yapıdan etkilenen ve yeni bir ulus-devlet yaratmaya niyetlenen depeden inmeci Kemalist kurucular dini ve Kürtleri saf dışı bıraktıklarında sekuler ve üniter bir devlet kuracaklarını sandılar. İttihat ve Terakki’nin yeni modeli olan Kemalizm onlarca isyanı bastırdıktan sonra topluma yeni bir elbise giydirmeye kalktığında bütün dikişleri patladı. 49’lar hareketi ile Kürtler ve CHP dışındaki ilk ikinci parti başlayan islami hareket tahakkümde sınır tanımayan egemen kemalistleri on yıllar boyunca iki de bir görev başına çağırıp durdu.

80 darbesinden sonra değişimden nefret eden kemalizm konjoktürel gelişmelerle birlikte türk-islam sentezi adı altında islam ile barışmaya çalıştı. Adil düzen söylemiyle alternatif bir sistem önerdiğini söyleyen refah partisine geçici de olsa hükümete gelmesine izin verildi. 28 şubat hikâyelerinden sonra yenilikçi kanat (kapitalist demek daha doğru olur) AKP adı altında ortaya çıktığında (taşradaki küçük burjuvaziyi temsil ettiği herkesin malumudur) merkez partisi olduğu iddiasıyla liberaller ile kol kola girip mevcut sisteme alternatif hareketlere giriştiler. AB yolunda birçok yasa değişikliğine gidip değişim yönünde adımlar atarken pragmatist yaklaşımlarını da hiç bırakmadı. Her adımları başlarında sopa ile bekleyen orduyla karşılıklı al-ver manevraları ile geçen yıla kadar gelindi. Hükümet olmak yetmiyordu, iktidara da taliptiler…

27 Nisan 2007 e-muhtırası köşe taşı oldu. Ve hemen arkasından Erdoğan Büyükanıtta görüşme teklif etti ve 4 mayısda Dolmabahçe sarayındaki başbakanlık bürosunda bir cuma namazı sonrasında bir araya geldiler: Ve dışarıya içtikleri çay adedi bile sızdırılmadı. Ama bir iki gün sonra ortya çıkan gelişmeler görüşmenin içeriğine dair ipuçları sunuyordu. Karşılıklı olarak e-muhtura ve verilen tepkilerin yer aldığı yazılar kendi internet sitelerinden sildiler.

Arkasından dini bütün bir cumhurbaşkanı seçilmesine askerden ses gelmedi, ki hemen her konuda görüş bildiren askerden söz ediyoruz. Ve bir iyi niyet göstergesi olarak 22 temmuz seçimlerinde milli görüşçüler ve arınç gibi islamcı tipler AKP’nin milletvekili listelerine giremediler.
Değişimi yaptığı anlaşma sonucu savsaklamaya başlayan AKP’ye o zamana kadar destekçileri olan liberaller seslerini yükseltmeye başladılar, zira AB konusunda hemen hiçbir şey yapılmıyordu.
Irkçılığın tırmandırıldığı bir ortamda Anayasa Mahkemesi başkanını seçtiler. Askerden yeniden ses çıkmadı. Tabiki karşılığı yine vardı. Ocak ayından itibaren kamuoyuna sunulması gereken ‘sivil’ anayasa ortalarda yoktu. Askerin 80’de hazırladığı anayasa’ya dokunmadılar ve yenisini açıklasalar bile içinde pek bir değişikliğin olmayacağı kesin gibi görünüyor. Yüksek askeri şura kararları’nın dokunulmazlığına yeniden dokunulmadan geçilmesi bekleniyor.
En son AKP eğitim sisteminin beyni olarak nitelenen talim terbiye kurulunun başkanını da değiştirdi. Askerden yeniden ses çıkmadı. Zira askerin başındaki ismin görev süresi bir yıl daha uzatılacağına dair sözler vardı. Ki bu konu yavaş yavaş gündeme gelmeye başladı bile. Eğer görev süresi uzatılırsa sırada ki generallerinde rahatsız olacağı biliniyor. Ve en son kemalizmin cumhurbaşkanlığı, ordu, yargı kaleleri mahv olurken en son saldırı yök e yapıldı ve başkanı değiştirildi.

Ve en son türban tartışmalarında taştan ses çıktı askerden yine çıkmadı. Tüm bunların hepsi AKP ve asker arasında bir işbirliğinin olduğunu gösteriyor. Tabiki bunlar yalnız değiller, yanlarında bir de ABD var. Ama bu özellikle kara operasyonu sonrasında aralarındaki anlaşma ayyuka çıktı. Ve konuşmalarında bizzat erdoğan orduyu savundu.

Ülkenin en önemli sorunu olan Kürt meselesinde de anlaşma sonrası görüş değişiklikleri yaşanmaya başladı. Kürt sorunu benim sorunumdur diyen, üst kimlik alt kimlik tartışmalarını başlatan, ordu bırakmıyor sorunu çözmeye düşüncesini millette oluşturan erdoğan gitti, yerine terörü sınır ötesi hareketle çözmeye çalışan bir erdoğan geldi. Sadece bu da değil, çözüm paketinde çıka çıka son 25 yıldır her iktidarın ağzından düşürmediği sihir formül olarak sunulan ama gerçekte hiçbir ehemniyeti bulunmayan, ağızda çiğnemekten artık kokusu çıkan gap projesi çıktı. Sanki bunun karslıya faydası varmış gibi ekonomik önlemlerin çözümü olarak sunuldu. Tabiki on yıllardır birkaç kişinin dışında hiçkimseyi oradan indirememiş herzamanki sınırlı af yasası da geldi. Tüm bunlar Erdoğanın kürt meselesinde hiçbir adım atmayacağının en açık delilleri olsa gerek.

Ama erdoğan diğer taraftan gözünü tunceli ve diyarbakır belediyelerinden de alamıyor. İkili bu ülkenin kimlik ve kültür altyapılı en önemli sorununu islam kardeşliği safsatasıyla çözmeyi akıllarına takmış gibiler. Sadece din değil onları onlar yapan aynı zamanda kapitalizme de yürekten inanıyorlar. Bu yüzden utilitarist yaklaşıyorlar ve insanı homo economicus olarak algılıyorlar. Bütün o insanların tek derdi para. Paraya kavuşunca onbinlerin ölümüne neden olan ve yüzyıllık geçmişi bulunan sorunu hemencicik ortadan kaldıracaklar.
DTP var olma yok alma savaşının başlamasından hemen sonra diyarbakırda van da imamlar bağırmaya başladı, dahası meclisde de sarı kırmızı yeşilli türbanlı kızlar DTPnin grup toplantılarında ortaya çıkmaya başladılar. Kürtler bu hamlelerle onların dine boyanmış silahlarını ellerinden almaya çalışıyor. Sınır ötesi harakatın tam bir fiyasko olması DTP yi biraz öne geçirmiş gibi görünse de makarna dağıtmaya başlayacak olan erdoğan yerel seçimleri erkene alarak atak yapmak üzere bekliyor. Altan Tan yada haşim haşimi fırlama adaylar olarak AKP diyarbakır adayı olarak gün saymakla geçiriyorlar.

Muhalefet partileri
ne gelince… CHP’nin yenilgiden bıkmayan, adı bir çok yolsuzluk olayına karışan ve herseferinde demokrasi düşmanlığıyla bilinen baykalı artık kürt sorunun ordunun üzerine atarak kurtulamıyor. Ama dolmabahçe görüşmelerinden haberdar. Ve bu yüzden o da seçim listelerine emekli subayları almadı. ‘gölge etmesin başka ihsan istemiyoruz diyerek türban tartışmalarında ordunun sessizliğine karşı tepkisini gösterdikten sonra pusuya yattı. Kara operasyonun abd isteğiyle bitttiğini görünce kılıçlarını çekti bahçeli ile birlikte ve saldıraya geçti. Şimdilik kemalist son kale olan yargıya umutlarını bağlamış durumda. Ki danıştayın zorunlu din derslerini iptal etmesi ulusalcıların karşı atağı olarak hala ayakta olduğunun bir göstergesi. Ve açılan kapatma davası yargının son hamlesi.

Eğer bu anlaşma planlandığı gibi büyükantın görev süresinin uzatılmasıyla sonuçlanırsa en az bir buçuk yıl daha akp den herhangi demokratikleşme adımı beklemek saflık olur, ancak sırada bekleyen askerlerden tepki gelmeye başlarsa görev süresini uzatma hikayesi suya düşebiler. Şahin olarak bilinen sıradaki başbuğ ile ulusalcıların daha iyi anlaşması bekleniyor.

Anlaşma yürülükte kaldığı sürece ikinci bir akp göreceğiz karşımızda. Demokratikleşmeyi askıya alan, sade muhafazakar, şiddeti dayatan, özelleştirmeci, islami ve milliyetçi bir akp bizi bekliyor. Tabiki artık kapatılma davasıyla birlikte mağdur olduk edebiyatıyla kendisini daha da güçlendirecektir.

Ordu ile anlaşma dışında hiçbir seçeneği olmayan akp diğer köşebaşı aristokrasisi olan yargı’ya karşı farklı bir taktik geliştirdi. Karşısında mermili toplu tüfekli bir güç olmayınca yasamanın gücüyle yargıyı alt edeceğini düşündü. Ve başladı çıkardığı yasalarla saldırılara… yargıtay’ın oda sayısını düşürüp etkisizleştirmeye çalıştı. Anayasam mahkemesinin başkanını değiştirdi. Savcılar ve hakimler yüksek kurulunun yapısına direkt müdahale ve özerkliğini alt etmeye kalkıştı.
Ancak %47nin zafer sarhoşluğundan olsa gerek abartılı şekilde kendine güven duydu. Hatta o gazla alaman memleketinde cdu’lulara artislik yapıp geldi. Bu nedenle olsa gerek yargı konusunda çok ileriye gitmedi Ve yargıtay başsavcısının kapatılma ile ilgili aylar öncesindeki ihtarına rağmen hiç oralı olmadı; kendince ‘’buna cesaret edemezler’’ diye düşünmüştü… ama oldu. Ve şimdi yeniden erken seçimden anayasa mahkemesinin üye sayısının arttırımına kadar yasamanın verdiği sayı üstünlüğü ile alt etmeye çalışacağı tahmin ediliyor…

Şimdi taşra burjuvasinin temsilcisi olan akp nin hiç de kemalist aristokrasisinin en önemli yapısı olan ordu ile kavga içinde olmadığını, tersine tek istediklerinin onlar gibi devlete egemen olmak istediklerini, onlara benzeyerek, onlar gibi bir hayat sürmek istediklerinin en iyi göstergesi oldu. Aydınlınma çağındakiler gibi kendisine rakip olan diğer aristokratları da gücüne dayanarak bir şekilde alt etmeyi denemeye kalktı. Hep birlikte yeniden burjuvazinin ileri yönlerine tanık olduk!
Aydınlanma felsefesinin aldanan liberallerin bir kısmı halen akp den özgürlük beklemeye devam ediyorlar. Ama anarşist felsefesefen habersiz olduklarından gücü ve onun etkilerini görmezden gelmeye devam edip aldanmaya daha devam edecekler gibi görünüyor…
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 19-03-2008, 16:22
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088

Durum tespitiniz yerli yerinde, 8 Mart'ta "askerî operasyonun bitişi ardından" yukarıdakine benzer bir çıkırımı ben de yapmışım.
http://www.anarsist.org/serbest-kurs...-balans-ayari/

Tarih yönetenler ve yönetilenler arasındaki çıkar savaşlarının toplamıdır dersek, anarşist bir tutumla tüm bu "iç siyasal gelişmelerin" neresindesiniz? Somut önerileriniz nelerdir?
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 19-03-2008, 19:18
deliseynolcak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2008
Yaş: 18
Mesajlar: 69

Özelleştirmeleri ve kapitalist düzeni bu kadar destekleyen bi partinin burjuvalık yolunda ilerlediği ortadadır zaten..

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Durum tespitiniz yerli yerinde, 8 Mart'ta "askerî operasyonun bitişi ardından" yukarıdakine benzer bir çıkırımı ben de yapmışım.
http://www.anarsist.org/serbest-kurs...-balans-ayari/

Tarih yönetenler ve yönetilenler arasındaki çıkar savaşlarının toplamıdır dersek, anarşist bir tutumla tüm bu "iç siyasal gelişmelerin" neresindesiniz? Somut önerileriniz nelerdir?
Şu an kendi çıkarlarım uğrunda savaşmak istiyorsam yönetenlere karşı tek işim susmak olmalı ki bunu yaptığımı düşünüyorm..bu çıkar savaşında biraz iki yüzlü olup renk belli etmemek gerekiyo..konuşmak kutuplaşmak zarardan başka bişey vermez yavaş sessiz emin adımlarla ilerleyip birleşmek şart...
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 20-03-2008, 14:51
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088

Ben "somut" derken ortadan konuşmaktan ya da susmaktan bahsetmemiştim. Hani ne bileyim SPY'nın değiştirilmesi (ya da tümden tarihe gömülmesi) ya da "çoğulcu" demokrasi için seçmen tercihlerinin tamamının yansıtılabileceği özgürlükçü bir seçim yasası tasarlanması adına kamuoyu oluşturulması; bir nevî ifade ve düşünce özgürlüğünün de önünde bent sayılabilecek parti kapatmalarına "hayır" denmesi için yine ortam hazırlanması (olası bir referandum ihtimalinde) vb vd vs...Lakin İsmet Berkan'ın geçenlerde de yazdığı gibi "hukuksuz ceza olmamalı". Birey bazında açıklamalarda "suç" teşkil etmeyen lakin parti örgütlenmesinde "suç" unsuru olan ifade özgürlüğünün "muğlak" tanımları adına daha sıkı bir tepki oluşturulması gerektiğine inanıyorum. Adeta 301. 158. gibi yoruma açık olan "odak" tanımlaması da tüzelin üstündeki "baskı"dır kanaatindeyim. A ya da B partisi meselesi değil bir "yasak" meselesidir nihayetinde mesele.
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 20-03-2008, 17:35
demenan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 11-03-2008
Yaş: 32
Mesajlar: 21
Standart Tüm sorunların kaynağı: Solun yokluğu


belkide on yıllar sonrasındaki herhangi bir zaman aralığında politik bilimciler bu ülkenin şuanki durumunu solun yokluğunda memeleketin ne hale geleciğine, neler olabileceğine örnek olarak sunacaklar öğrencilerine...

sol gerçekten de bir ülkenin sahip olması gereken en asli politik faktördür... sol cinsiyet ile ilgili olanlardan azınlıklara haklarına kadar bir çok alanda özgürlüklerin genişletilmesini talep eder... ve böylece değişimden, ilerlemeden yana talepleri için mücadele eder. bu bir toplumda yaşanacak olan sıkıntılara, travmalara, acılara karşı en büyük panzehirdir... toplumun önünü açar... ve burada sayılamayacak kadar tüm toplum için olumlu etkileri söz konusudur...

solun diğer en önemli fonksiyonlarından biri de özgürlüğün en önemli koşulu olan eşitlik talebidir... bu da en az özgürlük kadar öenmlidir... toplumun alt katmanlarındakileri korur, egemenliklerin ortaya çıkmasını engeller veya en azından etkisini azaltır. haksızlıkların önüne geçer etc....

bazı saflar tarafından chp'nin sol olarak görülmesi komedinin iğrenç bir geyiğinden başka bir şey değil... eğer akp taşra burjuvasinin temsilcisiyse chp de kökleşmiş egemen burjuvazinin temsilcisidir ve bunu tartışmak tamamen abesle iştigal olduğuna inanıyorum... chp bugün hem özgürlüğün hem de eşitliğin en büyük düşmanlarından biridir...

gerçek sol 80'den sonra 90 lara kadar kör topal ilerlerdi ancak 93'lerden sonra tamamen çöktü... bunda uluslararsı konjoktürün etkisi (sovyetlerin çöküşü v.b.) olduğu bir gerçektir... ama bugün ispanya italya yunanistan fransa hatta almanya ve ingiltere solu ya iktidarlar yada anamuhalefetindeler... sosyal demokrasinin liberalleşmiş versiyonları bile olsa varlar...

bu yüzden türk solu çöküşün gerçek nedenini kendi içinde aramalıdır...

tabiki diğer sosyal olaylar gibi bunun da tek bir nedeni yok... onlarca şey söylenebilir bu konuda... ama en önemli nedeni haluk gerger'in dediği gibi kürt sorununun ortaya çıkardığı bir 'türk sorunu' var. türk solu 90ların ilk yarısından itibaren militarist baskıcı bir yönetimin ortaya çıkmasında kürt hareketini sorumlu tuttu... ama kürt sorunun çözümü için elinden gerekli gayreti göstermedi, isteksiz davrandı... zira ne kemalizmden tam anlamıyla sıyrılmıştı ne de milliyetçiliğinden... sonuçta bumerag gibi dönüp gelip kendisini vurdu... ırkçı hava ülkede yükseltilirken hep yanlış politikar uyguladı...

sonuçta kullandıkları jargonla ne halka ulaşabildirler, ne ortadoks marxist görüşlerinden taviz verdiler, ne bölünmüşlüklerden kurtulabildiler, ne de neofordizm ve globalleşme ile yaşanan değişiklikleri görüp 70lerin mücadele yöntemlerinden taviz verdiler etc...

deniz baykalın chp'si ülkenin anamuhalefet partisi olan shp'yi içini alıp yok etti... aşkın ve devrimin partisi bölündüğü gibi hemen hiçbir amacına ulaşamadı etc...

bu hikaye anlatmakla bitmez... zaten bizimkiler rakı sofralarında bu mevzuları yeterince tartıştılar...
şimdi somut öneriler konusuna gelince:
bu ülke korkularla fobilerle idare ediliyor... egemenler iki ayrı korku salınıyor insanların yüreğine... a) kart kurt meselesi b) yobazlar
bu iki ana meselesyle kendi egemenliklerini legitime ediyor ve halkın rıza göstermesini sağlıyorlar...

öncelikle bu ülkenin en önemli meselesinde bir türk gibi değil de bir insan gibi düşünmek gerekiyor... azınlık sorunları konusunda sonuna kadar özgürlükçü bir anlayış sergilenmeli... merak etmeyin şuanki koşullarda isteseniz de kürtler ayrılmazlar, ayrılamazlar... ancak ileriki yıllarda iki toplum arasındaki kin ve nefret zorla devam ettirillirse yanyana yaşamak bayağı zorlaşacak... kürtler adına şimdi mücadele verenler kendilerine lider yerine peygamber yaratsalar da, hiyerarşik yapılansalar da etc. sonuçta kürtler bu ülkenin düze çıkmasında en önemli görevi yerine getiriyorlar... meclisteki temsilcileri solcular... kürt sorunu bir şekilde çözülürse ulusalcılar halkı kandırmak için bayağı zorlanacaklar... o yüzden solun ilk yapması gereken şey bu ülkenin en önemli meselesinde eski hataları tekrar etmeden, milliyetçilikten sıyrılarak soruna demokratik çözümler sunmaktır... belki solun güçlenmesi için olmazsa olmazlarından değildir ama ülkedeki militarist milliyetçi baskıcı yönetimin çökmesi için son derece gereklidir...

kemalizmin zorla dayattığı laiklik hikayesi de çatırdıyor... ancak müslümanlar menders'ten itibaren ülke yönetimine katılldırlar, sonradan partileri hükümet oldular... yani öyle dışlanmışlıkları falan yok... zaten kemalistler onları sola ve azınlıklara karşı kullanıyor, bu yolla solu çökertmeye çalışıyor... 80 darbesinden sonra onlar zorunlu din derslerini getirdiler, onlar diyanete her türlü desteği sağladılar, imam hatipleri açtılar... onların tek derdi islami kesimin güçlenmesi değil, sadece kendi iktidarlarını tehlikeye düşürmemesi... devletlerinin temeli sayılacak şeyleri (ki bunlar onların iktidarlarının da temelildirler) ellerini sürmedikçe istediklerini yapmalarına izin veriliyor... erbakan adil düzen denen saçmalıklarla dolu bir sistemi kapitalizme alternatif olarak sunduğunda ve bu konuda sınırları aşmaya başladığında ipi çekildi...

solun bu konuda yaklaşımı ne olmalıdır meselesine gelindiğinde şunlar söylenebilinir... (Maria'ya ithaf olunur)
özgürlük adına atılan adımlar desteklenmeli... zira gerçek anlamda özgür bir ortam oluşursa bundan en karlı solcular çıkar... solun bu halde olmasının nedeni bu baskıcı rejim zaten...
sanırım en önemli örnek türban meselesi... daha önce bu forumda da yazdığım gibi bu mesele oligarşinin kendi arasındaki güç mücadelesidir...
türban ortaçağ arap kültürünün bir yansıması olduğu herkesin malumu... ve kadının aşağılanması baskı altına alınması için bir baskı mekanizması gibi çalışır... insalığın bu aptal mevzuları yüzyıl öncesinde üzerlerinde atmaları gerekiyordu ama toplumu afyonlamak isteyenler devam ettirdiler... sonuçta türbana karşı çıkmak hiç de kemalistlerin iddia ettiği gibi bir ilericilik örneği değildir... zaten bunu iddia etmek komikliktir...
gelelim türbanın serbest bırakılması meselesine... sade türbanı savunmak da özgürlükçülük değildir... zira türbanlı olanların dünya görüşü tamı tamına özgürlüklere düşman... onlara özgürlük denildiğinde sadece kendi özgürlüklerini anlarlar, diğer özgürleklerden bahsedildiğinde bunu küfür sayarlar...
peki o zaman yerimizde oturacak mıyız?
biz anarşistler için din olgusu çoktan ve yeterince deşilmiştir ve hakketiği gibi tamamiyle rededilmiştir... kendi adıma değil dinsel simge olarak kullanılan bir bez parçasını kafasına ne istiyorsa onu takıp gitmesinde bir sakınca görmüyorum... ama sade türbanın özgürlüğünü savunmak akpnin politikalarına katkı sunmaktır... bu yüzden yapılması gereken şey tüm özgürlükler adına mücadele etmektir. zaten türbanın özgürlüğü sağlansa bile diğer özgürlüklere sıra geleceğini düşünmek tamamiyle yanlıştır.
bu yüzden eğer bir elinizde dinsel simgeler için bir pankart tutuyorsanız diğer elinizde mutlaka diğer özgürlükleride talep eden daha büyük bir pankart tutmanız gerekir... sol eğer türbana destek verecekse dinsel simgelerin serbest bırakılmasını değil gerçek ve kapsayıcı özgürlükleri talep etmelidir...
umarım yeterince açık olmuştur...
sol meselesinde daha cok şeyler yazmak isterdim ama konu biraz dağıldığı için yazı gereginden fazla uzadı, bir sonraki zamana bırakıyorum...
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 21-04-2008, 00:31
KATAMATZE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
cogito
 
Üyelik Tarihi: 17-04-2008
Nerden: Fatsa
Mesajlar: 11

yazılanların tamamına katılmakla birlikte mevcut düzen içersindeki aleni gerçekliğide göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum AKP gerçekten çok profesyonel ve kurgusal siyaset yapıyor o yüzden "sezarın hakkı sezara" demekten başka bişey gelmiyor elden.


Doğru, bildiğin, yol, gittiğindir.
selametle...
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 07-09-2008, 19:17
göte giren şemsiye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
lodosum tuttu poyrazim soguk
 
Üyelik Tarihi: 12-02-2008
Yaş: 35
Mesajlar: 62

çok doğru tespitler özellikle solun içler acısı hali.
sol ölmedi kalbimizde yaşıyor.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
burjuvazinin, akp, versiyonu


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Teoman - papatya ( ilk versiyonu ) desdamona Video Klipler 8 11-12-2007 10:50


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:31 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Khaos.info