Bakın, anlamadığınız yahut ''yanlış anlattığınız'' şu:
80 küsur yılda sistematik bir biçimde aşağılanıp asimile edilmeye çalışılan bir ''kültür'' var. Buna karşın, çoğunlukta olmadıkları topraklarda bile baskın unsur haline gelip kendi içinde '' zaza, arap, süryani vs '' grupları eriten, bünyesine katan bir ''Kürt realitesi'' var.
Ve bu realite, özellikle son 30 yılda ciddi bir ''ulusal kimlik'' kazanmış durumda. Kendi mitleri, alternatif kültürü, kendi siyasal alanı vs'si var. Özellikle son 30 yılda yaşanan şey tam olarak ''modernist bir ulus kimlik kazanımı''dır. Ülkenin batısında yaşayan, aslında ''Kürt olmakla'' bir sorunu olmayan hatta asgari bir demokrasi bilincine de sahip insanlar bu gerçeği anlamakta biraz zorlanıyor. Siz ve sizin gibi düşünen birçok kişi, eğitim sisteminin de bazı ezber kalıntıları ile artık kanıksanmış millet-i hakime tezahürü bazı durumlara alışmış, fark etmiyor dahi.
Sosyal yaşamın her alanının -kültürden eğitime, sağlıktan askerliğe, yerleşim adlarından siyaset yapma tarzına değin - Türki unsurlarla, kodlarla bezenmesi, ''hakim Türkler, yönetici ulus vs'' gibi durumlar üst yapı kurumları ve ideolojisinin oldukça katı milliyetçi ve hegemonist olması ''hancı-yolcu'' fikrini dayatıyor. Özetle, genel yönetim politikasının çoğulcu, paylaşımcı olmayıp merkeziyetçi oluşu sosyal, kültürel ve psikolojik olarak artık Kürtleri ciddi derecede rahatsız ediyor.
Lütfen şunu fark edelim: Artık Kürtler, yaşadığı topraklarda ''kardeş'' (gelenekte kardeşlik hükmedilen ve üzerinde ahlaki bir otorite kurulan manasına da gelir) değil '' abi '' olduklarını, yani büyüyüp diğer abiler kadar hakları olduğunu düşünüyor.
Kürtler yaşadığı coğrafyada misafir değil, coğrafyanın kadim bir ulusu, halkı ve toplumu olup kendi yaşamlarına ve yönetimlerine ortak bir iradeyle karar vermek istiyor.
Bazıları anadilde eğitim ve demokratik yurttaşlık kavramını dahi ''zararlı'' buladursun(ki büyük çoğunluğu ifade eder) Kürtler idari anlamda da eşit hak talep etmektedir. ''Bu topraklarda binlerce yıldır yaşıyorsam ve tapuda hakkım varsa yönetimde de varlığım psikolojik ve siyasi anlamda tanınmalıdır'' diyor Kürtler.
Ülkenin tüm kurum ve siyasal alanını hakim Türki unsurlara göre dizayn etmiş merkezi yapı sayesinde bu hal ve gidiş Türkler nezdinde ciddi bir travmaya yol açıyor. Şayet süreç doğru yönetilmezse ''hakim ulus'' fikrinin köklüce yerleştiği Türkler buna ciddi reaksiyonlar göstermeye başlayacak ve işte o zaman sahici manada etnik savaş çıkacak.
Hal böyleyken ''Akp'' yapılabilecek en berbat şeyi yapmakta: Açılım retorikleriyle Kürtleri oyalarken Ergenekon dalgalarıyla 'devlet ve orduyu bir nebze sorgulayan ama hep tetikte olan Türkler üzerinde de ciddi gerilimlere yol açıyor. Kürtlerde ''oyalanmışlık ve aldatılmış hissi'', Türklerdeyse ''Bakın açılım oluyor, ama bir türlü doymuyorlar'' hissi gelişmekte/geliştirilmekte.
Pkk saldırı ve şiddetini haklı sebeplerle eleştirirken şunu görmezden geliyorsunuz: Açılım sürecinin başladığı ilk dönemlerde 400 kadar çocuk yaşta kürt gözaltına alındı, bazıları ciddi suistimaller yaşadı ve Habur'dan ülkeye giriş yapanlar Türk medya organlarınca ''kışkırtıcı, gövde gösterisi, nanik yapıyorlar'' gibi savaş diliyle eleştirildi.
Bir yandan açılım sürerken bir yandan Kck operasyonlarında seçilmiş yöneticilerin ve millet vekillerinin de olduğu 4000'e yakın kişi tutuklandı/göz altına alındı.
Seçim sürecindeyse bazı BLOK adayları önce Ysk kararı sonra mahkeme kararıyla engellendi. Yetmedi, Blok adaylarının seçim çalışmaları polisin sıksık engellerine, saçma sapan kovuşturmalarına maruz kaldı.
Son birkaç ayda 40'a yakın asker-polisi öldüren Pkk eylemlerini haklı olarak eleştirirken bundan önce Pkk'nın eylemsizlik kararına rağmen aralıksız operasyonlarla 40'tan fazla militan öldürüldüğünü biliyor muydunuz?
Yönetici elitlerin son süreçlerde Kürt siyasal temsilcileriyle sıklıkla görüşmelerine rağmen kendilerine sürecin demokratik ve şeffaf işletileceğine dair güvenceler vermediklerine inanıyorum. İster legal ister illegal görünen olsun, yönetici elitler hakim devlet paradigması ve kırmızı çizgileri çerçevesinde Kürt siyasal temsilcilerini meşru bir siyasal aktör olarak görmediği, dahası tasfiye etmeyi düşündüğü artık sır değil.
Çözümün önündeki en ciddi engel, merkezi yapının gücünün korunması ve yerel/doğrudan yönetim modelinin istenmemesi. Ayrıca, Kürt realitesinin anayasal düzeyde bir statü kazanmaması.
Önümüzdeki süreçte de bu değişmeyecek gibi görünüyor; zira, merkezi yönetim hem İran kanadı hem de Kuzey Irak kanadıyla PKK'yı sıkıştırmayı ve tasfiye etmeyi ciddi ciddi planladığına dair izlenimlerim var. Barzani ve Kuzey Irak için, o bölgede konuşlanmış bir Pkk gerçeği Türkiye'nin müdahalesine kolaylıkla zemin hazırlayacak menfi bir durumdur. Ufukta, şayet planlar istedikleri gibi giderse yeni bir ''SRİLANKA çözümü'' görünmekte. Bunun manası daha kapsamlı, rayından temelli çıkmış bir topyekün savaş. Henüz çatışmalar, yani Pkk saldırıları başlamadan önce de böyle bir fikrin olması muhtemel. Yine Kürtlerin bu planı görmüş olması da muhtemel.