bir "türk solu" vakası da benden olsun .
İSTANBUL'UN FETHI'NIN YILDÖNÜMÜ ÜZERINE
Bizans Çöküntüleriyle Tıkanmış Medeniyet Yollarını Açan ve Tarihsel Devrim Olan İstanbul’un Fethinin 555’inci Yıldönümü Tüm İnsanlığa Kutlu Olsun!
İnsanlığın ve ülkemizin birçok meselesini çözen Partimizin ilk Genel Başkanı Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın 1953 yılında, Fetih ve Medeniyet adlı eserinde net bir şekilde ortaya koyduğu gibi:
“İstanbul’un Fethini sırf bir Müslümanlık ve Hıristiyanlık savaşına bağlamak, en az beş yüz yıl evvelki kafa ile düşünmek olur.
"İstanbul’un Fethi; bir dinin öteki dine karşı zaferi değil, ilerlemenin gerilemeye karşı zaferidir.”
“Gerçekte, İstanbul’un Fethi, her şeyden evvel bir insanlık ve medeniyet hamlesidir. Arapça’da “Fetih” sözü güzel bir tesadüfle: “Açmak” anlamına gelir. İstanbul’un Fethi de o zamanki insanlığı bir çıkmazdan kurtarmış, medeniyete yeni ufuklar açmıştır. İstanbul’un Fethi, tarih yolu üstüne kâbus gibi çökmüş bir cesedin (Bizans engelinin) kaldırılması, Bizans çöküntüleriyle tıkanmış medeniyet yollarının -Yalnız Müslümanlara, Yalnız Türklere değil- Tüm İnsanlığa yeniden açılmasıdır. Açılış biraz acıklı mı olmuştur? Mümkün. Fakat o zaman ölüleri böyle kaldırmak adetti.“Demek, İstanbul’un Fethi, yalnız Türklerin değil, bütün dünyanın kutlayabileceği, kutlamakta haklı –hatta bir dereceye kadar, insan olarak görevli- sayılabileceği büyük Tarihsel Devrimlerden birisidir.” (H. Kıvılcımlı, Fetih ve Medeniyet )
Osmanlı’yı 600 Yıl Yaşatan İlkel Sosyalizm Geleneğidir
İnsanlık, insanı yük hayvanı veya sağmal sürü yerine koyan, bugün içinde yaşadığımız sınıflı toplum rezilliğine düşmeden önce, bir milyon yedi yüz bin yıl sınıfsız toplum halinde yaşadı. Adına İlkel Sosyalist Toplum da denen o toplumda, insanın insanı sömürmesi, ezmesi, aşağılaması-hor görmesi söz konusu değildi. İnsanlar bir ailenin üyeleri gibi eşitçe ve kardeşçe yaşadılar. İşte Osmanlı atalarımız, İlkel Komüna’nın yani İlkel Sosyalist Toplumun Gelenek-Göreneklerini ve mert, yiğit, savaşçı, toplumu için kendini feda edebilen insan kalitesini, Kollektif Aksiyon gücünü önemli ölçüde taşıdıkları için, Osmanlı, üç kıtaya yayılan, 14,5 milyon km2 yüzölçümüne sahip ve altı yüzyıl ömür sürmüş bir imparatorluk haline gelmiş ve bu kadar uzun süre yaşayabilmiştir.
Bu gelenek sayesinde Tarihsel Devrimci olan Fatih Sultan Mehmet önderliğinde, derebeyleşerek çürüyen ve insanlığın gelişiminin önünde bir moloz yığını haline dönüşmüş Bizans’ın başşehri fethedilip ortadan kaldırılmıştır. Bizans, 10-11’nci Yüzyıllar arasında en parlak devrini yaşamış ve 11’inci Yüzyılla beraber derebeyleşmeye başlamıştır. Yani topraklar zorbalar eline geçmeye ve toprağı tekeline alanlar, toprak vasıtası ile geçinenlerin hayatları kadar, devlete de hükmetmeye başlamışlardır. Böylece, zamanın dünya medeniyetini temsil eden Bizans İmparatorluğu; geniş halk yığınları için çekilmez işkence haline gelmiştir.
İstanbul’un açılışı hem içeriden, hem dışarıdan olmuştur
Bizans toplumsal düzeninin halk için dayanılmaz hale gelmiş olması nedeni ile İstanbul’un kapıları, dışarıdan genel olarak Türkler ve Müslümanlar, içeridense Hıristiyanlar ve Museviler eliyle açılmıştır. Ezilen Bizans Halkı, Dini ayrı Osmanlı Türklerinde adalet ve insanî kudret sezmiştir. Bizans rejiminin baskısı, halk için itici rolü oynamış; Osmanlılığın getirdiği yeni düzen, bunalan halkı cazibe kuvveti gibi çekmiştir Ayrıca Osmanlı akınlarını, yalnız Hıristiyan kara halk hoş görmekle kalmamış; bizzat Bizans Tekfurlarından da Osmanlı hareketine katılmalar olmuştur.Ve bir gün, en kritik anda, Bizanslı insan, şehir surlarının o aşılmaz kapılarından birini, görünmez elleriyle, ansızın, Konstantin’in arkasından Türklere açıvermiştir.
Fatih Sultan Mehmet, taşıdığı İlkel Sosyalist geleneklerden dolayı fetihten sonra Müslüman olmayanları köle etmemiş ve üç gün sonra herkesi inancında da, yaşayışında da özgür bırakmıştır. Onların yaşadığı bölgede, fethedildikten sonra hiçbir yıkım, kıyım, zulüm, tahribat yapılmamış ve insanlara hiçbir zarar verilmemiştir.
Gerek İslâm, gerekse genel olarak göçebe geleneğinde: Bir şehir, ya Zorla yahut Barışla ele geçirilir. Zorla zapt edilen şehirde bütün başka din mensupları kılıçtan geçirilir veya köle gibi satılır; yabancı din mabetleri yok edilirdi. Hâlbuki fetihten sonraki İstanbul’da Hıristiyanlarla Yahudiler tamamen hür yaşıyorlardı, kiliselerle havralar ayakta duruyordu. Osmanlılığın, Hıristiyan halk yığınlarına hoş gelmesi, her şeyden önce Bizans’ta kör düğüm olmuş toprak ilişkilerini kesip atıvermesinden ileri gelir. Osmanlılar, Bizans ilişkilerini yıkmakla kalmazlar. Onun yerine temiz göçebe ruhunu kaybetmemiş yepyeni bir Toprak Düzeni de kurarlar. Bu yenilik Dirlik Düzenidir.Tekfur denilen Bizans derebeyleri, şahsi servet yığmak için halkı soyuyorlardı. O yüzden Osmanlı’yı gören köylü, yeni düzeni hemen benimsedi ve Hıristiyan Bizans’ı bir daha ağzına almadı. İşte, dini ayrı Hıristiyan halka, Osmanlılığın en büyük cazibesi, şüphesiz o eşitlikçi ve adaletçi toprak düzeni ile bu on kere daha ucuz devlet şeklidir.
Bizans’ın Tarihten Silinmesi İnsanlığın Gelişiminin Yolunu Açar
Osmanlılık ve İstanbul’un Fethi, yalnız Kadim büyük medeniyet yollarını açıp, insanlığın eski kazançlarını geliştirmekle kalmadı. Belki, üzerinde ne Doğu, ne Batı biliminin hâlâ bir türlü duramadığı bambaşka ve inkâr edilmez bir sonuç daha verdi: Batı medeniyetinin doğuşu. Boğazlar, Uzak ve Yakındoğu ile Tuna ve Akdeniz ticaretine engelsiz ve şartsız kayıtsız -hatta sonraları kapitülâsyonlar şekline soysuzlaşacak derecede- serbestlikle açıldı. Demek İstanbul, dünya ticaret ve medeniyetinin merkezi rolüne, Osmanlı Fethi ile yeniden katılıyordu. O zamanın şartları içinde bu iş, Dünya ticaretinin anahtarlarını güvenlik ve asayişe kavuşturmak, bir kelime ile Dünya Medeniyetini savunmaktı.
Zamanla; 600 yıl yaşayan ve 3 kıtaya yayılan Osmanlı, İlkel Komünal geleneklerini kaybetmiş ve bu yüzden sonu da Bizans’tan farklı olmamıştır. Osmanlı da derebeyleşmiş Dirlik Düzeni artık yok edilmiş, Kesim (Mukataa) Düzeni başlamış ve üretmen köylüler haraca kesilmiştir. Halk Tefeci-Bezirgânlar elinde kan ağlamaya başlamış ve İmparatorluk hızla çöküşe gitmiştir. Ve bütün Antika İmparatorlukların değişmez kaderi yaşanmış Osmanlı da yıkılmıştır.
İşte İstanbul’un fethinin tarihsel anlamı ve gerçekliği budur.
Bugün İstanbul’un fethini Tayyipgiller sözde vatansever faşistler de kutlamaktadırlar. Ancak onlar; ne Osmanlı’nın İlkel Komünal geleneklerini, ne İstanbul’un fethinin insanlık için anlamını ve neden bu günü kutlamak gerektiğini bilmezler, anlamazlar. Kimisi dini kullanarak, kimisi ulusal değerleri kullanarak halkımızın manevî duygularını sömürürler. Materyalist tarih anlayışından yoksun Sevrci, Sorosçu Sahte Solcular ise bu kutlamalara karşı çıkarlar. Oysa biz, Marksizmin şaşmaz materyalist anlayışından kaynaklanan Tarih Tezi’ni bildiğimiz için, olayları birçok Tarihçiden çok daha iyi anlarız. Çünkü onu; sınıf ilişki ve çelişkileri içinde, yani sebep-sonuç ilişkileri içinde görüp kavrarız. Bu yüzden de bir tarihsel devrim olan İstanbul’un fethinin neden kutlanması gerektiğini netçe görür ve kavrarız.
Çağımız Modern Sosyalizm Çağıdır
Bütün Antika çürüyen medeniyetleri, Barbar yani İlkel Sosyalist Toplumlar ortadan kaldırdı. Roma’dan Bizans’a, Pers Medeniyetinden Selçuklu Medeniyetine, İslam Medeniyetine varıncaya kadar bütün medeniyetleri, hep Barbar akınları ortadan kaldırdı. Antika Tarihte insanlığa Rönesanslar yaratarak az da olsa soluk aldıran İlkel Sosyalist Toplumlardı. Artık İlkel Sosyalist Toplumlar kalmadı yeryüzünde. Bu nedenle Modern Tarihte insanlığı Parababalarının zulmünden Modern Sosyalizm kurtarır. İşte o da Bilimsel Sosyalizmdir.
Modern Sosyalizmi, hayata geçiremediğimiz sürece Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de ve ülkemizde olduğu gibi, insanlık korkunç acılar çekmeye devam edecektir. Bunların biricik çözüm yolu, Modern Sosyalizmle doktrine edilmiş, örgütlenmiş, ordulaştırılmış insanların örgütlü gücüyle, bu sömürücülerin geriletilmesi ve giderek ortadan kaldırılmasıdır. Başkaca çıkar bir yol yoktur.
Çürümüş Bizans gibi hasta, geberen kapitalizm olan emperyalizm de eninde sonunda ortadan kaldırılacaktır. Ve bunun yolu da Fatih, Che ve Kıvılcımlı olmaktan ve onlar gibi davranmaktan geçer. Halkın Kurtuluş Partisi bu uğurda sonuna kadar savaşacaktır. 29.05.2008
HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ
ne içmiş la bunlar
