Referandumların tarihi ve gerçekler
Türkiye, siyasi tarihinde bugüne değin 6 kez denenen referandum seçeneğinin ilki 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından hazırlanan 1961 Anayasası için yapıldı. 9 Temmuz 1961 günü yapılan referandumda Anayasa devletin baskısı ve CHP'nin yönlendirmesi sonucu yüzde 61,5 oyla kabul edildi. O sırada asılmaları için seçilmiş Kürt ileri gelenleri ve aydınlarından bir grup, Sivas'ta esir tutulmaktaydı.
O günden sonra Kemalizm'in gölgesinde ortaya çıkan sol muhalefet, gelişip özgürleştikçe ordunun devletini ürkütmüş, 12 Mart darbesiyle sert önlemler alınmıştı.
Devrimci muhalefetin yükselişi ve kapitalizmin krizlerine çözüm arayışı sağ partileri iktidara taşımış, bu da yetersiz kalınca 12 Eylül darbesi gerçekleştirilmişti.
İkinci referandum, 1982 Anayasası için 7 Kasım 1982 tarihinde yapılmış, muhalefet olmadığından baskı ve zorlamayla 91,37 ile yine evet oyu çıkmıştı. O günlerde, Diyarbakır Cezaevi'nde insan öğütme makinesi tüm hızıyla çalışıyordu.
Üçüncü referandum, halkın değil, onları yalanla palavrayla yönlendirecek eli kolu bağlı Türk siyasilerinin serbest bırakılması amacına dönüktü. Dönüm noktası sayılan o yıl OHAL Yasası kabul edilmiş, koruculuk sistemi getirilmiş, özel timler halkın üzerine salınmıştı.
6 Eylül 1987 günü seçmene 'yasaklar kalksın mı, kalkmasın mı' sorusu sorulmuş, kimi reformcu solcular ve liberaller bu oyuna katılarak 'evet' cephesinde yer almışlardı. Sonuçlar şöyleydi: Yüzde 50.1 evet, yüzde 49.9 hayır. Aradan 23 yıl geçti ve bu referandumda radikal solcu ve Kürtler sandığı 'boykot' etmiş, 'evet cephesi'nden katılan bazı Kürt solcuları ve liberaller ise, bir anlamda statükocu siyasilerin önünü açmıştı.
Bu tarihten bir yıl sonra, 25 Eylül 1988 tarihinde halktan yerel seçimlerin bir yıl öne (13 Kasım 1988 gününe) alınıp alınmaması için sandık başına gitmesi istenmişti. Halk bu kez referandumun gerekçesini mantıksız bulmuş, ANAP Lideri Özal'ın bu dayatmasını reddetmiş, sandıktan ilk kez 'hayır' oyu (yüzde 65) çıkmıştı. Böylece, 1989 yerel seçimlerinde ANAP'ın alacağı yenilginin de önü açılmıştı.
Şemdinli'de Umut Kitabevi'nin bombalanması, bir yargıcın meslek hayatına mal olması, 28 Mart 2006'da Diyarbakır'da çocuk ölümleri; Büyükanıt ile Erdoğan'ın Dolmabahçe'de yapılan gizli görüşmesi AKP'nin siciline kayıtlıdır.
Genelkurmay'ın 27 Nisan 2007'deki sanal muhtırası toplumu germişti. Cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 sayısına kilitlenen siyasi krizde ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu'nun, 'Cumhurbaşkanını halk seçsin' önerisi kabul görünce, referandumun yolu açılmıştı.
Referandum süreci işlerken, 22 Temmuz seçimleri de yapıldı. Bu sırada AKP, militarizme tepkili ve çatışma halindeki Kürtlere duygusal sömürü taktiğiyle yaklaşıp oy avcılığına girmiş, DTP'nin bağımsız adaylarının seçilmemesi için elinden geleni yapmıştı. Bu seçimde elde ettiği 75 'Kürt' milletvekiliyle, Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin önüne geçebilecek yegane güç olduğunu sıkça dile getirerek kamuoyunun ve sistemin güvenini kazanmaya çalışmıştı.
Meclis'in 28 Ağustos günkü oturumunda, DTP'li milletvekillerinin de oyuyla Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve süresiyle ilgili paket, 21 Ekim 2007 tarihinde referanduma sunuldu ve seçmenin yüzde 68'inin evet oyu ile kabul edildi. Kürt sorununun çözümünde Gül'den beklentiler vardı. Geçen yıl 14 Nisan günü 'iyi şeyler olacak' sözünün ardından Kürt siyasilerine yönelik geniş çaplı operasyonlar yapılmıştı.
Anayasa Mahkemesi, 2008 yılı yazında AKP hakkında soruşturma açtığında gürültüler çıkarılmış, yıl sonunda ise DTP'nin kapatılma davası sonuçlanana değin çıtını çıkarmamıştı AKP.
Seçilmiş başkanlar ve meclis üyelerine yönelik operasyonlar başlatıldı. Binlerce Kürt siyasetçi cezaevlerine tıkıldı.
2010 Mayısı'nda Meclis'te anayasa değişikliği görüşmelerinde BDP'nin önerileri dikkate alınmadığı gibi, BDP ile aynı karede görünmekten bile sakındılar AKP'liler. Ardından, 'ancak kuyruğuma takılabilirsin' diyerek egemen siyasete göz kırpan Başbakan, Meclis'ten geçirilemeyen maddeleri referanduma götürürken, ezilenlerin özgürlüğü için mücadele eden BDP ile özgürlüğe ve demokrasiye karşı set oluşturmaya kilitlenmiş ırkçı faşist MHP'yi aynı kefede değerlendirmekle tutarsızlığını ve samimiyetsizliğini göstermişti.
Referandum çalışmaları sürerken ağustos ayında MGK tarafından hazırlanan ve ekim ayında görüşülüp uygulamaya başlanacak olan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (Kırmızı Kitap), Bakanlar Kurulu'na sevk edilmişti.
Her şeye rağmen, alınan sonuçlar olumludur. Hiç değilse, boykot oylarının evet'çi Kürtleri utandırmaya yeterli ölçüde olduğunu düşünüyorum.
(Günlük) Vedat Çetin