Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Güncel Mevzular

Güncel Mevzular Yakın zamana ait mevzular.


Bugün 12 Eylül 1980...

Güncel Mevzular içerisinde Bugün 12 Eylül 1980... konusu: 12 Eylül 1980'in üzerinden 29 yıl geçmiş. Toplumun hafızasında ve hayatında o denli derin izler bırakmış ki; hâla 12 Eylül, darbe ve darbenin yarattığı tahribatın izleri konuşuluyor. Hatta darbenin derinleştirdiği ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 12-09-2009, 14:11
kaos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Anarşi!
 
Üyelik Tarihi: 23-10-2007
Yaş: 36
Mesajlar: 957
Standart Bugün 12 Eylül 1980...

12 Eylül 1980'in üzerinden 29 yıl geçmiş. Toplumun hafızasında ve hayatında o denli derin izler bırakmış ki; hâla 12 Eylül, darbe ve darbenin yarattığı tahribatın izleri konuşuluyor.
Hatta darbenin derinleştirdiği sorunların çözümünün "yol haritaları" toplumun gündemini oluşturuyor. Kürt Meselesi bunların en başta geleni elbette...

Yıldıran, sadist ve zalim
Nedense 12 Eylül ve Kürde ait yaşanmışlıklar söz konusu olduğunda Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi'ni düşünürüm. Cezaevini düşünürken de oranın komutanı Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran'ı anımsarım.
Komutan'dı, çünkü kendisini öyle adlandırmaktan hoşlanan ve kelimenin tam anlamıyla sadist biriydi. "Sizi yola getireceğim. Hafızanızı silip, sizi, en yakınlarınızın bile tanıyamayacağı yeni kişiliklere büründüreceğim" ilkesiyle yola çıkmış bir zalimdi Yüzbaşı Esat...
Hasan Cemal'in kitabı Kürtlerin ilk 38 sayfasının sahibi Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası'nın eski yönetim Kurulu Başkanı rahmetli Felat Cemiloğlu, PKK'ye para yardımı yapmaktan Diyarbakır beş noluya düşmüştü, muhasebecisi Bedii Tan ile birlikte. (Bedii Tan şimdilerin popüler siyasetçisi Altan Tan'ın babası) Bedii Bey, Esat Oktay Yıldıran'ın işkenceleri sonucu hapse atıldığının hemen ertesinde işkence sonucu ölmüştü.

Felat Bey: Yaşım 30'larda olsaydı dağa çıkardım
Felat Cemiloğlu ise çıktığında bütün dişlerini çektirip yerine takma diş yaptırmıştı. "Bana dışkı yedirdiler. Ancak dökülenlerle birlikte sağlamlarını da söktürüp yerine takma diş yaptırarak ağzımdaki pisliğin yarattığından kurtulabilirdim. Aslında içerde birçoğumuza aynı zulmü reva gördüler de ben çıkıp bunu anlattım. Ve dışkı yedirme olayı benim şahsımda ifşa oldu işte" deyivermişti.
Çıktıktan epeyce bir süre sonra 90'lı yıllarda birlikte bir dostun yakınının vefatı nedeniyle taziye evinde otururken Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi konusu gündeme geldiğinde, cemaate hitaben yüksek sesle şunları paylaşmıştı Felat Bey: "Çıktığımda eğer yaşım 30'lar civarında olsaydı samimi olarak ifade ediyorum o işkencelerden sonra dağa çıkardım".

Sohbette sadece gözlerine bakarım...
İşte, nedense toplum olarak öyle bir hale geldik ki; en büyük felaketin yaşanan travmaları kanıksamak olduğu noktasına gelip takıldık. Bugün Diyarbakır 5 Nolu'da yaşananları herhangi bir psikologa birinin anlatması söz konusu olduğunda, en basitinden 'o acıları yaşayan birinin çıktığında delirmemişse eğer ciddi sosyal sorunları olabileceğini ve ruhen tedavi edilmesi, rehabilitasyona tabi tutulması' gerektiğini ifade ederler.
O günlerin her Diyarbakır 5 Nolu'sundan çıkmış biriyle bir şekilde karşılaştığımda, buluştuğumda, sohbet ettiğimde sadece gözlerine bakarım. O gözlerde o günleri yaşanmışlığın hüznünü, acısını görür / görmek isterim.

Aziz Nesin'in hayal gücü bile az geldi!
Bir kez daha bu vesileyle yazıyor olmamın hiçbir sakıncası yok. Anlatılan yıllarda Aziz Nesin Diyarbakır'a gelmişti. Bir vesileyle Diyarbakır 5 Nolu'da yatıp çıkmış kimi arkadaşlarla da görüşmüş ve onları dinlemişti. Sonunda da "Yahu çocuklar ben bir yazar olarak hayal gücümün çok iyi olduğunu sanırdım. Sizin hayal gücünüz benden de fazlaymış" diyerek beş nolu yaşanmışlık anlatılarına inanamamıştı.
Evet! İnanmamak! Sanırım adı Kürt Sorunu olan ve 12 Eylülle daha da derinleşen sorunun bırakın entelektüel camiayı, sıradan Türk insanının algısında da bir inançsızlığa denk düştüğünü bilmem ifade etmeye gerek var mı? Ve tabii ki kanıksayıp, önemsememek! Dünyanın herhangi bir köşesindeki sıkıntıyı kendi sıkıntımız gibi düşünür sahip çıkıp destek olur hatta yaşatanları protesto ederken yanıbaşımızdaki sorunu önemsememek!

Yüzbaşı Esat "Korku Krallığı" yaratmıştı...
İşte sanırım bugün bütün bir Cumhuriyet döneminin 80 küsur yılı boyunca kucağında büyüterek bugünlere getirdiği, 12 Eylül darbesinin de en kaba tabiriyle derinleştirdiği bir sorunla; Kürt Sorunuyla karşı karşıyayız.
Sorunun bugün artık uluslararasılaşan devasa boyutuna, iç politikada parlamento muhalefetine, "ilkel milliyetçi" bir anlayışla gündelik politikaya kurban etmeye gayret eden CHP ve MHP gibi aktörlerle uğraşmaya çalışırken siyasal iktidarın da "canına minnet" kabilinden "sulandırıcı" argümanlarına kurban oluyoruz.
Esat Oktay'ı anımsıyorum dedim ya! Yapı olarak ölümler birçok insan tekini üzer. İtiraf edeyim ki, anılan 80'li yıllarda Diyarbakır 5 No'luda Yüzbaşı Esat o denli bir "Korku Krallığı" yaratmıştı ki, Diyarbakır sokaklarında bile fısıltı halinde, kapı aralarında insanlar Yüzbaşı Esat'ın "içerdeki" zulümlerini konuşuyorlardı.

Üzülmedim, "belasını buldu" deyiverdim
Bu nedenle yıllar sonra bir akşam vakti radyo haberlerinde İstanbul'da bir halk otobüsünde Diyarbakır 5 Nolu'nun "eski patronu" Esat Oktay Yıldıran'ın vurularak öldürüldüğünü duyduğumda hiç üzülmemiştim. "İşte bu kadar, yaptığı onca zulmün belasını buldu" deyivermiştim.
Bugün Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi, Bakan Mehdi Eker'in basına verdiği ve bir daha da üzerine konuşmadığı kadarıyla "okul" yapılmak isteniyor.
İşin doğrusu bunca acıların yaşandığı, en az 50 insanın çeşitli şekillerde öldürüldüğü, işkencenin bütün yöntemlerinin kurallı olarak uygulandığı, dünyanın en kötü on hapishanesi arasında sayıldığı bir hapishaneden okul yapmak herhalde ancak bizim tuhaf ülkemizde dile getirilir.
Oysa dünyada bu tür dönemsel tanıklıkların yaşandığı ve tarih yazılırken bu türden mekânlar üzerinden yeniden bir tarih yazıcılığının dikkate alındığı çok çarpıcı örnekler vardır. Mesela Nazi Almanya'sındaki Yahudi Katliamı için çok çarpıcı bir örnek olan "Auschwitz kampı" bugün artık devlet müzesidir.

12 Eylül'ün Kürde değen yüzü
Yine bu tür katliamlara, acılara tanıklık eden çok değişik müzeler dünyanın değişik ülkelerinde vardır ki; oraları dolaştığınızda o günleri sanki yeniden yaşıyor gibi olursunuz.
İşte beş nolu böyle bir yerdi. 40 koğuşu ve 80 hücresi ile uygulamalı bir işkence, ölüm ve yok etme merkeziydi. Kürt halkının siyasetçilerine, entelektüellerine, bir halka "ders" olsun diye aklın hayalin almayacağı acılar yaşatılmış bir merkezdi Diyarbakır 5 No'lu.
Bugün ifade etmek gerekiyor ki; koca bir ülkeye zulmüyle abad olmuş bir dönem olan 12 Eylül'ün Kürde değen yüzü benim cephemden Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'dir. Kürt, ateşin ve ihanetin içinden o zindan koşullarında adeta yeniden doğmuştur.
İki açıdan bundan neredeyse otuz sene önce "okul" olarak "uygulamaya" tabi tutulmuş beş nolu. Bunlardan biri başarısızlığa uğramış, diğeriyse Kürdün haklı talepkârlığını bugünlere taşımıştır.

5 No'lu, asimilasyonun okulu yapılamadı
Yüzbaşı Esat "Burası bir okuldur. Sizler de öğrencilerim. Sizleri adam edeceğim" diyordu 80'li yılların zindanında. Esat, bütün zalimliğine rağmen 5 No'luyu reddin, inkârın, imhanın ve asimilasyonun okulu yapamadı. Ama o zindanda o acıları yaşayan Kürt siyasetçileri orayı daha o yıllarda "okul" yaptı. Ve bugün bütün acılara, kayıplara, felaketlere karşın Kürt Sorunu mevcut haliyle "çözüm" sürecini zorluyorsa işte o yıllardaki Diyarbakır beş noluda oluşan "okulluların", bir başka tabirle "telebelerin" kararlılığının semeresidir.

Yeniden devleti okulu yapılmasına hayır!
Bu sebepten bugün orayı yeniden ve tersten üstü örtülü bir manipülasyonla devletin resmi okulu haline getirmek için gayrete göstermek, tek kelimeyle o yılları ruhunda ve bedeninde yaşamış, bugün aramızda olan ya da olmayan şahsiyetlerin kişiliğine hakarettir.
5 No'luda yatıp acı çekmiş hangi babanın evladı her sabah o okulda gidip de ant içecek, sorarım sayın bakana. İyisi mi kulak vermek o yılların tanıklarına!
Her bir koğuşunda ve hücresinde ayrı tanıklıkların bugünlere taşındığı bir "Hak, hukuk, insaniyet ve yüzleşme müzesi" olmalı Diyarbakır 5 No'lu. Ve ibret-i alem için de dünyaya teşhir edilmeli 5 No'lu. Belki özür ve telafi mantığı Kürt cephesinden 12 Eylülün yüz karası olarak böylece hal yoluna girer.

* Bu yazı Mülkiyeliler Birliği'nin 12 Eylül Bülteni'nde de yayımlanıyor.


fuck the system!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 12-09-2009, 21:52
insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
Skeleton Park Champion
 
Üyelik Tarihi: 14-08-2008
Mesajlar: 126
amerika çıkartmamış mıydı kürtleri dağa ?
bu soruyu bir kere daha sormak lazım milliyetçi-vatansever-insanlara


Kahrolsun ulusal egemenlik. İnsanın vatanı yoktur!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 13-09-2009, 01:06
mjollnir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
deli
 
Üyelik Tarihi: 03-09-2009
Yaş: 20
Mesajlar: 12
Evet tarihin en büyük vahşetlerinden biriydi ve insanlar unuttu... İşte burada insanevlatlarının en büyük zaaflarından ikisi ortaya çıkıyor bence bunlar korku ve unutmak. Maalesef belirli şeyleri paylaştığım bana ne yapsan yanında olacağız diyen insanlar bugün benimle birşeyler yapmak yerine lanet olası iki takımın maçına hazırlandılar ve benim çağrıma kulak asmadılar nedeni de çok basitmiş korkuyorlarmış... Sadece 5 kişiydik ve kendi çapmızda birşeyler yapabildik. Kendimden mi utanayım onları birleştiremediğim için yoksa onlardan mı utanayım anlamadım. Uzun lafın kısası bugün hayatımın kazğını yedim birtakım insanlardan!!! Ayrıca unutanları saymıyorum bile gelin dediğimde aldığım cevap 'ben onu unutmuştum gelemeyeceğim kusura bakma' oldu. Belki inanması çok güç ama yaptılar. Siz olsaydınız ne yapardınız?


-Ben hiçbir zaman şiddetle karşılık veren bir insan olmadım.Şiddete inanmam.Şiddet insanlığın durumunu iyileştiren bir şey değildir,fikirlerdir bunu yapan.
-Hapishane hücrelerinde çürüyüp gidenlerse,fikirler değildir,insanlardır! J.K.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 14-09-2009, 16:52
no faith - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
1.T.Ş.
 
Üyelik Tarihi: 03-03-2009
Mesajlar: 531
üstü örtülü bir yıldönümü daha geçti, her geçen yıl daha az anılır oldu. o günleri yaşayan insanlar da konuyla ilgili fazla birşey anlatmıyor/anlatamıyor. bilmeden-duymadan-görmeden geçip gidecek mi?
yeni kuşaklara duyurulmayacak mı?
gizli/saklı/yasak/korkak yeni yıllar mı geliyor?


You are young and life is long and there is time to kill today
And then one day you find ten years have got behind you
No one told you when to run, you missed the starting gun
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 14-09-2009, 21:17
Sunasu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 07-05-2009
Mesajlar: 349
Her yıl takvimler bu tarihi gösterdiğinde dönüp dolaşıp kendi kuyruğumuzu ısırırız biz.
ha babam de babam döneriz usanmadan.
Aptallığını tarihini yazarız yeniden. Aptallığın diktatörlüğünü ya da diktatörlüğün aptallığını..


Ben def ettikçe alçak virüsler ürüyor. Ben doğrumu deştikçe onlar komikmiş gibi gülüyor. Bilmiyorlar aslında onlar karşımda yavaşça ölüyor....
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 14-09-2009, 23:14
seina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 28-06-2009
Mesajlar: 250
bu konuda söylemek istediğim çok şey var. ama kuru sözlerin bir anlamı yok. etrafımda kenan evren haklıydı... o olmasaydı... işkence yaptırdı, mecburdu... gibi sözlerde duydukça içimdeki nefret daha da büyüyor. bu nefreti kusamadığım içinde kendimi aciz hissedip eğiyorum başımı. darbecileri benim elime verseler onları hiç acımadan bok çukurunda boğabilirim. bu da ne işe yarar ki.. yazık oldu 12 eylülde ölenlere ve asıl şimdi yazık oluyor bizlere...


Sizi tanımıyorum! Sizin yasalarınızı, nizamınızı, kuvvete dayanan yetkinizi tanımıyorum! Bu yüzden asın beni! Louis Lingg
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 15-09-2009, 17:20
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 15-07-2008
Nerden: ist
Mesajlar: 11
Bana iyi bak general!

12 Eylül darbesinin idam ettiği ve 25 yıl boyunca mezarı bulunamayan Veysel Güney üzerine Ethem Dinçer'in 6.9. 2009 tarihinde Radikal-2'de yayımlanmış ‘Beni hatırladın mı general?' yazısına devam olarak...
Bana bak general! Yüzüme iyi bak! Çünkü general, benim çocuğum da bana benzeyecek. Aklında tut yüzümü.
Aklında tut, çünkü general, er ya da geç senin torunun, benim çocuklarımdan özür dileyecek. Sen torununa hesabını vermediğin cinayetleri miras bırakıyorsun.
Torunun senin gibi olmayacak general. Ama benim çocuğum aynı bana benzeyecek.

Torunun general...

Senin torunun general, senin yaptıklarını benim yazdıklarımdan öğrenecek. Alman çocuklar Yahudilerden nasıl özür diliyorsa her gün, şimdi, senin torunun da, hiç işlemediği günahlar için, benim çocuklarımdan özür dileyecek.
Bana iyi bak general! Sen bu memleketin ümüğüne çöktüğünde ben sekiz yaşındaydım. Bir sabaha karşı annem ağladı. Babamın yüzü ihtiyarlamıştı o sabah. Ben böyle bildim senin ne mal olduğunu. Ben o sabahı unutmam general. Kitaplar okudum, hikâyeler dinledim. Sen, suçlarınla başka bir ülke, günahlarınla başka bir insan yaratmak istedin. Ama bak işte, ben olmadım. Ben general, sana karşı kazanılmış bir zaferim. İşte burada yazıyorum. Bana iyi bak general! Çünkü bu memlekette benden çok var.

Zalimleri hecele...

Bana bak general! Sen darağaçlarını kurduğunda ve Kürtleri Diyarbakır Cezaevi'nde ‘Co' adlı bir ite selam durdurduğunda ben, dokuz yaşındaydım. Sen yazdırmadın, konuşturmadın, senin gibilere memleketi suspus selam durdurdun, unutturdun. Ama şu işe bak ki general, ezberden sayabilirim hepinizin adını, soyadını. Bana iyi bak general! Çünkü benim çocuğum da bana benzeyecek. Tıpkı benim gibi olacak o da; okumayı zalimlerin adlarını heceleyerek sökecek.

Böyle bir ülke...

Söylesene general, ben niye Commer'in ismini biliyorum? Co'yu neden bilmeliyim ben? Kaç kadına copla tecavüz edildiğini, insanların foseptik çukurlarında bekletildiğini, Mamak'ta başlarından aşağıya boşaltılan suyla ayakları buzlu zemine yapışmasın diye zıplayan çıplak adamları niye bilmeliyim? Bi' deyiversene general, babasının çocuğuna tecavüze zorlandığını niye öğrenmeliydim? İdam sehpalarında adamların kendi taburelerine tekme attığı niye rüyama girmeliydi daha 16 yaşımdayken? Erdal Eren'in yüzü niye aklına kazınsın bir çocuğun daha 10 yaşında? Bütün bunlar olmamış gibi yapan bir ülkede yalan söylememeyi öğrenerek nasıl büyür bir çocuk bilir misin general? Nasıl okur, nasıl gazeteci olur?

‘Hayır duam'

Ben sekiz yaşındaydım ve sen gelip bana böyle bir hayat verdin, böyle bir ülke, böyle insanlar. Zalimlerin isimlerini unutmamam gereken bir ömür verdin. General, sen beni, çocuklarıma bunları öğretmeye mecbur ettin.
Bana bak general! İyi bak general. Adımı ezberle. İyi bak general. Çünkü benim çocuğum da bana benzeyecek.

Ece Temelkuran - MİLLİYET


'günümüzün sorunu artık ne olduğumuzu keşfetmek değil, olduğumuz şeyi reddetmektir..'
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
1980..., bugün, eylül


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
12. Eylül 1980 Darbesi'nde İdam Edilenler solplatform Tarih 3 20-12-2011 22:55
Zübük 1980 HattoriHanzO Film Arşivi 5 27-11-2010 01:35
İyi ki Varsın 12 Eylül 1980.. gulfiros Güncel Mevzular 16 14-09-2008 01:58
Ezginin Günlüğü -1980 cimcime Video Klipler 3 16-07-2007 16:01
Alfred Hitchcock (1989 - 1980) HattoriHanzO Biyografiler 3 25-06-2007 00:08


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:00 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info