Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Güncel Mevzular

Güncel Mevzular Yakın zamana ait mevzular.



İbretlik Manzaralar

Güncel Mevzular içerisinde İbretlik Manzaralar konusu: Efendimiz öyle diyor bir hadislerinde. BENİM ÜMMETİM BUNDAN SONRA ASLA PUTA TAPMAYACAK AMA PUTA TAPAR GİBİ MALA TAPACAK. Allaha tapmadıktan sonra ha mala tapmışsın ha puta neiticesi müşrikliktir. Bu Başbakanı ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 08-01-2009, 08:44
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 11-12-2008
Yaş: 32
Mesajlar: 26
Standart İbretlik Manzaralar


Efendimiz öyle diyor bir hadislerinde. BENİM ÜMMETİM BUNDAN SONRA ASLA PUTA TAPMAYACAK AMA PUTA TAPAR GİBİ MALA TAPACAK. Allaha tapmadıktan sonra ha mala tapmışsın ha puta neiticesi müşrikliktir.

Bu Başbakanı çok güzel ifade diyor. Yani ülke mallarından istemesinler de, geri kalan ne isterlerse yapacak iktidarda kalabilmek uğruna oy alabilmek için. Onu islam adına destekleyenler de aynı. İktidarları ve ve iktidarlardan gelen akarları devam etsin diye her rezilliğe katlanırlar bunun için.

Benim anlayamadığım solcular bu kadar mı salak. Adam Solcuların Bayraktarı Nazım Hikmete iadei itibar,vatandaşlığa kabul edip mezarını bile getirecek. Yılmaz Güney için de aynı durum. Daha devam edecek bunlar. Ahmet kayalar falan. Arkadaşlar Nazım Hikmet ve Yılmaz Güneylerin ideolojileri neydi? Ülke mallarının üç beş ağanın elinden alınıp halka adilane dağıtılması,bu sömürünün ortadan kaldırılması değil miydi? Peki onlara itibarlarını iade eden Başbakanın yaptığı ne? Nazım Hikmetlerin,Yılmaz Güneylerin savaşmak için ömürlerini harcadığı,sürgüne gönderiliş nedenleri değil mi? Başnakan 6 yıldır milletin ekmek kapılarını üç kuruşa üçbeş yerli ve yabancı yandaşı AĞAnın tekeline vermedi mi? Şimdi sırada BOTAŞ,Halbank,Milli Piyango,Enerji ve Kömür İşletmeleri yok mu? Eğer bu nedenle AKPye oy verirseniz kemikleri sızlamaz mı Nazımların Yılmazların yattığı yerlerde.

Onlar halk için mal istiyorlardı. mezarları gelse ne olacak 70 milyon yoksulun karnı mı doyacak. Onların gelen mezarlarımı kurtaracak halkı bu yosulluk ve sömürüden. Onlar eğer ülke toprağında yatmayı sömürüyle savaşmanın üstünde tutsalardı baş kaldırmaz,ülke toprağında yatmak için ideallerinde vazgeçerlerdi veya ses çıkarmayıverirlerdi. Onların savaştıklarına mezarlarını geti
rdi diye siz destek mi olacaksınız oylarınızla. Başbakan da mal sarfedilmesi gereken bir durum olmadığından koşa koşa yapıyor.

Aynı şey Kürtler için de geçerli. Alın size kürtçe,alın size kanal. Nasıl olsa tekellerine aldıkları ülke mallarından bir şey istemiyorlar. Şimdi hatta onlara kürtçe kimlik versen,kürtçeyi resmi dil yapsan yoksullukları,ağalık düzenleri gidip karınları mı doyacak. Aynı sömürü devam edecek.

Daha önce de dediğim gibi Kürtlerin uğraşları beyhudedir. Çünkü ırk insanlar tarafından uydurulmuş bir kavramdır. Dil de insan için bir araçtır sadece. Hiç bir ırkın ve dilin birbirine üstgünlküğü yoktur. Nitekim İslam gelmeden önce başka dilleri olan Afrika kıtası islamı kabul ettikten sonra kabul ettikleri dinlerini daha iyi anlayabilmek için dillerini arapçaya değiştirdiler. Niye? Çünkü insanlar arasında ileti
şimi sağlayan bir araç sadece. Hangi araç daha iyi sağlıyorsa onu kullanırsın gayeni gerçekleştirmek için. Misal Ulaşım için ilk insanlar ayaklarını kullanmışlar,daha sonra hayvanları evcilleştirip onları kullanmışlar,motoru icat edip otomobilleri,uçakları,gemileri kullanmışlar.

Bugün niye herkes ingilizce öğreniyor dünyada ve ülkemizde. Çünkü ingilizce bilim dili. Hatta dünya dili yani dünyanın dilini tek dile bağlamak,dünya üzerinde tek dil konuşulmasını hedeflerken gavurlar bile,biz 70 milyon için bir dil az gelir bir kaç dil daha icat etmeye çalışıyoruz ve işin garibi bunun için birbirimizi boğazlıyoruz. Keşke iki dil olsa ülkemizde biri din dilimiz olan arapça,ikincisi bilim dili olan ingilizce. Niye? Dinimizi de bilimi de daha iyi anlayabilmek için. Bir ülkenin hatta dünyanın tek dil olması o kadar iyidir ki her insanın hatta dünya insanlarının birbirini anlayabilmesi için. Bunun için savaşmak gerçekten akıl sağlığımızı yitirdiğimizin alametidir. Nitekim Nuh Peygmber zamanına kadar insanların dilleri tekti. Onun oğullarından gelen kavmin dillerini ALLAH CEZA OLARAK KARIŞTIRMIŞ VE BİRBİRLERİNİ ANLAYAMAZ OLMUŞLARDI. Dikkat ettiniz mi? Ceza olarak.

Ayınu şeyi alevilere de yapıyor oy almak için. Adamlar dedelerine secde ediyorlar. Ve bunlar Tayyibin televizyonu olan TRT de din adına yayınlanıyor ve.....müslüma olduklarını idiia eden nurcusundan,süleymencısına,İmamhatiplisinden bilmemnesine hiç birinin sesi çıkıyor,sen ne yapıyorsun,İslamda Allahtan başkasına secde yoktur,buna bir müslüman müsade edemez diye. Çıkmaz tabi. niye? Çünkü dünya malını elegiçirmek için her şey mübahtır da ondan.
Allah sanki demiyor bunlara Kuranda DİN ONUN BUNUN DEĞİL SADECE ALLAHUIN DİNİ OLUNCAYA KADAR MÜCADELE EDİN,bu sizin Müslüman olarak tek göreviniz diye.

Siyasetçilere de diyorlar ki KİM BİZE SİZ DE MÜSLÜMANSINIZ DERSE ONA OYUMUZU VERECEĞİZ. Onlarda Vaftiz papazı gibi TABİ CANIM SİZDEN İYİ MÜSLÜMAN MI OLUR,SİZ HASISINIZ MÜSLÜMANIN deme yarışındalar,günahlarını çıkarıp Cennete bile koyuyorlar onları.

Bu zamana kadar din devletine karşı olanlar,çoğunluk sisteminin savunucularını bu gün o sistem öğütüyor. Onlar da feryat ediyorlar. Kimi suçlayacaklarını bile şaşırmışlar. Din devleti suçlaması yapıyorlar ve yine ona saldırıyor şaşkınlar. Güya Tayyip din devletine götürüyormuş ülkeyi. Gerçekten insanların en cahili bunlar. Ülke mallarını haraç mezat satmanın,60 milyonu yoksulluğa itmenin dinin MEN ettiği suç olduğunu bile bilmiyorlar. Tayyibin Müslüman kılığında bir soyguncu MÜNAFIK olduğunu da.Yahu siz ne geri zekalı adamlarsınız. Sizi öğüten dideğil , sizin savunduğunuz,halkın dediği olur diyen demokrasi ve çoğunluk sistemi olan Cumhuriyet. Yani bu zamana kadar savunduğunuz sistem öğğtüyor sizi değirmeninde,hala bunu bile anlamaktan acizsiniz. Demokrasi demiyor mu halkın çoğunluğu ne derse o olur. İşte halkın çoğunluğu AKP dedi. Ne yaparsan yap arkandayız dedi. Niye şikayet ediyorsunuz . İşte savunduğunuz sistem,işte uygulaması.

Yani yargının adil olduğunu söylemiyorum ama kendilerinin savundukları sistemin hukuku tarafından yargılanmasına karşı çıkıyorlar bir de. Sistem adil değilki yargısı adil olsun,sistem de eşkya yargısıda,hükümeti de.

Neymiş efendim güya ne yaparlarsa yapsınlar yargılanmamalıymışlar. Hani demokrasi taraftarıydı bunlar,hani herkes eşittir diyorlardı demokraside. Niye korkuyorsun. Suç mu işledin yoksa. Ömür boyu dokunulmazlık mı olsun sadece sizin için halk mahkeme kapılarında sürünürken.. Böyle iki yüzlü riyakar adamlar bunlar. Bunların eşitliği bile kendileri gibi sahte yani sadece sözde. Vatandaş sigara içse yargılanacak ama bunlar ne yaparsa yapsınlar yargılanamayacaklar.

İşte böyledir yanlış seçilen hayvan önce sahbini yer. Yoksa hakimiyet Kayısız şartsız milletindir diyen Cumhuriyeti savunduğunuz halde,boş ver halkın çoğunluğunu,halka kalırsak iktidara gelemeyiz artık,en iyisi bu işi zorla yapalım dediniz de ondan mı korkuyorsunuz. Zamanında kendiniz çok yaptınız birilerine yalınayaklığı, aynı yalınayaklığı şimdiki hakimler de iktidarlara mı yaparlar da bize hüküm giydirirler diye korkuyorsunuz. E siz zamanında yapmışsınız ve karşılığını da almışsınız iktidarlardan. Şimdi onlara gelmiş sıra, ne diye feveran ediyorsunuz ,bırakın şimdi de onlar yapsın,bir mahzuru mu var yoksa,siz yaparken yoktun da. Siz yaparken iyiydi de onlar yaparken kötü mü?

Görüyor musunuz batıl sistemlerin nasıl insanlar yetiştirdiğini ve ne rezil hallere düşürdüğünü. Batıl sistemlerin insanlarından ibretlik manzaralar bunlar.

İslam halka sormaz ne yapalım diye. O neyin yapılacağı ve neyin yapılamayacağını yazmıştır Kuranda onun göndericisi. Onun göndericisi bilir insanlara ne isterseniz onu yapalım diye sorunca,insanların menfaatlere dayalı çeteler kuracağını,bu çetelerin iktidara geldiklerinde mal toplama gayeleri kanun olacak kurdukları meclislerde,çıkardıkları kanunlarda. Bunu adı AKP olur,CHP olur farketmez. İşte görüyorsunuz Çankaya Belediyesindeki encümenlerin sadece iş takipçiliği ile ilgili,Melih Gökçekle, Kadir Topbaşla ilgili bursları cebed atma işi ve bu konuda medyaya yansıyanlar.

Neyse netice olarak demokrasi ve Cumhuriyet yeni bir rejim değildir. En eski rejimlerdendir. İslam öncsesi insanın istekleri doğrultusunda güçlü ve çoğunluğa dayalı kördögüşünden iktidar olma sistemidir. Yani Çete rejimidir. Bilgi değil malı çok kolu kuvvetli olanların rejimidir. Heva ve hevese dayalı rejimdir. heva ve heveste Şeytanın insanda hakim olduğu duygulardır. Gördünüz mü matematik denklemi gibi. İşin ucu Şeytana çıkıyor. Şeytanın sistemi yani. Selamlar.
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 08-01-2009, 23:22
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 11-12-2008
Yaş: 32
Mesajlar: 26

Bugün devletin pardon AKPnin tvlerinde,bunlar 1,2,3,4,5,şeş diye gidiyor, yani TRT de bir alevinin insanları kuranın ayetleri hakkında yanlış bilgilendirdiğini gördüğüm için ilave yapmak zorunda hissettim kendimi. Öyle diyor SAPIK alevi. Ehlibeyt yani Peygamberimizin soyundan gelenler veya ev halkı kıyamete kadar hatadan ve günahtan ari olacaklarını söylüyor ayet diyor. Tabi işin içine ayet girdiğine göre insanların kafası karışabilir. Onun için aynı ayeti tefsiriyle birlikte aldımki islam hakkında yanlış bir zanna kapılmasınlar alevi dedesinin saçmalamalarına bakarak.

Hiç bir peygamberin aile halkı günahtan ari değildir. Hatta Peygamberler bile ZELLE denen kusurlar işlediklerinde hemen Allah ayetle uyarmış onları düzeltmeleri ve o yanlış işten vazgeçmeleri için.

Nitekim Hz. Nuhun oğlu bile iman etmemişti de onu dalgalar arasında boğulduğunu görünce YA RABBİ O BENİM OĞLUMDUR,YANİ EHLİBEYTİMDENDİR dediğinde Allah, hayır o senin oğlun ve ehlibeytinden değildir buyurmuştu.

Ahzap Suresi.33 Evlerinizde vakarla-oturun48 (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın,49 dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a Resulü'ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.50

48. Metindeki "garne" kelimesi bazı dilbilimcilere göre karâr dan, bazılarına göre ise vekâr dan türemiştir. Birinciyi kabul edersek "oturun, sebat edip durun", ikinciyi kabul edersek "Huzur içinde olun, vekarla oturun" anlamına gelir. Her iki durumda da ayet, kadının faaliyet alanının ev olduğu anlamına gelir. Kadın faaliyetlerini bu çerçeve dahilinde huzur içinde sürdürmeli ve ancak zarurî bir ihtiyaç olduğunda evinden dışarı çıkmalıdır. Bu anlam, ayetin ifadesinden ortaya çıkmaktadır ve bunu daha şiddetle vurgulayan hadisler de vardır. Hafız Ebu Bekir Bezzar, Hz. Enes'den (r.a), kadınların Hz. Peygamber'e (s.a) şöyle bir şikayette bulunduklarını rivayet eder: "Bütün sevapları erkekler kazanıyor: Savaşa gidiyorlar ve Allah yolunda büyük ameller işliyorlar. Savaşa gidenlerin sevabını kazanmak için bizim ne yapmamız lazım? " Hz. Peygamber (s.a) şu cevabı verdi: "Sizin aranızda evinde oturan, savaşa giden kadar sevap kazanır." Hz. Peygamber'in (s.a) anlatmak istediği nokta şuydu: Savaşa giden kimse, ancak, evinde herşeyin yolunda olduğundan, karısının eve ve çocuklara baktığından ve karısının, yokluğunda kendisini aldatmasının imkansız olduğundan emin olursa huzur içinde savaşabilir. Savaşa giden kocasına bu emniyet ve huzuru veren kadın, evde oturduğu halde savaşta kocasına ortak olmuş gibidir. Bezzar ve Tirmizi'nin Hz. Abdullah bin Mes'ud'dan rivayet ettikleri başka bir hadise göre Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: "Kadın tesettürlü ve peçeli olmalıdır. O evinden çıktığında şeytan ona gözünü diker. Kadın evinde olduğu zaman Allah'ın rahmetine daha yakındır." (Ayrıntılı açıklama içn bkz. Nur Suresi an: 49)

Kur'an'ın bu açık ve kesin emri ışığında, Müslüman kadınların meclis ve parlamentolara üye olmasına, evin dışında sosyal faaliyetlere katılmalarına, devlet dairelerinde erkerlerle yanyana çalışmalarına, kolejlerde erkeklerle beraber eğitim yapmalarına, hastahanelerin erkek kısmında hemşire olarak çalışmalarına, uçaklarda hosteslik yapmalarına veya eğitim için yurt dışına gönderilmelerine asla müsaade edilemez. Kadınların ev dışı faaliyetine izin verildiğini savunanların en kuvvetli delili, Hz. Aişe'nin (r.a) Cemel savaşında rol almış olmasıdır. Fakat bu delili öne sürenler herhalde Hz. Aişe'nin (r.a) bu konudaki görüşünü bilmiyorlar. Abdullan bin Ahmed bin Hanbel Zevaid'üz-Zühd'ünde, İbn Münzir, İbn Ebi Şeybe ve İbn Sa'd'da kitaplarında Mesrük'tan şöyle bir hadis rivayet ediyorlar: Hz. Aişe Kur'an okurken (ve karne fi büyütikünne) ayetine geldiğinde elinde olmadan ağlamaya başlardı, öyle ki başörtüsü gözyaşlarından ıslanırdı. Çünkü bu ayet, ona Cemel Savaşı sırasında işlediği hatayı hatırlatırdı.

49. Bu ayette, ayetin tam kavranabilmesi için mutlaka iyi anlaşılması gereken iki önemli kelime kullanılmıştır: teberrüc ve cahiliyet'ül-üla.

Arapçada teberrüc kelimesi başkalarının önünde açılıp saçılmak anlamına gelir. Araplar berac kelimesini bariz ve yüksek olan her nesne için kullanırlar. Kuleye, yüksek meydanda ve aşikâr olduğu için burç derler. Yelkenli gemiye Bârice derler. Çünkü yelkenleri uzaktan görülebilir. Teberrüc kelimesi kadın için kullanıldığında şu üç anlama gelir: 1) Kadının yüzünün ve vücudunun cazibesini insanların önünde göstermesi; 2) Takılarını ve elbisesinin süsünü başkalarına göstermesi 3) Yürüyüşü, endamı ve işvesi ile dikkat çekip kendini ortaya koyması. İleri gelen dilbilimciler ve müfessirler de kelimeye bu anlamı vermişlerdir. Mücahid, Katâde ve İbn Ebi Nuceyh: "Teberrüc, cilveli, dikkat çekici, endamlı bir şekilde yürümektir." demişlerdir. Mukatil: "Kadının gerdanlıklarını, küpelerini ve göğsünü (gerdanını) göstermesidir." der. El-Müberred: "Kadının gizlemesi gereken zinetlerini açığa vurmasıdır." der. Ebu Ubeyde ise: "Kadının, erkeklerin dikkatini çekmek için vücudunu ve elbiselerini göstererek kendisini ortaya koymasıdır." der.

Cahiliyye kelimesi buranın yanısıra Kur'an'da üç yerde daha kullanılmıştır. Al-i İmran-154'de, Allah yolunda savaşmaktan korkup-kaçınanlar için: "Bazıları da kendi canlarının kaygısına düşüp Allah'a karşı cahiliye zannı gibi haksız bir zanda bulunuyorlardı." denmektedir. Maide-50'de Allah'ın indirdiği kanunlar yerine, kendi kanunları ile hükmetmek isteyenlere hitaben: "Onlar cahiliyyenin hükmünü mü istiyorlar?" buyurulmaktadır. Ve Fetih Suresi 26. ayette, Mekkeli müşriklerin, Müslümanların umre yapmasına izin vermemelerine neden olan önyargıları "cahiliyye hamiyyeti" olarak nitelenmektedir. Bir hadise göre, Ebu'd-Derda bir tartışma sırasında, karşısındaki ile annesi yüzünden alay etti. Hz. Peygamber (s.a) bunu duyunca "sende hâlâ cahiliyye belirtileri var," dedi. Başka bir hadise göre Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: "Üç şey cahiliyyeyi gösterir: Başka bir kimsenin soyu ile alay etmek, yıldızların hareketi ile fal bakmak ve ölülerin ardından yas tutmak." Bütün bu adetler, islam terminolojisinde cahiliyyenin İslâm kültürüne, medeniyetine, İslâm ahlâkına ve İslâmî düşünüş ve davranış tarzına aykırı her tür tutum ve davranış anlamına geldiğini göstermektedir. O halde, cahiliyetü'l-üla, İslâm öncesi Arapların ve tüm diğer toplumların içinde bulunduğu kötü ve gayri-İslâmî durum anlamına gelir.

Bu açıklamaya göre, Allah'ın yasakladığı şey, kadınların fiziksel güzellik ve cazibelerini göstererek evden dışarı çıkmalarıdır. Allah, kadınlara evlerinde oturmalarını emretmektedir; çünkü, onların asıl faaliyet alanı, dış dünya değil, evin içidir. Bununla birlikte kadınlar iş için dışarı çıkmak zorunda kalırlarsa, İslâm öncesi cahiliye kadınları gibi çıkmamalıdırlar.

Çünkü, yüz ve vücudunu ortaya koyarak ve zinetlerini, güzel elbiselerini göstererek, endamlı bir şekilde yürümek İslâm toplumundan bir kadına yakışır bir davranış değildir. Bunlar islâm'ın kabul etmediği cahiliye adet ve davranışlarıdır. Şimdi herkes memleketimizde popüler hale getirilen kültürün, Kur'an'a göre, İslam kültürü mü yoksa cahiliye kültür mü olduğuna kendisi düşünüp karar versin.

50. Ayetin yer aldığı konunun çerçevesinden, Ehl'ül-Beyt (ev halkı) ile, burada, Hz. Peygamber'in eşlerinin kastedildiği anlaşılmaktadır. Çünkü hitap, "Ey Peygamber'in hanımları" diye başlamaktadır ve gerek bu ayetten önce, gerekse sonraki bütün konunun muhatabı da yine Peygamber'in (s.a) hanımlarıdır. Bunun yanısıra "Ehl'ül-Beyt" kelimesi Arapçada, Türkçedeki (ev halkı) "aile" (ingilizcede household) anlamında kullanılmaktadır. Ve bir adamın karısını ve çocuklarını kapsayan bir terimdir. Hiç kimse "karı"yı ev halkından saymamazlık edemez. Kur'an bu kelimeyi bundan başka iki yerde daha kullanır ve her iki yerde de "karı" ailenin en önemli üyesi olarak bu kelimenin tarifi kapsamına girer. Hud Suresi'nde, melekler Hz. İbrahim'e (a.s) bir oğul müjdelediklerinde, karısı şöyle der: "Vay bana, ben kocamış iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım?" Melekler dediler ki: "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Ey İbrahim'in ev halkı, Allah'ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinizdedir." Kasas Suresi'nde, Musa (a.s) bebek iken Firavun'un evine vardığında ve karısı ona uygun bir süt anne aradığı sırada, Musa'nın (a.s) kızkardeşi şöyle der: "Size, onu büyütecek ve iyi bakacak bir ev halkını haber vereyim mi?" O halde arapça ifade kuralı, hepsi, Peygamber'in (s.a) hanımlarının ve çocuklarının Ehl'ül-Beyt terimi içinde yeraldıklarını göstermektedir. Bu yüzden İbn Abbas, Urve bin Zübeyr ve İkrime, bu ayetteki Ehl'ül-Beyt ile Peygamber'in (s.a) hanımlarının kastedildiği görüşündedirler.

Fakat Ehlü'l-Beyt ile Peygamber'in (s.a) hamımlarının kastedildiği ve başka hiç kimsenin buna dahil olmadığını söylemek de yanlıştır. Çünkü "ev halkı" bir kimsenin ailesine mensup olan herkesi kapsayan bir terimdir. Ayrıca Hz. Peygamber de (s.a) bu noktayı açıklığa kavuşturmuştur. İbn Ebi Hâtim'e göre, Hz. Aişe'ye (r.a), Hz. Ali (r.a) hakkında sorulduğunda, şu cevabı vermiştir: "Hz. Peygamber'in en çok sevdiği ve onun en çok sevdiği kızının kocası olan bir kimseyi mi bana soruyorsunuz?" Daha sonra Hz. Peygamber'in (s.a) Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hüseyin'i (r.a) çağırdığını, bir örtü altına alıp şöyle dua ettiğini anlattı: "Allah'ım, bunlar benim ev halkım (Ehl'ül-Beyt), onlardan pisliği uzaklaştır ve onları tertemiz kıl." Hz Aişe der ki: "Ben de senin ev halkından biriyim (yani beni de o örtünün altına alıp dua etsen) dedim." Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şu cevabı verdi: "Sen dışarıda kal. Elbette sen zaten ehli beyttensin."

Müslim, Tirmizi, Ahmed, İbn Cerir, Hakim, Beyhâki gibi muhaddisler, Ebû Said el-Hudri, Hz. Aişe, Hz. Enes, Hz. Ümmü Seleme, Hz. Vâsile bin Eska ve başka birçok sahabiden, Hz. Peygamber'in (s.a) Hz. Ali, Hz. Fatıma ve iki oğlunu Ehl-ül Beyt'ten saydığını gösteren birçok hadis rivayet etmişlerdir. O halde onları Ehl'ül-Beyt'ten saymayanların görüşü yanlıştır.

Yukarıdaki hadislere dayanarak Hz. Peygamber'in (s.a) hanımlarını Ehl'ül-Beyt kapsamı içine almayanlar da hata içindedirler. Çünkü Kur'an tarafından açıkça ifade edilen bir noktaya hadisle karşı çıkılmaz. Ayrıca zaten bu hadislerden böyle bir anlam çıkarılamaz. Bazı hadislerde rivayet edilen, Hz. Peygamber'in (s.a) ailesinden dört kişiye örttüğü örtünün içine Hz. Aişe ve Hz. Ümmü Seleme'yi (r.a) almaması olayından, onları Ehl'ül-Beyt içine dahil etmediği anlamı çıkmaz. Peygamber'in (s.a) eşleri zaten "ev halkı"ndandırlar; çünkü Kur'an onlara Ehl'ül-Beyt diye hitap etmiştir. Bununla birlikte Hz. Peygamber (s.a) Kur'an'daki bu açık ifadenin ailenin diğer üyelerinin Ehl'ül-Beyte dahil olmadığı gibi bir yanlış anlamaya sebep olabileceğini düşünerek, onların da (Hz. Ali, Fatıma ve iki oğulları) ev halkından olduğunu bu olay vesilesiyle ayrıca vurgulamıştır, eşleri için böyle ayrıca bir vurgulamaya gerek duymamıştır. Çünkü Kur'an bu noktayı açıklığa kavuşturmuştur.

İnsanlardan bir grup da, ayetin anlamını saptırarak, Ehl'ül-Beyt'in sadece Hz. Ali, Hz. Fâtıma ve iki oğullarını kapsadığını, Peygamberin (s.a) hanımlarının buna dahil olmadığını söylemişlerdir. Hatta daha da ileri giderek "Allah sizden pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor" cümlesinden, Hz. Ali, Hz. Fatıma ve iki oğullarının aynen peygamberler gibi ismet sahibi (günahsız) olduğu sonucunu çıkarmışlardır. Ayetteki "pislik" ile günah ve hatanın kastedildiğini ve Allah'ında belirttiği gibi Ehl'ül-Beyt'in günah ve hatadan temizlendiğini söylerler. Oysa ayetteki ifade onların pislikten uzaklaştırıldıklarını ve temizlendiklerini bildirmemekde, bilakis şöyle demektedir: "Allah sizden pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor." Konunun bütünlüğü de, burada Peygamber'in (s.a) ev halkının övülmesinin kastedildiğine dair bir ipucu vermemektedir. Tam aksine onlara ne yapıp ne yapmamaları gerektiği bildirilmektedir; çünkü, Allah onları tertemiz kılmak istiyor. Başka bir deyişle, onlara şu davranış tarzını benimserlerse, Allah'ın onları tertemiz kılacağı, aksi taktirde onları temizlemeyeceği söylenmektedir. Bununla birlikte, eğer: "Allah sizden pisliği uzaklaştırmak ve sizi tertemiz kılmak istiyor" sözünden Allah'ın onları günahsız ve hatasız kıldığı sonucu çıkarılırsa, Allah'ın namazdan önce abdest alan bütün Müslümanları da günahsız ve hatasız kılmaması için hiçbir sebep yoktur. Çünkü abdest alanlar hakkında da Allah şöyle buyurur: "Allah sizi tertemiz kılmak ve size olan nimetini tamamlamak istiyor." (Maide: 6)

Hatta amcası Ebu Talip ömrünü ve malını peygamberimizi müşriklere karşı korumakla,islamın devlet olması için çalışmakla geçirdi ama iman etmediğinden o bile affedilmedi kaldı ki İslamı yıkmak için islamın düşmanı ve onun men ettiği laişlik ve demokrasinin ateşli taraftarları olan aleviler affedilsin. Mümkün mü bu ve şimdiki tutumları ve yaptıklarıyla doğru yolda olmaları hele hele kıymaete kadar. Tabi hayal mahsulü şeyler bunlar. Onların ŞEYTAN tarafından nasıl kandırıldıkları ile ilgili bir makaleyi de getireceğim İnşaallah.

Kaynak Tefhimül Kuran
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
AŞK MANZARALAR - Scenes of a Sexual Nature (2006) HattoriHanzO Film Arşivi 0 29-06-2007 17:06


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:37 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Khaos.info