özür diliyorum üzerine çekincem ve şahsi metnimdir:
“1915'te Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor.
Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”
Geçtiğimiz günlerde yukarıdaki metin eşliğinde başlatılan bu girişim beklenen çevrelerden alkış, beklenen çevrelerden ise tükrük ve salya ile karşılandı. O açıdan bir sürprizi yok. Lakin bir de çekinceli duranlar var ki, ben de o cepheye dahilim.
Her şeyden önce, milliyet bağını aklımın erdiği günden beri reddeden biri olarak millet adına övünme ve yerinmeyi sadece akıl dışı değil, akıl bulandırıcı buluyorum. Merhum George Carlin’in milliyetçilikle övünmenin manasızlığını çok güzel açıklayan yaklaşımıyla başlayalım: bir milletten olmak bir yetenek değildir. Türk veya Amerikalı, Eskimo veya Japon olmak bir kabiliyet gerektirmediği gibi, bilinçli yapılmış bir seçim de değildir. Bu konuda hep yinelediğim iddiam nettir: milliyetiyle gurur duyanlar burçlarıyla neden gurur duymadıklarını açıklamaya muhtaçtır.
Bu sebepten dolayıdır ki, benim doğrudan katkım bulunmayan herhangi bir durum veya eylemle övünmeyeceğim gibi, utanmam da. Ben daha dünyada yok iken vuku bulmuş olaylarla ilgili üzerime yüklenmeye çalışılan olumlu veya olumsuz herhangi bir yaftayı her zaman reddettim, redddedeceğim.
Bu tabi ki Ermeni techirinden rahatsız olmadığım anlamına gelmiyor. Yaşanmış olan bir insanlık trajedisidir. Bunu “milli devlet oluşturmak” gibi mide bulandırıcı bahanelerele geçiştirmeye çalışmayı da insani bir engellilik durumu olarak kabul ederim. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma döneminde dört bir yanda başlayan dış destekli isyanlarda yaşanmış olanlar ve bunun Ermeni boyutu, yapılanları haklı çıkartmıyor benim gözümde. Kars’taki Ermeni çetesinin yaptığının bedelinin Manisa’da kendi halindeki Ermeniden ve dahi Kars’taki kendi halindeki Ermeniden çıkarmanın hakkaniyetini kabul etmek için vicdan niyetine hesap makinesi taşıyor olmak lazım. Devletlerin kuru ve yaşı aynı sobaya tıkma, ardından da çok üşüyorduk diye kendini savunma hakkı yoktur. Olmamalıdır.
Diğer taraftan, Ermenilere yaşatılan acıların bedelinin bugünün Türkiye’sine soykırım sıfatıyla yüklenmesine de karşıyım. Sadece bu sıfattan dolayı. Bunun bir sebebi, Ermeni techirinin her ne kadar planlı ve hesaplı uygulanmış resmi bir hareket olduğuna inanasam da, bunun Yahudi Soykırımı ile eşgörülecek bir eylem olmadığını düşünmem, diğeri ise Yahudilerin önemli bir bölümünün soykırımı kendine kalkan yaparak mazlumluktan zalimliğe ne kadar rahatça yatay geçiş yaptıklarını hepimizin görmüş olmasıdır. Soykırımın kabul edilmesi manevi bir tatminin ötesinde, maddi karşılıkların da talep edilmesine yönelik yolu açacaktır ki, Türkiye’nin konuya itirazındaki tek haklı yan kanaatimce budur. Yaşananlara sözlükteki tüm acı ve kötü sıfatları yakıştırabilirsiniz ancak bunu soykırım olarak tanımlamakta mutlak ısrar, benim açımdan, arkasında dün akan kandan bugün kara geçmek gibi çirkin bir amacı barındırıyor.
Ermeni techirinin ve beraberinde gelen kıyımın varlığının inkarına ne kadar karşıysam, adının soykırım konulması sayesinde alınmaya çalışılan yersiz ve haksız intikamın da o kadar karşısındayım. Yukarıda belirttiğim üzere, dedelerimizin eylemlerinin bizim hayatımızda belirleyici esas etken olması benim akıl ve vicdanımın kabul etmediği bir durum.
Bu sebeplerden dolayıdır ki, millet adına toplu gurur ve sevinci nasıl reddediyorsam, toplu utanç ve özrü de o şekilde reddediyorum. Yukarıdaki metni son kısmına kadar onaylıyor, ancak özür dilemiyorum. Kendimi özür dileyecek konumda görmüyor, üzüntümü ifade etme yönteminin, böyle ters bir sebepten dolayı da olsa, milliyetçilik çemberine dahil olmamı gerektirmediğine inanıyorum.
Ben; 1915'te Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor.
Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, duyduğum üzüntüyü samimi duygularla ifade ediyorum.