|
|
| Güncel Mevzular Yakın zamana ait mevzular. |
Eşcinsellik Tercih mi Yönelim mi?Güncel Mevzular içerisinde Eşcinsellik Tercih mi Yönelim mi? konusu: Son günlerde eşcinseliğin “tercih” mi, yoksa “yönelim” mi olduğu sorusu üzerinden götürülen bir tartışma var, çeşitli ortamlarda... Aklıselim insanlar/yazarlar biraz da tıp literatürünü karıştırarak bunun bir tercih değil “insanın elinde ...

29-11-2008, 09:55
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 01-11-2008
Mesajlar: 34
|
|
Eşcinsellik Tercih mi Yönelim mi?
Son günlerde eşcinseliğin “tercih” mi, yoksa “yönelim” mi olduğu sorusu üzerinden götürülen bir tartışma var, çeşitli ortamlarda... Aklıselim insanlar/yazarlar biraz da tıp literatürünü karıştırarak bunun bir tercih değil “insanın elinde olmayan” bir durum, yani cinsel yönelim olduğuna kanaat getiriyorlar.
Bu sonuçtan yola çıkarak -her ne kadar iyi niyetli olsalar da- insanın kendi iradesine dayanmayan bir varoluş türü için suçlanamayacağını, elinde olmayan bir sebepten ayrımcılığa maruz kalmaması gerektiğini savunuyorlar. “İyi güzel, sonuçta korumacı bir tavır var bu yaklaşımın arkasında” deyip de geçmeyin...
Kimseyi tatmin etmeyen argüman: Tercih değil yönelim
Gerçekten de tıp literatürü son kertede eşcinselliğin bir tercih değil, cinsel yönelim olduğunu, yani dürtüsel ve karşı konulamaz bir durum olduğunu; bu nedenle de tedavi edilebilecek bir olgu/hastalık olmadığını salık veriyor! Fakat cinsel yönelimlerle tercihlerin iç içe geçtiği durumlarda “tercih değil yönelim” argümanı herkesi tatmin etmiyor. Keza travesti bireylerin duygusal anlamda kendilerini mevcut biyolojik cinslerinden farklı bir cinse ait hissetmeleri yönelim kategorisine giriyor olabilir, ancak “vesti” halleri yani karşı cinsin giysilerine bürünmeleri yönelimin ötesinde bir tercih ve bir eylemdir!
İşte bu nedenle meseleye sadece ‘eşcinsellik tercih değil yönelimdir’ savunmasıyla yaklaşıldığında travesti bireylerin konunun dışında kalması söz konusudur.
Dört yanı normlarla çevrili bir dünya
Sadece travestilik değil, toplumsal cinsiyetçiliğin ve kökü ataerkilliğe dayanan her türlü muhafazakar yaklaşımın yapı itibariyle tüm farklılıkları ve normdan sapma teşkil eden halleri dışlama, ötekileştirme eğilimi gösterdiğini biliyoruz.
Örneğin, Malezya’da Yoga’nın İslam’a alternatif dinsel öğeler barındıran bir meditasyon yöntemi olması gerekçesiyle yasaklanması, Türkiye’de başörtülü öğrencilerin laikliğe aykırı bulunduğu için üniversiteye alınmamaları, devlet okullarında Alevi öğrencilerin dinsel farklılıklarının tanınmayarak çoğu zaman namaz kılmanın ve Arapça duaların öğretildiği/ezberletildiği din derslerine zorla sokulmaları, temel bir insan hak ve hürriyeti olan vicdani reddin Türk Silahlu Kuvvetleri (TSK) tarafından tanınmaması, Kürt vatandaşların kendi anadillerinde eğitim haklarının engellenmesi, eşcinsel evliliklerin birçok ülkede yasak olması... Bütün bunlar yönelim değil tercih olan farklılıkların çeşitli normlara aykırı düşmesi sebebiyle baskılanmasına misaldir: Din normu, dil normu, askerlik normu, vatandaşlık normu, erkeklik, aile, evlilik ve genel anlamda toplumsal cinsiyet normları ya da heteroseksist normativite...
Özde değil sözde
Eğer gey, lezbiyen ve transgender bireylerin yasal veya kamusal platformda savunuculuğunu yapacaksak farklı varoluşların zaman zaman yönelimsel olsalar da eylemlerden ayrılamayacağını unutmamamız gerekir. Evet, bir erkeğin başka bir erkeğe cinsel ve tinsel arzu duyması bir yönelim olabilir, ancak arzularını eyleme dönüştürüp dönüştürmemek yönelim düzleminden ayrılıp tercih ve eylem düzlemine geçmeyi gerektirir. Bu nedenle eşcinsel varoluş, eyleminden kopartılamaz! Aksi halde, “ne yapalım yazık, ellerinde değil ki bu bir yönelim” biçimdeki yarı-sempatik yaklaşımlarla çoğulcu bir politika üretemeyiz.
Yönelimlerle birlikte farklı tercihleri kucaklamayan söylemler, Türkiye’de “düşünce ve ifade” ne kadar özgürse, eşcinselleri de ancak o kadar özgürleştirebilir: özde değil, sözde!(OA/BÇ)
Kaos gl - Ankara
29 Kasım 2008, Cumartesi
Okan A.
|

29-11-2008, 18:04
|
 |
rütbe ney yav!
|
|
Üyelik Tarihi: 20-11-2008
Nerden: Ankara
Yaş: 30
Mesajlar: 19
|
|
|
"Tercih mi yönelim mi" tartışması insanların bütün davranışlarına uyarlanabilir aslında. Askere gitmemeyi "tercih etmek" de tercih olmayabilir belki de bir yönelimdir. Belki de kişinin doğuştan getirdiği zarar verememe gibi bir güdüsü vardır ve bu güdü sosyal yaşamında pekiştirilmiştir. Akabinde askere gitmek istememe, kişinin doğuştan getirdiği ve yaşamında edindiği deneyimlerin bir kombinasyonundan meydana gelen kişilik bütünlüğünün zorunlu olarak tercih ettiği bir seçenek de olabilir. Her seçimimiz bir yönelim olabilir.
Diğer taraftan bütün bu kişilik kuramları saçmalıktır, doldurmadır, kurmacadır ve kişi an an seçer, seçtikçe özü meydana gelir. İradesi vardır.
İnsanın tüm eylemleri ya seçilmiştir ya da tüm eylemleri yönelmiştir. Bence kimi yönelmiş kimi seçilmiş demek düzmecedir, yalandır, iftiradır. Ya herşey birbiriyle bağlı ya da herşey bağlantısızdır.
Aman banane nasıl oluyorsa oluyor ben yaşamama bakarım diyebiliriz. Ama gel gör ki yasası var çıkacak, yaşamı var düzenli. Biz de içindeyiz.
Diyelim ki eşcinselsiniz ve kardeşim hastasın sen bilmiyorsun ne yapacağını gel şurada bir ay misafirimiz ol beynini yıkayıp temizleyelim diyorlar. Meşrulaştırmak için de bu illet senin yönelimin, tanrıdan verilmiş, çevrenden verilmiş (ha tanrı ha doğa ne farkeder) diye cilalıyorlar. Yok ben kendim seçtim bunu demenin bir manası yok bence. Doğa vermiş ya da kişi seçmiş, özüne yapışık sonuçta sizene kardeşim rahat bırakın beni ister kız ister oğlan severim denmeli. Rahat bırakın insanları denmeli. Ha tanrıdan ha doğadan ha insandan belirlensin ha da belirlenmesin, onlar düzeni kurarlar düzensiz bir düzeni kurarlar.
|

30-11-2008, 15:28
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 20-11-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 22
Mesajlar: 209
|
|
|
Bİ ARA GAZETEDE OKUMUŞTUM EŞCİNSEL KİŞİLER KARSI CINS FEROMONLARINI* DEIL HEMCINS FEROMONLARINI CEKICI BULUOAR BU DA ESCINSELLIGIN SADECE PSIKOLOJIK DEIL FIZYOLOJIK BI BOZUKLUK OLDUĞUNU GOSTERIR
*FEROMON=KARSI CINSE (NORMAL DURUMDA) CEKICI GELEN VUCUT KOKUSU. KOLTUKALTI VE KASIK BOLGESINDEKI TER BEZLERINDEN SALGILANIR.
|

30-11-2008, 22:25
|
 |
rütbe ney yav!
|
|
Üyelik Tarihi: 20-11-2008
Nerden: Ankara
Yaş: 30
Mesajlar: 19
|
|
|
Aslında 2000'den bu yana DSM'de (Amerikan Psikiyatri Birliği'nin Tanı ve İstatistik El Kitabı) bile eşcinsellik bozukluk olarak görülmüyor Gothic-Vampiress.
Gazetede okuduğunuz her habere inanmayınız özellikle araştırma haberlerine dikkatli bakmanız gerekir. Çünkü bir konu üzerine yapılan tek bir araştırmadan yola çıkarak bunu bütün bir popülasyona genellerler. Bu nedenle peşin yargıda bulunmak doğru değildir. Aynı zamanda bu araştırmanın geçerlik ve güvenirlik bilgileri sağlam mıdır değil midir? Örneklemi yeterli midir? Yapılan diğer araştırmalarla tutarlılığı nedir? Keza bir gün yumurtanın 88 faydasını veren bir gazete bir kaç hafta sonra zararlarını verebiliyor. Bunun nedeni konu üzerine yapılan tutarsız çalışmalardır.
Ne yazık ki gördüğünüz tek bir araştırmadan yola çıkarak yargılarınızı kurmuşsunuz. Umarım daha etraflı ve eleştirel yaklaşırsınız bazı konulara.
|

23-01-2009, 22:59
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 25-08-2008
Mesajlar: 81
|
|
|
Her kimle ne yaşanırsa yaşansın kişinin kendini ilgilendirmeli.kimseye hesap vermemeli ancak dürüst olmalı hayatta.Maskelere sığınarak kendini kamufle etmek için başka insanların hayatları üzerine kumar oynamamlı bu insanlar.Ancak böyle yaşayan okadar çok kişi tanıyorum ki onlara hiçbir şekilde saygı duymuyorum bu ne bencilliktir. Çok kızıyorum ya çokkk. Hastalık mı sorusuna gelirsek hastalık burada işte diyebilirim ancak...
|

23-01-2009, 23:37
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 17-01-2009
Yaş: 24
Mesajlar: 8
|
|
|
Eşcinsel bireylerin, nöron ağlarında bazı farklılıklar olduğunu gösteren araştırmalar vardır. Bu araştırmalara dayanan bazı araştırmacılar, eşcinselliğin fizyolojik bir "farklılık", "bozukluk" olduğunu söyleyebilmektedirler. Fakat eşcinselliğin, tercih ya da yönelim oluşu ikilimine rağmen, uzun süredir bir "hastalık" olarak görülmediği gerçektir.
Cinsel yönelimlerin belirginleşmesinde esas olan, "sosyal öğrenme"dir. Cinselliğin hangi bireylere yöneleciğinden, cinselliğin hangi şekillerde yaşanacağına kadar, "haz" anlayışımızın sosyal öğrenmelerle gerçekleştiği gerçeğini gözardı etmek mümkün olmayacaktır. Bu bağlamda, eşcinsel bireyin nöron ağlarında meydana gelebilecek farklılıklar, geliştirilen sosyal yönelimlerle ortaya çıkar, diyebiliriz.
Ancak sosyal öğrenme, toplumun genelinin aksine eşcinselliğin nasıl oluşum gösterdiğini açıklamakta zorlanacaktır. Eşcinsel bireyin, yakın sosyal çevresinde eşcinsel bir model görme zorunluluğu olduğunu söylemek doğru olmayacaktır, zira bu örnekler oldukça azdır. Bununla birlikte, Freud'un önesürdüğü seksüel çatışmalar üzerinde düşünmek bizi aranan sebebe yaklaştırabilecektir.
Seksüel çatışmaların, kendi cinsinden ebeveyn ile özdeşleşme ile çözümlendiğini söyleyen Freud'un kuramı, tüm bilimsel temelsizliğine karşın, pekçok davranış için çok isabetli açıklamalar getirebilmektidir. Bireyin karşı cinse öykünen davranışlarının da, seksüel çatışmaların çözümlenmesi aşamasında karşılaşılan sorunlardan kaynaklandığı yönünde ciddi veriler vardır. Eşcinsel yönelimin de bu dönemden kaynaklandığını söylemek mümkün olabilmektedir.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken şudur: Eşcinselliğin çözümleme "sorunları"ndan kaynaklandığı söylenirse, eşcinsel yönelimi de bir sorun olarak ele almış oluruz. Burada, Freud'un söylemlerine yönelin bir eleştiride bulunmak gerekir. Freud, sosyal yapı ile paralel olarak seksüel çatışmalara karşı "belirli" bir çözüm sürecini anlatırken, aslında sosyal yapının birey üzerindeki yönlendiriciliği sorunsalını görmezden gelmiştir. Seksüel çatışmanın, çocuğun kendi cinsinden ebeveyni özümseyerek çözümlenmesi de, bir sosyal öğrenme davranışıdır. Oysa, sosyal yapıya dönük duruşun başka bir biçimde belirginlik kazanması, pekala çatışmanın çözüm sürecinde de farklılık yaratabilecektir. Bu farklılığın bir "sorun" olarak ele alınmaması önemlidir.
Eşcinsel birliktelikler, sağlıklı bir toplum yapısı için tehdir oluşturur mu?
Öncelikle şunu söylemek gerekir... Esas "Sağlıklı bir toplum yapısı" kişi için tehdit oluşturur. Toplumsallaşmadan indirgenmiş bireyselleşme süreci, sağlıklı toplum yapısı normlarının kişiye yüklenmesi ve böylece toplum tarafından biçimlenmiş bir kişilik yapısı oluşturulmasıdır ki, bu süreçte kişi yok olur. Artık kişilik vardır. Ve bu kişiliğin tüm diğer özellikleri gibi, hangi cinsten hoşlanacağı, cinselliği ne şekilde yaşayacağı da belirlenmiştir. Buna karşılık, bireyselleşme sürecinde ortaya çıkan "sapmalar", toplumun "öteki"lerinin oluşmasını sağlar. Bu ötekileştirme sendromu, toplumsal yapının birincil tehditidir. Oysa bu tehditi doğuran da, toplumsal yapının kendisidir.
Bu eleştirinin ardından nasıl bir toplum yapısı oluşturulması gerektiği tartışması, bizi konudan fazlaca saptıracaktır. Bu aşamayı atladıktan sonra söylenmesi gereken şudur: eşcinsel kişiyi "öteki" olarak görmek, korunmaya çalışılan toplumsal yapı için birincil tehdit unsurudur.
Zira eşcinselliğin bir yönelim ya da seçim olması tartışması anlamsızdır. Çünkü eşcinselliğe gelmeden önce, heteroseksüel ilişki de bir seçim değildir. Eğer ki, heteroseksüel bir birey, kendi eşcinselliği düşüncesi karşısında hoşnutsuzluk duyuyorsa, onun durumu da bir tercih değildir; sosyal bir biçimlenmedir. Denilebilir ki, kişiler doğuştan biseksülerdirler. Cinsel yönelim çocukluk döneminde belirginleşir. Böyle bir ortamda, eşcinselliğin tıpku zıtcinsellik gibi sıradan bir yönelim olduğu gerçeğinin kabullenilmesi, sağlıklı bir birey ve sağlıklı bir toplum için de gereklidir...
|

26-01-2009, 22:18
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 27-11-2008
Nerden: fizan
Mesajlar: 49
|
|
|
ne yönelim ne tercih escinsellik bi lükstür
Hayat bakısının odagına kilitlenir.
|

27-01-2009, 04:32
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 05-01-2009
Yaş: 28
Mesajlar: 9
|
|
|
"Keza travesti bireylerin duygusal anlamda kendilerini mevcut biyolojik cinslerinden farklı bir cinse ait hissetmeleri yönelim kategorisine giriyor olabilir, ancak “vesti” halleri yani karşı cinsin giysilerine bürünmeleri yönelimin ötesinde bir tercih ve bir eylemdir!"
yukarıdaki ifadede belirtilen karşı cinsin giysilerini tasarlayanların çoğu -en azından benim medya aracılığıyla karşılaştığım çoğunluk- yine kaos gl'nin tabiriyle "gey, lezbiyen ve transgender" olduğundan aslında o elbiselere de cinsiyet vermek biraz zordur. bu durum iki veya daha fazla biyolojik cinsin birbirine geçmiş olduğunun en büyük örneğidir.
Konu guneselikucucuk tarafından (27-01-2009 Saat 05:38 ) değiştirilmiştir..
|

26-04-2009, 22:48
|
 |
Daima Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 25-04-2009
Nerden: Ankara
Yaş: 37
Mesajlar: 50
|
|
|
Buraya kadar olan değerlendirmeler gerçekten çok değerli nüveler taşımakla birlikte konuyu sadece cinselliğin toplumsal yönü ve şekillenmesi ile ele alması açısından sanırım ki biraz kısır geçmiştir. Eşcinsellik, maymunların bir türü hariç neredeyse tümüyle insana ait bir fizyolojik/biyolojik/psikolojik bir durumdur. Karşı cinsle sınırsız birlikte olma olanaklarını sahip olan kişilerde de görülmekte olması bunu ek bir zevk arayışı olarak gören anlayışı kuvvetlendirse de geri toplumlarda bile toplumun aşırı tepkisine rağmen mevcut oluşu durumun fizyolojik/biyolojik kökenini ortaya koymaktadır. Erkek cins için ele aldığımızda nöron ağının yanı sıra anal bölgedeki sinir uçlarının çok gelişmiş olması da bu varsayımı gerçekten güçlendirmektedir. Ayrıca, karşı cinse benzer özellikte cinsel farklılaşmalar da eşcinselliğin bir tercih değil fizyolojik/biyolojik bir olgu olduğuna kanıt sayılmaktadır.
|

27-04-2009, 00:15
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 24-03-2009
Mesajlar: 12
|
|
|
Eşcinselliğin bir tercih veya yönelim, veya her ikisi birden olduğunu söyleyerek, birbirleriyle bağlantılı olduklarını veya olmadıklarını ifade ederek konunun yalnızca üst tabakasını kaşımış oluruz. Bu, 6-7 paragrafta incelenebilecek bir konu değildir. Konunun biyolojik yüzü var, toplumsal ve psikolojik yüzü var, bireysel yüzü var (kişinin çocukluğu, geçmişi, yaşadıkları, dünya görüşü vb)...
Ancak, bu konuda benim de söylemek istediklerim var. Yazıda da belirtildiği gibi, hoşlanma kısmı karşı konulamaz bir dürtü olabilir. Yalnız, eşcinselliğini dışavurma, hoşlanılan hemcinse yaklaşma kesinlikle opsiyonel. Tercihe bağlı yani. Bildiğiniz gibi, eşcinselliğini açık ve gizli şekilde yaşan insanlar var. Açık olarak yaşayanlar, öyle yaşamak zorunda oldukları için değil, öyle tercih ettikleri için yaşyıorlar, aynı gizli yaşayanlar gibi.
Tabi bu durumun bir de başka bir açılımı var. Bilgi eksikliğinden, eşcinsel olup olmadığını bilmeyen, hayatı boyunca da anlamayan çok fazla insan var. Yani o halde, eşcinselliğin bir dürtü mü yoksa tercih mi olduğu sorusunu yalnızca eşcinselliğin ne olduğunu tam olarak bilen ve kendisinin eşcinsel olup olmadığını anlayabilen insanlar üzerine mi soruyoruz?
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:42 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|