Ufak bir
kavram kargaşı var ortada. İnanç kelimesinin ifade ettiği şey konusunda. Önce onu açıklığa kavuşturalım:
Alıntı:
Erdoğan´isimli arızadan alıntı
İnanç hususu subjektiftir. Allah'ın varlığı ıspatlanamayacağı gibi, yokluğu da ıspatlanamaz. Bu durum da inançları "Hakaret" olarak algılamak zât-ı âlinizi bağlayan bir düşünce olur. Ama bunu inanalara karşı söylediğinizde, evet hakaret olur. Çünki izâfidir. Size göre yanlış olan, bana göre doğrudur. Benim inandığım değerleri "Boş inançlar" olarak algılamanız sizi bağlar, hatta bunu söyleyebilirsiniz de... Ama düşünceleriniz açıklarken "Ben" merkezli bir tavır, pek "Bilimsel" durmayacaktır.
İnanmayı "İnsanlık onuruna hakaret" olarak yorumlarsanız, yazınızın içinde örneklendirdiğiniz ve "Saygı duymamız gerekir" dediğiniz pagan dinlerden tek tanrılı dinlere kadar, tüm iman sahiplerine hakaret etmiş olursunuz.
Bir şeyi kabullenmemek ayrıdır, kabullenmediğimiz şeyleri başkalarını incitecek biçim de dillendirmemiz başkadır.
|
Benim dediğim de aynı şekilde yerinde duruyor, bu yanlış anlaşılma olmasın diye dikkat çekmiştim de halbuki:
Alıntı:
MorningStar´isimli arızadan alıntı
... İnanç dediğimizde sadece "Allah"a "İsa"ya veya "Uçan spagetti canavarı"na inanmak akla gelmemeli...
|
Alıntı:
MorningStar´isimli arızadan alıntı
... "Eşini dövme hakkının" olduğuna inanan birine laf etmeyeceksek ...
|
Burada hakaret niteliği taşıyan "
inanç", daha önce de belirttiğim gibi:
"kadının erkekten aşağı bir varlıktır ve erkeğin sözünden çıkarsa, erkeğin kadını iz bırakmadan dövme hakkı vardır." inancıdır. Bu Kur'an ayetlerinden, yoruma yer vermeyecek şekilde, edinilen bir "İnançtır". (Yorum; tekme-tokat mı yoksa iz bırakmadan yapılan çin işkenceleri mi uygulanmalıdır bazında olabilir elbet.) Eleştirilen de hakaret olarak görülen de budur.
Bir "
Dine iananmak" ile bir "
İnanç" taşımak aynı şey değildir. Yazıyı dikkatli okursanız "
İnanç" derken herhangi bir veya bütün "
inanç sistemlerini", yani
Dinleri, kasdetmiyorum. Ya da "inanma" olgusunun kendisini. Ki kelime de böyle bir şey ifade etmez.
İnanç dendiğinde sadece
dini inanç da akla gelmemeli;
ördeklerin arkamdan iş çevirdiklerine ve aslında dünyayı onların yönettiğine "inanabilirim". Hastalıklı bir durum olabilir ama, bu da bir inanç, dini temelleri olmasa da.
Alıntı:
Erdoğan´isimli arızadan alıntı
Kimse kabul etmediği düşünce/fikir ve inançlara saygı duymaz. Saygı, o düşünce/fikir ve inanç sistemleriniş kabul edenlerin düşünme ve inanma haklarınadır.
|
Siz saygımızın nesnesinin, sadece, "kabul edenlerin düşünme inanma hakları" olabileceğini söylemişsiniz. Ben ise tam olara şunu dedim:
Alıntı:
MorningStar´isimli arızadan alıntı
Budizme ve pagan inanışlara; doğaya ve kendine saygı, onur, şeref, yaşamın değeri ve anlamı gibi insanın bu dünyadaki varoluşunun değerini arttıran şeyleri hatırlattığı için, o inancı paylaşmasak da saygı gösterebiliriz, göstermeliyiz de.
|
Saygı:
Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı,
yararlılığı, kutsallığı
dolayısıyla bir kimseye,
bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram...
Yani saygımızın nesnesinin "İnanç sisteminin" veya "inancın" kendisi olabileceğini ve olması gerektiğini söylüyorum. Eğer o inanç veya inanç sistemi insanlara değerli bir şeyler öğretebiliyor, onları daha iyiye ulaştırıyorsa ve bu iyi "sadece kendi iyiliklerine" değil bütün insanlar için iyiyse, saygı göstermek en doğal davranış olacaktır. Sonuçta ne bana ne de başka bir canlıya zararı olan, tek derdi kendinin ve kendi gibi budist olanların kurtuluşunu sağlamak, onları kardeşlik, doğaya saygı, aç gözlü olmama gibi "erdem"leri öğretmek/hatırlatmak olan bir budist rahibe saygı duymam, "sadece" onun düşünme ve inanma "hakkı"na saygı duymamdan çok daha
insanca ve
saygılı bir davranıştır.
Arifim:
Neyin toplumsal neyin dini baskı olduğunu birbirinden ayırmak biraz güçtür aslında. Ama toplumları şekillendiren şey büyük oranda dindir. Veya daha net konuşmak gerekirse "Dinin belirli bir yorumu"dur. İslam dini, genel anlamda kadınları erketen aşağı bir varlık olarak görmekte mi? Evet öyle. Erkekler kadınların üzerine yönetici olarak tayin edilmiştir, miras hakları sınırlandırılmıştır, şahitlik konusunda da durumları aynı, evde sözünün geçmesi ise olası değil pek gibi gibi... Biz ne kadar gittikçe bunu yumuşatmaya çalışsak da bu öyle farklı "yorumlanacak" bir şey değil. İslami kurallara göre yaşamayı istiyorsanız, "Kadın da erkek ile eşit olsun şahitlikte" deme hakkınız yoktur. Bunu derseniz bir ayete, tanrı kelamına karşı geliyorsunuz demektir.
Sonuçta: O toplumsal yapıyı oluşturan da o dini sistem, o sisteme inananlardır. Kadınları aşağı bir varlık olarak görme, türk toplumunda özellikle, toplumsal olarak ortaya çıkmış bir şey değildir temelde. Kadının orta asya türklerindeki yeri malumdur. İslam'ın kabulünden sonraki konumu da ortada... İslam mevcut sabit ayetleri ile bu konumu otomatikman getiriyor, bizim yorumlarımız veya toplum onu bu konumu pek az etkileyebilmekte.
Öte yandan daha önce de değindiğim gibi; Müslüman olduğunu söyleyip, kadın erkek ile eşittir, kadının şahitliği erkğin şahitliği ile biridir, kadın da evde erkek ile aynı söz hakkına sahiptir vs... demek (en açık örnek olarak) islam'a karşı gelmektir.
Burada birkaç soru ortaya çıkar:
"Kaç ayetlere karşı çıkmak bizi müslüman sıfatından yoksun bırakır?
"Görmezden gelinebilecek ayetler nelerdir?"
"Görmezden gelinebilecek ayet sayısı kaçtır?"
...
Ama öte yandan benim belirttiğim yine aynı şey (filmi bir kenara bırakırsak da soru aynı) :
Kadının dövülebilecek bir varlık olarak ortaya konması insalık onuruna hakaret değil de nedir? Ayet ile sabit bir şekilde hem de...
Dipnot: Yazım hatalarına dikkat etmeyiniz, saat itibariyle kafa ancak bu kadar çalışabiliyor...