Ergenekon üzerine...
Bir memlekette bir şeyler değişiyor gibi görünüyor da, bu değişimden toplum bi haber bulunuyor ve olayları sadece seyrediyorsa, geçmişde ki bazı kirli/saklı işler birileri tarafından el altından "Nabza şerbet" misâli kontrollü veriliyorsa, sonunun hayra çıkacağından endişeliyim. Çünki bu bir tasfiye hareketi değil, toplumu yönlendirme hareketine benziyor. Tasfiye de, demokrasi kültürününü özümsemiş toplumun, demokratik kitle örgütleri vasıtasıyla gelişmelere bizzat müdâhele ve yönlendirmesi söz konusu olmalıdır.
Dikkatle takip edilecek olursa bu son gelişmeler daha ziyade "Eski solcu/yeni liboş" tabir edilen gazeteci ağırlıklı bir grup tarafından sergileniyor. Geçmişte "Solcu", bu gün "Liboş" olanların, yarın ne olacaklarını önceden tahmin etmek zor görünüyor. Son devre de yaşadıklarımız, ABD nin Ortadoğu'da ki tüm Baas rejimlerini, kendi menfaatleri doğrultusunda tasfiye hareketinini bir parçası değilse, T.C. nin kuruluşundan bu yana karşı devrime niyetlenenler için büyük bir temizlik harketi de olabilir.
Neden mi ?
1 Kasım 1922 den bu tarafa kendilerini bu ülkenin sahibi gibi görenlerin yaptıkları uygulamaları iyi tahlil etmek lâzım. Terakki perver Cumhuriyet Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası resmi ideolojiye uygun yazılan tarih kitaplaında "Çok partili hayata geçiş" denemeleri gibi gösterilir. Halbuki bu partiler paravandır. "Sarı Paşa" her dönem olduğu gibi en iyi yaptığı işi yapmış ve çevresindekileri amaçları doğrultusunda kullanmıştır. CHF dışında diğer partilerin kuruluşundan kısa süreler sonrasında ortaya çıkan amaçsız, bilinçsiz, kontrolsüz hareketler "Karşı devrim"(!) teşebbüsü olarak lanse edilmiş, bu manüplasyonlar demokrasinin değil tek parti iktidarina dayanan oligarşinin işine yaramış, sistemi meşru hâle getirmiş ve kuvvetlendirmiştir. Mustafa Kemâl kontrolü dışında kalabilecek gelişmeleri ve illegâl faaliyetleri önce siyasi partiler yoluyla legâl gibi kabul etmiş, bu tezgaha inanan insanlar meşru yollardan siyaset yapmayı düşünüp ortaya çıkınca biletlerini kesmiştir. Biraz tarih bilgisi olanlar Mustafa Suphi olayının da aynı minvâl de geliştiğini bilirler.
Demokrat Parti de, bu tezgâhın bir sonucudur. Menderes ve arkadaşları Halaskâr Zâbitan ile işbriliğine yanaşmayınca "Davul havasına" idam edildiler. Önceki tecrübelerden ders almış görünen DEMİREL, yedi defa gidip sekiz defa gelse de, kendisini sehpaya götürecek tavırlardan uzak kalmayı başardı. Cumhurbaşkanlığı döneminde Vural SAVAŞ'ı Yargıtay baş savcısı yapması; çoğunluk dururken Mesut YILMAZ'a hükûmeti kurdurması, onun hantal vücuduna rağmen değme dansözlere parmak ısırtacak kadar mükemmel kıvırdığının kanıtlarıdır.
Sözün özü vatandaşın bilinçli/örgütlü mücadelesine dayanmayan bu gelişmeler, hep etrafa pis kokular yaymaktadır. 1996 dan bu tarafa pek uzun zaman geçmedi. Bu müddet zarfında bireyin vatandaşlık şuuru ve demokrasi kültürü de, bu sonuçları ortaya koyacak hız da bir gelişme göstermedi. Bu durumda, 21. yy la beş kala hop oturup hop kalkan, tiyatro oyunu sonrası sincan sokaklarında tank yürüten, Istanbul'da camiden çıkan sakallı biraz sert hapşırsa Ankara'da "İrticaaaaa. !" diye bağıran Faşist/Cuntacı generaller, ne değişti de böyle sus- pus oturuyorlar ?
Bütün bunlara sebep % 47 mi ?
Lütfen ciddi olalım.
İnsanı parantez içine alarak gelişen her sistem, çökmeye mahkûmdur.
Konu Erdoğan tarafından (27-07-2008 Saat 00:37 ) değiştirilmiştir..
|