Alıntı:
KHAOS´isimli arızadan alıntı
KHAOS:
O degilde bu forumda uzun yazanlar G. W. Busha benziyo. Iskembeden salliyip, bosbos yaziyolar 
|
senin kast ettiğin şey buysa khaos;
"Birçok tavus kuşu kuyruğunu herkesten saklar -orgon gibi- buna da gururum der"
aşağıda ki uzun ve "boşboş" cevaba karşın adamın olması da.. gülünç-müş!!!
"artık ne cvap verdiğinin, pazar yerindeki kendince vızıldayan kendi vızıldamasını hayatın manasıymış gibi sunup vızıltısından da pek hoşlanmayıp kendime kanamadım ey hayat diye rahip esrikliğinde birtakım öznel erdemlere sığınıp duran sinekler arasında yerini almış olduğundan. Kendi öte dünyalarında bol intiharlar belki birgün sadece sorulan soruya cevap vermeyi de öğrenebilirsin kimbilir çünkü senin kim olduğunu ve hakkımda ne düşündüğünü sormamıştım hiç bir şey anlamamışsın,anlayamayacaksın da senin söylediklerinden ise bunun dışındac benim anşlayabileceğim birşey yok sen bunlardan bahsetmektesin hala.
Ne kadar aptalca! Bir soru soruyoruz ardından her nedense her cevapta ne olmadığımızı açıklamak zorunda kalıyoruz bu bilmiş kişilere. Sorulan basit soruya cevap vermek dışında her türlü ikiyüzlülüğe sahipler ve bunun kendi özgünlükleri olduğunu sanıyorlar. İyisi mi başlığın konusuna dair yazıp kapatayım konuyu öbür türlü nefretle uyuklayan ruhları horgörülerine uyandırmak dışında bir şey yapmış olmuyorum maalesef.
"Gerçekten yüz çevirip sözde derinliklerden hoşlanan kimseler, gerçeğin çirkin olduğu kanısındadırlar: En çirkin gerçeği bilmenin bile güzel olduğunu anlayamazlar. Sık sık ve derin derin öğrenmeye çalışan kimse sonunda -bulunması kendisine hep mutluluk veren -o büyük gerçeği hiç de çirkin bulmaz artık. Güzellik kendinde olan bir nesne var mıdır? Öğrenmeye çalışan kimsenin mutluluğu dünyanın güzelliğini arttırır, her şeyi daha güneşli hâle sokar... Bilgi, güzelliğini nesnelerin yalnız çevresine değil, o nesnelerin içine de koyar. İnsanlığın da buna tanık olmasını dileyelim."
"Sahte Bencillik. - Çoğu insan "egoizm" hakkında ne düşünürse düşünsün, ne söylerse söylesin, yine de yaşamı boyunca egosu için hiçbir şey yapmaz, tersine, sadece çevresindekilerin kafalarında kendi hakkında oluşmuş ve onlara bildirmiş olan ego hayaleti için yapar... bunun sonucu olarak bu tür insanların hepsi şahsına ait olmayan, yarı şahsi fikirlerin ve keyfi, sanki şiirsel değerlendirmelerin sisi içinde yaşar; biri ötekinin kafasında, öteki kafa da başka kafaların içinde. Kendine sakin bir görünüm vermeyi başaran fantezilerin harika dünyası! Bu fikirler ve alışkanlıklar sisi, sardığı insanlardan hemen hemen tamamen bağımsız olarak gelişir ve yaşar. İçinde "insanlar" hakkındaki genel yargıların müthiş etkisi bulunur... kendilerine yabancı olan bütün inanırlar. Ve bu soyutlamada yapılan her değişiklik, bazı güçlülerin kararlarıyla (hükümdarlar ve filozoflar gibi) olağanüstü ölçüde ve akıldışı derecede büyük kitleleri etkiler... bütün bunlar, bu çoğunluk içinde her bireyin gerçek, kendisi için erişilebilir olan ve kendisi tarafından kurulan bir egoyu, genel, kişisel özelliği olmayan kurguya karşı koruyamayıp onu böylece yok edememesinden kaynaklanır."
"Yazgıları olan insanlar, kendilerini taşırken yazgılarını taşıyanlar, tüm kahraman hamallar ırkı. Ah! Bazen kendiliklerinden dinlenmeyi ne kadar çok isterler! Altında ezildikleri ağırlıktan onları en azından birkaç saat için kurtaracak sağlam sırtlara, güçlü yüreklere ne kadar da çok susamışlar! Ve bu susamışlık da ne kadar da boş!... Bekliyorlar, önlerinden geçen her şeyden pişmanlık duyuyorlar. Hiç kimse, onların hangi noktaya kadar beklemede olduklarını tahmin edemiyor... Sonunda çok geç de olsa şu temel sakınımı öğreniyorlar: Artık beklememek; ve ardında ikinci sakınım: Nazik, alçakgönüllü olmak, her şeye katlanmak... kısacası o güne kadar katlandıklarından biraz daha fazlasına katlanmak."
"Bir gün bayağı kömür 'Niye böyle sertsin!' demiş elmasa. 'Biz seninle yakın akraba değil miyiz ki?' Niye böyle yumuşaksınız? Kardeşlerim, size soruyorum: siz benim, -kardeşlerim değil misiniz? Neden böyle yumuşak, böyle uysal, böyle verimser? Neden yüreklerinizde bunca yadsıma, bunca verinme var? Neden bakışlarınızda bunca az yargı var? Peki siz yazgı olmak, amansız kişiler olmak istemezseniz, bir gün benimle nasıl, iller açabilirsiniz? Peki sertliğiniz çakmak ve kesmek ve parça parça etmek istemezse, bir gün benimle nasıl, yaratabilirsiniz? Yaratıcılar sert olurlar da. Elinizi binyıllara basmak, balmumuna basar gibi basmak, mutluluk sayılmalı sizce, - -mutluluk, binyılların istemine yazmak, tunç üstüne yazar gibi yazmak, -tunçtan daha sert, tunçtan daha soylu. Ancak en soylu kişiler sert olur tepeden tırnağa. Şu yeni levhayı yerleştiriyorum üstünüze, kardeşlerim: sert olun!-"
"Uyku ve erdem üstüne pek güzel konuşan bir bilgeyi övdüler Zerdüşt’e. Kendisi bu yüzden çok saygı görür, el üstünde tutulurmuş, bütün gençler de kürsüsünün önünde otururlarmış. Ona gitti Zerdüşt ve bütün gençlerle birlikte, kürsüsünün önüne oturdu ve şöyle buyurdu bilge:
Saygı ve utanç duymalı uykunun karşısında! İşin başı budur! Ve kötü uyuyanların ve geceleri uyanık duranların yolundan çekilin!
Hırsız dahi utanç duyar uykunun karşısında:Hep geceleyin sessizce çalar. Utanmaz ama gece bekçisi, utanmadan taşır düdüğünü.
Öyle kolay bir sanat değildir uyumak onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir.
Günde on kez altetmelisin kendini; bu iyi bir yorgunluk verir ve canın afyonudur.
On kez yine barışmalısın kendinle çünkü altetme acıdır ve kötü uyur barışmayan.
On gerçek bulmalısın günde yoksa gece de ararsın gerçeği ve canın aç kalır.
On kez gülmelisin günde, yoksa gece de ararsın gerçeği ve canın aç kalır.
On kez gülmelisin günde ve sevinmelisin yoksa miden, o dert babası, gece seni tedirgin eder.
Bunu bile azdır. İyi uyumak için kişide bütün erdemlerin bulunması gerekir. Yalan yere tanıklık mı edeceğim? Zina mı edeceğim? Bütün bunlar uykuya iyi gelmez.
Ve kişide bütün erdemler olsa bile bilmesi gereken bir şey daha vardır:Erdemlerin kendilerini de tam vaktinde uykuya yollamak.
Tanrıyla ve komşuyla barış, bunu ister iyi uyku. Ve komşunun şeytanıyla bile barış! Yoksa geceleri tebelleş olur sana.
Yetkililere saygı ve boyun eğiş, çarpık yetkililere dahi!Böyle ister iyi uyku. Çarpık bacaklar üstüne yürümek istiyorsa güç, benim elimden ne gelir?
Her kim koyununu en yeşil otlağa ***ürürse, ben ona her zaman iyi çoban derim; bu bağdaşır iyi uykuyla.
Ne çok şerefim olsun isterim, ne de çok hazinem; ama iyi bir adın ve küçük bir hazinen olmazsa iyi uyunmaz.
Bence küçük bir topluluk kötü bir topluluktan yeğdir. Tam vaktinde gelip gitsinler de. Bu bağdaşır iyi uykuyla.
Çok hoşuma gider ruh yoksulları da bunlar uykuyu ilerletirler. Mutludurlar, hele kendilerine her zaman hak verilirse.
Böyle geçer erdemlilerin günü. Gece olunca uykuyu çağırmaktan sakınırım! Çağrılmak istemez o, uyku, erdemler hakanı!
Ama gündüzün ne yaptığımı ve ne düşündüğümü düşünürüm. Böyle, inek gib sabırlı, geviş getirirken kendime sorarım, senin on yengin nelerdi?
Ve gönlümü gönendiren on barışma ve on gerçek ve on gülüş nelerdi?
Ben bunları düşünür, kırk düşüncenin beşiğinde sallanırken, birden bastırır beni uyku, o çağrılmayan, erdemler hakanı.
…
Zerdüşt bilgenin bu dediklerini işitince için için güldü. Çünkü içine bir ışık doğmuştu. Ve şöyle dedi gönlüne:
Bence soytarının biri bu kırk düşünceli bilge: ama uyumayı iyi biliyor sanırım.
Ne mutlu bu bilgeye yakın duranlara! Böylesi uyku bulaşıcıdır, kalın bir duvardan bile geçer.
Kürsüsünde dahi büyü var. Gençlerin, bu erdem vaizinin önünde oturmaları boşuna değilmiş.
Onun bilgeliği şu: İyi uyumak için uyanık durmak. Gerçek, hayatın anlamı olmasaydı ve ben anlamsızı seçmek zorunda kalsaydım, bence de en seçilesi anlamsızlık olurdu bu.
Eskiden erdem öğreticileri aranırken, en çok neyin arandığını iyice anlıyorum şimdi. İyi uykuydu aranan ve afyon erdemler bu uyku için!
Bütün bu övülmüş kürsü bilgelerinin bilgeliği düşsüz uykuydu: Onlar hayat için daha üstün bir anlam tanımazlardı.
Bugün de bu erdem vaizi gibi olanlar var, herzaman bu kadar dürüst değiller: ama onların çağı geçti. Daha fazla ayakta kalamazlar artık: İşte yatmışlardır bile.
Mutludur bu uykulu kişiler: Çünkü çok geçmeden dalacaklardır"
Bitiş Türküsü
Ey Yaşamın öğlesi!Şenlikli zaman!
Ey yaz bahçesi!
Huzursuz mutluluk, kararlı, meraklı beklenti
Gündüz gece, hazır dostlarımı bekliyorum ben:
Nerde kaldınız, dostlar? Zamanıdır, zamanıdır, gelin!
Sizler için değil miydi, buzullar griliklerini
Bugün güllerle bezediler?
Dere arar sizi, özlemle bastırır, iter,
Rüzgar ve bulut, maviliklere daha yukarı,
Daha uzak bir noktadan gözlemek için yolunuzu.
En yükseklere kurdum sizler için masamı:-
Kim derinliklerine yıldızların uçurumların
Benim gibi böylesine olabilir yakın?
Ülkem benim-hani kiminki daha ileri?
Kim tattışimdiye dek balımı?...
İşte siz, dostlar! - Vay bana, yoksa ben değil miyim, Sizin istediğiniz?
- Yo, olmaz, hınçlanın biraz - duraksadınız, apışıp kaldınız!
Artık, ben değil miyim? Değişti mi elim, adımım, yüzüm?
Ve sizler için neyim ben Dostlar - ne değilim?
Bir başkası mıyım? Kendime yabancılaşmış?
Kendinden çıkıp kaçan?
Bir güreşçi sık sık kendi sırtını yere çalan?
Sık sık kendi gücünü kendine karşı çevirmiş,
Kendi zaferiyle yaralanmış ve durdurulmuş?
Aradım rüzgârın enşiddetli estiği yeri,
Öğrendim yerleşmeyi de,
Kimsenin yaşamadığı,ıssızlıkta, kutup ayısı yöresinde
Unutup insanı, Tanrıyı, duayı, bedduayı?
Buzullar arasında dolaşan bir hayalci olmayı?
- Siz eski dostlar! Solgunsunuz! Sarsıntıda
Aşk ve korku dolu bakın!
İşte, yapamıyorsunuz burada, yok, gidin, kızmayın!
- Burada uzak buzullarla kayalar arasında -
Avcılı olmalı insan, dağ keçisi gibi sırasında.
Vahim bir avcıyım ben! Bakın nasıl da keskin
Eğilmiş yayım benim!
Yalnızca en güçlüler eğebilir yayını böyle - -:
Tehlikelidir ha, okum,şimdi çekilin,
Hiç oka benzemez, kaçın canınızı kurtarın!..
Dönüyorsunuz ha? - Ey yürek, iyi dayandın,
Güçlü kaldı umutlarım:
Yeni dostlar gelebilir, kapıları kapamayın!
Girsin eskiler! Hatıralar uyansın!
Gençtin bir zamanlar sen de,şimdi daha genç insansın!
Umut bağı, bizi birbirimize bağlayan
İşaretleri okuyan
Aşk yazıldı üstüne bir kez solgun,
Parşömene benzetiyorum, elin
Tutmaya çekindiği - yanık kiriyle, uçmuş renginin.
Yetti artık dostlar - Ne diyeyim ben buna?-
Yalnızca dostların hayaletleri!
Yüreğimden ve penceremden vuruyorlar kapımı geceleri,
Bakıp söyleniyorlar: “Dost değil miydik sana?-
Ey pörsümüş söz, bir zamanlar gül gibi tazeydin ama!
Ey gençlik özlemi, yanlış anlaşılan!
Yanıp tutuştuğum,
Değiştirmek için düşlediğim yakınlarım
Eskiyip de çaptan düşen:
Yalnızca o değişmeli, kalmak için bana yakın.
Ey yaşamın öğlesi ikinci gençlikteki zaman!
Ey yaz bahçesi!
Huzursuz mutluluk, kararlı, meraklı beklenti!
Gündüz gece dostlarım hazır, bekliyorum ben.
Zamanıdır, zamanıdır, nerde kaldınız, dostlar? gelin.
Bitti türkü, - tatlı çığlığı özlemin
Öldü dudağımda:
Bir büyücü yaptı bunu: Bir dost tam zamanında,
Öğle dostu - hayır, sorma bana kim, sakın
Orada ikiye bölünen o, öğleyin...
Şimdi birlikte zafer kesin,
İşte şenliğin şenliği:
Dost Zerdüşt gel, konukların konuğu!
Gülsün dünya, yırtıldı perdesi dehşetin,
Erişti düğünüış ıkla zulmetin..."