Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Felsefe

Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir..


Platon'un Ütopyası: Devlet

Felsefe içerisinde Platon'un Ütopyası: Devlet konusu: Bugüne kadar farklı uygarlıkların farklı coğrafyalardaki düşünsel gelişimlerini gösteren kitapları inceledik ilk toplum tasarılarını gördük. Ancak bu ilk aşamalarda elbette dinden ayrılmış, laik bir ütopik kurgu yoktu. Bizlerin bugün kullandığımız ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 17-02-2007, 09:07
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
M€M€ÑTØ MØRÍ
BlackJack Champion, Desert Battle Champion, Rotation Champion, Home Run Champion, Gyroball Champion, Soap Bubble Champion, Alien Invasion Champion, Metal Slug Champion, Graveyard Champion, Lasagna From Heaven Champion, Trotter Track Champion, Killer Bob Champion, Alien Clones Champion, Bat and Mouse 2 Champion
 
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
Blog Başlıkları: 8
Standart Platon'un Ütopyası: Devlet

Bugüne kadar farklı uygarlıkların farklı coğrafyalardaki düşünsel gelişimlerini gösteren kitapları inceledik ilk toplum tasarılarını gördük. Ancak bu ilk aşamalarda elbette dinden ayrılmış, laik bir ütopik kurgu yoktu. Bizlerin bugün kullandığımız biçimiyle ilk toplum tasarısını Platon yapmıştı. İ.Ö.428-348 yılları arasında yaşamış, Atina'lı soylu bir ailenin çocuğuydu o. Atinanın altın döneminin sonunda, Perikles'in öldüğü yıl doğdu. Küçük yaşta Sokrates ile tanıştı. Oligarşi-demokrasi tartışmaları içindeki Atina'da siyasete eğilim duydu. Sokrates'in öldürülmesi ile birlikte demokrasi taraftarlığından vazgeçti. Euklides'in yanına Megara'ya ve oradan önce Mısır ve sonra da İtalya'ya gitti . Atina'ya dönünce İ.Ö. 387'de Akademia'yı kurdu ve bu akademi yüzyıllar boyu Avrupa düşünce tarihini etkiledi.Tekrar İtalya'ya dönerek genç Tiran'ın eğitimini üstlendi, ancak iki kez giriştiği bu çabadan canını zor kurtardı ve utopik cumhuriyetinin uygulamasını gerçekleştiremedi (İtalya'da tiranın politikasını eleştirince köle olarak satılıdı ama bir dostu tarafından alınıp azat edildi). Platon'un, bilgi, idealar, cesaret, ölçülülük, yasalara saygı, dil, sevgi ve çeşitli filozoflar üzerine çok sayıda eseri vardır. Bitiremediği son eseri 'Yasalar', yine Devlet'e ilişkin çalışmasının bir parçasıydı ve devletin iç düzenlemeleri tasarlıyordu.

Askeri bir devlet modeli
Platon'un değişime kapalı Cumhuriyet tasarımı ve yaşam tarzı, Sparta kent devletinden bağımsız düşünülemez. Yalnız Platona değil, Plutarkos'un yazdığı Sparta efsanesinden çıkan düşünceler, Rousseau'nun, Nietzsche'nin ve nasyonel sosyalizmin öğretilerini biçimlemekte büyük rol oynamıştır. İki kral tarafından yönetilen ve toprakların soylu sınıfa ait olduğu oligarşik bir devletti Sparta. Toprağı, -Grek olmalarına rağmen kölelleştirilen- helioslar işlerlerdi. Onların isyanlarını engellemek için bir gizli polis düzeni vardı ki, bu düzen Platon Cumhuriyetine korucular olarak eklenmiştir. Tek amaç, kendini bütünüyle devlete adamış iyi askerler olmaktı. Devletin kuramı, hiçbir kentlinin yolsul durumuna düşmemesi ve hiçbirinin zengin olmamasıydı. Kimsenin altın ve gümüş elde etmesine izin verilmezdi. Kadınlarsa -Yunanistan'ın diğer bölgelerinden farklı olarak- yalıtılmış değillerdi, erkeklere uygulanan eğitim onlara da uygulanırdı ve birlikte jimnastik yapılırdı. Evlenme ve askere alınma için yaş belirlemeleri yapılmıştı. Çocuk doğumu yasayla desteklenmişti. Üç çocuk babası askerlik görevinin, dört çocuk babasıysa tüm devlet görevlerinin dışındaydı. Krallarının davranışlarını denetlemek ve yüksek yargı için kura yöntemi ile seçilen ephoroslar eşitler arasındaki demokrasiyi sağlıyordu. Sparta'ya karşı öbür Grek kentlerince duyulan hayranlığın bir nedeni, onun durağan oluşudur. Yalnızca devlet modeli olarak değil, yaşamın sürüş biçimi, yerleşim, giyim kuşam anlamında da otantik kalmıştı Sparta.

Gerek felsefe gerekse de siyasette kendinden sonrakileri derinden etkilemiş bir düşünür olan Platon, Devlet yapıtıyla hem bir devlet teorisi tartışmasını hem de detaylı bir toplum tasarımıyla utopyalar dunyasını başlattı dersek pek de abartmış sayılmayız. Platon liberal olmayan düşünceleri enikonu allayıp pullamıştır. Böylece daha sonraki yüzyıllarda insanlar, önerilerin altında ne yattığını bilmeden onun utopik Cumhuriyetine hayranlık beslemişlerdir; daima övgüyle söz edilse de anlaşıldığından söz edilemez.

Devlet
Platon sürekli olarak halka, kendisinin erdemli sandığı görüşleri savunmuştur ve düşünsel açıdan hiç de namuslu değildir. Çünkü öğretileri toplumsal sonuçlarına göre yargılamaktan çekinmez, tartışmayı erdemli saydığı bir sonuca doğru yöneltmekle felsefeye o zamandan beri süregelen bu kötülüğü getirmiştir. Dinsel eğilim, ölümsüzlüğe olan inanç, öğütçü din adamı tutumu, mağara istiaresi, matematiğe saygı, akıl ve mistisizmin kaynaşması gibi felsefesinin belli başlı motiflerini Pytagoras'ın Orpheusçu öğretisinden almıştır. Parmenides aracılığıyla, gerçeğin ilksiz-sonsuz ve zamansız olduğu, bütün değişmelerin mantıksal bakımdan aldatıcı sayılması gerektiği inancını Herakleitos'tan da bunun tersi olan öğretiyi, yani, dünyada değişmez hiçbirşey olmadığı öğretisini eklemlemiştir felsefesine. Birbiri ile çelişik bu iki düşüncenin birleşimi onu, bilginin duyular aracılığıyla türetilemeyerek ancak, akılla elde edilebileceği sonucuna götürdü. Buradan çıkardığı siyasi sonuçlar da "Devlet"inin temelini teşkil etti elbette. Onları da maddeler halinde sıralarsak;

a- İyilik ve gerçeklik ilksiz ve sonsuz olduğundan, en iyi devlet, göklerdeki modeli yakından kopye eden, en az değişme ve enbüyük statik yekinliğe sahip, yöneticileri ilksiz ve sonsuz iyiyi en iyi anlamış devlettir.

b- Bir kişi iyi devlet adamı olacaksa iyi'yi bilmelidir. Bu entellektüel ve ahlaksal disiplinlerin birleşmesiyle başarılır.

c- İyi bir yönetici yetiştirmek için esaslı bir eğitim şarttır. Gerçek bilgeliğe matematik öğrenmeden varılamaz.

d- Bilgelik için boş zaman gerekir. Boş zaman, yaşantılarını kazanmak için çalışmak zorunda olanlar arasında değil, ayrı geçim araçlarına sahip ya da geçimlerini devletten sağlamış olanlar arasında bulunur.

Sonuç Olarak
Askeri örgütlenmeye ve filozofların yani en bilgili insanların yönetimine dayalı olarak düşünülen "Devlet", bireylerinin ne iş yapacaklarına dek kurgulanmıştı. Platon'un bilgi ve erdem ilişkisine atfettiği önem nedeni ile eğitime önem verilmişti. Ancak şu soruları sorduğunuzda Platon'un utopyasındaki mükemmellik hemen zedelenir;

a-Kime göre iyi, bilginin iyi ve kötü olanını kim belirler?

b-Bilmek iyinin garantisi midir?

c-İnsanların hangi işleri yapacakları belirlenirken, onların özgür iradeleri dikkate alınmazsa, bu insanların mutlu olması mümkün müdür ?

Ancak bütün bu sorular bundan sonraki diğer toplum tasarıları için de geçerlidir. Birilerinin, başka birilerinin yaşamını bu denli belirlediği ve onları sınıflandırdığı bir toplum tasarımı, bugün, bizim demokrasi ve özgürlük anlayışımıza kuşkusuz denk düşmüyor. Birey ve toplumu birbiri için var olan iki kategori olarak değil, bireyi toplum için feda edilebilir bir kavram olarak gördüğünüzde, zorunlu olarak baskıcı, totaliter bir yönetim öngörmüş oluyorsunuz. Ortaçağın başlangıcına, İtalyan Rönesans'ına ve sonrasında Nazizme kadar politika ve düşünsel alanda etkili olan Platon ütopyası, yani "Devlet"i, bu nedenlerle bizleri gelecek tasarımı yaparken zenginleştirmiyor, ancak bunu söylerken bir suçlu da yaratmamalı. Platon, insanlık düşünce tarihinde, yaklaşık 2400 yıl önce, kendi yaşadığı çağdaki sorunlardan, belirsizliklerden kalkarak mükemmeli yaratmak için ilk bütüncül devlet tasarımını yaptı. Sorun kendisinden sonra gelenlerin, neden bu antik çağa özgün koşullarla yaratılmış düşünce tarzını sevdikleri ve tekrarladıklarıdır.


ÖMER TÜRKEŞ
Kitap Gazetesi


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 28-08-2007, 00:00
.........
 
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 44
Mesajlar: 4,001
Blog Başlıkları: 1
eflatun adamım benim, ergen iken severdim, büyüdüğümde gördümki, tarif ettiği devlet modeli aslında, musolini ile hayat buldu günümüzde. Erdemli bir insanı bulupta, devleti kendi egosuna saplanmadan, idare etmesini beklemek ütopyadır. Hele günümüzde bir grup insanı develetin başına geçirip, kontrolsüz olarak bırakmak, sovyet rusyasından başka örnek gerektirmez her halde. eflatun adamım benim, sana kızmam, kızamam ben, nede olsa ergen iken severdim seni ordan kalma alışkanlık galiba. Makyevelin öncülü olarak, aslında bir çok filozofun ve sosyoloğun etkilendiği filozof olarak, hala gündemde olmasının nedeni, bilinç altımızdaki, hayvani egoya hitab etmesi olabilir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 02-09-2007, 22:39
possible_outside
Guest
 
Mesajlar: n/a
Dostlarım, Platon'dan Hegel'e idealizmin, (nesnel idealizm'de denilir) savı şudur: Kendinde bir Akıl vardır ve bu Akıl, şu bu kültüre, yaşam tarzına, sanıya, düşünceye göreli değildir. Her şeyin gerçeklik ölçütü bu Akıl'dır. Eğer böyle bir Akıl yoksa hiçbir konuda hiç bir gerçeklik ölçütü yoktur. Her şey oluş evreninde akar, yiter. "Platon sürekli olarak halka, kendisinin erdemli sandığı görüşleri savunmuştur ve düşünsel açıdan hiç de namuslu değildir." Bu mümkün gözükmüyor. Onun yaşamı üzerine yazılanlar da onun kişiliği üzerine edineceğimiz bir kitap olarak kendi "Yedinci mektup" kitabı onu gerçekten fikirlerine inanan biri olarak gösteriyor. Kastedilen kitaplarında ortaya farklı yaklaşımlar da getirilebileceği ise Platon pek çok farklı yaklaşımı kitaplarında sergiliyor da. Yine sofist kitabında çok sevdiği Parmenides'e katılmasına karşın sizin de farkettiğiniz gibi Varlık-yokluk sorununda karşıt görüş gibi alınacak Herakleitos'un da haklı olduğunu ve Herakleitos'un daha yüksek bir duruşu olduğunu savunurken de içinden geldiği elit kültürün fikirlerine de karşı düşüyor. Ki genel olarak aralarında en ünlüleri birbirinden çok farklı olan Platon ve Xenephon gibi öğrenciler olan Sokrates'in tüm öğrencileri toplumsal kültürden çok başka düşünen insanlardı. Neden Sokrates'i önce dışarıda bırakan sonra da öldüren Athena'nın soyut ve ancak köle olmayanlar için geçerli özgürlük ve demokrasisi ile günümüzün batı demokrasileri aralarında benzeşim de kurmuyoruz. Sizin Sparta çözümlemenize ek olarak.
Sonuç ona göre Aklın yani evrensel aklın yani idealar aleminde ve bu alemde varolan aklın gerçekliği.

"-Kime göre iyi, bilginin iyi ve kötü olanını kim belirler?" Yanıtın mümkün olduğunu düşünüyor Platon, yanıtı herhalde şu olurdu: Bu oluş evrenin görüngülerinin içi de olarak görülebilecek bengi-değişmez tanrısal akıl.
Şunu da belirtmeliyim ki Platon, pythagorasçılığın doğu felsefesinden gelen reenkarnasyonunu "Phaidon" kitabında akla uygun bulmasına karşın hiçbir dine inanmıyordu. Gizemcilere küçültme amaçlı değnek taşıyıcısı denirdi. O da öyle derdi. Gizemli şeylerin varolduğuna ve ussal çözümlenmesi gerektiğine inanıyordu.

"b-Bilmek iyinin garantisi midir?" İşte en zorlu soru. Hepimiz nedenleri her ne olursa olsun bilincimizin onayladığı düşünceyi edimselleştirir veya edimselleştirmek istiyoruz. platon'da hatta genel olarak idealizm'de biz bir sorunun doğru yanıtını bilirsek bu bilincimizde yer alır ve kötülük yapamayız. İlk bakışta safça gelebilir. Ama kitapları satır satır okursak bana göre iyi bir inceleme bir "gerçekliğin bilgisi iyilik getirir" hiç de öyle kof, saf bir yargı olmadığını gösterebilir. Ben şimdilik "bilerek de kötü ruhlu olunabileceği" gibi bir fikirden yanayım.

Şu, en az ölçüsüzlüktür: Naziler Platon'un kitabından destek bulmuş, bunu biliyorum. Herhalde anlayabildikleri tek yer Platon'un sakat, engelli doğan çocukları tecrit etmek gerektiği gibi ona göre ussal bana göre us-dışı yargısı gibi bir kaç yerdir. Mussolini kendini Hegel'e dayandırırdı diye biliyorum. Platon'da olabilir. Stalin de kendi diktatörlüğüne Marx'ın proleterya diktatörlüğünden destek buluyordu.

Şimdi en önemli sorun şu: Bu tartışılsın isterim. Bir devlet varolacaksa ve bütün insanların özgür istençleri tarafından onaylanmayacaksa varolmayı haketmemişmidir? Ya da örneğin soru şu: Her toplumsal düzen bazı engelleri yasakları getirecekse biz kaos durumunda yaşamayı mı seçmeliyiz?

Çok uzun oldu. Ama konu iyi konu.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
devlet, utopyasi, platonun


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:46 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info