Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Felsefe

Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir..


Doğan Özlem; bir türk filozofu.

Felsefe içerisinde Doğan Özlem; bir türk filozofu. konusu: DOĞAN ÖZLEM 1944 yılında İzmir’de dünyaya gelen Doğan Özlem, ilköğrenimini bu şehirdeki Oltu İlkokulu'nda, ortaöğrenimini Tilkilik Ortaokulu'nda tamamladı. Özlem İzmir Atatürk Lisesi' nde başladığı lise öğrenimini ise üçüncü sınıftayken ekonomik ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 19-12-2007, 18:05
philosophiaperennis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
fuzuli insan..!
 
Üyelik Tarihi: 17-12-2007
Nerden: muğla (sakarya)
Yaş: 24
Mesajlar: 108
Standart Doğan Özlem; bir türk filozofu.

DOĞAN ÖZLEM

1944 yılında İzmir’de dünyaya gelen Doğan Özlem, ilköğrenimini bu şehirdeki Oltu İlkokulu'nda, ortaöğrenimini Tilkilik Ortaokulu'nda tamamladı. Özlem İzmir Atatürk Lisesi' nde başladığı lise öğrenimini ise üçüncü sınıftayken ekonomik nedenlerle yarıda bırakmak zorunda kaldı. Bu dönemde kunduracı çıraklığı, sayacılık, tezgâhtarlık gibi çeşitli işlerde çalıştı. 1965 yılında askerliğini yapmak üzere Sivas'a gitti. Özlem, askerliği sırasında liseyi dışarıdan sınavlara girerek bitirdi. 1967 yılındaki terhisinden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü' nde yüksek öğrenimine başladı. Bu bölümü "Herbert Marcuse ve Analitik Felsefe" başlıklı teziyle 1971 yılında bitirdi. Felsefe doktorası yapmak amacıyla gittiği Almanya’da dört yıl kaldı. Almanya’da 1971-74 yılları arasında çeşitli işlerde çalıştı. Ekonomik nedenlerden dolayı doktorasını tamamlayamadan Türkiye’ye döndü. 1974 yılında mezun olduğu bölümde doktorasına yeniden başladı. Özlem, 1979 yılında, "Max Weber'de Bilim ve Sosyoloji" adını taşıyan teziyle doktorasını tamamladı. Özlem 1980 yılında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde araştırma görevlisi çalışmaya başladı. Böylece çok farklı işlerde geçen yıllardan sonra Özlem için, akademik çalışmalar konusunda çok verimli/üretken bir dönem de başlamış oldu. 1988 yılında doçent, 1993'te ise profesör oldu. Özlem, bu bölümde sürdürdüğü öğretim üyeliği görevinden 2001 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Aynı yıl Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde yeniden akademik hayata döndü. Halen aynı bölümde bölüm başkanıdır.
Doğan Özlem, oldukça üretken bir felsefeci ve öğretim üyesi olarak göze çarpmaktadır. Türkiye’deki kısır düşünce hayatı bakımından söz konusu üretkenliğin özel bir önemi vardır. Özlem’in telif eserlerini şöyle sıralayabiliriz: Bilim Felsefesi (ders notları-1981), Ahlak Felsefesi (ders notları-1982), Tarih Felsefesi (1984), Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi (1986), Max Weber’de Bilim ve Sosyoloji (1990), Mantık (1991), Felsefe Yazıları (1993), Metinlerle Hermeneutik (Yorumbilgisi) Dersleri I-II (1994), Felsefe ve Doğa Bilimleri (1995), Bilim,Tarih ve Yorum (1998), Siyaset, Bilim ve Tarih Bilinci (1999), Liseler İçin Mantık (1999), Kavramlar ve Tarihleri-I (2002). Doğan Özlem’in çevirileri arasında şu kitaplar yer almaktadır: Kant’ın Yaşamı ve Öğretisi, E. Cassirer (1988), Günümüzde Felsefe Disiplinleri (1990), Tarihselcilik Sorunu, Eric Rothacker (1990), Bilim Kuramına Giriş, E. Ströker (1990), Heidegger Üzerine İki Yazı, O. Pöggeler/B. Allemann (1994), Heidegger, Bir Filozof, Bir Alman, P. Hühnerfeld (1994), Georg Simmel,Yaşamı, Sosoyolojisi, Felsefesi, W. Jung, (1995), Hermeneutik (Yorumbilgisi) Üzerine Yazılar, (1995), Tekniğe İlişkin Soruşturma, M. Heidegger, (1996), Hermeneutik ve Tin Bilimleri, W. Dilthey, (1999).
Özlem’in eserlerinin, felsefenin geniş bir problemler alanına ilişkin olduğu görülmektedir. Ancak hangi kavram ya da problemle ilgili olursa olsun Özlem, felsefe çalışmalarını hermeneutik (yorumbilgisi) geleneği içinde sürdüren bir felsefecimizdir. Öncelikle, onun, bizde pek tanınmayan “tarih felsefesi” ve “kültür felsefesi” gibi felsefe disiplinlerinin konu ve problemlerini dile getirdiğini ve bunu da yine bizde pek yaygın olmayan bir yaklaşımla gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. Bu yaklaşım, “tarihselci/hermeneutik” bilim ve kültür felsefesinin yaklaşımıdır. Özlem’in de eserlerinde zaman zaman belirtiği gibi, ülkemizde uzun yıllar bilimden anlaşılan şey, doğa bilimleri olmuş, bu bilimler tek ve biricik bilme etkinliği olarak görülmüş ve başka bir bilim anlayışının da bulunduğu neredeyse unutulmuştur. İşte bu saptamadan hareketle, Doğan Özlem’in eserlerini ve felsefi tutumunu, pozitivizmin dar ve tek yanlı bilim anlayışına yöneltilen bir eleştiri ve sorgulama olarak yorumlayabiliriz.
Özlem, bilim anlayışında tarihselci, kültür ve tarih felsefesinde insancı ve bütün konularını ve problemlerini ele alma yöntemi bakımından ise hermeneutik bir tutumla hareket etmesiyle dikkati çekmektedir. Özellikle kültür bilimleri felsefesinin problemleriyle ilgilenmekle birlikte, genel olarak bilim kavramı üzerine ve doğa bilimleri üzerine de yazı, kitap ve çevirileri bulunmaktadır. Hem bir ifade şekli hem de bir değerlendirme ölçütü olarak hermeneutik (yorumlamacı-anlamacı) bir söyleme sahiptir. Hermenutikçi bir felsefeci olarak, ortaya koyduğu yaklaşımda ve buna bağlı olarak ortaya çıkan eserlerinde dikkati çeken bazı özellikler saptamak mümkündür. Bunların neler olduğunu kısaca belirlemek gerekirse, Özlem’in hermeneutik yaklaşımına dayalı olarak, mutlakçılığa karşı relativist, ezeli ebedi ve tekçi hakikat anlayışına karşı tarihselci, evrenselciliğe karşı bireyselci ve kesinlikçiliğe karşı septik tavırların yön verdiği bir felsefe anlayışına sahip olduğu görülmektedir. Özlem’in tarihselciliği, insancılığı ve yorumsamacılığı, onun bilim felsefesinde pozitivizmi ve neo-pozitivizmi, kültür ve tarih felsefesinde doğalcılığı ve belirlenimciliği (onların türlü biçimlerini) ve açıklamacı-yasacı (nomotetist) yaklaşımları eleştirmesine, bunlara karşı amansız bir mücadeleye girişmesine yol açmıştır. Özlem’in özellikle son çalışmalarında ise, bilim felsefesi ve siyaset felsefesi başta olmak üzere, hermeneutik açıdan bir “evrensellik/evrenselcilik”, “küreselleşme” ve “post-modernizm” eleştirisini gündeme getirdiğini saptayabiliriz. Özcülük/nominalizm karşıtlığının da, onun bu bağlamda incelediği problemlerin başında geldiği görülmektedir.
Felsefi hermeneutiğin kurucularının ve ona en uygun çerçeveyi çizenlerin Schleiermacher ve Dilthey olduğunu belirten Özlem, hermeneutik gelenek karşısındaki tutumunu şöyle ifade eder: “Heidegger hermeneutik mirası kendi keyfince yorumlamıştır ve hermeneutiği kendi felsefesine uyarlamıştır. Oysa hermeneutik herhangi bir felsefeye uyarlanamaz; tersine o felsefelerin neliği üstüne de gerçekleştirilen bir yorumlama faaliyetinin öğretisi, bu yönüyle felsefenin felsefesidir. Gadamer de, 20. Yüzyılda hermeneutiğin Almanya dışında ve tüm dünyada tanınmasına büyük hizmeti geçmiş olsa da, Heidegger’in bir öğrencisi olarak, hermeneutiği ana amacından saptırarak, onu bir çeşit doğruluk (hakikat) öğretisine dönüştürmek istedi. En ünlü yapıtının adı (Doğruluk ve Yöntem) bile, onun niyetini belli eder. Oysa hermeneutik, binlerce yıllık tarihine baktığımızda, her şeyden önce bir yorumlama öğretisi ve sanatıdır. Schleiermacher ve Dilthey’la birlikte bir felsefe, ama varolan yöntem öğretisine ışık tutan ve her türlü bilme ediminin temellerini ve niteliklerini işaret eden bir felsefe de hermeneutiğe eklendi." Özlem, hermeneutikten üç şey anladığını belirtir: “1.binyılların yorum sanatı, yöntemi ve tekniği, 2.bu sanat, yöntem ve tekniğe ışık tutan bir yorum öğretisi, 3.bu yöntem öğretisini temellendiren felsefe. Burada tartışma, esasen hermeneutiğin bu üçüncü görünümü, onun ‘felsefe’ olmak bakımından neliği üzerinde yoğunlaşıyor. O, felsefeyi ve “felsefeler”i de anlamayı amaçlar; bu yönüyle ‘felsefenin felsefesi’ görünümüne de sahiptir. Gerçi şunu da belirtmek gerekir ki, ‘felsefenin felsefesi’ de, en nihayet bir ‘felsefe’dir. Ama hermeneutik, bana göre, bir felsefe olmaktan çok, bir felsefe yapma tarzıdır. Bu bakımdan hermeneutik, diğer felsefe yapma tarzları arasında yer alan bir felsefe yapma tarzı ve en önemlisi bir felsefi eleştiri tarzı olarak da görülmelidir.”
Özlem’e göre, hermeneutiğin pozitivizme karşı çıkışını, bir rabet ya da cepheleşmenin sonucu olarak görmemek gerekir. “Çünkü hermeneutik faaliyet, insan eli ve düşüncesinden çıkmış olan herşeyi anlamak ve yorumlamak gibi bir görevi yerine getirmekle yükümlüdür. Dolayısıyla pozitivizm de, tüm görünümleriyle, hermeneutik yorumlamanın bir nesnesidir. Ne var ki, aynı pozitivizm, insanı, tarihi ve toplumu kavramak konusunda pek sığ ve sekter bir akım olması dolayısıyla, hermeneutiğin anlamacı tavır yanında aynı zamanda eleştirel tavırla da yaklaşmak zorunda kaldığı bir akım olmuştur.”
Felsefe tarihini hermeneutik bir yaklaşımla gözden geçirip değerlendiren Özlem, bu alandaki görüşleri/yaklaşımları başlıca iki gruba ayırır: evrenselci felsefe ve tekilci felsefe. Bunlar tüm felsefe tarihinde karşılaştığımız iki felsefe yapma tarzı ve tipidir. Özlem’e göre, “birinci tarz (evrenselci) veya tip, felsefe tarihinde başat ve en yaygın tarz ve tip olarak karşımıza çıkıyor. Bu tarz ve tip içerisinde Platon’dan Aristoteles’e, İslam ve Batı Ortaçağlarının filozoflarına, Yeniçağın başlarında Descartes’tan, Spinoza’dan Leibniz’e, Aydınlanma çağının hemen tüm filozoflarına ve 19. Yüzyılın ortalarına ve günümüze kadar (...) çok sayıda filozofu anmak mümkündür. İkinci tarz veya tip içerisinde yer alan filozofların sayısı birinciye göre oldukça azdır. Bununla birlikte Grek septiklerini, Pyrrhon’u, ünlü sofistler olarak Protagoras’ı, Gorgias’ı; geç dönem Batı Ortaçağ felsefesinin nominalistlerini, özellikle bir Ockham’lı William’ı; Yeniçağın birçok duyumcu filozofunu, özellikle felsefesinin ilk evresiyle Berkeley’i, felsefi hermeneutiğin ilk önemli filozofları Schleiermacher’i ve Dilthey’ı; irrasyonalizmin filozofu Nietzsche’yi ve 20. Yüzyılda hermeneutiğe kendine özgü bir yön vermiş olan Heidegger’i” anmaktadır.
Özlem, tekilci düşünce çizgisinde yer alan septik, agnostik, sofist, relativist, nominalist, nihilist ve irrasyonalist nitelikteki filozoflar için felsefeden anlaşılan şeyin farklı olduğunu belirtir: “bunların ortak yönleri, “felsefe”yi evrenselin bilgisine, Hakikat’e ulaşma çabası olarak anlamayı reddetmeleridir. Özellikle rölativistler ve irrasyonalistler, bir yeti olarak sahip olduğumuz (büyük harfle) Akıl’ın ve mantıksal düşünmenin, evrenin kendisinde bir akılsallığın ve mantıksallığın bulunduğunun kanıtı olamayacağını; tam tersine, akılsallığın ve mantıksallığın, ancak evrenin akıldışı ve mantıkdışı bir alan olduğunun görülmesine aracılık edebileceklerini ileri sürmüşlerdir.”
Aristoteles’ten Hegel’e ve hatta günümüze kadar, birçok filozofun “rasyonel olanı gerçek, gerçek olanı rasyonel” olarak kabul ettiğini saptayabiliriz. Bu aynı zamanda evrenselci felsefenin bir sloganı/ilkesi durumundadır. Gerçek rasyonel ise yapılacak şey bunu empirik ve rasyonel yöntemlerle araştırmak, bulgulama yoluyla ortaya koymaktır. Modern bilim de, işte bu evrenselci felsefe tipi örneğinden ve modelinden hareket etmiştir. Ama bunun, felsefe alanı içerisindeki felsefelerden yalnızca biri olduğunun unutulmaması gerekir. Çünkü felsefe alanında rasyonel tip felsefeler yanında mistik tip felsefeler, irrasyonel tip felsefeler, septik tip felsefeler ve daha çeşitli felsefeler vardır. Bu nedenle Özlem’e göre, “bu felsefeler çokluğu içerisinde belli bir felsefeyi, felsefenin tümü gibi sunma hakkına tarihsel olarak sahip değiliz.” Ancak rasyonel tip felsefenin, Batı kültürüne damgasını bastığı da yadsınamayacak bir olgudur. Bununla birlikte, Özlem, “bu kez de bir gerçeklik hakkında birden çok rasyonalite ile karşılaşılması” durumundan söz eder: “Peki gerçek bir ise ve bu gerçekliğin tek bir rasyonel yansıması var ise bu kuramlar çokluğu nedir? O zaman gerçekliğin tek olduğunu kabul etmemiz halinde bile, gerçeklik hakkındaki konseptlerin çokluğunu kabul etmemiz gerekiyor.”

Rasyonalitenin bir kenara atılamayacağı görüşüne katıldığını belirten Özlem’e göre, burada önemli olan, rasyonalitenin ne yolla ve hangi amaçla kullanılacağıdır: “Rasyonaliteyi bir kenara atmak değil, tekilin tümelliğini anlamak gibi bir amaçla kullanırsak o zaman doğru kullanacağımız kanaatindeyim ben. Ama rasyonaliteyi tümelin, evrenselin bilgisine ulaşmanın aracı olarak anladığımız taktirde çıkmazlardan kurtulamayacağımız görüşündeyim.” “Tekilin tümelliği”, Rothacker ve Cassirer’in kullanmış olduğu bir terimdir. Onlar tarinsel ve toplumsal olan her şeyin tekil olduğunu, ama insanın zihinsel yapısı gereği, bu tekili, tümellikle ele almak zorunda olduğunu belirtmiştir. Özlem de bu terimi açımlamak için şöyle bir örnek verir: “Örneğin Cumhuriyet dönemi Türkiye’si ile bir tarihçi olarak ilgileniyorsanız, o tekili kendi tümelliği ile ele alma şansına sahipsinizdir. Ama bunun dışında bir tümellik elde etmeye izniniz ve hakkınız yoktur. İnsanlık tarihi hakkında, tüm toplumlar hakkında, tüm kültürler hakkında global konuşmaya hakkınız yoktur.” Özlem, bu şekilde anlaşılan tikelciliğin, gerçeğe daha uygun bilgi elde etmenin yolu ve yöntemi olduğunu ifade eder. Tekilcilik, tarihselci bilgi ve bilim felsefesinin ayırt edici bir özelliğidir.
Tarihselciliğin öncelikle bir insan felsefesi olduğunu vurgulayan Özlem’e göre, “o, insanın yapıp ettikleri temelinde, yani tarihte tanınabileceğinden, tarih-dışı ve tarih-üstü bir konumdan hareketle insan hakkında konuşulamayacağından hareket eder.(...) Tarihselcilik, en önemli yönüyle, insan varoluşunun sabit, değişmez, ezeli-ebedi nitelikleri bulunmadığı, onun bir özünün olmadığı veya bu ‘öz’ün, paradoksal olarak, ancak ve sadece ‘insana özgü ve ona ait zamansallık’ olarak tarihsellik olduğunu iddia eden felsefe anlayışıdır.”
Özlem’e göre, “Tarihselcilik, insanı kendi gerçekleştirdikleri temelinde kavramayı/anlamayı esas alan tutumuyla, öncelikle bir insan felsefesi olduğu kadar, felsefeyi tarihin içerisine almak ve onu orada değerlendirmekle, bir ‘felsefenin felsefesi’ konumuna da sahiptir.” Özlem’in deyimiyle, felsefe tarihinde “evrenselci/akılsalcı felsefelerle septik, rölativist, nominalist, irrasyonalist felsefeler birbirleriyle çekişip durmuş, hatta bazı dönemlerde evrenselci/akılsalcı felsefelerin kendi dışındaki felsefelere karşı acımasız bir savaş yürüttüğü dönemler olmuştur. Evrenselci/akılsalcı felsefe şunu görememiş ya da gördüğü halde örtbas etmiştir. Bizzat felsefeler arası bu çekişme ve savaş olgusunun kendisi, ‘felsefenin tarihselliği’nin kanıtıdır. Ancak felsefenin tarihselliğinin göstergesi olarak felsefeler çokluğu, kendi içerisindeki çeşitlenmeleriyle yine bizzat bir felsefe, evrenselci/akılsalcı felsefe tarafından ortadan kaldırılmak istenmiştir.”
Bilindiği gibi hermeneutik gelenekte felsefe, insanın bir nesnelleştirmesi olarak anlaşılır. Bu nedenle “felsefeyi tarihin üstüne yerleştirmek imkansızdır; fakat aynı felsefeyi bir insani nesnelleştirme olarak reel yerinde, tarihin içerisinde değerlendirmek mümkün ve gereklidir. Ve bu değerlendirme de yine bir felsefe, tarihselcilik içerisinden yapılabilir.” Özlem’e göre, metafiziğin temel sorusu, “varlık nedir?” sorusuna Aristoteles’ten N. Hartmann’a kadar verilmiş olan cevaplar çokluğu, (...) felsefenin tarihselliğine kanıt teşkil eder. Bu, Varlığın upuygun bilgisi , varlığın ‘öz’ünün bilgisi anlamında “hakikat”in de tarihselliğini beraberinde getirir. Buna göre, varlığın anlamı, yani hakikat, ancak ve sadece insan eliyle oluşturulmuş dünyaya, tarihsel dünyaya ait ve tarihsel dünya içerisinde elde edilebilen bir anlamdır, tarihsel kalan bir hakikattir. Çünkü zaman boyutundan ve tarihsellikten bağımsız bir hakikat yoktur.”
Tarihselci ve hermeneutik felsefe geleneğinde, bilimin tekilci yönü vurgulanırken, bunun karşısında evrenselci ve tümelci bir bilim paradigması yer almaktadır. Başka bir deyişle, çeşitli felsefeler arasında özellikle geçen yüzyıldan bu yana sürüp giden tartışmada, bilimin niteliği ve yöntemi konusunda başlıca iki paradigma ortaya çıkmıştır: nomotetik ve idiografik bilim paradigmaları. Bu iki paradigma aynı zamanda, “bilim” kavramının tanımını ve kapsamını iki farklı doğrultuda belirleyen iki büyük gelenek anlamına gelir. Bu konuda Özlem’in yaptığı bazı saptamaları ve değerlendirmeleri şöyle sıralayabiliriz: “Birinci gelenek, ‘bilim’ kavramını ‘doğa bilimleri’ modeline göre tanımlayan ve (kendi verdiği adla) ‘sosyal bilimler’i de bu modele göre tanımlayan, konumlayan ve değerlendiren bir ana tutuma bağlıdır. Bu gelenek içerisinde, (...)Viyana Çevresi’nin neopozitivizminin yanı sıra değişik ‘izm’ler de ortaya çıkmıştır. Fakat tüm bu ‘izm’ler çokluğuna rağmen, bu gelenek, ‘bilim’ kavramını ‘doğa bilimi’ modeline göre ele almaya devam etmiştir. İkinci gelenek ise, önce, birinci gelenek içerisinde ‘sosyal bilimler’ olarak adlandırılan bilimler grubunun ‘doğa bilimi’ modeline göre konumlanamayacağı, bu bilimler grubunun konu ve yöntem bakımından ‘doğa bilimi’ modelinden farklı bir bilim modeline göre konumlanıp temellendirilebileceği iddiasından hareket etmiştir. Bu amaçla önce birinci gelenek tarafından kullanılan ‘sosyal bilim(ler)’ terimi yerine ‘tarih bilimleri’, ‘tin bilimleri, ‘insan bilimleri’ (beşeri bilimler), ‘hermeneutik bilimler’ ve nihayet ‘kültür bilimleri’ gibi terimler kullanmaya özen gösteren bu ikinci gelenek, geçen yüzyılın ortalarından bu yüzyılın ilk on yıllarına kadar, büyük ölçüde, bu bilimler grubunun ‘doğa bilimi(leri)’nden bağımsızlığını göstermeye çalışmış, bir bakıma bu bilimler grubunun emanzipasyonuna yönelik bir çaba içerisinde olmuştur. Bu gelenek içerisinde 1930’lu yıllardan günümüze daha da önemli ve köktenci adımlar atılmış ve ‘doğa bilimi(leri)’nin de bir tür ‘hermeneutik bilim’ olduğu iddia edilerek, genellikle ‘bilim’, bir hermeneutik etkinlik türü ve biçimi sayılmıştır.”
Özlem’e göre, “bilgi (ve bilimsel bilgi), bizim değişebilir olan a priorilerimize göre biçimlenen bir şeydir ve bu nedenle de, insanlığın geçirdiği çeşitli evrelere bağlı tarihsel bir olaydır. Sonuç olarak biz, tek bir nesneler dünyası tasarlamak zorundayız; ama değişmez a priorilerden örülmüş tek bir akıl, tek bir akılsallık (rasyonalite) yoktur. Biz, çeşitli akılsallık türlerinden veya çeşitli teorik akıllardan hareketle nesneler dünyasını yorumlayagelmekteyiz.”
Özlem’e göre, günümüzde (globalleşen dünyada) “genellikle bilim ve özellikle ‘sosyal bilim’ problematiği üzerine epistemolojik ve yöntembilimsel irdeleme ve değerlendirme yapabilmek için, geçen yüzyılın sonları ile bu yüzyılın başlarında gerçekleştirilen fakat ne yazık ki Anglo-Amerikan dünyasından beslenen bizim gibi ülkelerin bilim kamuoylarında hala yadırgama ve hatta yabanlık duygusu uyandıran yoğun çalışmaları ve tartışmaları baz almak” bir zorunluluktur. Bu nedenle Özlem, özellikle geçen yüzyıldan beri “tekilci söylem” içindeki kültür bilimlerini temellendirme ve epistemolojik yönden belirleme girişimlerini de gündeme getirmiştir. Onun deyimiyle, “Tekilci söylem içerisinde en az yüz yıldır dile getirilen, fakat ‘suskunluğa bürünmüş veya susturulmuş, bastırılmış’ düşüncelerin kaderini paylaşarak bu süre içerisinde etkili olma fırsatını (özellikle Anglo-Ameriken dünyasında) bulamayan temel iddia, tarih ve toplumla ilgilenen bilimlerin dayandığı epistemolojinin yerini yeni bir epistemolojinin alması gerektiğidir.”
Yeniçağ felsefesinde ifadesini bulan özne-nesne ayrımı, “sosyal bilimler tarafından da epistemolojilerine temel olarak alınmıştır. Buna karşın Dilthey’dan bu yana yeni bir epistemolojinin temellendirilmesi çabalarına da tanık oluruz. Bunun nedeni ise özne-nesne temelli epistemolojinin, tarihsel-toplumsal gerçeklik konusunda geçersiz kalmasıdır. Çünkü tarih ve toplum dünyasında “özne” incelediği “nesne”nin içindedir, onun bir parçasıdır. Özlem’e göre, tarih ve toplum dünyasında “özne ve nesne, birbirini karşılıklı olarak şekillendirip oluşturmaktadır ki, bu durum, tarih ve toplum dünyasında ‘salt, bağımsız, nesneyi kendisinden ayrı bir şey olarak karşısına koyan bir özne’den ve ‘özneden bağımsız nesne’den söz etme imkanını ortadan kaldırır. Bu nedenle insan ve kültür dünyası için ortaya konulabilecek bilgi de, ancak öznelerarası temel bildirişme ve iletişim yolu olup doğa nesneleri için uygulanamaz olan anlama edimini bilgide temel alan bir hermeneutik faaliyet, yani yorumlama ve açıklama faaliyeti ile elde edilir. Özlem’in deyimiyle, “yanlılık, taraflılık, insan/toplum dünyasında ve bu dünyada ve bu dünyada iletişimi sağlayan anlama ediminde bizatihi içerilmiştir.(...) Perspektifler, görüş noktaları, düşünceler, ideolojiler, değerler ise, durağan ve tektip değildirler; onlar her tarihsel dönemde, çağda, kesitte değişirler, farklılaşırlar. Ve bu tarihsel obje de buna bağlı olarak değişir. Dolayısıyla bilgi ve bilim tarihseldir ve rölatiftir.” Özlem, nomotetizmin iddia ettiği biçimde nesnel ve evrensel bir tarih ve toplum bilgisinin mümkün olmadığını ve ayrıca bunun arzu edilir bir şey olmadığını da belirtir: “objektif ve evrensel bilgi”, ancak ve sadece sahte, pseudo bir bilgi olabilir. Ve bu görünümüyle o, ancak, siyasal açıdan bir hakimiyet kurma aracı olma işlevini yükleneblilir.”
Özlem’in bütün eserlerinin ve felsefi etkinliklerinin belli bir amaç ve ödevle bağlantılı olduğunu söylemek yerinde olur. Özlem’in kendini sorumlu tuttuğu ödevin/görevin ne olduğunu kendi sözleri açıkça ortaya koymaktadır: “Bu görevlerin ilki, ülkemizde bir temel felsefe kültürünün oluşumuna telif ve çeviri eserlerle katkıda bulunmak, felsefe konularını ve problemlerini, felsefe alanlarını, felsefeye ilgi duyan okuyucuya, geleceğin felsefecilerine Türkçede tanıtmaktır. Fakat bu tanıtma işinin, felsefecinin özel seçimlerinden, kendi felsefesinden bağımsız olamayacağı da açık bir olgudur. Çünkü felsefeci herşeyden önce kendi doğrultusunda ‘felsefe yapan’ kişidir. İşte ben, bu felsefe yapma etkinliğine, ülkemiz için elden geldiğince geniş bir şekilde felsefe kültürü oluşturma etkinliğinin eşlik etmesini bir gereklilik ve ödev sayıyorum.”
Böyle bir sorumluk ve ödev bilinciyle düşünen ve yazan, ülkemizde bir felsefe kültürünün oluşumuna katkıda bulunan Özlem’in, bunları yaparken aynı zamanda kendi felsefesini de geliştirmeye devam ettiğini ve kendi tarihsel gerçekliğimize uygun kavramlarla düşünme imkanlarını genişletmeye çalıştığını görüyoruz. Kendi tarihsel/toplumsal gerçekliğimize uygun kavramlar ve tasarımlar oluşturma konusunda da Özlem, bize yararlı olabilecek şeyin, hermeneutik düşünme tarzı olduğunu belirtir: “Bu konuda, yine Batı felsefesinin bir ürünü olan ve fakat her toplumun kendi tarihsel/toplumsal gerçekliğine bu gerçekliğe uygun kavram ve tasarımlarla yönelmeyi öngören hermeneutik felsefenin tekilci/tarihselci epistemolojisi ve bu doğrultuda geliştirilmiş yorum öğretisi ve yorum tekniğinin, kendi gerçekliğimizi bilmede en uygun araçlardan birisi olarak dikkate alınmasında zorunluluk vardır.”






KAYNAKÇA

*Mustafa Günay, “Kültür, Tarih ve Bilim Felsefecisi Olarak Doğan Özlem”, Cumhuriyet Kitap Dergisi, sayı: 284, 27 Temmuz 1995.
*......................., “Doğan Özlem’in Felsefe ve Bilim Anlayışı”, Doğu Batı, Sayı: 16, 2002.
*Doğan Özlem, Felsefe Yazıları, Anahtar Kitaplar Yayınevi, 1993.
*----------------, Felsefe ve Doğa Bilimleri, İzmir Kitaplığı Yayınları, 1995.
*....................., “Bilimin Niteliği ve Yöntem Sorunları”, Tartışma Tutanakları-II, A.Ü. Siyasal Bilimler Fakültesi Yayını, Haziran 1997.
*....................., Siyaset,Bilim ve Tarih Bilinci, İnkılap Kitabevi, 2000.
*....................., “Yaşam Öyküsünden Fikirlerine Doğan Özlem” başlıklı söyleşi, Marjinal Dergisi, Haziran 2001.


Mustafa Günay

Doc. Dr. Mustafa GÜNAY dan alıntıdır.


Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen
Bende bir elma, sende bir elma olur
Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen,
Bende iki bilgi, sende iki bilgi olur
Konfüçyüs


bilim dediğin nedir ki ben felsefe yapmayı göze almışım..!
philosophiaperennis
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 19-12-2007, 18:05
philosophiaperennis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
fuzuli insan..!
 
Üyelik Tarihi: 17-12-2007
Nerden: muğla (sakarya)
Yaş: 24
Mesajlar: 108
DOĞAN ÖZLEM'İN YAŞAM KRONOLOJİSİ


1944 - 29 martta İzmir'in Kadifekale semtinde doğdu

1946 - babası Ahmet Osman beyin İzmir'i terkedip İstanbul'a yerleşmesi.

1947 - Annesi Fahriye hanımın ölümü

1948 - 1951'e kadar ninesi Fehime hanımın yanında geçen yıllar.

1951 - Ninesinin ölümü.

1952 - Ablası Behiye hanımı ve eniştesi Hasn beyin evlerinde yaşamaya başlaması.

1952 - Namazgah'taki Oltu İlkokolu'na kaydolması. Kunduracı ve sayacı çıraklığı.

1957 - Tilkilik Ortaokulu'na kaydolması.

1961 - Ablası Behiye hanımın ölümü. lise öğrenimini yarıda bırakışı. İşportacılık.

1962 - İstanbıl'da babasının evinde yaşamaya başlaması. Evi sık sık terkedişler.

1965 - ağustos ayında Sivas'a er olarak askere gidişi.

1966 - askerliği sırasında, liseyi dışardan girdiği sınavlarla bitirmesi, üniversite giriş sınavına girip kazanması.

1967 - Temmuz ayında askerliğinin sona ermesi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesi Felsefe Bölümü'ne yüksek öğrenimine başlaması. Gıda-İş Sendikası'nda (Disk) sekreter olarak işe girişi.

1969 - Babası Ahmet Osman beyin ölümü.

1971 - Üniversite öğrenimini Heybert Marcuse ve analitik felsefe adlı bitirme tezi ile tamalaması. Almanya'ya gidiş.

1973 - Türkiye'ye dönüş. Bir çimento fabrikasında çalışmaya başlaması. Eşi Mera'le tanışması ve evlenmesi.

1974 - Kızı Pınar'ın doğumu. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde doktora çalışmasına başlaması. İstanbul'da ve tekirdağ'da çeşitli işlerde çalışması.

1979 - Bilim Felsefesi Açısından Max Weber'de Sosyolojinin Temellendirilmesi adlı teziyle (Max Weber'de Bilim ve sosyoloji adıyla sonradan kitap halinde yayımlandı) felsefe doktoru ünvanı alması.

1980 - Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünde asistan olarak göreve başlaması.

1981 - Bilim felsefesi Ders Teksiri

1982 - Etik-ahlak Felsefesi Ders Teksiri

1983 - Yardımcı doçent ünvanını alması.

1984 - Tarih Felsefesi

1986 - Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi

1988 - Doçent ünvanını alması
Kant'ın Yaşamı ve Öğretisi (E.Cassier'den çeviri)

1989 - İzmir Üniversiteleri öğretim Elemanları Derneği'nin (İzünider) kurucu başkanı olması.

1990 - Max Webwr'de Bilim ve Sosyoloji
Günümüzde Felsefe Disiplinleri (15 yazardan derleme/çeviri)
Bilim Kuramına Giriş (E.Ströker'den çeviri)

1991 - Mantık. Klasik/Sembolik Mantık, Mantık Felsefesi

1993 - Profesör ünvanını alması.
Felsefe Yazıları

1994 - Metinlerle Hermeneutik (yorumbilgisi) Dersleri (2 cilt)
Heidegger Üzerine İki Yazı (Pöggeler/Allemann'dan çeviri)
Heidegger. Bir Filozof, Bir Alman (P.Hühnerfeld'den çeviri)

1995 - Felsefe ve doğa Bilimleri
Georg Simmel. Yaşamı, Sosyolojisi, felsefesi (W.Jung'dan çeviri)
Hermeneutik (yorumbilgisi) Üzerine Yazılar (Gadamer, Habermas, Riedel, Misch, Bollnow ve Japp'ın yazılarının çevirileri)

1996 - tekniğe İlişkin Soruşturma (M.Heidegger'den çeviri)

1998 - Bilim, Tarih ve Yorum

1999 - Siyaset, Bilim ve Tarih Bilinci
Liseler İçin Mantık
Hermeneutik ve tin bilimleri (W.dilthey2dan çeviri)

2000 - Emekli oldu. Gökova/akyaka'ya yerleşti.

2001 - Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde akademik yaşama yeniden döndü.

2003 - kavramlar ve Tarihleri -I-
Bilim Felsefesi (Ders notları)

halen aynı bolümde bölüm başkanıdır.


KAYNAK; Anlama ve Yorum, Doğan Özlem armağan kitabi, Hazırlayanlar; Hatice Nur ERKIZAN, A.Kadir ÇÜÇEN, Güçlü ATEŞOĞLU; inkılap kitabevi, 2003.


Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen
Bende bir elma, sende bir elma olur
Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen,
Bende iki bilgi, sende iki bilgi olur
Konfüçyüs


bilim dediğin nedir ki ben felsefe yapmayı göze almışım..!
philosophiaperennis
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 19-12-2007, 18:06
philosophiaperennis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
fuzuli insan..!
 
Üyelik Tarihi: 17-12-2007
Nerden: muğla (sakarya)
Yaş: 24
Mesajlar: 108
düzelmek istiyorum suan Yeditepe Üniversitesinde dir.


Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen
Bende bir elma, sende bir elma olur
Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen,
Bende iki bilgi, sende iki bilgi olur
Konfüçyüs


bilim dediğin nedir ki ben felsefe yapmayı göze almışım..!
philosophiaperennis
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 19-12-2007, 18:08
philosophiaperennis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
fuzuli insan..!
 
Üyelik Tarihi: 17-12-2007
Nerden: muğla (sakarya)
Yaş: 24
Mesajlar: 108
DOĞAN ÖZLEM

Gerek ürettiği özgün yapıtlarla gerekse yapnğı çevirilerle kıta felsefesinin, özellikle de yorumbilgisinin bu topraklarda dar bir çevre dışında da tanınmasına öncülük eden felsefecimiz.

Acılar ve zorluklarla örülü oldukça sarsıcı bir yaşam öyküsüne sahip olan Doğan Özlem'in yaşamı, bugün ulaştığı yere bakıldığında, etkili bir başarı öyküsü olarak da okunabilir: İzmir' de ilköğrenimini Oltu İlkokulu'nda, ortaöğrenimini Tilkilik Ortaokulu'nda tamamlayan Özlem İzmir Atatürk Lisesi' nde başladığı lise ögrenimini ise üçüncü sınıftayken ekonomik nedenlerle yarıda bırakmak zorunda kalmış; ardından kunduracı çırakliğı, sayacılik, tezgâhtarlık gibi çeşitli işlerde çalişmıştır. 1965 yılinda askerliğini yapmak üzere Sivas'a giden Özlem, 24 ay süren askerliği sırasında dışarıdan liseyi bitirmiş; sonra da üniversite sınavına girerek İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü' nü kazanmıştır (1967). Bu bölümü "Herbert Marcuse ve Analitik Felsefe" başlikli 1971 tarihli teziyle bitiren Özlem, felsefe doktorası yapmak amacıyla (o sırada görev yapağı sendikanın çahşanları tarafindan toplanan parayla) Ahmnya'ya gitmiştir.

Her ne kadar Berlin Özgür Üniversitesi'nde doktora yapma hakkını elde ettiyse de yine ekonomik nedenlerden dolayı doktorasını tamamlayamadan yurda dönmek zorunda kalan Özlem, 1974 yılında mezun olduğu bölümde doktorasına yeniden başlamıştır. Özlem, nihayet 1979 yılinda, "Max Weber'de Bilim ve Sosyoloji" adını taşıyan teziyle doktorasını tamamlamıştır. Yükseköğrenimine başladığı 1967 yıhndan doktora tezini . verdiği 1979 yılina kadar, gerek Türkiye'de gerekse Almanya'da işçi, büro memuru, sendikacı, muhasebeci ve yönetici olarak pek çok işte çalışan Özlem, nihayetinde 1980 yılında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde araştırma görevlisi olarak akademik dünyaya ilk adımını atmıştır. 1988 yılında doçent, 1993'te ise profesör olan Özlem, bu bölümde yürüttüğü "Sistematik Felsefe ve Mantık" anabilim dali öğretim üyeliği görevinden 2001 yılinda kendi isteğiyle emekliye ayrılmıştır.

Doğan Özlem'in genel felsefe anlayışı "felsefece yorumbilgisi" ya da anlamayı anlamak çabasını sonuna dek götürülmesi olarak adlandırılabilir. Nitekim felsefi duruşunu biçimlendiren üzerinde yürüdüğü yol da "bilim" ve "tarih" kavramlarının yorumbilgisi açısından derinlemesine soruşturulup kuşatılmasından geçmektedir. Özlem'in yapıtlarında kendisine konu edindiği ana izlek, manak- bilgi-bilim-tasih-kültür ilişkisi ile bunların birbirleriyle olan çok yönlü ilişkilerinin oluşturduğu "anlam yumağı"dır. Özlem, Anglosakson dünyasının çözümleyici felsefesinin ortaya koyduğu "doğa" ve "bilim" odakli olgucu yönelimli "doğa bilimleri felsefesi"nin karşısında, Kara Avrupası'nın kıta felsefesince arka çıktığı "insan" ve "yaşam" odaklı "kültür ya da tin bilimleri felsefesi"nden yana açıkça tavır almaktadır. Özlem'in yorumbilgisine yaklaşımda savunduğu Diltheyci çizgi bağlamında kendi içinde tutarlı bir tavır koymayı barındırır. Sözgelimi Heideggerci, Gadamerci, Derridacı yorumbilgisel yaklaşımlara karşı eleştirel ve mesafeli olunmasını salık verir.

Özlem 'e göre felsefi yorumbilgisinin temellerini atan ve ona en uygun çerçeveyi çizen düşünürler Schleiermacher ile Dilthey ' dır. Heidegger yorumbilgisel kalıtı keyfine göre yorumlayarak yorumbilgisini kendi felsefesine uyarlamıştır. Oysa ki yorumbilgisi herhangi bir felsefeye uyarlanamaz; o, bunun tersine felsefelerin neliği üzerine de gerçekleştirilen bir yorumlama etkinliğinin öğretisi, bu yönüyle de bir anlamda "felsefenin felsefesi"dir. Başka bir deyişle, yorumbilgisi üst felsefece bir konumu ya da duruşu da içinde barındırır.

Yine Heidegger 'in öğrencisi olan Gadamer de, her ne kadar XX. yüzyılda yorumbilgisinin almanca konuşulan ülkelerin dışında da tanınmasına öncülük ettiyse de, yorumbilgisini ana yolundan çıkararak onu bir tür doğruluk ya da hakikat öğretisine dönüştürme çabası içine girmiştir. Nitekim başyapıtının adı da (Doğruluk ve Yöntem) onun bu niyetini açıkça ele verir. Öte yanda, yapı sökümcülüğü ile yorumbilgisi arasındaki çetrefıl ilişki üzerine söylenecek çok şey olmakla birlikte, Derrida 'nın da yorumbilgisine bir amaç olarak değil de bir araç olarak yaklaştığı açıktır.

Doğan Özlem 'e göre, tarihsel olarak düşünüldüğünde her şeyden önce bir yorumlama yordamı ya da sanatı olarak upuzun bir geçmişe sahip olan yorumbilgisi, önce Schleiermacher (1768-1834), ardından Dilthey (1833-1911) tarafından işlenerek, yeniden ve derinlemesine ele alınarak bir felsefeye dönüştürülmüştür.

Özellikle Dilthey 'ın yorumbilgisini felsefeye katma, daha doğrusu felsefeyi yorumbilgisel kılma çabaları, olgucu/doğabilimci bilim anlayışının egemenliği karşısında insana, tarihe ve kültüre yönelen bilimlerin; tin bilimlerinin özerkliğini ya da bağımsızlığını tanıtlamaya yönelik olmuştur.

Özlem, savunduğu Diltheycı çizgide yorumbilgisinden üç şey anlaşılması gerektiğini bildirir:

(ı) binyılların yorum sanatı, yöntemi ve tekniği;

(u) bu sanat, yöntem ve tekniğe ışık tutan bir yorum öğretisi;

(ııı) bu yorum öğretisini temellendiren bir felsefe.

Özlem'e göre bu noktada tartışılması gereken asıl sorun yorumbilgisinin üçüncü görünümü, onun "felsefe" olmak bakımından neliği üzerinedir.

Ana işlevi olan "anlamayı anlamak" çabasını sürdürürken felsefeyi ve "felsefeler"i de anlamayı amaçlayan yorumbilgisi, bu yönüyle "felsefenin felsefesi" görünümüne sahiptir. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki enson anlamda "felsefenin felsefesi" de yine bir "felsefe"dir. Özlem içinse yorumbilgisi son çözümlemede bir felsefe olmaktan çok bir felsefe yapma tarzıdır. buna göre yorumbilgisi de diğer felsefe yapma tarzları gibi bir "felsefe yapma tarzı" ve en önemlisi bir "felsefı eleştiri tarzı" olarak görülmelidir.

Özlem ayrıca tanrıbilimsel yorumbilgisi ile felsefece yorumbilgisi arasında sınırları koyuca çizilmiş kesin bir ayrıma giderek, tanrıbilimsel yorumbilgisinin dinsel dogmalar nezdinde gerçekleştirilen bir yorumlama etkinliği olduğunu, bundan öteye geçmesinin de olanaklı olmadığını kesin bir dille vurgular. Ancak bu sınırlar içerisinde dahi tanrıbilimsel yorumbilgisinin (Martin Luther örneğinde olduğu üzere) olumlu işlevler yüklenebilmesi mümkündür; çünkü her şey bir yana yoruma gereksinim duyulduğu yerde artık kimi şeylerden pek emin olunamadığını, hatta bunlardan kuşkulanıldığını, bir şeylere karşı çıkmanın gerekli hale geldiğini rahatlıkla düşünebiliriz.

Son çözümlemede, Özlem'in anladığı biçimiyle yorumbilgisel etkinlik, insan eli ve düşüncesinden çıkmış olan her şeyi anlamak ve yorumlamak gibi yüce bir görevi yerine getirmekle yükümlüdür,

Bu bağlamda yorumbilgisel bilinç de tarihin ve kültürün insan ürünü olduğunun, insanın kendi ütünü olan ve yine insan eliyle sürekli değişime uğratılan bu tarih ve kültürün belirleniminde yaşadığının, "insan" olmanın da bundan başka bir şey olmadığının bilincidir.

Eserleri: Tarih Felsefesi (1984), Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi (1986 ak Weberde Bilim ve Sosyoloji (1990), Mantık (1991), Felsefe Yazıları (1992) Metinlerle Hermıeneutik Dersleri (2 cilt, 1994-t995) Felsefe ve Doğa Bilimleri (1995) Bilim. Tarih ve Yorum (1997), Felsefe ve Kültür (Tin) Bilimleıi (1998), Siyaset Bilim ve Tarih Bilinci (1999), Felsefe ve Tin Bilimleri (2001).

Çevirileri: Kant' Yaşamı ve Öğretin (Cassirer'den, 1988), Tarihselcilik Sorunları (Rothackes'den, 1990), Bilim Kuramına Giriş (Ströker'den, 1990), Heidegger (Üzerine İki Yazı (Pöggeler ve Allemann'dan 1994), Heidegger. Bir Filozof, Bir Alman (Fühnerfeld'den, 1994), Geoıg SimmeL Yaşamı, Sosyolojisi, Felsefesi Qung'dan, (1995) Tekniğe Yönelik Soru (Heidegger'den, 199, Aydınlanma Felsefesi (Cassirer'den 1998), Hernıeneutik ve Tin Bilimleri (Dilthey°dan, 1999). Ayrıca Günümüzde Felsefe Disiplinleri (1990) ve Hermenentik (Yörumbilgisi Üzerine Yazırlar (1995) adli iki derleme kitabı ve yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

Felsefe Sözlüğü- Bilim ve Sanat Yayınları


Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen
Bende bir elma, sende bir elma olur
Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen,
Bende iki bilgi, sende iki bilgi olur
Konfüçyüs


bilim dediğin nedir ki ben felsefe yapmayı göze almışım..!
philosophiaperennis
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 19-12-2007, 18:12
philosophiaperennis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
fuzuli insan..!
 
Üyelik Tarihi: 17-12-2007
Nerden: muğla (sakarya)
Yaş: 24
Mesajlar: 108


Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen
Bende bir elma, sende bir elma olur
Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen,
Bende iki bilgi, sende iki bilgi olur
Konfüçyüs


bilim dediğin nedir ki ben felsefe yapmayı göze almışım..!
philosophiaperennis
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 19-12-2007, 18:14
philosophiaperennis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
fuzuli insan..!
 
Üyelik Tarihi: 17-12-2007
Nerden: muğla (sakarya)
Yaş: 24
Mesajlar: 108
DOĞAN ÖZLEM’İN KAVRAM TARİHİ ÇALIŞMALARI

Mustafa Günay

I.
Doğan Özlem’in Kavramlar ve Tarihleri-I adlı kitabı dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde 2001 yılında İzmir’de yayınlanan Marjinal dergisinin kendisiyle yaptığı “Yaşam Öyküsünden Fikirlerine Doğan Özlem” başlıklı söyleşi yer almaktadır. Adı geçen söyleşinin kitaba konulması, hem Özlem’in biyografisini daha yakından bilme ve anlama imkanı vermekte hem de felsefi tutum ve anlayışının, düşünce dünyamıza yönelik saptama ve değerlendirmelerinin açıkça görülmesini sağlamaktadır. “Kavram Tarihi Çalışmaları” bölümünde yer alan 11 yazısında ise Özlem, başlıca şu kavramları açımlamakta, incelemekte ve hermeneutik yönelimli bir eleştiri süzgecinden geçirmektedir: bilim, teknik/teknoloji, pozitivizm, ahlak, hukuk, devlet, hukuk devleti, sosyal devlet, sevgi, değer ve barok. Üçüncü bölümde bir konferans metni ve bu konferansa ilişkin tartışma tutanakları yer almaktadır. Kitabın son bölümünde ise Arslan Kaynardağ ve Arda Denkel üzerine iki yazı bulunmaktadır.

II.
Özlem, “kavram tarihi” sözcüğünün bizde pek bilinmediğini ve bu alanda yapılmış bir çalışmaya rastlanmadığına değinerek, felsefe etkinliğinde vazgeçilmez unsurlar olan kavramların tarihsel açıdan değerlendirilmesi gerektiğini belirtir. Kavramların tarihine yönelmeyi gerektiren en önemli şey, hiç şüphesiz kavramların da sabit ve değişmez anlamlarının olmayışıdır. Kavramların tarihsel süreç içinde değişime uğramaları da bunu göstermektedir. Özlem’in sözleriyle, “Yani hiçbir kavram, ilk tanımlanışında kendisine yükletilmiş olan anlamı, o sanki sabit ve değişmez bir anlammış gibi koruyamaz.”(s.3Cool Bu nedenle filozoflar kadar felsefe tarihçilerinin de, kavramların tarihsel serüvenini izlemeleri gereği ortaya çıkmaktadır.
Özlem, “kavram tarihi” sözcüğünü ilk kullanan filozofun Hegel olduğunu, ancak bu alandaki çalışmaların Hegel öncesine uzanan bir geçmişi bulunduğuna işaret ederek, 18. Yüzyıl başlarından bu yana kavram tarihçiliğinin iki yönlü bir gelişim gösterdiğini belirtir: “1)felsefe sözlüğü/ansiklopedi yazımcılığına kılavuzluk eden bir kavram tarihçiliği tarzı, 2)felsefe tarihinin bir felsefesine kılavuzluk eden bir kavram tarihçiliği tarzı.”(s.39)
Özlem, kavram tarihçiliğinin hermeneutik felsefe geleneği içerisinde özel bir anlam, önem ve işleve sahip olduğunu da vurgulamaktadır: “Hermeneutik geleneğinde felsefe tarihçiliğiyle yetinilmez; hatta felsefe tarihçiliğinin kendi başına bir değerinin olmadığından hareket edilir. Bu gelenekte esas olan ‘kültür tarihçiliği’dir. Bu tür tarihçilik için felsefe, diğer kültür fenomenleri olarak din, sanat, bilim vd. İle bir arada, bunların hepsini kapsayan bir bütünün, her dönemde değişik özellikler gösteren ‘kültür’ün bir parçasıdır ve o ancak bu bütünden hareketle, bu demektir ki, diğer kültür fenomenleriyle birlikteliği içerisinde kavranabilir. Felsefe sistemleri, teorileri, kavramları, ancak ve zorunlu olarak, kültür içerisinde geliştirilebilirler.”(s.46) Burada aynı zamanda kavramların “etki tarihi”nden söz edilmesi de gereklidir. Çünkü kavramlar belli tarihsel/kültürel çerçeveye bağlı olmakla birlikte, bu kültürel/tarihsel çerçevenin şekillenmesinde de rol oynamaktadırlar. Kavramların etki tarihini de göz önüne alarak Özlem, hermeneutik yönelimli bir kavram tarihçiliği hakkında şunları söyler: “Hermeneutik kavram tarihçiliği, kavramlara ve problemlere, gelenekle aktarılan, kültür mirası olarak devreden şeyler gözüyle ve bugünün ufkundan bakacaktır. Felsefe kavramlarının ilk ortaya çıkışlarındaki anlamlarını esas almak veya içinde yer aldıkları felsefe sistemlerini tarihselliklerinden soyutlayarak sadece mantıksal/dilsel ürünler gibi görmek, eski tip felsefe tarihçiliğinin en büyük yanılgısı olmuştur. Kavramların, problemlerin, felsefe sistemlerinin, kültür ürünü oldukları açık olduğu gibi, onlar aynı zamanda kültürü etkilerler, hatta biçimlendirirler.”(s.4Cool Bu konuda J. Ritter’in adını anan Özlem’e göre, bu filozofun yaptığı gibi, hermeneutik çizgide, felsefe kavramlarını tarihsel etkililikleri bakımından ele alan bir “kavram tarihçiliği tarzı, bizzat felsefenin ‘kendi tarihinin ve tarihsel kökeninin ufku içinde kavranması’nı sağlamaya hizmet eder.”(s.41)

III.
Ülkemizde hermeneutik yönelimli kavram tarihçiliğin yolun açan Özlem’in ele aldığı bütün kavramları ve onun tüm açımlama ve değerlendirmelerini ele alma imkanımız yoktur. Bu nedenle yalnızca birkaç kavram üzerinde durmak ve bu kavramlara ilişkin olarak Özlem’in özellikle değindiği bazı temel karşıtlıklara dikkati çekmekle yetineceğiz. Bütün bunlara bağlı olarak da Özlem’in düşünce dünyamıza ilişkin bazı saptama ve değerlendirmelerini hatırlatacağız.
Özlem’in incelediği ilk kavram bilimdir. Bilim kavramı üzerinde diğer yazılarda da yer yer durulduğu saptanabilir. Özlem, bilim kavramını ele alırken, bu kavramla ilgili olarak ortaya çıkmış ve birbiriyle çatışma içinde bulunan karşıt görüşleri karşılaştırmakta ve böylece tarihsel süreç içerisinde bilim kavramının ve bilimsel etkinliğin geçirdiği değişmeleri incelemektedir. Bilim kavramı hakkında dikkati çeken iki temel görüş tarzı mevcuttur: özcü/evrenselci bilim anlayışı ve nominalist/tekilci bilim anlayışı. Özcülük/nominalizm kutuplaşmasının, felsefe tarihinde görülen en eski kutuplaşmalardan biri olduğunu belirten Özlem’in, nominalizmin tarafında yer almakla birlikte, karşı çıktığı görüşün de ana tezlerini ortaya koymaya ve her iki görüşü de eşit ölçüde açımlamaya çalıştığı görülmektedir.
Söz konusu kutuplaşmayı anlaşılır kılmak için, Özlem’in yaptığı bazı saptama ve değerlendirmelere değinmek yerinde olacaktır. Özcülük konusunda Özlem şunları söyler: “Özcülük, çok genel ve kaba bir tanımla, her şeyin tüm değişmelere rağmen değişmeyen bir yön olarak kendiliği (Selbstheit, entity) bulunduğunu, o değişmeyen yönün sabit ve sürekli olduğu, bu sabit ve sürekli yönün, bizzat ‘öz’ (essentia) adını aldığını savunan görüştür. (...) Bir nesnenin özünden olduğu gibi, bir kavramın da özünden söz edilebilir. Özellikle ‘kavram realizmi’ olarak bilinen bir özcülük çeşidine göre, kavramın özü, ilişkili olduğu, hakkında düşünüldüğü nesneden bağımsız olarak, sadece kavram olması bakımından değişmeyen bir yapının, bir tümelliğin ve bu anlamda da bir gerçekliğin bulunmasını ifade eder.”(s.53-54)
Nominalist/tekilci yaklaşım ise, değişmeyen, sabit bir “öz” düşüncesine kuşkuyla yaklaşır. “Nominalistlere göre, bir şeyin sabit ve aynı sınıftan diğer şeylerle ortak ve tümel olan yönü anlamında öz, bir kurgudur; onun bir gerçekliği yoktur. Genel kavramların, tümellerin bir varoluşu da olamaz. ‘Şeylerin özü’nden söz edilemez. Tanımlarımız, kavramlarımız, bir şeyleri işaret etmekten çok, bizim şeylere verdiğimiz adlar, birer dilsel ürün olarak, terimler olmaktan öteye geçemezler.”(s.54)
Özlem, bu iki karşıt anlayışın, felsefe tarihinin başlangıç dönemlerinden bu yana süregeldiklerini ve “sadece epistemolojide değil, ontolojide, ahlakta, hukukta, sanat felsefesinde, kısacası felsefenin hemen her alanında birbirleriyle sürekli tartışan anlayışlar olarak” karşımıza çıktıklarını belirtir.(s.55) Özlem’in de ifade ettiği gibi, Batı felsefesinin daha çok özcü/evrenselci bir doğrultuda geliştiğini söylemek mümkündür. Felsefenin tanımlanmasında da özcü/evrenselci yaklaşımın yaygın olduğunu görüyoruz. Yalnızca felsefenin değil, aynı zamanda bilimin tanımlanmasında da özcü/evrenselci yaklaşımın üstünlüğü dikkati çekmektedir. Peki bu yaklaşım açısından bilim nedir? Şimdi kısaca bu husus üzerinde durmak yerinde olur.
Bilimdeki, deneyimci/tümevarımcı ve kuramsal/tümdengelimci eğilimleri de göz önünde tutarak, özcü/evrenselci açıdan “bilim”den ne anlaşıldığını, Özlem şöyle açıklamaktadır: “Bilim, olgulardan empirik yoldan (gözlem, deney, sayım, ölçme vd.) deneysel yasalara (tümevarımsal yasalara) ulaşmaya ve daha sonra açıklama gücü deneysel yasalara göre çok daha fazla olmakla birlikte, deneysel/tümevarımsal değil, kuramsal/tümdengelimsel yoldan buluşçu düşünme faaliyeti ile geliştirilmiş hipotezler ve teoriler geliştirmeye ve böylece konusu (doğa ve toplum/tarih) hakkında tümel/evrensel bir açıklama getirmeye çalışan bir bilgi faaliyetidir.”(57) Bu özcü/evrenselci bilim anlayışı hakkında, nominalizmin özellikle iki açıdan getirdiği eleştiriler önem taşımaktadır: “Birinci kanalda, özcü/evrenselci doğrultuda tanımlanmış olan bilimin yapısına ve yöntemine yöneltilen, epistemolojik temelli eleştiriler yer almaktadır. İkinci kanalda ise, birincisiyle koşutluk içerisinde, bilimi tarih ve toplum içerisindeki yeri bakımından ele alan,onu tarihsel ve toplumsal bir ürün, bir insan ürünü olarak değerlendiren ve onun esasen ve öncelikle epistemolojik dayanakları bakımından değil, epistemolojik dayanakları da önceleyen/kültürel dayanakları bakımından kavramak gerektiğini ileri süren eleştirilere rastlıyoruz. Nominalist/tekilci bilim anlayışı da, esasen, ikinci kanaldaki bu eleştirilerle koşutluk içerisinde gelişimini bulmuştur.”(s.59-60)
Nominalist/tekilci bilim anlayışı, özcü/evrenselci anlayış karşısında bugüne kadar üstünlük kazanmamakla birlikte, getirdiği eleştiriler ve değerlendirmelerle, bilimin de tarih ve kültür zemini üzerinde anlaşılması gerektiğini ortaya koymuştur. Nominalizmin/tekilciliğin en büyük başarılarından biri, hiç şüphesiz bilimin yüceltilmesine hizmet eden pozitivist yanılsamalar konusunda bizi uyanık tutması olmuştur. Bilindiği gibi, Batı düşünce ve bilim dünyasında, uzun bir süre bilimin tarih-dışı ve kültürüstü olduğu görüşü tartışmasız kabul edilmiştir. Özlem’e göre, “Bilimin kendisi, sosyal ortamın dışında, tarihin üstünde değil, tersine onların içinde ve onların bir ürünü olarak mevcudiyet kazanabilir.”(s.66)

Özlem, pozitivizm kavramı ve pozitivizmin ülkemizdeki etkilerini, yansımalarını ele alırken de, nominalist/tekilci açıdan bu kavramın ve felsefi akımın değerlendirmesini yapmakta ve bu yaklaşımın modern bilim kavramıyla olan bağıntılarına da değinmektedir. Ancak Özlem, pozitivizmin yalnızca bir bilim felsefesini değil, aynı zamanda bir siyaset felsefesini de içerisinde taşımasından hareketle, pozitivist görüşlerin ülkemizdeki etkilerini ele almaktadır. Burada dikkat çeken önemli bir husus ise, Özlem’in kendi tarihsel/kültürel gerçekliğimizi bilmek ve anlamak için, kendimize özgü kavram ve tasarımlar üretmenin gerekliliğini vurgulamasıdır. Bu konuya yazımızın son kısmında değinilecektir.

IV.
Özlem, nominalist, tekilci ve relativist olmasının, kendisi için yalnızca bir felsefi inanç ve tercih meselesi olmanın ötesinde bir önem taşıdığını vurgulamaktadır: “Kendi biyografimi, kendi sosyal durumumu ve içinde bulunduğum toplumun dünya konjonktürü içindeki yerini tartışmaya ve değerlendirmeye çalışarak yapmış olduğum bir seçim de var burada. Ben özcülüğün, evrenselciliğin ve konumuz itibariyle özcü/evrenselci bilim anlayışının son yüz elli yıldır Batı-merkezciliğe ve onun günümüzdeki uzantısı olan küreselleşmeye hizmet ettiğini, küreselleşmenin ise bizim konumumuzdaki ülkeler için olumlu sonuçlar getirmeyeceğini, tersine olumsuz hatta yıkıcı olabilecek sonuçlar getirebileceğini düşünüyorum. Bu nedenle de nominalist, tekilci ve relativistim. Küreselleşme taraftarlarının, Amerikanvari liberalizmin ateşli savunucularının, aslında arkasında özcülüğün/evrenselciliğin yattığı bir çeşit totalitarizmi, liberalizmin totaliterizmini savunduklarının, kendileri farkında olmasa bile, açıkça görülmesi gerekir. Bizim ülkemiz gibi ülkelerin düşünen insanlarının, ama samimi olanlarının, özcü/evrenselci olmak gibi bir lüksleri olmadığına inanıyorum.”(s.72)
Özcülük/evrenselcilik gibi postmodernizmin de büyük ölçüde Batı-merkezciliğe hizmet ettiğini belirten Özlem, bu kavramın/anlayışın Batı dışı entellektüel kamuoyları için bilinçli olarak yaratılmış olduğunu söylemektedir: “Postmodernizm, büyük ölçüde, yüzyılların, binyılların felsefi tavırları olarak nominalizmin, tekilciliğin, relativizmin, Batı-merkezciliğin çıkarına olacak şekilde soslandırılmış ve cilalandırılmış bir versiyonudur. Şunun iyice bilinmesi gerekir: ‘Postmodern’ bir dünya reel olarak yaşanmamıştır ve yaşanamaz da. Çünkü insanlar ve hele sosyal gruplar, örneğin, en kaba ifadesiyle ‘Her şey gider’ sloganına uygun şekilde yaşamamışlardır. Bu nedenle ‘postmodernizm’, Batı dışı ülke ve kültürlerin düşünen insanlarının ağızlarına sürülmek istenen bir parmak bal, onları Batı-merkezciliğin tuzağına düşürmek için lanse edilmiş, finanse edilmiş bir akımdır.”(s. 73-74)
Özlem’in bu saptama, değerlendirme ve uyarılarının büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Şimdilerde belki hızı kesilmiş olsa da, postmodernizm rüzgarının düşünce ve sanat dünyamızı etkilediği açıktır. Bu nedenle sürekli Batıdan gelen/getirilen düşünce akımlarının akıntısına kapılmak yerine, her türlü akım ve kavramdan da yararlanarak kendi gerçekliğimizi anlayıp değerlendirecek kavramlar ve düşünceler üretilmesinin yaşamsal bir önemi bulunmaktadır.

V.
Postmodernizmin tuzağına düşmemek gerektiğini ve Batı’nın Batı dışı ülkelere ihraç ettiği “izm”lere kapılmamanın önemini vurgulayan Özlem, bu konuda neler yapılması gerektiği konusunda şöyle demektedir: “Birey ve toplum olarak, kendimizi kendi düşünme gücümüze, kendi kavram ve tasarımlarımıza dayanarak anlamak ve değerlendirmek zorundayız. Kendi kaderimizi kendimiz belirleme cesaretini gösterebilmeliyiz. Şimdilik böyle bir belirleme imkanı sadece bir ütopik imkan olsa da. Küreselleşen dünyada böyle bir ütopyanın gerçekleşemeyeceğini düşünenler, farkında olsunlar veya olmasınlar, teslimiyet içindedirler. Böyle bir durumda, düşünen insana, teslimiyet değil, ütopya peşinde koşmak yaraşır. Düşünmenin de bir ahlakı olduğunu, bizim ülkemiz gibi ülkelerin düşünen insanlarının hiç hatırdan çıkarmamaları gerekir.”(s. 74) Özlem’e göre, “kendi kavram ve tasarımlarımızla düşünmenin ilk koşulu ise, pozitivizmin üstünü örttüğü bir şeyi, ‘tarih bilinci’ni yeşertmekten geçiyor.”(s. 106)
Özlem, Amerikanizmin kendini dünyaya tek seçenek olarak dayattığı bir zamanda, ütopya kokan düşünce ve kavramların özel bir önemi ve anlamı bulunduğunu da belirtir: “Ama bizi ‘insan’ kılan en önemli şeylerden birisi, ütopyalar üretip onların gerçekleştirilmesi yolunda çaba sarfetmektir; çünkü güçlünün gücünü kabul etmek şeklindeki bir kuru ve soğuk gerçekçilik ile teslimiyetçilik arasında çok ince, hatta belirsiz bir çizgi vardır.”(s. 32-33)
Kendi tarihsel/toplumsal gerçekliğimize uygun kavram ve tasarımlar oluşturma konusunda ise Özlem, bize yararlı olabilecek şeyin, hermeneutik düşünme tarzı olduğunu belirtir ve bunun gerekçesini de şöyle açıklar: “Bu konuda, yine Batı felsefesinin bir ürünü olan ve fakat her toplumun kendi tarihsel/toplumsal gerçekliğine bu gerçekliğe uygun kavram ve tasarımlarla yönelmeyi öngören hermeneutik felsefenin tekilci/tarihselci epistemolojisi ve bu doğrultuda geliştirilmiş yorum öğretisi ve yorum tekniğinin, kendi gerçekliğimizi bilmede en uygun araçlardan birisi olarak dikkate alınmasında zorunluluk vardır. Çünkü hermeneutik düşünüş tarzının sağladığı siyasal bilinç, aslında hermeneutik tarih bilincinin ışığında şunun farkındalığından ibarettir: Görünüşte evrenselci ve evrensel bilimci olanlar, hele siyasetçiler, gerçekte bu evrenselciliklerini ve evrensel bilimciliklerini kendi uluslarının, devletlerinin siyasal amaç ve tutkularının gerçekleştirilmesinde bir araç olarak kullanırlar. Başka bir ifadeyle, ‘evrenselcilik’ sözcüğü, siyasal söylem içerisinde lügat anlamıyla değil, bir devletin veya devletler topluluğunun sosyo-ekonomik düzeninin ve fikriyatının dünyaya kabul ettirilmesinde başvurulan bir taktik sözcük, çıkar ve dayatmaların üstüne çekilen cila, bir örtü olarak kavranmalıdır. Örneğin ‘küreselleşme’, günümüzde, pozitivist siyaset öğretisinin esinlendirdiği böyle bir taktik evrenselciliğin uzantısından başka bir şey değildir. Kendi kavram ve tasarımlarımızla kendi tarihsel/toplumsal gerçekliğimizi kavrama girişiminin bir ilk adımı, ‘küreselleşme’ sözcüğündeki örtük pozitivist/evrenselci yönü görüp göstermekten geçebilir.”(s.106/107)

VI.
Özlem’in, felsefe tarihinde sevgi ve değer kavramlarının geçirdiği değişmeleri inceleyen yazıları ve ayrıca ahlak, hukuk ve devlet kavramları üzerine yazıları da, ayrı birer çalışmanın konusunu oluşturabilecek yazılar olarak dikkati çekmektedirler. Düşünce dünyamızda önemli bir ihtiyacı karşılayacağını umduğumuz kavram tarihi çalışmaları, ülkemizde hem felsefe geleneğinin kök salmasına ve gelişmesine yol açacak, hem de kendimize özgü bir felsefe geleneğinin oluşumuna hizmet edecektir. Kavramlar ve Tarihleri-I adlı kitabıyla Özlem, böyle bir çabanın seçkin bir örneğini ortaya koymuştur.


Doğan Özlem, Kavramlar ve Tarihleri-I, İnkılap Kitabevi, 2002, İstanbul.


Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen
Bende bir elma, sende bir elma olur
Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen,
Bende iki bilgi, sende iki bilgi olur
Konfüçyüs


bilim dediğin nedir ki ben felsefe yapmayı göze almışım..!
philosophiaperennis
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 19-12-2007, 18:16
philosophiaperennis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
fuzuli insan..!
 
Üyelik Tarihi: 17-12-2007
Nerden: muğla (sakarya)
Yaş: 24
Mesajlar: 108
Eserleri: Tarih Felsefesi (1984), Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi (1986 ak Weberde Bilim ve Sosyoloji (1990), Mantık (1991), Felsefe Yazıları (1992) Metinlerle Hermıeneutik Dersleri (2 cilt, 1994-t995) Felsefe ve Doğa Bilimleri (1995) Bilim. Tarih ve Yorum (1997), Felsefe ve Kültür (Tin) Bilimleıi (1998), Siyaset Bilim ve Tarih Bilinci (1999), Felsefe ve Tin Bilimleri (2001).

Çevirileri: Kant' Yaşamı ve Öğretin (Cassirer'den, 1988), Tarihselcilik Sorunları (Rothackes'den, 1990), Bilim Kuramına Giriş (Ströker'den, 1990), Heidegger (Üzerine İki Yazı (Pöggeler ve Allemann'dan 1994), Heidegger. Bir Filozof, Bir Alman (Fühnerfeld'den, 1994), Geoıg SimmeL Yaşamı, Sosyolojisi, Felsefesi Qung'dan, (1995) Tekniğe Yönelik Soru (Heidegger'den, 199, Aydınlanma Felsefesi (Cassirer'den 1998), Hernıeneutik ve Tin Bilimleri (Dilthey°dan, 1999). Ayrıca Günümüzde Felsefe Disiplinleri (1990) ve Hermenentik (Yörumbilgisi Üzerine Yazırlar (1995) adli iki derleme kitabı ve yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır.


Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen
Bende bir elma, sende bir elma olur
Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen,
Bende iki bilgi, sende iki bilgi olur
Konfüçyüs


bilim dediğin nedir ki ben felsefe yapmayı göze almışım..!
philosophiaperennis
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 19-12-2007, 18:19
philosophiaperennis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
fuzuli insan..!
 
Üyelik Tarihi: 17-12-2007
Nerden: muğla (sakarya)
Yaş: 24
Mesajlar: 108
Ahmet İnam'ın yazısı


KARDEŞİM -Doğan Özlem


"Doğan", Türkmen Türkçesinde birader demektir, kardeş. Doğan'ı ben öyle gördüm. Otuz yıldan fazla bir zaman öncesinde muhterem insan Teoman Duralı yanımda iken onunla İstanbul Üniversitesi kütüphanesinde ilk karşılaşmamızda, Max Weber çalışan, çile çekmiş bir insan olduğunu hemen anladım. Bu çileli kardeşim, sonra güzel kitaplar yazdı, çevirdi. Bitmez tükenmez enerjisiyle üretti. Uzun ve bence tumturaklı tümceleriyle Türkçemiz farklı düşünce ufuklarına açıldı.

Doğan'ın ciddiliğini sevdim ve rahatsız oldum. Yapacağım şakaları "sululuk" olarak anlayıp, kızacağından hep korktum. Çoğu zaman sustum. Yanında. Saygılı. Boynu bükük.

Kendisine insülün iğnelerini yapıp, baklavayla rakı içişinde, hele Münir Nurettin'in o güzelim segâh "Yemenimin Uçları" şarkısını içli sesiyle söylerken kendisine hayran kaldım. "Vay be" dedim içimden, "hermeneutik" insana ne türküler söyletiyor!"

Doğan gibi dostların yanında hep haylaz çocuk olmak isterim. Onun düzenlediği çağrılı olduğum bir toplantıya gitmediğim için beni çok haşladı, dövecek diye de korktum. Dövseydi hiç yanıt vermeyecektim. Doğan'dı. Dövmek hakkıydı.

Bekliyorum bir gün beni dövsün diye. Son zamanlarda bir konuşmamı dinledikten sonra, düşüncesini soranlara, her zamanki açık yürekliliği ile "Ahmet edebi felsefe yapıyor canım" demiş. "Palavra atıyor" demenin Doğancası diye bakmadım sözlerine. Yine yanıt vermedim.

Döverse bir gün beni, birkaç sözüm olur ona.


Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen
Bende bir elma, sende bir elma olur
Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen,
Bende iki bilgi, sende iki bilgi olur
Konfüçyüs


bilim dediğin nedir ki ben felsefe yapmayı göze almışım..!
philosophiaperennis
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
dogan, ozlem, bir, turk, filozofu


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Kebapçıda namaz metroda namaz / Yalçın Doğan detays Köşe Yazıları 4 02-12-2010 03:09
Aydın Doğan.... jezabel Serbest Kürsü 5 18-01-2008 14:39
Özlem Tekin-Sil Baştan cimcime Video Klipler 2 21-07-2007 16:22
Özlem... patis Hayata Dair.. 0 08-04-2007 17:46
Özlem Tekin Dağları Deldim.. Ebruli Video Klipler 0 02-03-2007 20:08


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:57 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info