FELSEFE DOĞRUYU ARAMAKTIR
Felsefenin, bir bilgi dalı olarak belli bir konusu yoktur.Başka bütün bilim dallarında, örneğin matematikte, fizikte, tarihte, öğrenilecek belli konular vardır: Akıl yoluyla açıklanmasına çalışılan teoremler, doğa olayları, geçmişteki olaylar... Felsefede ise böylesi bir şeye rastlanmaz. Kuşkusuz, büyük filozofların düşüncelerinden ve sistemlerinden söz açılır; ama insanlar, bu sistemlerden birini ya da ötekini, paylaşmak ya da kabul etmek zorunda değillerdir. Öte yandan, hiçbir felsefe sistemi üzerinde de topyekün bir anlaşma asla olmamıştır. Olamazdı da: Çünkü bu sistemler, çoğu zaman birbirini tutmaz ve karşı karşıyadırlar.
Peki, felsefe kesin, su götürmez ve şaşmaz bir bilgi vermiyor olsa bile, bir yaşama sanatı, bir ahlâk öneriyor mu?
O da değil! Felsefenin önerdiği yaşam sanatı ve ahlâk da, sistemden sisteme değişiyor. Felsefe de, bir matematik teoremi ya da bir fizik yasası gibi tanıtlanmış doğrular yok, kesin yaşam ve ahlâk kuralları da. Tarih boyunca, sistemleri sistemler izlemiş; her filozof, kendinden önce gelenin görüşlerinden farklı; kimi zaman onlara zıt bir görüşle ortaya çıkmıştır; şu anda öne sürülene deforumuz.biz yarın karşı çıkılacaktır. Böylece her filozof, -ressam, müzikçi ya da şair- her sanatçı gibi, dünyaya belli bir bakış ve açıklama biçimine sahiptir ve onu ortaya koymakla yetinir.
Vaktiyle,büyük Alman filozofu Kant şöyle demişti: “Felsefeden öğrenilebilecek tek şey vardır: Felsefe yapmak!” Felsefe yapmak da, işte bu çağrıya uymakla başlar: Düşünmek tartışmaya, tartışma eleştiriye götürür. Bütün bunlarla da,aklın ışığında doğru araştırılmış olur; biraz daha yakınlaşılır ona.
“Felsefe” kelimesinin kökeni de bunu gösteriyor.
Gerçekten, Türkçe'deki felsefe kelimesinin kendisinden türediği, -Yunanca philo(sevgi) sophia(bilgelik) köklerinden oluşan "philosophie”, “bilgelik sevgisi” anlamına geliyor. Sophia bir “yaşama sanatı”, akla uygun davranma, her türlü ölçüsüzlüklerden kaçınma, deneyimleri dinginlikle karşılama anlamında bir ahlâk değil sadece; bir “bilgi” de aynı zamanda.
Böylece, kelimenin kökeni göz önünde tutulduğunda, felsefe, hem bir yaşama biçimi hem de belli bir bilgi türü, bir “bağımsızlaşma” ve bir “bilgi”. Eski Yunanlılara göre, bu iki kavram arasında sıkı bir ilişki de vardı: Bizi bağımsızlığa götürecek olan bilgidir ve kötü davranan kişi bir bilgisizdir her şeyden önce. “Hiç kimse bile bile kötülük yapamaz” diyordu Sokrates.
Ancak, kelimenin kökenine daha dikkatle eğildiğimizde, şunu da fark ederiz: Felsefe, tamı tamına bir bilgelik değil, sadece “bilgelik aşkı”dır.
Söylenenlere bakılırsa, İsa'dan önce 6.yüzyılda büyük bir Yunan matematikçisi ve filozofu olan Pitagoras, alabildiğine alçakgönüllülükle, kendisinin bilge olmaktan çok, “bilgelik dostu” forumuz.bizolduğunu söylermiş. 20.Yüzyılda tanınmış bir Alman filozofu, Karl Jaspers, bu ayrım üzerinde önemle duruyor. Felsefeye Giriş adlı küçük ama kapsamlı eserinde, altını çizdiği şu: Felsefenin özü, bir bilgi edinmekten çok, onu arayıp araştırmaktır. Felsefe ona göre, “dogmatizme, yani kesin ve değişmez formüllere dönüşüp soysuzlaştığında, kendi kendisine ihanet etmiş olur. Felsefe yapmak yola koyulmaktır; felsefede sorular yanıtlardan daha önemlidir ve her yanıt yeni bir soru olup çıkar”. Felsefe, donup kalmayı sevmez. Paul Valery’nin sözleri anlamlı: Sadece istiridyelerle ahmaklar yapışıp kalırlar! diyor büyük yazar. Böylece, felsefi aranışta, bağnazın-üstelik kendini beğenmiş-dediğim dediğiyle zıtlaşan bir alçakgönüllülük vardır. Bağnaz, gerçeği elinde tuttuğundan emindir ve o yüzden de, onu başkalarına dayatma sapıklığı içindedir. Filozof ise, doğruyu aramaya çıkmıştır ve öyle olduğu için de, büyük bir alçakgönüllülükle söylediği şudur: “Doğru ne benim ne senin elinde, doğru önümüzde!”
Bağnazın tersine, rahat değil kaygılıdır filozof. Çünkü, doğruyu aramanın ne denli çileli olduğunu bilir.
Böylece felsefe, Yunanca anlamına uygun olarak, bilgiye ve eyleme yüzü dönük de olsa, ne kuramsal bilgiler yığını, ne de pratik reçeteler tomarıdır o; felsefe, bir “genel tavır”, daha da doğrusu hem bilgiye hem de eyleme ilişkin bir”yöntem”dir. Bu yöntem, aklın eleştirici bir tavrıdır ki, bilgi söz konusu oldukça önyargıların uzağında tutar bizi; eylem söz konusu oldukça da tutkulardan uzakta...
Deyim yerindeyse,bir kafa ve ruh eğitimidir felsefe.
Selma Yıldız (Server Tanilli'nin "Pratik Aklın Sentezi" adlı kitabının okunduğu zamanlarda alınmış notlar)
Yorumlar
