Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Felsefe

Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir..

Pragmatizm..

Felsefe içerisinde Pragmatizm.. konusu: “Pragmatizm” ve “pragmatik” kavramlrı hem günlk yaşamımızda hem de akademk yazında yoğun bir şekilde kullanılmasına rağmen, belki de diğer bütün sık kullanılan kavramlar gibi, pek de araştırılıp ayrıntılı açıklaması yapılmış ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 29-11-2007, 05:24
Lethe..
 
Üyelik Tarihi: 30-09-2007
Mesajlar: 291
Standart Pragmatizm..

“Pragmatizm” ve “pragmatik” kavramlrı hem günlk yaşamımızda hem de akademk yazında yoğun bir şekilde kullanılmasına rağmen, belki de diğer bütün sık kullanılan kavramlar gibi, pek de araştırılıp ayrıntılı açıklaması yapılmış kavramlar değildir. Bu nedenle genel olarak pragmatizm ya “insanın işine geldiği şeyi yapması” gibi yanlış anlamlara çekilmiş ya da diğer felsefi yaklaşımlarla karıştırılmıştır.

Örneğin, Türk Dil Kurumu yabancı kelimelere Türkçe karşılıklar önerdiği bir eserde pragmatizmi “faydacılık, yararcılık,” pragmatik kavramını ise “faydacı, yararcı” kelimeleriyle karşılamıştır. (TDK,1995:57) Burdaki amaÇ pragmatizmi daha ayrıntılı inceleyerk, bu felsefenin temel ilkelerini ortaya koYMak ve böylece bugüne kaDar bu felsefe hakkında edindiğimiz basmakalıp düşüncelerin pek de gerçeği yansıtmadığını göstermektir.

Genel olarak pragmatizmi, Charles Sanders Peirce, William James ve John Dewey gibi ana kurucularının ve savunucularının eserlerinde yansıtıldığı gibi ele alacağım. Amacım bu felsefenin temel ilkelerini açıklamak olduğu için, belirli düşünürler arasındaki görüş farklılıklarına değinsem de, bu farklılıkların ayrıntısına girmek yerine, hemen her pragmatist düşünürün üzerinde hemfikir olduğu görüşleri vurgulayacağım.

Pragmatizmi bir cümle ile tanımlamak olası değil. Pragmatizm, bir anlam teorisidir (theory of meaning). Ancak, pragmatizm aynı zamanda bir araştırma teorisi (theory of inquiry), bir gerçek teorisi (theory of truth) ve bir etik teorisidir (theory of ethics). Bu nedenle, pragmatizmin ne olduğunu bu her bir görüş açısından ele alacağım. Bu incelemede önemli olan, bu felsefenin temel ontolojik, epistemolojik ve metafizik varsayımlarının vurgulanmasıdır. Bu varsayımlar arasında, dünyanın çoğulcu bir yapıda olduğu, reform ve ilerlemenin mümkün olduğu, bireylerin bu dünyada bir fark yaratabileceği, düşüncelerimizin yanlış olabileceği, hangi davranışın etiksel (ahlaki ) olduğu kararının her bir olay bazında verilebileceği ve düşüncelerimizin işlerliği konusunda yaşadıklarımıza bakarak görüş edinilebileceği önemli bir yer tutar.

I. ANLAM KURAMI OLARAK PRAGMATİZM
Pragmatizmin kurucusu Charles Sanders Peirce temel olarak pragmatizmi bir anlam kuramı olarak görmüştür. Peirce’e göre, herhangi bir şey üzerindeki görüşümüz, o şeyin hissedilebilir etkilerinden oluşur (Peirce, 1958a:124). Örneğin, popüler bir makalede, “sert bir madde” Peirce tarafından “çok sayıda başka madde tarafından çizilemeyen madde” olarak tanımlanmıştır (Peirce, 1958a:124). Aynı makalede Peirce, o dönemde çok tutulan Kirchhoff’un Analitik Mekanik adlı eserini de eleştirmiştir. Kirchhoff’a göre, gücün etkilerini anlayabiliriz fakat gücün kendisinin ne olduğunu ise anlayamayız. Peirce’e göre ise böyle bir düşünce “bir çelişkidir.”

Çünkü, “güç kelimesinin zihinlerimizde çağrıştırdığı düşüncenin, hareketlerimizi etkilemekten başka bir işlevi yoktur, ve bu işlevler etkilerinden başka bir yolla güç ile ilişkilendirilemez. Sonuçta, gücün etkilerini biliyorsak, bir güç vardır denildiğinde ima edilen her olay hakkında bilgi sahibiyizdir, ve bundan öte bilinmesi gereken bir şey yoktur” (Peirce 1958a:129).

Bu nedenle pragmatistlere göre bir kavramın anlamı, bir olayda, bir harekette, veya bir denemede ortaya çıkar. Bir kavram hakkında ne düşündüğümüzün, ne tasarladığımızın önemi pek yoktur; o kavramın anlamı gerçek yaşamda, yani bireyin çevresi ile olan ilişkilerinde belirecektir. Deneyimlerimiz ve hareketlerimizin sonuçları bize bir kavramın gerçek anlamını öğretecektir. Örneğin, elimizi ateşin altına koyduğumuzda elimiz yanacaktır. Bu “ateş”in nitelilerinden yalnızca biridir ve ateş hakkında bildiğimiz bütün nitelikleri bir araya getirdiğimizde ateşin tanımını elde etmiş olacağız. Peirce’e göre bu deneysel yöntem, düşünce ve kavramları “semerelerinden tanımak” olarak bilinen eski bir kuralın özel bir uygulamasından başka bir şey değildir (Peirce, 1978:271).

Peirce pragmatizmin kurucusu olmasına rağmen, aslında bu felsefenin tüm dünyada tanınmasını sağlayan düşünür William James’tir. James’in pragmatizminin Peirce’in pragmatizminden farklı üç önemli yanı vardır. Öncelikle, Peirce için pragmatizm tamamıyla olmasa da esas olarak bir anlam kuramıdır. Peirce bir makalesinde şöyle yazmaktadır: “Yalnız şu kadarını söyleyeyim ki, pragmatizm aslında ne bir metafizik kuramı ne de gerçekleri belirleme girişimidir. O sadece anlaşılması zor kelimelerin ve soyut kavramların anlamlarını bulma yöntemidir” (Peirce, 1978: 271). Ancak, pragmatizmi metafiziksel konulara uygulayan James için durum hiç de böyle değildir. İkinci olarak, Peirce’den farklı bir şekilde James, pragmatizmin bilim adamının dünyasındaki rolünden daha çok, sıradan kişilerin günlük yaşamındaki rolünü vurgulamıştır. Üçüncü olarak, James kelimelerin anlamlarını belirlemeden bir adım öteye giderek, bilimsel dikkatini “anlamlardan” “tepkilere” kaydırmıştır. Diğer bir deyişle, konu şimdi sadece ateşin altına konul duğunda elimin yanması değil ve fakat durum böyle ise “ne yapmalıyım, bir ateş gördüğümde nasıl tepki göstermeliyim” sorusudur.

Pragmatizmdeki bu gelişimin James’in Peirce’i yanlış anladığından dolayı kaynakladığı genel olarak öne sürülse de, aslında bu görüş doğruyu yansıtmamaktadır. Bu gelişim, temelde James’in pragmatizmi yayma girişiminden kaynaklanmıştır.

James’e göre, kavramlara veya nesnelere göstereceğimiz tepkilerin yalnızca günlük yaşamımızda değil, dünyanın doğası, niteliği üzerinde de önemli etkileri olacaktır. Pragmatizmi tanımlamaya çalıştığı bir yerde James şöyle demektedir:

“Bir nesne konusundaki düşüncelerimizde kusursuz açıklığı elde etmek için, o nesnenin ne gibi tasavvur edilebilir pratik etkilerinin olabileceğini, ondan ne gibi duyumlar beklememiz gerektiğini, ve ne tür tepkiler göstermeye hazırlanmamız gerektiğini göz önünde bulundurmalıyız” (James, 1975a:29). Diğer bir deyişle, James’e göre, “kavrama ve düşünme sadece eylem için vardır” (James, 1979:92).

İşte, belirli bir şekilde davrandığımızda ne gibi deneyimler elde edeceğimiz ve daha da önemlisi, davranışlarımızla çevremiz arasındaki etkiletişimin doğası felsefe biliminin ana konularındandır. James şöyle yazar: “felsefenin tek işlevi, bu veya şu dünya görüşünün gerçek olması durumunda, bunun insanlar için ne gibi kesin bir fark yaratacağını bulmak olmalıdır” (James, 1975a: 30).

II. ARAŞTIRMA KURAMI OLARAK PRAGMATİZM
A) “Araştırma”

Pragmatizm aynı zamanda bir araştırma kuramıdır. Aslında, pragmatistlerin bilimsel kavramları tanımlama ve bu kavramlara karşı nasıl tepkide bulunulması gerektiğini belirleme çabası, onların araştırma konusundaki ilgilerinden kaynaklanmaktadır.

Çünkü pragmatistlere göre, kişiler ancak düşünce ve kanaatlerine çevreden gelen tehditler sonucunda kavramların anlamlarını sorgulamaya başlar ve belirli bir hareket tarzı benimsemeye karar verirler. Bu nedenle, araştırma Peirce tarafından şüphe durumundan kanaat (inan) (belief) durumuna geçme çabası olarak tanımlanmıştır. Peirce şöyle yazar: “şüphenin başlaması kanaat durumunun (a state of belief) ulaşılması çabasına yol açar. Bu çabayı araştırma olarak adlandıracağım.

Şüphe ile çaba başlar, ve şüphenin yok olmasıyla bu çaba sona erer. Bu nedenle, araştırmanın yegane amacı, düşüncenin bir sonuca vardırılmasıdır (settlement of opinion)” (Peirce, 1958b:99-100). Peirce bu tezini başka bir makalede tekrar ederek şöyle der: “düşünce sadece kanaatin oluşturulmasına yönlendirilebilir.

Hareket halindeki düşüncenin tek olası güdüsü, durağan düşüncedir (thought at rest)” (Peirce, 1958a:121).

Pragmatizmin bir anlam kuramı olması durumunda olduğu gibi, burada da James ve Dewey’in Peirce’den farklı olarak vurguladığı nokta, şüphenin sadece teori ve felsefedeki yeri değil, kişinin bu şüphe durumu nedeniyle atması gereken adımlar ve bu şüphe durumunu belirli bir kanaat durumuna dönüştürme çabasıdır.

Diğer bir deyişle, James ve Dewey’in çalışmaları daha çok popüler felsefe çizgisinde olmuş ve ortaya attıkları fikirler birey ile bireyin içinde yaşadığı çevre arasındaki ilişkilerle doğrudan ilgili olmuştur. Örneğin James, dini inançlar ve zamanının bilimsel buluşlarıyla hızla değişim göstermiş çevre arasında kendi kanınca varolan çatışmayı çözebilmek için genelde dini konular üzerinde düşünmüştür.

Araştırmaları kendisini şu sonuca götürmüştür: dini fikirlerin bilimsel bilgi ile doğruluğunun kanıtlanması mümkün olmamasına rağmen (veya mümkün olmadığından) birey “inanma isteğinden” (the will to believe) mahrum edilemez. Bu araştırma belki de James’in bilim adamının bu tür soruları alt edip kendi yaşamını yaşaması yolunun bulunması gibi kendi özel durumdan kaynaklanmış olabilir.

Murphy’nin savunduğu gibi “James’in vurgulamak istediği nokta şuydu: kanaat eylem için vardır” (Murphy, 1990:42). Dewey’in pragmatizminde de, araştırma temel olarak çevredeki sorunlara çözüm bulunması çabasıdır. Dewey araştırmayı şöyle tanımlar: “belirsiz bir durumun kendi özellikleri ve ilişkileri açısından öyle belirgin bir duruma kontrollü olarak çevrilmesidir ki, ilk (belirsiz) durumdaki öğeler birleşik bir bütüne dönüştürülmüş olur” (Thayer, 1968:172). Dewey’in bu araştırma anlayışı ile Peirce’in anlayışı arasındaki fark bir bilim adamı tarafından şöyle özetlenmiştir: “Peirce kanaati belirlemeyi, Dewey ise içinde bulunulan durumu onarmayı hedeflemiştir” (Smith, 1978:98).

Yukarıdaki tartışmadan anlaşıldığı gibi, pragmatizmin başlangıç noktası, veya bireyin durumu hakkındaki ilk varsayımı, şüphe değil yerleşmiş kanaatler veya inançtır. Bu ve diğer birçok noktalar açısından pragmatizm, Descartes felsefesine karşı bir felsefe (anti-Cartesian) olmuştur. Descartes şüpheyi halihazırda var olan bir şey, bir veri olarak kabul eder ve bireyin kendi varlığının bilincine mantık yoluyla ulaştığını öne sürer. “Düşünüyorum, öyleyse varım” deyişinde özetlenen bu çıkış noktasıyla Descartes, “akıl ve beden” gibi ikili ayrımlara dayanan bir felsefe geliştirmiştir. Fakat pragmatizme göre, kendimizi diğer insanlar aracılığıyla tanırız, fikirler diğer fikirler aracılığıyla belirginleşir, kavramlar diğer kavramlar aracılığıyla açıklığa kavuşturulur, ve belirli kanaatler diğer kanaatlerimizle ilişkilidir.

Özellikle, bireyin sosyal bir varlık olduğu ve, daha spesifik olarak, bireyin kimliğinin toplumda dil aracılığıyla nasıl şekillendirildiği üzerinde duran George Herbert Mead’in çalışmaları ilgi çekicidir. (Scheffler, 1974; Thayer, 1968). Ayrıca pragmatizm, olayları ikili ayrımlarla açıklama yaklaşımına karşı çıkmış ve etkileşimci (interactionist) bir anlayışı benimsemiştir. Bu yaklaşıma göre, araç-amaç, bilen-bilinen gibi ayrımlar araştırma sürecini engellemektedir; araçlar amaçları etkilediği gibi, amaçlar da kullanılacak araçları belirler, bilen sadece bilgi tüketicisi değil, aynı zamanda bilginin yorumlayıcısı ve özümseyicisidir.

B) Araştırma Yöntemleri
Araştırmanın ne olduğunu açıkladıktan sonra, pragmatizmdeki bir diğer önemli konuya, araştırma yöntemlerine geçelim. Peirce, kanaatlerin belirlenmesinde tarihsel olarak etkili olan üç yöntemden bahseder ve bunların yerine yeni bir yöntemin, bilimsel yöntemin kullanılmasını önerir.

Yaygın olarak kullanılan yöntemlerden ilki , insanların çevresindeki gelişmelere gözünü kapatması olmuştur. Peirce bunu inat yöntemi (tenacity) olarak adlandırmıştır. Peirce şöyle yazar: “Kararsız bir ruh halinin içgüdüsel iticiliği insanların görüşlerine sımsıkı sarılmalarına neden olur. Birey, eğer tereddüt etmeden kanaatlerimi sürdürebilirsem bu benim için tamamıyla tatminkar bir sonuç doğurur diye düşünür” (Peirce, 1958b:102). Peirce’e göre bu yöntemin, bazen işe yarasa da, sürekli değişen ve diğer insanlarla etkileşimde olunan bir çevrede korunamayacağı açıktır. “Toplumsal devinim buna karşıdır” diye düşünür Peirce, “bu yöntemi kabul eden birey, diğerlerinin kendisinden farklı düşündüğünü anlayacak, makul bir anda diğerlerinin düşüncelerinin kendi düşüncesi kadar iyi olduğunu muhtemelen aklına getirecek ve bu durum kanaatine olan güvenini sarsacaktır” (Peirce, 1958b:103).

Peirce’e göre, yaygın olarak kullanılan ikinci yöntem, otorite yöntemi (authority) olmuştur. Burada bireyin neye inanacağı bir kurum tarafından belirlenir. Aslında bu, otoriter yönetim altındaki ülkelerde görülen yöntemdir ve “inat” metodu ile aynı nedenden dolayı başarısızlığa uğrar. “Hiçbir kurum düşüncenin her konuda kontrol edilmesini başaramaz” diye düşünür Peirce, “[o otorite altında yaşayan bazı insanlar] kendi görüşlerinin diğer uluslarınkinden daha üstün olarak görmenin hiçbir mantığı olmadığını düşünmekten kendilerini alamaz; ve bu akıllarında şüpheye yol açar” (Peirce, 1958b:105).

Geleneksel olarak kullanılan üçüncü yöntem a priori yöntem olmuştur. Otorite yönteminden birçok konuda hiç de farklı olmayan bu yönteme göre, birey genel kabul görmüş ilkelere (established principles) göre hareket eder. “Bütün insanlar iyidir” veya “insan doğası kötüdür” gibi ilkeler insanların nasıl davranacağını ve neye inanacağını belirler. Peirce’e göre Descartes’in felsefede gerçekleştirdiği devrim, aslında otorite yönteminin yerine a priori yöntemini getirmesinden başka bir şey değildir. Peirce şöyle yazar: “Descartes felsefenin yeniden yapılanması işine giriştiğinde, ilk adımı kuramsal olarak şüpheciliği benimsemek ve otoriteyi gerçeğin nihai kaynağı olarak gören okul çocuğu davranışını bir kenara bırakmak olmuştur. Daha sonra, değişmez ilkelerin doğal kaynağını araştırmış ve bunun insan aklında bulunduğunu iddia etmiştir. Öz-bilincimiz bize kendi temel doğrularımızı gösterecek ve neyin mantıklı olduğuna karar verecektir” (Peirce, 1958a:115).

Descartes’in bu rasyonalizmi (mantıksalcılığı), deneyimin de önemli bir, ve hatta birincil, bilgi edinme kaynağı olduğu gerekçesiyle Peirce ve diğer pragmatistler tarafından reddedilir. Ne kadar mantığa uygun görünse de, gerçekler tarafından desteklenmeyen kanaatler pragmatistler tarafından doğru olarak kabul edilmez.

Böylece, bireylerin kanaatlerini zamanın denemesine tabi tuttuklarında ve kanaatlerinin doğruluğunu gerçeklerle karşılaştırarak kontrol ettiklerinde, a priori yöntem otorite yönteminden daha iyi bir sonuç veremez. Peirce şöyle der: “[Bireyler] herhangi bir kanaatlerinin gerçeklerle ilgisi olmayan bir olay (ya da durum) tarafından şekillendirildiğini anladığında, kanaatlerinin şüpheli olduğunu o andan itibaren sadece lafta kabul etmekle kalmaz, aynı zamanda o kanaat hakkında ciddi bir şüpheye düşerler, böylece o kanaat kanaat olma vasfını en azından belirli bir oranda yitirir” (Peirce, 1958b:107).

Bu nedenle Peirce’e göre, düşüncelerimiz arasında hüküm vermede ve kanaatlerimizin oluşturulmasında uygulanacak, yukarıda anlatılan üç başarısız geleneksel yöntemden farklı, yeni bir yöntem gereklidir. Bu yöntem, bilimsel yöntemdir (the method of science). Yalnızca bu yöntemde “kanaatlerimizin beşeri herhangi bir şey tarafından değil, ve fakat düşüncemizin üzerinde hiçbir etkisi olmayan dışsal bir süreklilik tarafından oluşturulduğunu” bulabiliriz (Peirce, 1958b: 107).

Bu, Peirce’in öne sürdüğü gibi ve bir sonraki kısımda “gerçek” kavramını tartıştığımızda önemi görüleceği üzere, pragmatizmin bir tür felsefi gerçekçilik (philosophical realism) olduğunu ima eder. Yani, yaşamda gerçek şeyler vardır, bunların gerçek olduğunu bilebilir ve kanaatlerimizin doğru olup olmadığını bu gerçeklerle karşılaştırarak anlayabiliriz.

Bilimsel yöntem Peirce’e göre üç safhayı içerir. Birinci safhada, herhangi bir sorun bireyi bu sorunu aşmak için, diğer bir deyişle düşünceleri arasında karar vermek ve kanaatini belirlemek için, elindeki verinin ne anlama geldiğini anlamaya iter. Bu, hipotez oluşturma (abduction) safhasıdır. Daha sonra birey, bu hipotezden bazı sonuçlar çıkarsar. Bu safhaya tümdengelim (deduction) denir. Son safhada ise birey, bu sonuçlara göre hareket ederek, veya deney uygulayarak, çıkarsadığı sonuçların gerçekleşip gerçekleşmediğini belirler. Bu safhaya da tümevarım (induction) adı verilir. Bu bilimsel yöntem, pragmatistlere ve özellikle James gibi “inanmak eyleme geçmektir” şeklinde düşünenlere hiç de yabancı gelmeyecektir.

Yalnızca kanaatlerimize göre hareket ederek, eyleme geçerek, bu kanaatlerin gerçek yaşamda geçerli olup olmadığını ve zamanın deneyimine karşı durup duramadığını anlayabiliriz.

C) Kanaatin İşlevi
Pragmatizmin bir araştırma kuramı olması üzerindeki tartışmamızı bitirmeden önce, kanaatin işlevine ve bunun konumuz açısından önemine kısaca değinelim.

Pragmatistlere göre, kanaatlerin işlevi kişinin yaşamında alışkanlıklar veya davranış kuralları yaratmasıdır. Peirce şöyle düşünür: “Kanaatlerimiz isteklerimize yön verir ve davranışlarımızı şekillendirir. İnanma duygusu, doğamızda davranışlarımızı belirleyecek bir alışkanlığın olduğunun aşağı yukarı kesin bir göstergesidir” (Peirce, 1958b: 98-99). Böylece, çeşitli alışkanlıklar ne tür davranışlara yol açtığına bakılarak birbirinden ayırt edilebilir (Peirce, 1958a: 121).

Bu düşüncenin iki önemli sonucu vardır. İlk olarak, pragmatistlere göre, kanaat ve düşünceler gözlemlenebilir olgulardır; bireylerin nasıl davrandığına bakarak ne tür kanaatleri olduğunu anlayabiliriz. İkinci olarak, bu alışkanlık anlayışı, pragmatistlerin dünyanın toplumsal bir yapılanması olduğu (socially constructed) düşüncesine sahip olduğunu göstermektedir. Moore’un öne sürdüğü gibi, pragmatistler inanmaktadır ki “çevre ile ilişkiye girmede alışkanlık haline getirilmiş bütün yolların toplamı kişiliği, bireyi oluşturur” (Moore, 1961:199).

III. GERÇEK KURAMI OLARAK PRAGMATİZM
Pragmatistlere göre önemli olan, sadece kanaatlerimizi nasıl edindiğimiz değil, aynı zamanda, edinilen kanaatlerin gerçek (true) olup olmadığıdır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, Peirce pragmatizmi temel olarak bir anlam kuramı olarak görmüştür; ancak bu, Peirce’in “gerçek” kavramı hakkında hiçbir düşüncesi olmadığı anlamına gelmez. Peirce, “Bilimi takip eden herkes araştırma süreçlerinin, hakkınca kullanıldığında, uygulanacakları her bir soru için tek bir kesin çözüm vereceğine tamamıyla ikna olmuşlardır,” diye düşünür ve bu nedenle gerçeği ve gerçekliği (gerçek olma durumunu – reality) şu şekilde tanımlar: “Gerçekten kastımız, araştıran herkes tarafından kabul edilmesi mukadder olan düşüncedir ve bu düşüncede temsil olunan nesne gerçekte varolandır” (Peirce, 1958a:132-133).

Popüler felsefe için yazan James ve Dewey gerçeği bir anlamda farklı bir şekilde tanımlamışlardır. James’e göre, bir kanaat veya düşüncenin gerçek olup olmaması, onun bizi bir deneyimimizden bir diğerine yönlendirmesindeki ya da yaşamımızdaki belirli bir sorunu çözmesindeki başarısıyla ölçülür. James şöyle der: “Bizim için neye inanmak daha iyi olur! Bu gerçeğin tanımı gibi geliyor bana” (James, 1975a: 42). Aynı şekilde Dewey için gerçek, sorunlu bir durumu sorunsuz bir durum haline getiren durumlarla ilgilidir (Morris, 1970: 64; Thayer, 1968:195, 199, 266; Crabb, 1989:71-72).

Bu tanımlar, Peirce’in nesnel James’in ise öznel bir gerçek anlayışı olduğu izlenimini vermektedir. Fakat, pragmatizmin evrimsel dünya (ontology) ile evrimsel bilgi edinim (epistemology) görüşünün önemi küçümsenemez. Bu görüş, Peirce ile James’in gerçeğe yaklaşımlarının bağdaştırılmasında önemli bir işlev üstlenir; Peirce herhangi bir anda öznel veya yanlış bir kanaat yoktur demediği gibi, James de gelecekte nesnel gerçeğin olamayacağını öne sürmemektedir. Aslında birçok yerde Peirce, deneyimleriyle ve çevresindeki değişimlerle çelişmediği sürece bireyin kanaatlerinden tatmin olacağını vurgulamıştır. Peirce “sadece inanmaya değil, aynı zamanda inandığımız şeye inanmaya inatla sımsıkı sarılırız,”

(Peirce, 1958b: 99) diye düşünür ve şu sonuca varır: “kesin bir kanaate ulaşır ulaşmaz, bu kanaat gerçek veya gerçekdışı olsun, tamamıyla tatmin oluruz” (Peirce, 1958b:100). Diğer taraftan, James için gerçek, Peirce’in savunduğu felsefi gerçeklik doğrultusunda, düşünce ve kanaat ile nesne arasındaki özel bir ilişki anlamına gelmektedir. James, “Düşüncelerimiz gerçek olan şeylerle örtüşmelidir;” (James, 1975a:101) diye yazar ve şöyle devam eder: “[gerçek,] bir düşünce ile bir gerçeklik, yani düşüncenin nesnesi, arasında aranmalıdır” (James, 1975b. James’in nesnel gerçek olabileceği düşüncesi şu cümlesinde de açıkça görülebilir: “sonradan hiçbir deneyimin değiştirmeyeceği kesin gerçek, bütün geçici gerçeklerimizin bir gün çakışacağını hayal ettiğimiz o ideal son bulma noktasıdır. Bununla beraber bugün, bugün elde edebileceğimiz gerçekle yaşamak ve bu gerçeğe yarın yanlış demeye hazır olmak zorundayız”(James, 1975a:106-107).

Böylece Peirce ve James gerçek konusunda benzer görüşlere sahiptir. Bu evrimsel veya dinamik gerçek anlayışı, hem kesinlikçilik (absolutism) hem de şüphecilik (skepticism) bilgi kuramlarına alternatif olarak görülebilir. Pragmatizm, düşünce ve kanaatler konusunda yanılmacı (fallibilistic) bir görüş benimsemiştir.

Pragmatizm araştırma sürecinde kesinliğe karşı olduğu gibi, şüphecilik kuramının ‘gerçeğe ve gerçek olana hiçbir zaman ulaşamayacağız, bunlara ulaşsak bile ulaşmış olduğumuzu bilemeyeceğiz’ yönündeki savlarını reddetmiştir. Moore’un belirttiği gibi, “pragmatist, kesinlikçi görüşü dogmatik gördüğü için reddeder. Kesinlikçilikte bir şey savunulur, fakat buna neden inanıldığı konusunda hiçbir neden gösterilmez. Şüpheci görüş [de pragmatist tarafından] reddedilir çünkü bu görüş akıl dışıdır. Araştırmaya kapalıdır....[Fakat] pragmatizme göre, kesin gerçek sadece gelecekte vardır; bu gerçeği bilebiliriz; [ve] onu yalnızca gelecekte bileceğimizi bilebiliriz” (Moore, 1961:180).

Bu dinamik gerçek anlayışına uygun olarak pragmatistler, kanaatlerin bilimsel yönteme tabi olmasını, yani deneyimlerle doğruluklarının kontrol edilmesini öne sürmüşlerdir. Örneğin James, kanaatlere göre hareket edildiğinde, eğer bu kanaatler bizi deneyimlerimizde başarıya götürürse, o zaman bu kanaatlerin gerçek olduğunu söylemek gerektiğini savunmuştur. James şöyle yazar: “bir görüşün gerçekliği, bu görüşün doğasındaki durağan bir özellik değildir. Görüş gerçek haline gelir, olaylar tarafından gerçek kılınır” (James, 1975a:97).

IV. ETİK KURAMI OLARAK PRAGMATİZM
Pragmatizm bir değerler veya etik kuramı olarak da görülebilir. Buraya kadar olan tartışmamızdan, pragmatizmin bir etik kuramı olarak neleri savunduğunu çıkarsayabiliriz. Öncelikle, pragmatizm etiğe dogmatik yaklaşımı reddeder; pragmatizmde bireyi belirli bir şekilde davranmaya zorunlu kılan hiçbir kurallar bütünü yoktur. James’e göre, “bir etik felsefenin önceden dogmatik bir şekilde oluşturulması olası değildir” (James, 1979:141). İnsancıllığına (humanism), çoğulculuğuna ve etkileşimci dünya görüşüne (interactionist ontology) uygun olarak pragmatizm, her sorunun kendine özgü nitelikleri olduğunu ve bu nedenle çözümü için değişik bir yol izlenmesi gerektiğini (veya her deneyimin kendine özgü nitelikleri olduğunu) ve bireyin kendi çevresindeki değerlerin oluşturulmasına katıldığını savunur. Böylece, pragmatizme göre etik felsefe yaratma uğraşı tamamlanmış değildir ve belki de hiçbir zaman tamamlanamayacaktır. James şöyle yazar: “yeryüzündeki son insan deneyimlerini edinip söyleyeceklerini söyleyinceye kadar, etikte nihai gerçek var olamaz” (James, 1979:141). Ayrıca pragmatizmin radikal deneycilik (radical empiricism) ve bilimsel yöntemi, herhangi bir davranış kuralının bir ‘hipotez’ olarak kabul edilmesini; yani bireyin çevresiyle etkileşiminde bu kuralın kendi başarısını kanıtlamadıkça benimsenmeyeceğini öngörür. Örneğin Dewey şöyle der: “iyi ve iyi şeyler hakkındaki bütün ilke ve öğretiler hipotez olarak kabul edilecektir. Bu ilke ve öğretiler, değişmez gerçekler değil, bunlara göre hareket edildiğinde doğacak sonuçlar aracılığıyla denenip kabul edilecek -ve değiştirilecekdüşünsel ürünler (intellectual instruments) muamelesi göreceklerdir” (Dewey, 1988:221).

Bireyin işine ne geliyorsa onu yapmasını veya kendisini amaçlarına ne ulaştıracaksa onu uygulamasını salık verdiği basit bir etik kurama sahip olduğu inancının aksine, pragmatizm bireyin günlük yaşamında etiksel gelişmişliği (sophistication) yerleştirmeye çalışmıştır. Öncelikle, pragmatizm amaç-araç ayrımı gibi olay ve nesnelere ikili yaklaşımları reddeder. Örneğin Dewey, amaç-araç sürekliliği fikrini geliştirmiştir. Buna göre, davranışlarımızın nihai amaçlarını değil, bize daha yakın olan amaçlarını açıklıkla görebiliriz. Bu amaçlara “görünen amaçlar” denir ve bunlar elde edilir edilmez, nihai veya diğer amaçlarımızın elde edilmesinde bir araç durumuna geçerler. İkinci olarak, pragmatistler için etiksel davranış diğer amaçlarını göz ardı edecek şekilde bireye belirli bir amacına ulaşmasında, veya toplumun genel ve daha kapsamlı amaçlarından ayrık (izole) bir şekilde amaçlarına ulaşmasında bireye yardımcı olunması değildir. Etiksel gelişmişlik bireyin hem kendisinin hem de toplumun bütün amaç ve değerlerini göz önünde bulundurmasını gerektirir.

Örneğin Dewey, bireyi tatmin eden şeyin toplum için pek de tatmin edici olmayabileceğini öne sürmüş ve şöyle demiştir: “herhangi bir şeyin diğer şeylerle olan bağlarından ayrık bir şekilde bilinebileceğini farz etmek, bilmeyi sadece bir nesnenin görülebilir veya hissedilebilir olmasıyla eş tutmak olur ki, böylece o nesnenin ayırt edici özelliklerini bize açacak anahtar yitirilmiş olunur. Ne kadar çok bağ ve etkileşim belirlersek, söz konusu nesneyi o kadar çok biliyoruzdur. Düşünmek, bu bağların araştırılmasıdır” (Dewey, 1988: 213). Böylece, pragmatizme göre, çevredeki sorunların çözümüne veya sorunlu bir durumun sorunsuz bir şekle dönüştürülmesine yönelik genel çabamızda mümkün olduğu kadar çok değerin bir bütün haline getirilebilmesi için etik ilkeleri, insan zekasının belirli durumlara uygulanmasıyla tümevarımsal bir şekilde tanımlanmalıdır. İnsan faktörüne verilen bu önem nedeniyle Dewey, “günlük yaşamda iyinin hakim kılınması için demokratik değerlerin öğrenilip uygulanması süreci” olarak tanımladığı eğitimin önemini her fırsatta vurgulamıştır.

Pragmatizmin bu etik anlayışı, hem deontolojik (deontological) hem de faydacı (utilitarianism) yaklaşımların etik anlayışından farklıdır. Bir davranışın niteliği hakkında karar verirken, deontolojik yaklaşım araçların ve iyi niyetliliğin, faydacı yaklaşım ise amaçların veya sonuçların önemi üzerinde durmuştur. Fakat pragmatizme göre, bu karara ulaşmada ne araçlar ne de amaçlar değerlendirme dışında tutulmalıdır; çünkü araçlar ve amaçlar birbirlerini etkilerler. Bu nedenle pragmatistlere göre etiksel davranış, hem iyi niyeti hem de faydalı veya başarılı

sonuçları içermelidir. Bu pragmatizmin etik kuramının genel çerçevesi olmasına rağmen, yukarıda belirttiğimiz gibi, her bir olayda etiksel davranışın ne olduğu o olay bazında belirlenmelidir. İnsan zekası ve deneyimleri kullanılarak olayın özelliklerine bakılmalı ve o olayda neyin iyi olduğuna karar verilmelidir.

SONUÇ
Yukarıdaki inceleme göstermektedir ki, pragmatizm oldukça köklü ve özgün bir felsefi akım olup, “yararcılık” veya “faydacılık” diye kolayca özetlenemez.

Pragmatizm, 19. yüzyıl sonlarında Amerika Birleşik Devletleri’nde doğarak kısa sürede kabul görmüş ve etkisini her bilim dalında hissettirmiştir. Pragmatizmi temel olarak bir anlam, araştırma, gerçek, ve etik kuramı olarak tanımlayabiliriz.

Bir anlam kuramı olarak pragmatizme göre herhangi bir kavramın gerçek anlamı, o kavramın hissedilebilir etkilerinden oluşur. Böylece bu anlam, teorik düşüncede değil, herhangi bir olayda, denemede veya harekette belirecektir. Pragmatik düşünce sadece bu anlamın ortaya çıkmasına değil, ona karşı nasıl tepki gösterilmesi gerektiğine de yardımcı olur. Örneğin “savaş” konusunu ele alırsak, savaşın sadece bir zafer olarak tek taraflı yüceltilmesi anlamlı olmayacaktır; savaşın hissedilebilir etkilerinden biri de ölüm ve yıkımdır. İşte savaşan taraflar, amaçları ne olursa olsun, ancak bu gerçeği ortaya koyduktan sonra savaş hakkında daha rasyonel bir davranış geliştirebilecektir.

Bir araştırma kuramı olarak da pragmatizm şüphe durumundan kanaat veya inan durumuna geçmeyi vurgular. Kişinin düşüncelerine çevreden gelen tehditler sonucunda, yani kişinin düşünceleri ile çevresi arasındaki uyuşmazlık belirip arttığında, kişinin önceki kanaatleri şüpheye dönüşecek ve yeni bir kanaat durumuna, düşünce dinginliği durumuna ulaşılacaktır. Ancak bu yeni kanaat durumu nasıl belirlenecektir? Pragmatizme göre kişiye bu yönde bilimsel yöntem yardımcı olmalıdır.

Çünkü, inat, otorite ve a priori yöntemlerde kişi hep insan faktörü tarafından yönlendirilecek, yine insan hatalarıyla dolu şeylere inanacaktır. Ancak bilim nesneldir ve ancak bilim kendi hatalarını bulup düzeltebilme kapasitesine sahiptir.

Böylece pragmatizme göre, kanaat ve inançlar, “dışsal bir süreklilik” tarafından oluşturulmalıdır.

Bir gerçek kuramı olarak pragmatizm ise gerçeği, araştıran kişiler tarafından ileride kabul edilmesi kaçınılmaz düşünce olarak tanımlar. Yani burada vurgu, gelecek üzerinedir. Şu anda belirli bir konuda araştırmacılar hemfikir olmayabilir, ancak gelecekte öyle bir nokta vardır ki, o noktada tüm araştırmacıların görüşleri çakışacak ve görüşlerin gerçekliği ile o görüşün nesnesinin var olduğu anlaşılacaktır.

Bu evrimsel bir epistemoloji ve ontolojidir. Bu dinamik, evrimsel gerçek anlayışıyla pragmatizm, hem kesinlikçiliğe hem de şüpheciliğe karşıdır; anlık kesinlik veya sürekli şüphecilik pragmatizme yabancıdır.

Bir etik kuramı olarak da pragmatizm, kişiyi belirli bir şekilde davranmaya zorlayan etik değerlerin olduğuna ve olması gerektiğine karşı çıkar. Mademki gerçek ileride belirecektir ve insanlar bugün farklı şeylere inanıp farklı şekilde davranmaktadırlar, o zaman pragmatizme göre değişmez etik değerlerin olduğu savunulamaz.

Kişiler kendi deneyimlerine göre bugün kendi gerçeklerine ulaşacaklar ve onlara uygun etik değerler benimseyeceklerdir. Dolayısıyla pragmatizm, çoğulculuğu savunur. Bu çoğulculuk ne bireysel değerlerin ne de toplumsal değerlerin gözden kaçırılmaması gerektiğini vurgulayarak, ikisi arasında bir denge kurmaya çalışır. Etiksel gelişmişlik, mümkün olduğunca değerler arasındaki bağların görülüp iyi bir senteze gidilmesini gerektirir. Böylece pragmatizm, basit bir şekilde sadece araçlara veya sadece amaçlara bakarak belirli bir olay hakkında fikir yürütülmesine karşı çıkar. Hem araçlar hem de amaçlar önemlidir ve ikisi arasındaki ilişkiler düşünülerek bir karara ulaşılmalıdır. Yani pragmatizm, deontolojik yaklaşıma karşı çıktığı gibi faydacılığa da karşı çıkar.

Sonuç olarak pragmatizm, evrimsel bir liberal felsefedir. Pragmatizm, radikal görüşlere karşı olup, değişimi vurgulayarak evrimsel bir gelişimi amaçlar. Bu nedenle pragmatizm zıt görüşler arasında bir bağ, onları dengeleyen ve senteze ulaştıran bir köprü olarak görülebilir. Pragmatizmin evrimsel ontoloji ve evrimsel epistemolojisi, dünyanın iyi bir noktaya doğru sürekli gelişerek değiştiği konusunda iyimserdir. Önyargılara, dogmatizme, otoriter çözümlere karşı olup, açık düşünceye, bilime, çoğulculuğa, hümanizme ve demokrasiye önem verir. Pragmatizm faydacı değil, öğrenildiğinde herkese faydalı olacak köklü bir felsefi akımdır.

KAYNAKÇA
CRABB, C.V., Jr. (1989), American Diplomacy and the Pragmatic Tradition, Louisiana State University Press, Baton Rouge.

DEWEY, J. (1988), The Quest For Certainty: A Study of the Relation of Knowledge and Action, in John Dewey, The Later Works, 1925-1953,Volume 4: 1929, Jo Ann BOYDSTON (ed.), Southern Illinois University Press, Carbondale.

JAMES, W. (1975a), Pragmatism: A New Name for Some Old Ways of Thinking, Harvard University Press, Cambridge, MA.

JAMES, W. (1975b), The Meaning of Truth: A Sequel to ‘Pragmatism’ Harvard University Press, Cambridge, MA.

MOORE, E.C. (1961), American Pragmatism: Peirce, James, and Dewey, Columbia University Press, New York.

MORRIS, C. (1970), The Pragmatic Movement in American Philosophy, George Braziller, New York.

MURPHY, J.P. (1990), Pragmatism: From Peirce to Davidson, Westview Press, Boulder, CO.

PEIRCE, C.S. (1958a), “How to Make Our Ideas Clear,” in Charles S. Peirce: Selected Writings, Philip P. WIENER (Ed.), Dover Publications Inc., New York, pp. 113-136.

PEIRCE, C.S. (1958b), “The Fixation of Belief,” in Charles S. Peirce: Selected Writings, Philip P. WIENER (ed.), Dover Publications Inc., New York, pp. 91-112.

PEIRCE, C.S. (1978), “Pragmatism in Retrospect: A Last Formulation,” in The Philosophy of Peirce: Selected Writings, Justus BUCHLER (ed.) AMS Press, New York, pp. 269-289.

SCHEFFLER, I. (1974), Four Pragmatists: A Critical Introduction to Peirce, James, Mead, and Dewey, Humanities Press, New York.

SMITH, J.E. (1978), Purpose and Thought: The Meaning of Pragmatism, Yale University Press, New Haven.

THAYER, H.S. (1968), Meaning and Action: A Critical History of Pragmatism, The Bobbs-Merrill Company Inc., Indianapolis.

TÜRK DİL KURUMU (1995), Yabancı Kelimelere Karşılıklar, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Dil Kurumu Yayınları: 631, Ankara.





Konu CiNYoRiTa tarafından (29-11-2007 Saat 05:30 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 29-11-2007, 05:27
Lethe..
 
Üyelik Tarihi: 30-09-2007
Mesajlar: 291
EĞİTİM SİSTEMİMİZ VE pRAGMATİZMLE BAĞLANTISI..pRAGMATİK KÖKENİMİZ!!!

Bugün eğitim sistemimizde, öğretmen merkezli eğitimden öğrenci merkezli eğitime, ezbercilikten bilgiyle zihni kirletmemeye, pasif yansıtıcılıktan inşacılığa, öğretmenin etkin verici oluşundan sadece sınıfa koçluk yapmasına, parçacı yaklaşımdan bütüncül öğretmeye, seküler eğitimden sadece ahlak için gereği kadar din eğitimine varıncaya kadar sürekli yeni arayışların olduğunu biliyoruz. Beş-on yıl önceki neslin yolu yordamı şimdiye çok yabancı gelebilmektedir. Ancak sonuç itibariyle, arada verilen semereler açısından fark yoktur. Kısacası burada ciddi bir handikapın olduğu muhakkak. Peki, eğitim sistemimiz neden sürekli bir yap-boz tahtasına döndü?

Bu sorunun cevabını derinlerde aramamız gerekir. Bir harf inkılabı geçirilmesi kültürel açıdan bir yarılmaya kapı aralamakla birlikte, bu yazıda asıl cevap bulmaya çalışacağımız mesele, eğitim ve öğretimde bir türlü neden düze çıkamadığımız hususudur. Yaratıcı, üretken, özgürleştirici! ve uzun vadeli projeli bir eğitimden ziyade, günü kurtarmaya yönelik sözde-çözümlerle oyalanılmaktadır. Genel olarak ifade etmek gerekirse, pragmatik yani faydacılık bir reçete olarak düşünülmektedir. Ne var ki, sözünü ettiğimiz pragmatizm, eğitim ve öğretim reformu sırasında, ta Cumhuriyet’in ilk yıllarında benimsenmiştir. Hatta pragmatizmde söz sahibi düşünürler, mesela John Dewey, ülkemize davet edilerek ondan bir proje talep edilebilmiştir. Temelsizliğimizin temelleri asıl binanın temelinde aranmalıdır.

Şimdi gâyet tabii olarak, ne var bunda denebilir? Bu soruyu cevaplamadan önce, Batı düşüncesinde Pragmatizmin neye karşı ve niçin ortaya çıktığını belirtmemiz gerekir. Eğer bu arka plana Türk düşüncesini kolaylıkla eklemleyebileceksek, bu düşüncenin eğitim sistemine yansımasının da pekâla alınabileceğini savunabiliriz. Pragmatizm, pratik kelimesinin de menşei olan, eylem anlamına gelen Yunanca pragma kelimesinden neşet etmiştir. Hatta pragmatistler örneğin Pierce, pragmatizmin İncil’e dayandığını söyler: “Onların ürünlerini yakında göreceksin” (Matta 2: 70). İşte bunun için o, rahip Berkeley’i pragmatizmin öncesi kabul eder.

Pragmatistler, idealistlerin, düşüncenin ve ideal dünyanın sisinde kaybolmaya tepki olarak fikirlerin eyleme götürmesi gerektiğini savunmuşlardır. Dolayısıyla, düşünmenin asıl işlevi, (bilimsel kesinlikteki) inanç üretmektir. Düşünme ve oluşturduğu kati inancın sonucu daima bir alışkanlığın değiştirilmesi, yani bir davranışın oluşturulmasıdır.

İdealizme tepki olarak pragmatizm, faydalı bir düşüncenin ve felsefenin can alıcı görünümlerinden birinin hayatla gerçek bağlantılar kurmak olduğu söylenebilir. Düşünceler gerçekte, varlığımıza dair somut tecrübî durumların bir yansıması olarak görülebilir. İnsan ideal ve soyut bir dünyadan ziyade, bu dünyada yaşadığına göre, o amaç ve gayelerle yüklü, dinamik ve canlı birer merkez olarak tasavvur edilmelidir. Kısacası felsefe, hayatla ilgili olmalı ve hayata hizmet etmelidir. İnsan zihninin gâyesel (teleolojik) özelliği hayata hizmet etmeye kanalize edilmelidir. Bu amacı gerçekleştirmede bütün araçlar kullanılabilir. Şu halde asıl kıstas, hayatı iyileştirmek için, iyilik elde edilebilecek şeyler tam kapasite kullanılmalıdır. Böylece de hangi dünya formülünün iyi olduğu, yaşamı iyileştirmesiyle bağlantılıdır.

Pragmatizme göre anlamın mahalli, gâyeli ve amaçlı insandadır. Zira kişinin inançları ve kanıları hayatta işlevsel bir role sahipse, bu inançların somut sonuçları olması gerekir. Bu durumda söz konusu inancın etkinliğinden ve geçerliliğinden bahsedilebilir. Hayatı teğet geçen bir düşüncenin çok fazla önemi yoktur. Böylece de geçerlilik kıstası ortadadır: Hayatta makul etkinliğe sahip olma. Diyebiliriz ki, W. James gibi pragmatik filozoflar, soyut, salt rasyonel (a priori) ve ideal felsefi sistemleri düşünce macerasının bir kara lekesi olarak görürler. Amerika faydacılığını ilmeklerini buralarda görmek gerekir. Hesap, en elverişli kârı elde etmeye endekslidir. James pragmatizmi şu metaforla izah eder: Pragmatizm, bir oteldeki çok farklı odalara açılan bir koridor gibidir. Her odada değişik bir felsefe kendisini ilan eder. Mesela, teizm, ateizm, idealizm, pozitivizm, eğitim felsefesi ya da din felsefesi. Ancak bunlardan hangisi olursa olsun, anlamlı ve etkin olması isteniyorsa, pragmatik yöntemden yani koridordan faydalanılmalıdır.

Bütün bu açıklamalardan sonra tekrar asıl konumuzla bağlantı kuralım. Pragmatizmin asıl bağlamını gördükten sonra, dahası nerede ve neyin karşısında olduğunu kavramaya başlayınca, doğal olarak Türk eğitim sistemine uyarlanan bu düşüncenin tutması ve faydalı olabilmesi için acaba arka plan gerçek bağlamıyla ne kadar örtüşmektedir? Sorusunu sormamız gerekir. Acaba bizde de Alman idealizmi ve romantizmi, Fransız entelüktüelizmi gibi bir düşünce seyrimi mi vardı ki, pan-zehir olarak pragmatizm ithal edilmekteydi? Bu tıpkı Nurettin Topçu ve Hilmi Ziya Ülken’in kendi tefekkür dünyamızın özgün kavramlarını üretememesinden dolayı, ya tutarsa mantığıyla, Bergsonculuğu ithal etmesine benzemektedir. Bir devingenlik ve dinamizm reçetesi arandığı su götürmez bir gerçek. Fakat bu hareket ettirici güç kendi kültür ve geleneğimiz içinden çıkarılmalıydı. Ateşin çıkarılabilmesi için, aynı bünyeden çıkmış iki taşın sürtünmesi gerekmekteydi. Doğrusu Şekip Tunç’un düşüncesiyle Bergsonculuk çarpışınca herhangi bir kıvılcım çıkmamıştır.

Eğitim felsefesine gelince, o da şüphesiz bir bütünün, yani büyük resmin bir karesidir. Bu bütünün veya resmin dinamik örgüsünü tetikleyen şey, eğitim felsefesi için de geçerli olmak durumundadır. Siyasette Marksist, eğitimde pragmatist, edebiyatta romantik ve varoluşçu, biyolojide Darwinci, sosyolojide Comtcu ve Weberci, psikolojide Freudcu bir duruş alınmaya çalışılınca, düşünce dünyamız tam bir yamalı boğça olmuştur. Bu karelerin tamamı, birbiriyle aritmetiksel bir hesaptan ziyade, bir bütün olarak, toplamlarından hem bambaşka hem de daha güçlü bir bileşke oluştururken, ithal bünyeler, birbirini tamamlayan ve büyüten bir dinamizm olamamıştır. Dolayısıyla parçaların aralarını bitiştirmek için çok dereden çok su akıtılmıştır! Elbette bu suları bulmak kolay olmadığından, sürekli ithal motiflerin kaynakları dilimize çevrilmiştir.

1933’lerde yapılan klasik felsefî metinlerin çevirilerini yapanlar yazdıkları önsözde, âdeta hiç de yabancı olmayan kendilerinden bir metne giriş yazma perspektifine yerleşme edası estiririler. Kendi kültürlerine yabancı, ecnebiye çok yakın. Kısacası bize transfer edilen oyuncuların biri gökten, diğeri yerden gelmiştir. Batı düşüncesinde onlar birbiriyle ahenkli çalışırken –şu aşmada onların sonuçları bizi ilgilendirmemektedir- yeni muhitinde, yörünge göstereceğine nevri dönmüştür. Acube bir bünyedir yeni organizma. Doğrusu köklü ve özgün bir mefkureden söz edilemez. Mesela buradaki hastalıkların çözümlemesine gidilmesi de, dönemin fotoğrafını vermesi açısından oldukça mânidardır. Sabri Ülgener iktisat ve toplumbilim açısından zihniyeti ya da zihniyetsizliği çözümleme yoluna gitmiştir.

İfade ettiğimiz gibi, pragmatizm idealizme ve durağanlığa bir tepki olarak ortaya çıkmışken, Türk eğitim sisteminin arka planında çok farklı sorunlar olmakla birlikte, gerçekte böyle bir meselenin yani soyut ve ideal bir dünyada yüzen insanlardan söz edilemez. Mesela Osmanlı eğitim sistemi model endeksi bir ahlaki eğitim verirken, eyleme geçme açısından oldukça başarılıydı. Usta çırak ilişkisi içinde modelin imajı, talebenin zihnine giydirilirken, doğal olarak da onun taklit ederek modeli gerçekleştirildiği görülmüştür. Dolayısıyla eylemsizlik gibi bir sorun yoktur. Eğer dinamitlenmesi gereken bir yer varsa, o da düşünceydi: düşünce ataletten kurtarılmalıydı. Şüphesiz pragmatizmin zihnin amaçsallığı ilkesi doğrultusunda, modern, objektif bilimsel insan modeli gerçekleştirilmek istenmiştir. Amacı böyle koyan eğtim sistemi çok geçmeden tornadan çıkmışcasına çağdaş aydınlar zuhur ettirmiştir. Örneğin öğretmen okulları bu çarkın ürünleridir.

Tekrar pragmatizmle neyin amaçlandığını ve yapılmak istenenle vaziyetin ne kadar uyuştuğunu anımsadığımızda kötürümleşen bünye için, onun kesilip yerine protez takılmasından ziyade, imkanı varken, kılcal damarların yolu açılarak dolaşım sağlanmalıydı; kılcal damarlar açılınca büyük dolaşımda doğal olarak başlayabilirdi. Osmanlı’nın ağır aksak giden taklitçi eğitim sistemi bilenmek isteniyorsa, kendi özünden çıkan cidarlarla törpülenmeli, kendinden neşet eden sürgünlerle büyütülmeliydi. Nasıl ki Aydınlanma Orta Çağ’ın din örgüsünü kendi içinden eleştirmiştir, Osmanlı’nın dinî kabukları da bu geleneğin damarlarıyla çatlatılmalıydı.

Kısacası taşınan su, değirmeni döndürmediği gibi, ektiği tohumlar şimdilerde hormonlu, çatallı sebzeler gibi, bir hilkat garibesi vermiştir. Bu hilkat garibesine, bazen öğrenci merkezli, bazen öğretmen merkezli, bazen inşacı formüllerle makyaj yapılmaktadır. Şu iyice bilinmektedir ki, bu hilkat garibesi esasında bir hayalettir. Hayaletse ölülerden arta kalmıştır. Pabucu dama atılan, ellerimizle öldürdüğümüz gerçek bünye, bir gün öç almak niyetiyle tam bir hayalet olarak göz kapaklarımıza yüklendiğinde, uyandığımızda onun kâbus mu gerçek mi olduğunu ayırt edemeyecek kadar sisli bir havada sancı çekmekteyiz. Onun için bütün çaba hayaletlerin kol gezmesine asla izin verilmemeliydi. Ya uyanırsa!

Dr. Aliye ÇINAR
kaynak: www.haber10.com

Konu non serviam tarafından (29-11-2007 Saat 19:53 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Kaynak eklendi..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 07-12-2007, 02:00
kyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 07-12-2007
Yaş: 22
Mesajlar: 3
Charles Sanders Peirce, William James ve John Dewey bu kişiler pragmatizm adını veren kişilerdir.tamam uygulamışlardı fakat felsefe tarihine baktığımızda pragmatizm'i ilk uygulayanlardan birtanesi en ünlü sofist olan protagoras'tır.protagoras'a göre doğru bilgi yoktur fakat insana faydalı olan ,yani pragmatik bilgileri doğrudur.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 10-12-2007, 01:08
napolyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
is god and unhappy
 
Üyelik Tarihi: 07-11-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 342
emeğe saygı duymak istiorum


her ne kadar inanmasam da,bir tanrının varolduğunu kabullenmek gerekir
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 10-12-2007, 01:15
Lethe..
 
Üyelik Tarihi: 30-09-2007
Mesajlar: 291
_____???
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 16-12-2007, 16:46
napolyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
is god and unhappy
 
Üyelik Tarihi: 07-11-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 342
CiNYoRiTa emeğine saygı duyuyorum.


her ne kadar inanmasam da,bir tanrının varolduğunu kabullenmek gerekir
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 16-12-2007, 17:03
Lethe..
 
Üyelik Tarihi: 30-09-2007
Mesajlar: 291
Saolun Sn napolyon
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 16-12-2007, 20:10
dayofdeath - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
benim olucak fıstık..
 
Üyelik Tarihi: 26-10-2007
Nerden: Mersin
Yaş: 20
Mesajlar: 50
Alıntı:
kyon´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Charles Sanders Peirce, William James ve John Dewey bu kişiler pragmatizm adını veren kişilerdir.tamam uygulamışlardı fakat felsefe tarihine baktığımızda pragmatizm'i ilk uygulayanlardan birtanesi en ünlü sofist olan protagoras'tır.protagoras'a göre doğru bilgi yoktur fakat insana faydalı olan ,yani pragmatik bilgileri doğrudur.
aynı zamanda John Dewey Türkiyedeki eğitim sistemini hazırlayan şahıs

bu kuramı acıkcası mantıklı bulmuyorum, böyle bir kuramın en büyük temsilcilerinden birinin de eğitim sistemimizi hazırlamış olması da pek faydalı birşey degil bana göre..


İçkiye haram diyen
Hiç içmiş mi ki
Kendini tüyden hafif
Kederden ağır hissetmiş mi
Cehennem korkusuyla yaşayan
Biçare korkaklar
Bana kalsa asarım hepinizi
İçmeyene adam denilir mi
İçki sevmektendir
İçki yalnızlıktan
Siz bilmezsiniz
İçki kutsaldır . . .
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
pragmatizm


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:34 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info