|
Bu paragrafın sahibinin çok da ilginç bir yaşam öyküsü var aslında. Hemen tüm filozofların bir yönünü kendime yakın buluyorum; Paul Lafargue'nin de ölüme bakışını yakın buldum örneğin. Uzundur yaşlanmaktan korkuyordum ama nedenini net olarak çözemiyordum; ihtiyarlık beden ve fikir gücümü tüketecekti, bu acziyet beni korkutuyordu. Yukarıdaki Marks'ın damadı abimiz de, eşiyle beraber vakti zamanı geldiğinde tahtalı köye doğru kesin bir yolculuk bileti kesmişler kendilerine mesela.
Yukarıda çalışma dogmasından bahseden düşünür, tembellik hakkının da alternatif bir ideal olarak savunmuş. Burada çalışmadan değil "aşırılıktan" bahsediliyor. Aşırı üretim faaliyetlerinin savaşlara neden olabileceğinden ki, bu nedensellik benim pek de aklıma yatmadı, velakin insanoğu/kızı her daim savaşmak için bir sebep bulabilmiştir tarih sahnesinde; üretimin arttığı ya da azaldığı dönemlerde savaşların da nasıl bir seyir izlediğini araştırmak lazım elbette. Üstelik Lafargue çalışmayı tümden yok saymıyor, kendisi de aktivistlerden zaten, yalnızca özgürlük zamanlarının artırılması adına makina gücünü -tanrı makina- kabul ediyor.
Aslında yukarıda bahsedilen -burjuva değil- bizzat işçi sınıfıdır. Çalışarak ancak temel ihtiyaçlarını (barınma, gıda, sağlık) karşılayabilen işçi sınıfı amiyane tabirle "boğaz tokluğuna" çalışıp bir nevi makina görevi görmektedir; ve patronlarının refahını artırırken kendi çalışma saatleri sürekli çoğalır. Lafargue'nin bahsettiği bu aşırı çalışma halidir ve tembellik hakkını da bu bağlamda ele almalıyız.
Pratik hayatımda da buna benzer düşüncelerim var benim de. Normal yaşamımı sağlayabilecek kadar -haydi bilemediniz çok çok birkaç lüksümü de katarsak- aslında çok büyük paralar kazanmamız gerekmiyor yaşamak için. Oysa sonsuz isteklerimizin tatmini adına sistem bize daha çok kazanmayı dayatıyor. Misal bir kış boyunca iki ayakkabı bir insan için yeterliyken, en az on ayakkabı alan, iş yeri çok yakınken altına son model bir araba çekip yalnızca iş-ev arası kullanan (ki çalışmaktan kazandıklarını harcayacak vakti olmayan öyle çok kentli tanıyorum ki!) ya da ne bileyim çift vardiya çalışıp da ayda bir gün tatil yapan ve bunu da dinlenmeye ayıran işçileri düşünürsek; tembellik hakkının korunması gerekir, ki iş kanunun da bile bunun esnetilmiş kimi uygulamaları vardır minumum düzeyde.
Özetle; çalışmak iyidir, aşırısı değil, tembellik iyidir, aşırısı değil.
Ama ben şunu da savunuyorum ki, düşünsel emek verenlerin yani entelektüellerin, beden gücüne dayalı bir iş koluna mecbur bırakılmaması gerekir. O sürekli eleştirdiğimiz A.B.D telif haklarını koruma hususunda son derece titiz oldukları için düşünsel emekle geçinen bir çok fikir işçisine de sahiptir.
|