Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Felsefe

Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir..


Farkındalık ve Tolstoy'un İtirafları

Felsefe içerisinde Farkındalık ve Tolstoy'un İtirafları konusu: Alıntı: maria ´isimli arızadan alıntı Oysa inançsızlar için hal bambaşka. Bilime inananlar "yaşamanın anlamı" nedir sorusunu sorarlar acı ve ıstırapla... -------------------------------------------------------------------------------------- [B] Evet, çok doğru! çünkü bilime inananların hayata karşı ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink)  
Alt 16-10-2007, 07:14
esra pinar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 39
Standart başka bir perspektife ne dersiniz?

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Oysa inançsızlar için hal bambaşka. Bilime inananlar "yaşamanın anlamı" nedir sorusunu sorarlar acı ve ıstırapla...

--------------------------------------------------------------------------------------
[B]Evet, çok doğru! çünkü bilime inananların hayata karşı gösterdiği tutumu analitik ve nesneldir ve doğayı kesitlerine ayırarak, zaptederek ve sömürerek anlamaya çalışır. Bu nedenle Batı dünyası gizliden gizliye insanın, bütün çabalarının bir sonucu, bir "anlamı" olduğuna dair bir dünya görüşü geliştirdi. İnsan bir amaç için çabalar. İnsanın çabalarının bir son noktası olmalıdır, tıpkı bir vaazın çıkarılacak bir dersi, bir hikayesi ve tatmin edici bir sonucu olması gerektiği gibi. Herşey bir başka şeye hazırlıktır. Batı'da hayat etkinliklerimizi şu şekilde görürüz; geçmiş ve şu an, gelecek olan şey için hazırlıktır. Fakat gelecek olan şey nedir? Eğer ölümsüzlük sistemine inanmıyorsak hayatın "sergileme" niteliği olmaksızın yalnızca hazırlıktan ibaret olduğunu hissetmeye başlarız (müzik bestesindeki giriş veya hazırlık niteliği). Doğal olarak "anlamsızlık" duygusu bu inancı takip eder.

Ancak, hayatın amaç gerçekleştirilmesi olmaksızın eksik olduğu inancı, bir Batı miti, kültürel bir kurgudur, trajik bir varoluşsal hayat gerçeği değil. Doğu dünyası hibir zaman hayatta bir "anlam" olduğunu ya da hayatın çözülmesi gereken bir problem olduğunu varsaymaz; onun yerine hayatın yaşanması gereken bir gizem olduğunu düşünür.[
/B][/FONT]

------------------------------------------------------------------------------------
Bu farkındalıkla yaşam nasıl sürebiliyor hâlâ?
Hintli bilge der ki; "Varoluşun bir amacı yoktur. Hayattaki yolculuk o kadar güzeldir ki, hedefi kim düşünür? Hayat bir rastlantı eseri vardır ve biz de rastlantı eseri hayata gönderilmişiz. Hayat mantık gerektirmez!"
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink)  
Alt 16-10-2007, 22:48
possible_outside
Guest
 
Mesajlar: n/a
Alıntı:
esra pinar´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Hintli bilge der ki; "Varoluşun bir amacı yoktur. Hayattaki yolculuk o kadar güzeldir ki, hedefi kim düşünür? Hayat bir rastlantı eseri vardır ve biz de rastlantı eseri hayata gönderilmişiz. Hayat mantık gerektirmez!"
Zaten mantığı yok ki "bilge"nin bir amacı görebilsin, hayat ona raslantı olarak gözüküyor; şiirsel budalalıklardan biri bence Hepsi bu. Ben bu adama bilge demzdim sn. Esrapınar: Çünkü yukarıdaki alıntıda bir şey bildiğine rastlayamadım.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #13 (permalink)  
Alt 17-10-2007, 13:48
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Alıntı:
esra pinar´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
bilime inananların hayata karşı gösterdiği tutumu analitik ve nesneldir ve doğayı kesitlerine ayırarak, zaptederek ve sömürerek anlamaya çalışır
İçim çok üşüyor, her geleni bunaltacak kadar sıcaklattım odayı, ama benim içim hâlâ çok üşüyor.
Odayı ısıtabilecek kadar şanslılardan olduğum için, yavşakça bir keyif hissettim içimde ama içi üşüyen şansızlardan olduğum için -lüks bir yağmacılık olmasın diye-, şimdilik kendimle avunuyorum.

Ruh halimi kısadan belirttim ki, dediklerim belki bu bu karanlığın klavuzluğunda okuyunca anlaşılır, kimbilir.

Bilime inananları son derece pozitivist bulmuş ve bencesi yalnızca bir dilimini kesip bütününe monte etmişsiniz düşüncenizi Sevgili Esra Pınar, belki de bu "inanan" kelimesinden ötürüdür vargınız. Bilim ile kapitalist insanı da karıştırmışsınız nihayetinde, ki burada bilim felsefesinden bahis açacak kadar haddimi aşmayacağım.
Kuantum hâlâ ve hâlâ ki atomaltı parçacıklarını incelerken, bilmem kaç boyuttan bahsederken tam da ben bunları yazarken dünyanın bir yerlerindeki diğer insanlar, atom bombası da bilim adamları tarafından yaratıldı dersek; bilimden ziyade siyasî bir dayatmayı bilime yıkmış oluruz. Nobel bir mühendisken, dinamit krallığını da kurdu ve tarihten bir büyük af dilemek için vasiyetnamesiyle ödüller dağıtılıyor şimdilerde biliyorsunuz, bu da bilimin değil sömürünün özür dilemecesidir.
Bilim insana hizmet saikiyle yola çıksa da, aynı bilimi insanı katletmek olarak kullananlar da oldu-var; ve bu da emperyalist insanın dayatmasından başkaca nedir ki..?
İllaki tek bilim de fen, fizik değil elbet, tüm beşeri ilimleri de dahil edelim 'bilim budalalığına' düşmeksizin.

Varoluş bir "imkan" mıdır diye sormuştum; siz varoluş bir "araçtır" deyip, Batı ile ilgili açıklamalarınızdan sonra Doğu'ya geçmişsiniz.

Alıntı:
esra pinar´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Doğu dünyası hibir zaman hayatta bir "anlam" olduğunu ya da hayatın çözülmesi gereken bir problem olduğunu varsaymaz; onun yerine hayatın yaşanması gereken bir gizem olduğunu düşünür
Yani dogmalar, ki dogmalar varoluşu sorgulamayı ilkten ketlemez mi, elbette problematik bakmaz olaya...Pozitivistlerden, mistiklere uzatmışsınız "farkındalık"ı özetle...

Oysa ki varoluş benim için bir süreçtir, -belki- doğumla başlayıp -belki- ölümle bitecek olan, önü ya da ardılı için hiçbir bilinç çalışması yapamadığımız. Doğumdan ölüme yaşayabileceğimiz gibi, varoluş'un klavuzluğunda ölümden doğuma da yaşayabiliriz. Ölümü hiçbir vakit çıkarmayarak usumuzdan (korkarak değil) ama asıl anlamlı olanın anlamsız yaşamlarımıza bir anlam katma çabası olduğunu sezerek.
Yani aslında farkındalık ne bir araç ne de bir reçete sunar önümüze; yalnızca şüpheci kılar bizi. Ne doğu ne de batı diyemem buna; insan derim, yerküredeki tüm insan bilinçlerinin ortak "yazgısı"...(Buradaki yazgı kelimesi maksadını tam karşılaşamamaktadır, Kavafis'in Surlar'ına bakılmalıdır anlam katmanları için)

Tolstoy bu soruyla ilgilenen ve yahut ilgilenmeyenleri tasnif etmiş İtiraflarım'da;

'Birinci çıkış yolu bilgisizlik yoluydu.Bu, şundan ibaretti:
Hayatın bir bela ve saçmalık olduğunu bilmemek ve kavramamak. Bu grubun insanları ki çoğu kadın, ya da çok saf erkeklerdi. Schopenhauer'ı, Hz.Süleyman'ı, Buda'yı rahatsız eden hayat sorusunu henüz kavramamışlardı.Onlar ne kendilerini bekleyen ejderhayı görüyorlar, ne de tutundukları dalları kemiren fareleri. Ve bal damlalarını yalayıp duruyorlar. Ama bal damlalarını ancak belli bir süre yalayabilirler. Herhangi bir şey dikkatlerini ejderhaya ve farelere çektiği anda, onlarında yalamaları sona eriyor. Bu insanlardan hiçbir şey öğrenemem ben. İnsan bildiği şeyi bilmeye son veremez.'

...

'İkinci çıkış yolu Epikürcü çıkış yoludur.Bu düşüncenin esası şudur:
İnsan hayatın umutsuzluğunu bilse de, onun sunduğu nimetleri tatmak; yani ne ejderhaya ne de farelere bakmayıp, balı elden geldiğince iyice yalamak, hele iyice birikmişse.Hz.Süleyman, bu yolu şöyle anlatır:

'Bu yüzden insanın yeryüzündeki tek zevki olan yeme, içme ve eğlenmeyi övmüşümdür. Bu Tanrı'nın ona bahşettiği hayat boyunca, çalışma sayesinde elde edilebilir.

O halde git ve ekmeğini neşe içinde ye, şarabını keyifle iç!...Hayatını sevdiğin kadınla geçir, senin boş hayatın elverdiği sürece. Çünkü bu senin hayatındaki payındır, yeryüzünde yaptığın işteki payındır...Yapabildiğin herşeyi iyi yap. Çünkü gideceğin cehennemde ne iş, ne sanat, ne akıl, ne de bilgelik var'

...

'Üçüncü çıkış yolu, güç ve enerjinin çıkış yoludur.Esası şudur:
İnsan, hayatının dert ve saçmalık olduğunu anlayınca, onu yok etmelidir. Çok güçlü ve tutarlı insanlar böyle hareket ediyor. Onlara oynanan oyunun bütün aptallığını kavrayınca, olduğunu ve en iyi şeyin var olmamak olduğunu kavrayınca, buna göre davranıyorlar ve bu aptal şakaya birden son veriyorlar. Bu son verişin de araçları bir sürü. Boyna bir ilmek, su, kalbe dayanan bir bıçak, trenler...

Ve böyle davranan insanlar, çevremizde gittikçe artıyor. Ve insanların büyük bir kısmı hayatlarının baharında ruhsal güçleri gelişmenin zirvesinde iken ve kendileri aklı sarsan insan alışkanlıklarından çoğunu henüz benimsememişken, bunu yapıyor. Ben, bunun en onurlu çıkış yolu olduğunu kabul etmiştim ve böyle yapmak istiyordum.'

'Dördüncü çıkış yolu, zayıflık yolu. Bunun esası şudur:
İnsan, hayatın dert ve saçmalık olduğunu kavradığı halde, onu sürdürmeye son vermez, bundan bir şey çıkmayacağını bilerek. Bu grubun insanları bilir ki, ölüm hayattan iyidir. Ama onlar yanılgıya bir an önce son verip, kendilerini öldürerek akıllıca davranma gücüne sahip olmadıkları için, sanki bir şeyler bekliyor gibi yaparlar. Bu zayıflığın yoludur. Çünkü eğer ben daha iyi olanı biliyorsam ve buna gücüm yetiyorsa, neden daha iyi olana kendimi vermeyeyim? Ben bu gruptayım."



Ben hangi gruptayım bilmiyorum.
Bu gruplarından dışında bir beşinci altıncı ... "yollar" da var mı onu da bilemiyorum; üşüyorum belki ondandır, beynim de buzlanmış olabilir.

Forumun bir yerlerinde Sartre'yi konuşmuştuk, "özgürlüğe tutsak" insandan bahsetmiştik. Varoluş yolculuğunda; bu tutsaklığı hissetmek de farkındalık'la eş. Düşünün ki bir tek kişinin dahi hiçbir vakit "kendinde içinden"den dışına çıkamayacağını, öyle ya da böyle varolanın içerisinde bir "etkisinin" olduğunu; bir yatalak ya da bir otistik olabilir, bir bilim insanı ya da bir işçi de. Tek bir kişi yoktur ki bütünün içinde iyi ya da kötü (ki buradaki bu iyi ve kötü dahi sorgulanmalı) hiçbir eyleşi, hiçbir tesiri hiçbir manası olmasın. Ben de Sartre'den esinlenerek; "farkındalık da tutsaklıktır" desem çok mu şiirsel kaçacak. Varsın kaçsın!

Tekrar okumadan, düzeltmeden, basıyorum yazımı
Affola...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #14 (permalink)  
Alt 18-10-2007, 08:12
esra pinar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 39
Bilime inananları son derece pozitivist bulmuş ve bencesi yalnızca bir dilimini kesip bütününe monte etmişsiniz düşüncenizi Sevgili Esra Pınar, belki de bu "inanan" kelimesinden ötürüdür vargınız. Bilim ile kapitalist insanı da karıştırmışsınız nihayetinde, ki burada bilim felsefesinden bahis açacak kadar haddimi aşmayacağım.
------

Varoluş bir "imkan" mıdır diye sormuştum; siz varoluş bir "araçtır" deyip, Batı ile ilgili açıklamalarınızdan sonra Doğu'ya geçmişsiniz.

Pozitivistlerden, mistiklere uzatmışsınız "farkındalık"ı özetle...

----------
Sevgili Maria, her birimiz, kendi tarzımızla şekillendiriyoruz varoluşumuzu... Özgürüz...Ayrıca, kendi varoluşumuzun farklı an'larından ve perspektiflerinden de paylaşımlarda bulunabiliriz zaman zaman...Bir önceki yazdıklarım, daha doğuya yakın ve mistik bir bakış açısını yansıtıyordu. Gerçekten de doğunun pozitif ve yargılamayan bakış açısından her zaman çok etkilenmişimdir. Mevlana'nın hepimizi kucaklayan, hümanist yaklaşımına nasıl duyarsız kalabilirdim ki? Batının şüpheciliğinin ve doğunun bilgeliğinin sentezinin bize çok şey kattığı aşikar. İnsan sadece düşünsel bir varlık mı sizce? Duygu ve düşünce ayrılmaz bir bütün mü yoksa insan denince? Söyleyeceğim o ki; insan öyle bir varlık ki, an be an değişik düşünüp, değişik açılardan bakabilir olaylara. Daha önce yazdıklarım da inanmadıklarım değildir ve fakat düşüncelerimin sadece bir bölümünün yansımasıdır. Kimbilir o an belki üşüyen birini hissettim gibi gelmiştir ve sizin de dediğiniz gibi düşüncelerimin sadece o meşhur mistik bölümünü copy-paste yapmışımdır? Ama ne beis? Yakalanmışım hemen bakın

---------
Oysa ki varoluş benim için bir süreçtir, -belki- doğumla başlayıp -belki- ölümle bitecek olan, önü ya da ardılı için hiçbir bilinç çalışması yapamadığımız. Doğumdan ölüme yaşayabileceğimiz gibi, varoluş'un klavuzluğunda ölümden doğuma da yaşayabiliriz. Ölümü hiçbir vakit çıkarmayarak usumuzdan (korkarak değil) ama asıl anlamlı olanın anlamsız yaşamlarımıza bir anlam katma çabası olduğunu sezerek.
Yani aslında farkındalık ne bir araç ne de bir reçete sunar önümüze; yalnızca şüpheci kılar bizi. Ne doğu ne de batı diyemem buna; insan derim, yerküredeki tüm insan bilinçlerinin ortak "yazgısı"...(Buradaki yazgı kelimesi maksadını tam karşılaşamamaktadır, Kavafis'in Surlar'ına bakılmalıdır anlam katmanları için)

Tolstoy bu soruyla ilgilenen ve yahut ilgilenmeyenleri tasnif etmiş İtiraflarım'da;

'Birinci çıkış yolu bilgisizlik yoluydu.Bu, şundan ibaretti:
Hayatın bir bela ve saçmalık olduğunu bilmemek ve kavramamak. Bu grubun insanları ki çoğu kadın, ya da çok saf erkeklerdi. Schopenhauer'ı, Hz.Süleyman'ı, Buda'yı rahatsız eden hayat sorusunu henüz kavramamışlardı.Onlar ne kendilerini bekleyen ejderhayı görüyorlar, ne de tutundukları dalları kemiren fareleri. Ve bal damlalarını yalayıp duruyorlar. Ama bal damlalarını ancak belli bir süre yalayabilirler. Herhangi bir şey dikkatlerini ejderhaya ve farelere çektiği anda, onlarında yalamaları sona eriyor. Bu insanlardan hiçbir şey öğrenemem ben. İnsan bildiği şeyi bilmeye son veremez.'

-------------------

sen (buradaki sen 3.tekil şahıs aslında) ne yaparsan yap,ölüm farkındalığın her düzeyinde vardır - en bilinçli, yüzeysel, entelektüel düzeyden en derin bilindışı alana kadar. o yüzden, insanları sıralama ve ayrımlar konusunda çok emin olamıyorum. sanırım ve öyle umarım ki aradan geçen bu kadar uzun zaman zarfında bu tarz kategorize etmeler, en azından farkındalık yaşayan insanlar için artık tarihe karışmıştır. yani herkes yanlış bilmiyor!

----------------

"bugün ya da yarın hastalık ya da ölüm, sevdiklerime ya da bana uğrayacak ve bizlerden geriye leş kokusundan ve kurtlardan başka bir şey kalmayacaktı. Er ya da geç yaptığım işler, her neyseler, unutulacak ve ben var olmuyor olacağım"

Temel Ölüm ve Varoluş anksiyetelerine karşı itiraflar ve tevekküller;
1. evet, hayat bazen adaletsiz ve haksız,
2. evet, sonunda hayatın bazı acılarından ve ölümden kaçış yolu yok,
3. diğer insanlara ne kadar yakınlaşırsak yakınlaşalım, hayatla yine de tek başımıza yüzleşeceğiz.

Sartre, being and nothingness'de felaket katsayısından sözetmektedir. "Herbirimiz, hayatlarımızı etkileyen doğal felaketlerle karşılaşırız fakat bu demek değildir ki bizim bu durumda hiç sorumluluğumuz veya seçimimiz yok. engellerimizden çıkardığımız anlamdan; onlara karşı tutumumuzdan; engelin bireyi yok etmesini sağlamak için "felaket katsayısıyla" birlikte hareket eden nefret, öfke veya depresyondan sorumluyuz."


-------------
O halde git ve ekmeğini neşe içinde ye, şarabını keyifle iç!...Hayatını sevdiğin kadınla geçir, senin boş hayatın elverdiği sürece. Çünkü bu senin hayatındaki payındır, yeryüzünde yaptığın işteki payındır...Yapabildiğin herşeyi iyi yap. Çünkü gideceğin cehennemde ne iş, ne sanat, ne akıl, ne de bilgelik var'

-------------

bizler;
demek ki; henüz olgunlaşmadık, çünkü;
"mükemmel hale gelen herşey - ölmek ister. olgunlaşmamış her şey yaşamak ister. bütün acı çekenler yaşamak ister, böylece olgun, neşeli ve arzulu olabilir - daha ileride, daha yüksekte ve daha parlak olanları arzular" Nietzche

-------------
'Üçüncü çıkış yolu, güç ve enerjinin çıkış yoludur.Esası şudur:
İnsan, hayatının dert ve saçmalık olduğunu anlayınca, onu yok etmelidir. Çok güçlü ve tutarlı insanlar böyle hareket ediyor. Onlara oynanan oyunun bütün aptallığını kavrayınca, olduğunu ve en iyi şeyin var olmamak olduğunu kavrayınca, buna göre davranıyorlar ve bu aptal şakaya birden son veriyorlar. Bu son verişin de araçları bir sürü. Boyna bir ilmek, su, kalbe dayanan bir bıçak, trenler...

Ve böyle davranan insanlar, çevremizde gittikçe artıyor. Ve insanların büyük bir kısmı hayatlarının baharında ruhsal güçleri gelişmenin zirvesinde iken ve kendileri aklı sarsan insan alışkanlıklarından çoğunu henüz benimsememişken, bunu yapıyor. Ben, bunun en onurlu çıkış yolu olduğunu kabul etmiştim ve böyle yapmak istiyordum.'

----------------

"bana öyle geliyor ki ölümü tanımak ve bir dereceye kadar denemek için belirli bir yol var. onu yaşantılayabiliriz, bu yaşantılama tam ve mükemmel değilse de, en azından faydasız da değildir ve bizi daha da güçlü ve emin kılar. Eğer ona ulaşamazsak yaklaşabiliriz, onu keşfedebiliriz, ve kalesine giremesek de en azından görebilir ve ona yaklaşımları tanıyabiliriz" Montaigne

ölüm farkındalığı ve ölüm fikriyle bütünleşmek bizi kurtarır; korku ya da kasvetli kötümserlik varoluşuna mahkum etmekten çok, bizi daha otantik hayat tarzlarına sevketmek için bir katalizör olarak hareket eder.

ölümle yüzleşmek, kişisel değişimi başlatabilir. Tolstoy'un Savaş ve Barış eserinde, ölümle yüz yüze gelmenin nasıl esaslı bir kişilik değişimine yol açtığı harika bir şekilde görülür. Ölümle yüzleşen Pierre, değişim sonrası doğal çevresinin farkına vararak, hayatta kendisi için bir anlamı olan ödevi bulmak ve kendini ödeve adamak için ilişkilerinde kendisini diğerlerine tamamen verebilmektedir. Benzer şekilde Tolstoy'un Ivan Ilyich'i ölümle yüzleşerek bir varoluş krizine girmiş ve geriye kalan yalnızca birkaç gün içinde kendisini değiştirmiş ve hayatına geriye dönük olarak bir anlam kazandırabilmiştir.

ve başka her şey insanın kontrolü dışındaymış gibi göründüğünde bile, insan kaderine karşı tutumunu kontrol etme gücüne sahiptir -
inkar edemediğini yeniden yorumlamak.


----------------

'Dördüncü çıkış yolu, zayıflık yolu. Bunun esası şudur:
İnsan, hayatın dert ve saçmalık olduğunu kavradığı halde, onu sürdürmeye son vermez, bundan bir şey çıkmayacağını bilerek. Bu grubun insanları bilir ki, ölüm hayattan iyidir. Ama onlar yanılgıya bir an önce son verip, kendilerini öldürerek akıllıca davranma gücüne sahip olmadıkları için, sanki bir şeyler bekliyor gibi yaparlar. Bu zayıflığın yoludur. Çünkü eğer ben daha iyi olanı biliyorsam ve buna gücüm yetiyorsa, neden daha iyi olana kendimi vermeyeyim? Ben bu gruptayım." [/B][/I]

-----------------

Jean Paul Sartre'ın, sorumluluk sahibi olmanın; bir olay ya da şeyin tartışmasız yaratıcısı olduğunu yazdığı zaman kullandığı anlamıyla sorumluluk, yaratmak anlamına geliyorsa, sorumluluk, bir çok şeyi olduğu kadar duygularımızı ve hatta acı çekişimizi de kendi yarattığımızın farkında olmaktır. bu sorumluluk ve farkındalık, dertlere ve saçmalıklara karşı bakış açımızı farklı yönde etkileyebilir.

----------------

Forumun bir yerlerinde Sartre'yi konuşmuştuk, "özgürlüğe tutsak" insandan bahsetmiştik. Varoluş yolculuğunda; bu tutsaklığı hissetmek de farkındalık'la eş. Düşünün ki bir tek kişinin dahi hiçbir vakit "kendinde içinden"den dışına çıkamayacağını, öyle ya da böyle varolanın içerisinde bir "etkisinin" olduğunu; bir yatalak ya da bir otistik olabilir, bir bilim insanı ya da bir işçi de. Tek bir kişi yoktur ki bütünün içinde iyi ya da kötü (ki buradaki bu iyi ve kötü dahi sorgulanmalı) hiçbir eyleşi, hiçbir tesiri hiçbir manası olmasın. Ben de Sartre'den esinlenerek; "farkındalık da tutsaklıktır" desem çok mu şiirsel kaçacak. Varsın kaçsın!

--------------------

[I]Sartre'ın özgürlük görüşü çok kapsamlıdır. insanoğlu yalnızca özgür değil, aynı zamanda özgürlüğe mahkumdur da. ayrıca özgürlük dünyadan sorumlu olmanın (yani dünyayı anlamıyla doldurmanın) ötesine geçmektedir: insan ayrıca kendi hayatından da tamamen sorumludur, yalnızca hareketlerinden değil, hareket etmekteki başarısızlıklarından da sorumludur.

Sartre dünyanın öbür ucundaki açlık için bir sorumluluk taşıdığımızı ifade ederdi, oysa biz yaptıklarımız ve aldırmamayı seçtiklerimiz için sorumluluk taşıyoruz. bu sorumluluğun iki farklı düzeyi var: anlamlılığın atfedilmesi ve hayat yönetimi sorumluluğu. Sartre kendi projesinin, insanları samimiyetsizlikten kurtarıp sorumluluk üstlenmelerine yardımcı olmak olduğunu düşünmüştür.
.


...[/QUOTE]
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #15 (permalink)  
Alt 18-10-2007, 08:20
esra pinar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 39
Alıntı:
possible_outside´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Zaten mantığı yok ki "bilge"nin bir amacı görebilsin, hayat ona raslantı olarak gözüküyor; şiirsel budalalıklardan biri bence Hepsi bu. Ben bu adama bilge demzdim sn. Esrapınar: Çünkü yukarıdaki alıntıda bir şey bildiğine rastlayamadım.
ben bunun arkasında büyük bir derinlik görüyorum sn. possible_outside. Sizce gerçekten herşey göründüğüyle mi sınırlıdır?

bazen son derece ciddi, bazen esnek, bazen o yönden, bazen bu yönden, bazen birkaç yönlü, bazense daha yüzeysel çalışmaz mu insanoğul ve kızının us'u (sevgili maria'dan çalıntı)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #16 (permalink)  
Alt 21-11-2007, 02:57
napolyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
is god and unhappy
 
Üyelik Tarihi: 07-11-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 342
aslında bu görüsler çok basit kalıyo bilimin yanında da inancın yanında.mesela çoğumuz bi inanancın varlığı ispatlandığında ona inanırız.halbuki böyle bi sey değil gerçek.gerçek su ki geçmiste de su anda da bilim bazı seyleri ortaya net bi sekilde koymus.deneylerle ispatlamıs.ispatlamıs ama bu deneysel bilgiler de çok sağlam seyler değil.örnekse matematik bir kabuldur ama 2+2 her zaman 4 tür.deneysil bilgi der ki günes yarın doğacak.ama yarın doğmama ihtimali var.bu noktada deneysel olmayan bilgiler bazen ampirik bilgilere göre cok daha sağlam olabiliyo.kaldı ki gözle gördüğümüz veya göremediğimiz bütün maddeler sadece olus halindeler yani bi vanolma durumları yok.platon bunu asırlar önce idealizm de ifade etmis zaten.bugün de fizik ispatladı.her anın 5 trilyonda biri zamanda atomlarımız,zerrelerimiz tekrar olusuyor.yani bi varlık yok ortada.önemli olan varlığı veya olusu ispatlanan bi seylere veya bi takım inançlara inanmak değil.salt akılla varolan her seyi yıkıp devamlı daha temiz bi öz bulmak.görünüsünde olmasa da bütün dinler devamlı yıkılıp tekrar yaratılıyo ve bu durum zaten doğanın yapısıyla da uyumlu.zaten bu devinimi yasamayan bi din veya dogma veya bilim yokolmak zorundadır.en nihayetinde gerçekten samimiysek bi seyleri sorgulamakta üstüne gitmik lazım.özellikle maria bence çok iyi niyetliyidi biraz daha bu konularla ilglii arastırma yaptığında aslında bi seylerin daha net ama o netliklerin arkasının da bi o kadar karmasık olduğu görülecektir.


her ne kadar inanmasam da,bir tanrının varolduğunu kabullenmek gerekir
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #17 (permalink)  
Alt 22-11-2007, 01:52
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Alıntı:
esra pinar´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
"Herbirimiz, hayatlarımızı etkileyen doğal felaketlerle karşılaşırız fakat bu demek değildir ki bizim bu durumda hiç sorumluluğumuz veya seçimimiz yok. engellerimizden çıkardığımız anlamdan; onlara karşı tutumumuzdan; engelin bireyi yok etmesini sağlamak için "felaket katsayısıyla" birlikte hareket eden nefret, öfke veya depresyondan sorumluyuz." Sartre
Sevgili Esra, yoksunuz ama bu yok olduğunuz anlamına gelmez değil mi; doğadaki hiçbir şey yok olabilemez ki zaten, tekrar buralarda görmeyi umut ederek sizi uzundur yazmadığım foruma kısaca yazıp ayrılayım diyorum.
Evet Sartre de "sorumluluk"u paylaştıranlardandır, "tüm insanlık durumları için tüm insanlara karşı sorumluyuz" diyen Dostoyevski'yi de anıştırarak. Mesela bu forumda Batıdaki çocukların Doğuda askerlik yapmamasını dileyen görüşleri okumuştuk ya da Doğu'nun sorunlarını Aşiretlerce üretilmiş ve nihayetinde de onlar tarafından çözülmesi gerekir türü sorumluluğun -kendimizden başka- herkese yük edildiği bakışları. Yan komşumuzun evine hırsız girerse, bize girmediği için seviniriz, oysa bunda bir sorumluluğumuz olduğunu farketmeyiz bile; bana dokunmayan yılan bin yaşasıncıyız. Doğal afetlerden bile sorumluyuz, doğanın -yerkürenin- tepkisi değil midir insanlığa afetleri de... Oysa sistemin içinde her birimizin bir etkisi olduğunu biliriz. Amerika'da tecavüze uğrayan kadından, Hiroşima'ya atılan bombaya kadar. Bunlar ilk etapta "daha neler" dedirtecek kadar uç örnekler de olsa; üzerimize düşen sorumlulukta ne kadar "en iyisi"ni yaptığımızı kendimizde sorguladığımızda yanıtı da alacağız. Beşerin doğasına aykırı bir durum bu mükemmellik; canlılardan ancak insanın aciziyetidir bu bir konuda en mükemmel olamamak. Var oluşumuzun tekil anlamı yok gibi görünse de, bir tesiri var elbette, olumlu ya da olumsuz...Matematikteki "etkisiz eleman" değiliz özetle hiçbirimiz ve hiç kimse de bizim yaşamlarımızda değil. Ama en nihayeti harici ve dahili tüm etkilerle; yalnızız. Hepimiz birer mazlum ve birer zalimiz bu yalnızlığımızda da.

Filmlerden bahsedeceğimi söylemiştim. İlkiyle başlayayım.
Cahil Periler. Bir Ferzan Özpetek filmi.
Filmin hemen her karekteri farkındalık eşiğinde yeni yeni kapıları aralıyorlar.
Antonia (kocasının trafik kazasında ölmesiyle gelişen bir dizi olay sonrası eşinin bir eşcinsel olduğunu öğrenmesi) baş karekter.
Michele'in eşcinselliği de (Antonia'nun kocası Massimo'nun sevgilisi) sorgulanıyor filmde.
Antonia ve Michele arasında ancak bir karbon kağıdı görevi gören Massimo'nun ölümüyle hepsinin hayatı değişiyor.
Serra'nın, Türkiye'den yurtdışına (İtalya'ya) kaçmasını zorunlu kılan polis'e öfkesi ve öldüğünü haber aldığında yaşadığı hayal kırıklığı etkileyici işlenmiş. Birçoğunun beklentileri değişiyor. Bu tıpkı da bir zamanların çok-satan Coelho romanı Simyacı'daki Endülüslü çobanın pramitlere yolculuğu gibi bir erek. Hepsi bir şeyler bekliyorlar, bir şeyler beklemiyormuş gibi yaşamaya çalışırken.

Aslında bir çoğumuz pramitlere varmak istemeyiz; Serra tüm yaşamını intikam almak istediği polis üzerine kurarken, polisin öldüğü haberini almasıyla, yaşamında bir hedefi kalmadığını hissedip düştüğü boşlukta, polisin sonsuza dek yaşamasını dilerdi herhalde. Filmde benim en çok ilgimi çeken Serra'dan sonra ikinci karekter ise Michele'in yatalak erkek kardeşiydi. Tüm film boyunca solgun yüzü ve kederli bakışlarıyla "sevgilisini" bekleyen ama ona sevgilisinin öldüğünü söylemedikleri, dostlarının yaşama tutunması için bu "bekleyişe" mahkum bıraktıkları karekter( Aslında burada da birçoğumuzun düşündüğümüzü sanmamız ama aslında önyargılarımıza dayanak arayışında olmamızın tehlikeli boyutunu anlıyoruz.) Sevgili Esra'nın alıntılanmasıyla "inkar edemediğini yeniden yorumlamak" ve kendileyin sonuçlar bulmak. Filmin başında 15 yıllık evliliğinde bir "yalan" içerisinde yaşayan Antonia nihayetinde öğrenir öğrenmez ilk açıklayan oluyor hastaya "gerçeği". Çok basit, yalın işlenmiş bir öykü olsa da alt okumalarında izleyeni sorgulamalara itiyor. Yatalak çocuk sevgilisinin geleceği umuduyla ölmeye direniyordu film boyunca; bir sevgilisi kalmadığını öğrenince yaşamaya direnmeye başlıyor ve iyileşiyor -aksi de olabilirdi, kim bilebilir-. Burada "an"da yaşayamama sorunsalıyla karşılaşıyoruz. Geçmiş anılarla yaşamak ve gelecek anılar için beklemek (iki karanlık arasında aydınlık bir "bugün"ü yaşayabilir miyiz), yaşadığımız "an"ı farkedemememizi, sürekli ve devingen bir şekilde "an"ı geçmişlememiz ve aslında yaşamıyor olmamız. Oysa "an"a odaklanan us, gelecek ve geçmişten bağımsız işleyecektir. Bu da ancak farkındalık düzeyini ideal kıvama eriştirebilen usların "ödül"ü ya da "ceza"sı...

Gerçekten hepimiz de, Tolstoy'un da dediği gibi; -" sanki bir şeyler bekliyor gibi" -yaparız. Süslü ya da sade umutlarımız vardır. Ve birçoğu da aslında oldukça sıradan "semboller"dir. İdeal olanı aciz bir duygusallığa düşmeksizin, yaşamı tüm basitliğiyle kabul etme direncini gösterebilmemiz, varlığımızın kademeleri arasındaki serüvenimizde "taclandırılmış gerçekler" yaratıklandırmamamız ve "an"ı yaşayabilmemiz, dünü ve yarını değil...

Diğer canlılarla yegane farkımız gördüklerimizin arkasına geçebilecek "us"a sahip oluşumuz. Hâlâ modellenmekte olan evren içinde kendini bilmek tüm bilimlerin temeli.

Sevgili Esra, döndüğünüzde size çoklu alıntıyı da öğretmeye çalışalım olur mu, velakin metinlerinizde hangisi alıntı, hangisi sizin tümceleriniz çözmek bu haliyle çok güç oluyor da.

Ah!
Yine güzel içtim.
Döner yazarım bu foruma ben yine.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #18 (permalink)  
Alt 05-12-2007, 08:47
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Evet döner yazarım demiştim, yine dönerim, yine...

Şu tepelerde oturup da yüksek perdeden gazel okuyanlara da canım sıkılıyor son zamanlarda. Kıt bilgisiyle dehaları küçümseyen, eleştiri kıvamında ortaya dahilerin üzerine bir pincik katran katıp ve bir kavanoz balı hiç etmeye çalışanlara. Oysa aklımın alamadığı kadar uzun bir yol görüyorum önümde, her dönemeçte bir başka kavşak görünüyor; bu sınırsızlık beni bazen ürkütüyor ama yaşamın anlamı da yolda ne kadar ilerlediğimdir diyorum. Ya yolu boş versem, durup bir kenarda soluklansam, miskinleşsem ve tüm anlamlandırmalarımı rafa kaldırsam. Yaşam da durur mu...? Dursa ya da yürüse fark eder mi...?
Eder elbette, madem pabuçlarım var, onlar yolda beklemek için değildir elbette diyorum. Yoo, taşların arasından boy atan otları da görüyorum ben, otların sütünü yalamaktan gayrı ne gelir elimden; bir ayyaş gibi iştahla yalamıyorum ama taşların soğuğunu da unutmamaya zorluyorum usumu. Çok canım yandığında yolu da, taşları da unutup gözlerimi kapıyor ve düşlere dalıyorum, o vakit çiçek tarhlarıyla bezeli bahçelerde salınıyorum. Ama uyuklamıyorum da uzun süre düşe düşmenin tehlikesini bilerek.

Ne demişim yirmi yaşımda "bazen anlamsız bakışlarla tavana bakmak da iyidir, yaşamı anlamlı kılmaya yarar; ama tavanda kalmak tehlikelidir..."

Şu sıra farkındalık kavşaklarında; yolda mıyım, inimdeki tavanda mıyım, yoksa gözlerim kapalı mı hiç bilmiyorum...Tavanarasında da olabilirim; belki de anılar odasındayımdır...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #19 (permalink)  
Alt 05-12-2007, 13:32
lanetlizeynep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 19-10-2007
Nerden: ne fark ederki
Mesajlar: 400
yeni doğan çocuklarına hiç bir sevgi beslemediğini söylemişti... onların kendisi için sadece kırmızı bir et yığınından farksız olduğunu da açık açık belirtmişti; fakat çocuklarına olan sevgisinin onlar büyüdükçe arttığını da söylemeden edememişti...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
farkindalik, tolstoyun, itiraflari


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:11 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info