Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Felsefe

Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir..



Farkındalık ve Tolstoy'un İtirafları

Felsefe içerisinde Farkındalık ve Tolstoy'un İtirafları konusu: İtiraf etmek dini açıdan da yüzyıllardan beri uygulanan bir ritüel. İlk İtiraf Hristiyan teolog St. Augustine'den gelir, Roussae ve ardından Tolstoy... Bir genç tarafından kurulan itiraf.com gibi bir sitede de ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 21-09-2007, 05:16
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Standart Farkındalık ve Tolstoy'un İtirafları


İtiraf etmek dini açıdan da yüzyıllardan beri uygulanan bir ritüel. İlk İtiraf Hristiyan teolog St. Augustine'den gelir, Roussae ve ardından Tolstoy...
Bir genç tarafından kurulan itiraf.com gibi bir sitede de itiraf etmek cinsel suçların itirafına dönüşüyor günümüzde.

Tolstoy'un İtirafları bu anlamda epey farklı. Tolstoy yaşamı sorguladığı eserinde, "neden yaşıyoruz"a bir yanıt aramış.
Teistler neden yaşadıklarının yanıtını kolayca bulurlar, özgür olmayan bir yeryüzünde özgür bir ahiret inancına ulaşmak için verilen mücade olarak tanımlarlar yaşamın anlamını.
Oysa inançsızlar için hal bambaşka. Bilime inananlar "yaşamanın anlamı" nedir sorusunu sorarlar acı ve ıstırapla...

Ben böyle bir soru sormayacağım çünkü ne fenni ne de beşeri bilimlerin veremediği ve asla da veremeyeceği yanıtı aramıyorum.

"Farkındalık" ile ilgili benim meselem.
Farkındalık kavramını Tolstoy küçük bir doğu masalıyla örnekliyor:

"Bir gezginle, çölde karşı karşıya geldiği yırtıcı hayvanları anlatan o şark masalını bilmeyen var mı?... Gezgin, yırtıcı bir hayvandan kurtulmak amacıyla susuz, kör bir kuyuya atar kendini...Kuyunun dibinde bir ejderha görür, ejderha adamı yutmak için ağzını açmıştır. Yırtıcı bir hayvan tarafından parçalanmamak için yukarı çıkmaya cesaret edemeyen ama ejderha tarafından da yutulmamak için aşağıya atlayamayan bu zavallı, kuyunun duvar taşları arasında yetişen bir dalı yakalar ve ona tüm gücüyle tutunur. Az sonra elleri uyuşur ve kendini her iki tarafta bekleyen felaketin kucağına düşeceğini hisseder fakat hala sımsıkı yapışmış halde dalda durmaktadır. O esnada biri beyaz biri siyah iki farenin, zavallının tutunduğu dalın çevresinde dolaşıp, dalı kemirmekte olduklarını görür. Artık yalnızca birkaç dakikası kalmıştır, dal kopacak ve o da ejderhanın ağzının içine düşecektir...Gezgin bunu görür ve kurtulma şansı olmadığını bilir. Ama havada debelendiği sürece, çevresine bakınmaktadır. Çalının yapraklarında bal damlaları görür, dilini uzatıp bunları yalamaya koyulur."

İster inanan isterse inanmayanlar olsun, ejderhaların (ölümün) kaçınılmazlığını hepimiz biliyoruz. Üstelik fareler de, bal da var, mutluluk ve keder diyelim...
Buna rağmen neden yaşıyoruz?

Yaşamın anlık kırılmaları, dönemeçleri bizi bir anda eskisinden farklı yapıyor, bu fark müsbet de değil üstelik...Kimi kuluçkaya yatmış bir düşüncenin bir anda yanardağ gibi patlaması, kimi de gerçekten kalın bir kabuğun sıkı bir balyoz darbesiyle paramparça edilmesiyle katmanların bir bir öze doğru dağılması olabilir...

Bir masalcık daha; balıkla bilgenin anlatısı...Balık karada yaşamayı öğrenmek için bilgeye yakarır; bilge 'karada yaşamayı öğretirsem bizim gibi olursun ve artık asla yüzemezsin' der, balık diretir ve illa da karada yaşamak ister...Bilge balığa bildiklerini öğretir ve tıpkı bir insan gibi balık artık karada yaşamaya başlar, bir gün öyle çok yağmur yağar, öyle çok yağmur yağar ki, heryer suyla dolar; balık bu kez düştüğü suda boğulur!
Bir dakika önce en büyük hakikatmiş gibi gelen her şey, bir dakika sonra dünyanın en büyük safsatası haline gelebilir! Alıştığımız her şey bir an gelir ki, tüm bildiklerimizi yok eder!

Nietzsche derinlikli bunalımlara düşen insanlar hakkında saptamalarda bulunurken: bebeklik-çocukluk dönemlerinde onlara öğretilen; örf, adet ve yaşam normlarıyla, ergenlik ve geç-ergenlik dönemlerinde felsefî düşüne bulaşan insan aklının, iki dönemi arasındaki uçurumu ne denli dipsiz ve genişse, artık kişinin yaşamının o denli acılı ve hüzünlü olacağından söz eder.

Gerçekten de yaşam da bu dönemeçlerdeki safsatalarla çarpar suratımıza acımadan!

Kimi için bir aşktır o dönemeç: Salome'ye aşkı Nietzsche'yi hastalıklı denecek kadar tiksindirmiştir kadın(lar)dan, ardından da tüm insanlardan ve nihayet yaşamdan...
Kimi için yaşadığı kirli, yapışkan yığınların üzerine yüklediği taşınamaz sorumluluktur : Cesur ve korkusuz Hz.Ali'nin, Muhammed'siz kalakaldığı o boşlukta; cesaretsiz, soluksuz kalıp kör kuyulara içini döktüğü gibi...
Kimi için en sevdiğini ölümle kaybetmektir: Tolstoy'un soluk benizli, ahlaklı ve masum ağabeyini kaybetmesi gibi...


Dışsal ve içsel dünyanın, terazinin iki kefesinde salındığını hayal edersek, bir diğeri "genişledikçe" ötekinin hafiflediğini görürüz! Hafiflemek önemini kaybetmektir. Dışsal dünya, yaşamsal lükslerimizse; içsel dünya manevi farkındalıklarımızdır. Lükslerimiz arttıkça farkındalığımız önemini kaybeder, keskinleşemez. Her ikisi de tehlikelidir aslında, Tolstoy'un dediği gibi "doğmamış olmak ne büyük ödül"!


Bu farkındalıkla yaşam nasıl sürebiliyor hâlâ?
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 21-09-2007, 08:57
Lilith - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gözüm apla...
 
Üyelik Tarihi: 31-07-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 31
Mesajlar: 3,686

zor..iki uza bağlıyorsun ipi..
biri hüzün biri neşe..
saatli bomba gibi ölüme kurulduğumuz bu yaşamdan patlayıp gideceğimiz an'a kadar
tezatlıkların içinde teselli bularak..


Ağzımda Bal Gibi Tatlı Bir Türkü.
Bir İner Bir Çıkarım Bu Yokuşu
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 04-10-2007, 16:22
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088

"İtiraflarım"dan yola çıkarak, farkındalık eşiğinde varlık ve varoluşsal süreçlerde yaşadıklarınızı öğrenmek isterdim...

Biraz Tolstoy'dan bahsedecek olursak; Tolstoy hasta kardeşinin ölümüyle dini sorgulamaya başlar; kardeşi iyi bir dindar, ahlaklı bir bireyken genç yaşta ölmesinin yanında, Hristiyan kilisesindeki papazların ahlak dışı ve savruk yaşamlarına rağmen keyf içinde yaşamaları Tolstoy'u düşünmeye iter, insanların "eşit olmayan bir dünyaya eşit bir ahiret" inancı "safsatasına" inandıklarını düşünmeye başlar Tolstoy, nihayet; ‘Dogmatik Teolojinin Eleştirisi’’, ‘‘O Halde Ne Yapmalıyız?’’ ve ‘‘Tanrı’nın Hükümdarlığı Kendi İçimizdedir’’ adlı makalelerin yayımlanmasından sonra afaroz edilir.
Kurumsal eğitime duyduğu tepkiler yüzünden Hukuk fakültesinden, Tıp fakültesinden atılmıştır...Afaroz edilmesi de onu hiç etkilememiştir. Zaten ağzından çıkan her sözün yazılarak 19 ciltlik bir külliyatı oluşturulan yazarın tanımadığı kilise tarafından din dışı bırakılması da onu üzecek bir olay değildir.

19 yaşında ciddi bir servetin varisi olan Tolstoy, ilerleyen yaşlarında köylüler gibi yaşar, kont ünvanından sıyrılıp,tarlalarda çalışmaya, odun kırmaya, saman savurmaya başlar. Tarih'in bir "kaltak" diye yazdığı karısıyla itilafları da Tolstoy'un bu yoksul yaşam tarzını seçmesiyle başlar.
Oysa bazı tarihçilerin göz ardı ettiği bir nokta da şudur ki, Tolstoy "Savaş ve Barış" , "Anna Karanina" gibi edebiyata altın harflerle geçen birçok baş yapıt niteliğindeki romanını, karısıyla yaşadığı mutlu günlerde üretebilmiş, daha karamsar eserlerini de derin bir bunalıma ve manevi yalnızlığa düştüğü zamanlarda yazmaya başlamıştır.

Onu bu bunalıma iteleyen etken elbetteki suyun yüzeyini görme kolaycılığına kaçanlar için; "kaltak" karısıdır. Oysa İtiraflarım'da da belirttiği üzre,

"Yine inançsızlık batağındaydım. Ama o da beni tatmin etmiyordu. Hayattaki sorulara karşı dindarlara yöneldim. Onlar ne düşünüyordu acaba? Onları hayat karşısında sağlam tutan neydi? Konuştum bir çoğuyla. Ve gözlemledim. Gördüğüm şey, dindar görünen insanların da sanıldığı gibi öte dünyayı merkeze alan yaşamları değil, herkes gibi bu dünyayı merkezlerine aldığı oldu. Onlar da mal biriktirmek, rahat bir yaşam için yaşamlarını sürdürüp gidiyorlardı. İnançsızlar bile, anlamlı bir yaşam sürmek için onlardan daha çok sebep bulabiliyorlardı..."Tolstoy

İnançsız bir yaşamın katlanabilir olmadığında, acı ve mutsuzluk verdiğinde mutabık kalıyor kalmasına Tolstoy ama, yine de inançla yaşamayı da akla uygun bulmuyor:
"Bildiğim birşeyi bilmekten vazgeçemem" Tolstoy

Tolstoy dinlerin olumsuz etkisinden de söz eder kendi penceresinden İtiraflarım'da:
"Hayat hala cehenneme dönmemişse, bu dinler sayesinde değil, bu dinlere rağmen dönmemiştir..." Tolstoy


Onu bu derin hüzne iteleyen nedenleri belki kitabı okuduğumuzda daha iyi anlayabileceğiz ama benim merakım, yaşamlarımızdaki değişimler ve bu değişimleri tetikleyen olaylar-kişiler-zamanlar; yani dönemeçlerimiz...

Nelerdir...?
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 04-10-2007, 18:20
kim bilir
 
Üyelik Tarihi: 23-09-2007
Nerden: Rize
Mesajlar: 69

"Bildiğim birşeyi bilmekten vazgeçemem" Tolstoy

Akılla ilişkisi yüzeysel/iğreti olmayan her aklı başındaki insan, bundan başka ne diyebilir ki:

Bildiğim bir şeyi bilmekten vazgeçemem…

Tanrı vardır veya yoktur(!) ama ben varım ve farkındayım üstelik varoluşumun…

Yaşayıpkalmam da iyidir; en mutsuz yaşam bile yeğlenirdir bence, hiçliğe karşı.

Şu kıssa’yı hiç anlayabilmiş değilim yani:

(Kimileri hz. Ebubekir’e, kimileri Pascal’a kaynaklandırarak anlatır)

Tanrı/öbür dünya varmış gibi(!) yaşamını sürdür. Öldüğünde bunlar gerçekse kazanırsın, değilse, kaybedeceğin bir şey yok zaten.

Bu, ikili bir kumardan başka ne olabilir, aman Allah’ım!

Oyunculardan hangisi kazanırsa kazansın, ben kaybetmeyecek tarafta oluyorum bu kıssaya göre…

Bu şimdi, ‘iman’ mı sayılıyor!

“…yaşamlarımızdaki değişimler ve bu değişimleri tetikleyen olaylar-kişiler-zamanlar; yani dönemeçlerimiz... Nelerdir?” (mariya)

Kişinin varoluşunu hissettiği ‘sınır durumlar’ diyeceğim ve açıklamam istenecek bunu.

Isırıkçıları yoksayarak yine Bedia Akarsu ? Çağdaş Felsefe /Jaspers:

Nedir ‘Sınır Durum?’

İnsan (Dasein) her zaman belli bir durumda bulunur. Bir kimsenin kendi içinde bulunduğu durumu bilmemesi olanaklıdır, ama hiçbir durum’da bulunmaması olanaksızdır. Biyolog bir ‘çevre’nin sözünü eder, toplumbilimci ‘toplumsal’ bir durumun, tarihçi ‘tarihsel’ bir durumun sözünü eder. Bir durum aşılmaz bir duvar gibi karşımıza dikildi mi sınır-durum haline gelir. Kendimi ona bağlı bulurum, ona egemen olamam,onu göremem bile, onda kalakalırım ve bu kalakalmada varoluş olmak üzere uyanırım.

İnsanın zorunlu olarak ‘durumlar’ içinde bir varlık oluşu bir sınır-durumdur. İstediğim gibi hareket etmeye çalışabilirim, ama durum’un darlığından hiçbir zaman dışarı çıkamam, ona ’raslantı,’ ‘şans,’ ya da ‘alınyazısı’ desem de. Bu temel sınır-durum yanında dört özel sınır durum daha var jaspers’e göre…


Seni seviyorum varoluş!..












sıyırdı yüzünü dünya / gördüm kimse ben değil
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 05-10-2007, 10:23
JİLAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 27-09-2007
Nerden: Fezanın her hangi bir köşesinden
Yaş: 32
Mesajlar: 28

Farkındalığı tartışırken, kendinin ve de çevresindekilerin farkında olmayan bir arkadaşımız Cemre.

Ama nbb. sanırım benimde dedem olmasada amcam yaşındasınız, bir küçük hanımefendiyi eleştirirken Beyfendiliğinizden taviz vermeyin lütfen.

Konu ya gelince; Tolstoyu cevabı vermiş zaten;
Bildiğim birşeyi bilmekten vazgeçemem.....

Bizim değişen dönemeçlerimizde bu söze ne kadar inandığımıza, kendimize ne kadar güvendiğimize bağlı bence. Eğer kendi bildiklerimizden vazgeçmez isek belki dışlanan bir insan, belki zamanla Coll olarak nitelendirildikten sonra kabul gören biri oluruz. Yok bu kadar bekleyemem der kendi inandıklarınıza değilde, çevrenizin yönlendirmesine inanırsanız, hayatınızda kaç dönemeç daha yaşayacağınızın garantisi yoktur.

Farkındalık, önce kendini farketmetir.....


İnsanlar büyüdükçe hayallerimi küçülür, yüreklerimi?
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 06-10-2007, 08:12
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088

Herkesin farkındalık kavşakları başka başka olacak elbette...
Varlık ile varoluş arasındaki farkı bilmeyenler de olacaktır...
Bir bitki gibi bile yaşamaktan bihaberler...
Bir arkadaşımdan yadigar "yüzleşme şaşkınlıkları"nı merak etmiştim oysa ben; ne bir "gençlik/ergen bunalımı" kıvamında ne de "süreç" olarak değildi merakımın meramı...

'Hayat içi içe açılan kapılar' diyordu sanki İlhan İrem bir şarkısında, bir kapıdan geçtiğimizde de bir daha eski bildiklerimizle geri dönme şansımız pek olmuyor, yaşam artık değişmiş oluyor ve bu hakikati değiştirmek pek mümkün değil!
Varoluş ve farkındalık sorunsalıyla yoğrulanları, gündelik zevkleri yakalama peşinde kıvranan yığınlar "şımarık", "aciz" ya da "melankolik haz hastalıklı" olarak görme bakışımsızlıklarına hep gülüyorum...
Hemingway'in, London'nın intiharları sadece aristokrat hastalığıyı olabilir mi?
Seksen iki yaşında yağmurlu bir günde kendini tren istasyonuna atan Tolstoy, varolmanın ve ölümün birbirini sindirdiği çıkmazda, basit bir bunalımdan mı harap olmuştu?

"Delilik de, bilgelik de bir!
Bilge aydınlığa koşarken, deli karanlığa koşuyor, oysa ikisinin de vardığı yer bir, bu tiksinti verici, tüm dünyada ıstırap ve acı içinde bilgelik elde ediliyor ama aciz bedenlerimiz hep aynı yere konuyor!"
Bu notu aylar evvel düşmüşüm defterime...Bilgelik ve deliliği daha somut bir hale sokarak, bilmekten-farkındalıktan hep nefret ettiğimi anımsıyorum...

Bu kez Dekaloglar ve Cahil Periler...
Bu iki filmden bir bilmecem olacak.

Devam edecek...
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 06-10-2007, 10:11
kim bilir
 
Üyelik Tarihi: 23-09-2007
Nerden: Rize
Mesajlar: 69

Devamını ilgiyle beklerken, yapayım arada parazitimi ben:

“…bilmekten-farkındalıktan hep nefret ettiğimi anımsıyorum...” (maria)

Ama bu, böylesi nefret, varoluştan nefret sayılmayacak mı? Varoluş eşiğindeki bir anınızda geçici bir ruh hali olarak düşünmek istiyorum bunu yazmanızı…

“…bu tiksinti verici, tüm dünyada ıstırap ve acı içinde bilgelik elde ediliyor ama aciz bedenlerimiz hep aynı yere konuyor!" (maria) Buradaki alıntı tümceniz (sanırım Tolstoy) ölümün düzleyiciliğine güzel bir betim olsa da, kendi hesabıma, ‘aynı yere konulan bedenin’ ölümümle benim olmaktan tümden çıktığını düşünüyorum ve sorun kalmıyor.

Dekaloglar, Cahil Periler?


sıyırdı yüzünü dünya / gördüm kimse ben değil
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 06-10-2007, 12:25
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 06-10-2007
Nerden: ankara
Yaş: 19
Mesajlar: 1

hayatta sadece yasadığımzın farkında olsak aslında pek cok sorununda farkında olup farkında olmakla da kalmayıp hepsini ejderhanın kuyusun aatacağız ve artık farkında olmak zorunda olduğumuz teksey mutluluk olacak biz insanlar gözü kapalı yasamayı bıraksak bi...
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 08-10-2007, 09:02
hypatia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sıtkı sıyrılmış inat yara
 
Üyelik Tarihi: 25-09-2007
Nerden: ankara
Yaş: 30
Mesajlar: 276

bazen en büyük kayıplar farkındalığı getirir bize, ve bunlar dönemeçlerimizdir.
Bazen de biri, (lisedeki edebiyat öğretmenim, kapı komşum neriman(yaş 85) gibi...)
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 15-10-2007, 04:15
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088

Konuya uzun uzun tekrar döneceğim.
Ama Nb'nin de sorularına (gecikmiş) yanıtımı vereyim.

İçinde yaşadığımız çarkın dişlilerinden biri olarak tek insan varoluşuna kaygıyla yaklaşmam "geçici bir ruh hali" değildir Nb. İnsan olma bilincini varsaması olarak farkındalığın ve nihayet "varoluşun"; özü, derunu ve olanakları açısından düşünmeye iten gücü son derece "acı"ya mehilli görüyorum. Öyle bir nizam içinde doğup, büyüyük, ölüyüroz ki, bu "sorgulama" sürecinin mutluluk getireceğine inancım yoktur benim, olsa olsa dara sokarız kendimizi...
Bir şiirimde yıllar evvel not düşmüşüm;
"Bazen anlamsız bakışlarla tavana bakmak da iyidir, yaşamı anlamlı kılmaya yarar; ama tavanda kalmak tehlikelidir..."
İşte bu tavandan "kurtulabilme" umudunu, hemen hemen hiç görmemekteyim ben.

Oysa ki, "tavan"ın hiç farkında olmadan, bu dünyayı böylece yaşayıp tüketmek herhalde yaşamı kolay kılacaktı. Bu düşüncemle de zıt olduğunuzu alasıyla biliyorum, varoluşun bir düşün serüveni ve mutluluk kaynağı olduğunu söyleyeceksiniz, aksi olsaydı mutlu olamayacağınızı. ("Mutluluk" burada tam olarak kullanmak istediğim bir kavram değildir...)
Üstelik böylesine "bilinçsizce bir ölümü" sürü ya da kitle kavramıyla da örtüşrüteceğinizi tahmin ediyorum; buradaki sürü tahmin edildiği üzre bilinçsiz, kültürden ırak, bilgisiz, akil olmayan değildir, aksine de "çağdaş" insandır.
Felsefe yapma etkinliği de bu anlamda bu "akıl erdirme"den sonra zorunlu oluyor.

İşte yukarıdaki "dönemeçler"lerden kastım, tam da bu "uyanma-idrak" başlangıcıydı...

Varoluş bir "imkan" mıdır...?


Yorgun usumdan dökülenler...
Filmlerle döneceğim...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
farkindalik, tolstoyun, itiraflari


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:57 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Khaos.info