|
|
| Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir.. |
İntiharın felsefi nedenleriFelsefe içerisinde İntiharın felsefi nedenleri konusu: İNTİHARIN FELSEFİ NEDENLERi
Çağlar boyunca toplumlar intihara farklı tepkiler göstermişlerdir. Kimi toplumlarda desteklenen ve doğru bir davranış olarak kabul edilen intihar, diğer bazı toplumlarda ise olumsuz bir davranış olarak değerlendirilmiştir. ...

04-02-2007, 21:38
|
|
Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 03-02-2007
Nerden: wherever ı may feel
Yaş: 26
Mesajlar: 319
|
|
İntiharın felsefi nedenleri
İNTİHARIN FELSEFİ NEDENLERi
Çağlar boyunca toplumlar intihara farklı tepkiler göstermişlerdir. Kimi toplumlarda desteklenen ve doğru bir davranış olarak kabul edilen intihar, diğer bazı toplumlarda ise olumsuz bir davranış olarak değerlendirilmiştir. Bu tür tepkilerin yönünü belirleyen en önemli faktörlerden biri de kuşkusuz toplumların düşünce biçimleri ve dolayısıyla düşünürleridir. Hata bazı düşünürlerin eserleri, o dönemdeki intihar olaylarından sorumlu tutulmuşlardır.
Düşünürler daha çok insanın kendi yaşamına son verme hakkına sahip olup olmadıkları ve bu davranışın onurlu bir davranış olup olmadığı üzerinde durmuşlardır.
Eski Yunanistan’daki ilk filozoflar intihara karşı çıkmışlardır. Pisagor ve takipçileri ruhun ölümsüzlüğüne inandıkları için intiharı yasaklarlar. Platon ve Aristo da intihara karşıdır. Fakat bazı durumlarda intiharı onaylarlar. Platon, yasalarında, en yakınını, en iyi dostunu yani kendini öldürenin şerefsizce gömülmesini ister. Eğer kişi bu işi kamu yargısıyla, kaderin başına getirdiği önlenmez, çekilmez bir dert, katlanılmaz bir utanç yüzünden yapmışsa anlayış gösterilmesi gerektiğini belirtir (Montaigne 1984). Aristo ise, savaşta onur için olan intiharları destekler. Oysa, aşk vb. gibi nedenlerden olan intiharlar cesur insanın yapacağı şeyler değildir (Choron 1972). Bu düşünürlere göre, bizim hayattan nefret edip, yüz çevirmemiz doğaya aykırıdır.
İntihara karşı olan bir diğer düşünür de Epikür’dür. O da, öncekiler gibi, erdeme önem vermiş ve amacımızın bilgeliğe ulaşmak olduğunu savunmuştur. İnsan ihtiraslarını tatmin yoluyla mutluluğa ulaşamaz. Çünkü, hazzın tatminini doğal olarak bir sıkıntı ve isteksizlik takip edecektir. Bu, bizi, gerçek amacımız olan acıdan kaçmak hedefinden saptıracaktır (Fromm 1982). Hatta, ölümü aramaya kadar götürecektir.
Eski Yunan’da intiharın kabul edilebilir bir eylem olduğuna doğru yapılan kararlı ilk değişim, Epikür’ün en büyük rakibi Kitionlu Zenon tarafından olmuştur. Zenon, kişinin intihar etme hakkına sahip olduğunu savunur. Kendisi de yaşlandığında intihar etmiştir.
Stuacılara göre, akıllı adamın intiharı sorunu ahlâki bir doğru veya yanlış değildir. Fakat karşılaşılan bir durumda yaşamayı veya ölmeyi tercih kararıdır.
Stuacılar intiharı savunmakla kalmamış, şu durumlarda yapılması gereken bir davranış olarak kabul etmişlerdir. (Gibbs 1968)
1) Bu hareket diğer kişiler veya vatana bir hizmet taşıdığı zaman,
2) Kişi yasa dışı bir işe zorlandığı zaman,
3) Kronik hastalıklarda; ölümün yaşama tercih edileceği durumlarda,
Hegesias, işi daha ileri götürerek, bilgi olmayan kimselerin kendilerini öldürmeleri gerektiğini savunur. Ona göre mutluluk erdemdir. Günlük olayların nazzını arayan kimse bu mutluluğu hiçbir zaman elde edemez; o halde bilge olmayan kişi erdemsizdir, kendini öldürmelidir. Onun felsefesinin temelini ise, şu sözü çok iyi bir biçimde yansıtır: “Yaşamın yolunu olduğu gibi, ölmenin yolunu da kendimiz seçmeliyiz.” (Montaigne 1984).
Seneka; “iyi insan yaşaması gerektiği kadar yaşar, yaşayabildiği kadar değil” demektedir (Choron 1972). İnsan kendi ölümüne istediği zaman karar verebilir. Yaşamı ile felsefesi birbiriyle çeliştiği için, Roma Kralı Neron tarafından damarını keserek intihar etme cezasına çarptırılmıştır.
Eski Yunan’da son zamanlarda intiharın bu şekilde kabul edilebilir bir eylem olması, o devirde intiharların artmasına neden olan faktörlerden biri olabilir. Özellikle Yunan sitelerinin Roma’ya katılmasıyla bu oranlarda bir artış görülmüştür.
Hristiyanlığın batı dünyasında egemen olmasıyla beraber, kilise öğretileri felsefe alanında da etkin duruma gelmiş ve Rönesans dönemine kadar bu etkinliğini sürdürebilmiştir. Bu dönem filozoflarında, insan hayatının Tanrı’ya ait olduğu fikri egemen durumdaydı. Dinle felsefenin bu dönemde içiçe oluşu intihar olaylarının düşük bir oranda kalmasına neden olmuş; fakat tamamen engelleyememiştir. Rönesans ile birlikte kilise felsefesi etkinliğini yitirmiş ve intihar konusunda da daha tavizkâr bir tutum takınılmaya başlanmıştır.
Montaigne, insanın kendi iradesiyle yaşamına son verebileceğini savunmuştur. “hayat bir işinize yaramadıysa, boşu boşuna geçtiyse, onu yitirmekten ne korkuyorsunuz. Daha yaşayıp da ne yapacaksınız” diyen Montaigne’e göre, ölümle bütün dertler bitecektir (Montaigne 1984). Bunun için ölümden korkmamalı ve dertlerden kurtulmanın bir yolu olarak da intiharı düşünmelidir.
18. yüzyıl felsefesinde ençok işlenen konulardan biri özgürlük olduğu için, bu dönemdeki filozofların hemen hepsi intihara da izin verir bir tavır takınmışlardır. Montesquieu intihara karşı uygulanan kanunları eleştirmiştir. Hume, intiharın bir suç olduğu fikrini çürütmeye çelışıyor. Ona göre intihar, ilahi yasaya karşı gelme değildir; çünkü bu yasa doğa yasasıyla birlikte işler ve insanın doğadaki yerini bulmasına yardımcı olur. Rousseau, başkasına zarar vermedikce intiharı destekler. Söylentilere göre, mutsuz bir yaşamı olan Rousseau da intihar etmiştir. Aynı dönemlerde yaşamış olan Diderot ise, doğal olmadığı ve kilisenin öğretilerine karşı geldiği için anti-sosyal bir davranış olarak görür ve karşı çıkar.
19. yüzyılda Kant, intihara karşı çıkmaktadır. Hume’un görüşünü eleştirir. Kant’a göre, doğal olarak insanın ilk amacı kendini korumaktır. Bunun için intihar bir kusurdur ve lanetlenmelidir.
Schopenhauer, Kant’a göre daha çok taviz verir. Ona göre, kişi intihar etme hakkına sahiptir; ama bu, boş ve aptalca bir şeydir. İntihar, kişinin doğaya sorduğu bir sorudur: Ölümün ötesinde ne var? Kendilerini öldürenler sadece acı çeken bedenlerinin acısına son verebilirler; sonsuz sürekliliklerine engel olamazlar.
“Bazıları çok erken, bazıları çok geç hayattan ayrılıyorlar, asıl iş tam zamanında ölmektir” (Arkun 1963) diyen Nietzsche, intihara karşı değildir. İntihar kişinin hakkı ve ona verilen bir armağandır. Üst-insanın yaratılması için felsefesini yönlendiren Nietzsche, bu üstün amaca katkıda bulunamayacak kişinin intihar etmesini ve bundan da mutluluk duymasını söyler.
Hartmann ise, insanın sahip olduğu tek şeyin bu dünya olduğunu belirterek, en iyi olmamakla beraber elimizdeki bu dünyadan vazgeçmememiz gerektiğini savunur. Yaşamak, temelde arzu edilmeyen bir şeydir; hayal kırıklığı ile doludur. Fakat yine de, elimizdekinin en iyisi olan bu yaşamdan kaçmamalıdır.
Camus, “acaba hayat yaşamaya değer mi, değmez mi?” sorusuna cevap vermeye çalışır (Hübscher 1980). Camus için bu soru felsefenin temel sorusudur; bundan başka da temel felsefe sorusu yoktur. Bu sorunun cevabını Camus şöyle verir: İnsan intihar edebilir, ancak bu dürüstlük olmaz. Ölüm insanı huzura kavuşturur, fakat insanın gerçek çabası dünya üzerinde mümkün olduğu kadar çok kalmaya, onu incelemeye çalışmak olmalıdır.
Batıdaki bu çok farklı görüşlere karşılık, doğu dünyasında egemen olan mistik felsefenin görüşüne göre, intihar etmek kişinin istemine bağlıdır. Yani kişi, yaşam ile ölüm arasında karar verme hakkına sahiptir.
Jainizm ve Budizme göre, yüreklerimizden yaşama isteklerini çıkarmalıyız. İnsan ancak yokolarak acıdan kurtulur ve mutlu olabilir. Hatta, Jainizmin kurucusu olan Mahavira, insanın aç kalarak kendini öldürmesini büyük bir erdem olarak nitelendirir. Konfüçyus ise intihara karşı çıkar. Ona göre, insanın amacı iyi ve uzun yaşamaktır. İnsan ölümden sonrasını merak etmemelidir. Çünkü, ölümden sonra hayat olduğu bilinirse, kimileri canlarına kıyarak oraya gitmeyi isteyebilirler (Hançerlioğlu 1976).
Belirli bir tarihsel sırayla değindiğimiz bu düşünürlerin görüşleriyle, yaşadıkları dönemlerdeki intihar oranları arasında doğrudan bir ilişki göze çarpmaktadır. Konumuz açısından önemli olan nokta da budur. Fakat bu ilişkiye bakarak, intiharın sorumluluğunu sadece düşünürlere bağlamak da yanlış olur. Çünkü, genelde, toplumsal düşünce toplumu oluşturan öğelerden sadece bir tanesidir.
Konuya felsefi açıdan baktığımızda sonuç olarak şunu söylemek mümkündür: İnsan yaşamak için doğar, yaşaması gereklidir; olumsuz toplumsal koşullar karşısında çaresiz kaldığını hissettiği anda kişinin, yaşamına son verme hakkı vardır. Çünkü insan yaşamı, insanın yaptığı eylemlerden oluşur. Şöyle veya böyle intihar da bir eylemdir ve kişi istediği takdirde bu eylemi gerçekleştirebilir.
OPEN YOUR HEART I'M COMING HOME
JE N'Aİ QUE MON COEUR D'HOMME POUR POUVOİR T'AİMER...
|

15-05-2008, 19:52
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 04-08-2007
Mesajlar: 47
|
|
“Bazıları çok erken, bazıları çok geç hayattan ayrılıyorlar, asıl iş tam zamanında ölmektir” (Arkun 1963) diyen Nietzsche, intihara karşı değildir. İntihar kişinin hakkı ve ona verilen bir armağandır. Üst-insanın yaratılması için felsefesini yönlendiren Nietzsche, bu üstün amaca katkıda bulunamayacak kişinin intihar etmesini ve bundan da mutluluk duymasını söyler. (yukarıdaki yazıdan alıntıdır)
bu yazıyı yazanın kim olduğu belirtilmemiş. kaynak gösterilirse sevinirim. ve bunu yazana kesinlikle katılmıyorum. nietzsche'den böyle bir yorum çıkarmak saflıktır. onun kullandığı dil metaforiktir, düz bir bakışla okuma yapma insanı işte böyle alakasız sonuçlara vardırır.
burda en söylediği "vaktinde öl" deyimiyle, nietzsche, aslı astarı olmayan "varoluş" masallarına dayanarak varlığını haklı kılmaya çalışan insana yönelir. ve insanın bunun farkına vararak, hiç olmamış doğum halini ölümüyle tamamlamasını belirtir. şöyle bir örnek vereyim: bir insan varlığını tanrı'ya bağlayıp onunla varoluşup doğuyorsa ve ardından tanrıyı öldürüyorsa zorunlu olarak kendi ölümünü de imzalamış olur, çünkü varlık dayanağı ölmüştür. işte bu metafor üzerinden nietzsche "vaktinde öl" demektedir. yani "dostum uyan" demektedir,ve uyanmanın ilk şartı öldüğünün farkına varmaktır  .
saygılar.
çok az çekerdi bilgi bizi, yolunun üstende bu kadar çok kaldırılacak utanç olmasaydı.(nietzsche)
|

22-07-2008, 13:46
|
 |
Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-07-2008
Mesajlar: 499
|
|
|
Hayat artık yaşamaya değer gelmiyorsa intihar!neden olmasın ki?Bence de artık yaşamak istemeyen herkesin intihar etmek hakkıdır ve kötü bir eylem olduğunu düşünmüyorum.
“Yumruğumda bir ordu hissediyorum - ya ölüm ya özgürlük!”
Friedrich Schiller
|

22-07-2008, 21:18
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 17-07-2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 214
|
|
|
Bence son bir çıkış yolunun düşünülüp hayal bile edilemeyeceği bir ruh hali olabilir ancak. Bu durum ancak temelde bir ilahi iradeye inanmamakdan geçer. Çünkü kişi inanırsa ilahi irade de herşey olası ve mümkündür.Bundan daha güzel ve iyi olabilcek bir öğreti, akıl yada mantık yürütme imkansızdır. Gerçek yaşamda bile en üst noktalara gelebilmiş inançsız bir kişiden daha mutludur inançlı cahil bir çoban bile. İnsan inançsız olunca bir türlü sakinleşemiyor bir anda bütün bunların yalan olduğu gelip geçici olduğunu düşünüyor ve herşeyde akıl mantık yürütmeye başlıyor bi yol arıyor aslında kendisi için çünkü hiç ölmek istemiyor ama ne yapsa çaresizliği çok açık ve net görüyor işde bu durum ruhunda çok derin üzüntü yaratıyor mutsuzluğun sebebide bu; halbuki sadece bu işde akıl mantık yürütmemek gerekir çünkü bu kadar çok sevdiğin asla ayrılmak istemediğin bu hayata gelirken senin aklına fikrine danışılmadı sanki bir görevmiş sorumlulukmuş gibi sana verildi ama sen bunu herşeyden çok sevdin o zaman bütün bunların bir amacı yada anlamı olmalı. Bütün bu ruh hallerinden geçdiğim için yazıyorum artık bu anlamsızlıkla baş edecek ne aklım ne fikrim nede gücüm kalmadı bilemiyorum belkide çok ağır geldi ama kime kolay gelebilirki. Bazen çok akıllı bazende delirdiğimi düşündüm ama ne yapsam ne okusam ne hayal etsem işin içinden çıkamadım ve bu hayatta ne hayal edip başarsamda tatmin olamayacağımı anladım. Öldükden sonra bile bir şekilde yaşamak istiyorum bunun aksi ne olursa olsun beni yaşarken öldürüyor. Bütün bunların bi anlamı olmalı, o anlam herneyse (Allah, Tanrı,Yaratıcı, madde vb.) ve herneredeyse (heryerde,gökde,yerde,içimde) ona inanıyorum.
|

22-07-2008, 21:57
|
 |
ganimet tüccarı
|
|
Üyelik Tarihi: 29-05-2008
Nerden: ankara, kütahya
Mesajlar: 468
|
|
|
alıntılarla baş ağrıtmayın varsa düşünceniz onu yazın ayrıcı burda yazılanlara da katılmıyorum
ormanda yürürüm kimseyi tanımam
|

22-07-2008, 22:33
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 17-07-2008
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 214
|
|
İntihar ancak bir inançsızlık hali olabilir en başda tanrıya sonra doğal olarak tanrı olmayınca kendiside çok anlamsız olacağı için kendine bu bir süreçdir tabi.Bu duruma gelmeye sebep her işde olduğu gibi bütün bunların anlamını anlamaya çalışırkende akıl ve mantık yürütmekden gelir. Halbuki sadece bu işde akıl ve mantık yürütmemek gerekir bence çünkü hayata gelişimizi bir düşününce anlıyorsunuz; Mesela kücük cocuk anne yada babasına sorar ben nasıl oldum yada nerden geldim diye  cvp: seni leylekler getirdi yada karnımdan cıkdın oğlum gibi hep kaçamak cevaplar olur, cevaplayan kişi bu kaçamak cevaplarına rağmen utanır yada biraz mahçup olmazmı, yani gerçek utanılcak yada ayıp birşeymiş gibi saklanır söylense cocukda aşşalık bi durum ve nedense baba ile anneye karşı bir öfke yada nefret uyandırcakmış gibi bi durum oluşur o yuzden herkes bundan kaçınır, halbuki gerçeği söyleseler gerçekden cocuk öfke nefret ile doğal olarak dolacakdır, cocuğa kimse bunu öğrendiğinde nefret et öfke duy demez ama nedense cocuk bunu hisseder, herhalde olsa olsa kendisini aşşağılık bir durumda hissedeceğidendir. Sonuç olarak bütün bunları genel olarak düşünüp algılayabildiğimizde şu çıkıyor meydana sanki birşey sadece benim varlığım konusunda şüphe etme akıl mantık yürütme diyor senin hayata gelişini de öyle bir yaptımki bak onuda konuşamıyor akıl mantık yürütemıyorsun. Bir Yaratıcı ya inanmamak ile kendi yaratılışı aynı derece rezilce. Tam tersi şekilde Yaratıcıya inanmak ve kendi yaratılışı hakkında konuşmamak yani akıl mantık yürütmemek de aynı derece de guzelce.Okuyup bazıları şunu düşünebilir madem öyle bunları aklınla düşünüp bu sonuca varmadınmı hayır varmadım çünkü bende herkes gibi; daha cinselliğin c sini bilmezken aklım hiç kesmezken ben nasıl oldum diye soranlardanım ve böyle yaratıldığımı gerçekden o anda öğrensem o en akılsız ve saf halimle bile beni ilk meydana getiren anne ve babama karşı öfke duycağımı bilenlerdenim. Şimdi hal böyleyken kendi ana babanın bile senin nasıl olduğun gerçeğini saklarken yaratıcınında bütün bunları saklamasının bir sebebi olabilir. Çünkü bütün insanlarda bunu yapıyor kendi oluşum anını düşünmek bile istemıyor kacınıyo konuşmuyor ama başka birini meydana getirceği zaman bunu hayatta alabilceği en gusel hazla yapıyor ve dalga geçer gibi saklıyor  Buradan sonuçla Tanrı da bizimle dalga geciyor diyemesemde kesin sonucdan emin değilim, ne olduğunu bilemiyorum ondan eminim. (aklım ,fikrim bir türlü bunu anlamıyor doğal olarak yokmuş gibi geliyor ama işde asıl yanılgıda burada başlıyor) Karışık yada anlamsız olduğunu düşünen arkadaşlar varsa bana sadece şunu açıklasın yeter; Neden cinselliğin c sini bilmeden ve akıl fikir sahibi olamaycak kadar küçük bir cocukken dahi gerçekden nasıl meydana geldiğini öğrenirse insan kendini yapanlara kızar, öfkelenir veya kendini aşşağılık hissederki 
|

23-07-2008, 00:22
|
|
Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 21-03-2008
Yaş: 24
Mesajlar: 356
|
|
intiharda kimden kaçıyoruz neyden kaçmak gerekiyor bu kadar, kişi kendini inkar edebilir mi o ana kadar yaptıklarını veya bundan sonra yapacaklarını tasvip etmemiştir isyan eder belki. Belki de sadece ufak bir sinir buhranının sonucu işin oraya varacağını hiç düşünmez atlarım der karşısındaki de atla derse ipin ucu kaçmıştır bilinçsizce.. bilinç neden olmalı, ya da daha güzeli bilinç kimde varki? düşüncesiz davranışların nedenidir bilinçsizlik bu çoğu zaman görülecek pek de bize uzak olmayan kavram. Kurtulmak isteriz aslında gerçekten ne istediğimizi bilmeden ufak bir oyunla ahenk katmak isteriz hayatımıza ne de olsa dalgalı olmalı daha iyi..
Pişmanlık ve karamsarlıkla doğru orantılı gibi geliyor bana. Dile getirmek doğru değil farkındayım ama bunu deneyenler sonunda yine pişmanlıkla başbaşa kaldılar. Benden söylemesi  daha iyi yollar bulmak lazım
GÜR IRMAKLAR KENDİLERİYLE BİRLİKTE BİR ÇOK ÇAKIL VE ÇALI ÇIRPIYI DA SÜRÜKLER; GÜÇLÜ RUHLAR DA BİR ÇOK APTAL VE MANKAFAYI... Nietzsche
|

23-07-2008, 01:07
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 17-07-2008
Mesajlar: 71
|
|
|
Ben intiharı acizlik olarak görüyorum eğer bilinçli olarak yapılıyorsa...Bizi intihara iten hatalarımızdır çoğunlukla... Hatalarımızın bedelini ödemekten kaçmaktır intihar... korkaklıktır...
İntihar edenlere asla saygı duymam... onları çok bencil bulurum... en çok da geride bıraktıkları için...
Bir şarkı der ki :
Ne olursa olsun yaşamaya mecbursun"
|

23-07-2008, 01:14
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 13-06-2008
Yaş: 25
Mesajlar: 21
|
|
|
intiharın ruhla ilgili diil bilinçle alakalı olduğunu düşünüyorum bende bir uyumsuzluk halidir o dünyayla ticaretin durduğu yerde seyrediyorsa sistemin deliklerinde sıkışıyorsan nükseder elbette ölme isteğin yaşadıkça ilkelleşiyorsan yaşadıkça inciniyorsan yaşadıkça eksiliyorsan hayatın anlamı olmaz tabi uğruna nefes alacak bir şeyin yoksa ölmelisin kişi ölme hakkını kullanabilmelidir bazı durumlarda bunun hadi yaşayacak bir neden üretelim gibi acımaszıca sürüp gitmesi ancak daha çok uyumsuzluk daha çok paradoks daha çok umutsuzluk getireceğine inancım kesin bu bir zayıflık değil ki bu bir karar herkes kendi yolunu kendi çizer fazladan sese gerek yok susmak bazen kişinin kndine vereceği en güzel hediyedir...
|

23-07-2008, 02:43
|
 |
ganimet tüccarı
|
|
Üyelik Tarihi: 29-05-2008
Nerden: ankara, kütahya
Mesajlar: 468
|
|
|
dengesiz şu durumda sana katılmıyorum...
nası desem japonların kamikaze pilotlarına sonsuz saygım var..belgeselde izlediğim bi an geldi gözümün önüne pilot kızlarının fotografını kokpite yerleştirip havalanıyordu.buna saygı duymamak olanaksız her ne kadar savas içinde ölüm kaçınılmaz olsa da...
ormanda yürürüm kimseyi tanımam
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:19 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|