|
Semavi dinlerin ortaya çıktıkları zaman ve yerlere baktığımızda, kargaşanın, yoksunluğun, göçün akabinde bir çıkış olarak öne sürüldüğünü ve kitlelerin bu umuda sarıldıklarını söyleyebiliriz. Farklı inanışları temsil etse de, tanrı/allah ya da yaratıcıyı özneleştirse de, kutsal kitapların neredeyse birbirinin aynı emirleri barındırması bunların tolumsal bir ihtiyaca cevap veren düzenleme amaçlı metinler olduğunu kanıtlar. İnsanın evrenin boşluğu karşısında duyduğu korku, toplumsal yaşamın gerekleriyle birleşmiş ve sonuç olarak, bir arada başarılamayanı baskı/emir gücüyle (yani sorumluluğu istemeden) çözme yoluna gidilmiştir.
Çok klişedir ama islamın kendi Ortaçağ'ını yaşayacağı, evrimleşip bağlarını deşifre edeceği ve insan gerçekliğinin peşine düşeceği bir yüzyılın eşiğindeyiz. Tıpkı hristiyanlıkla iletişimini dengelemiş uluslarda olduğu gibi; müslümanlık da anlaşılıp yaşandıkça değerini yitirecektir.
İnsanlığın kutsal saydıklarının varlığı ya da yokluğuna dair kanıtlar istemek, insana yapılmış bir haksızlık olur. Ancak, kabileler arası ilşkileri yoluna koymak için aba altı sopa gösteren bir erki bu gün- yaşamın anlamı saymak da samimiyetsizlikten başka birşey değil. Kişisel fikrim, peygamberliği üstlenenlerin şizofreni hastalarıyla olan benzerliğidir: Ötede/görülmeyen/tanımlanamayan bir cezalandırıcı (ödülü de unutmadan) tarafından insanlığa mesaj göndermekle yükümlü bir adam. Halisülasyonlar görüyor ve bunları gerçek olarak nitelendiriyor. Ayrıca kim bilir, şimdi şizofreni ve hastalık olarak tanımladığımız durum gelecek çağlarda bir meziyet olarak görülebilir ya da bir tür enerji olarak kullanılır. Demek istediğim, 600 yıl öncesiyle konuşamazsınız; çünkü birbirinizi anlayamazsınız. Biyolojik olarak şartların bir amino asit, hücre, organ yaratması gibi; din de toplumsal şartların ürettiği bir organdır. Tarihi herhangi bir yerden, örneğin sanattan dahi okusanız tanrı-insan arasındaki ilişkinin tek taraflı olduğu bilgisine ulaşabilirsiniz. Kutsal kitapları, bu tarih kitapları eşliğinde okuyarak, dinin aslında bir siyaset biçimi olduğunu, savunma ve saldırı üzerine kurulu bir dünyanın sırtını dayadığı bir hayali betimlediğini görebilirsiniz.
|