Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Felsefe

Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir..

Din ve İktidar

Felsefe içerisinde Din ve İktidar konusu: Din ve İktidar Bu yazımızda kısmi olarak batı kültürü ve ortadoğu kültürünün iktidar savaşlarını kökenlerinden ele almaya çalışarak sami dinler yani musevilik, hıristiyanlık ve islam ın iktidar ile ilişkilerini ele ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 01-02-2011, 21:53
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Standart Din ve İktidar

Din ve İktidar

Bu yazımızda kısmi olarak batı kültürü ve ortadoğu kültürünün iktidar savaşlarını kökenlerinden ele almaya çalışarak sami dinler yani musevilik, hıristiyanlık ve islam ın iktidar ile ilişkilerini ele alacağız.


Tarih tekerrürden ibaret olduğu söylenen yanılsamalarla dolu bir olgular bütünüdür. Tarih incelemelerinin kanıt ve veri kaynağı olan Arkeolojik bulgular eğer birincil kanıtlar olarak ele alınmış olsaydı belki de dünya tarihini algılayış biçimimizi kökünden değiştirmemiz gerekecekti. Çünkü arkeoloji her zaman bulguları yorumlarken; tarih yorumlar üzerine yürüyen ideolojik kökenli bir olaylar bütünü olarak ortaya çıkmıştır. Maalesef.

Örneğin, özellikle de Din söz konusu olduğunda, son Din İslam haricinde yaratıcıları hakkında hiçbir kesin kanıt olmaması ilginç bir unsurdur. Oysa İslam alimleri de öncüllerini tam anlamıyla reddetmemekte ve onların bozulması nedeniyle varolan son Din in o öncüllerin bir devamı olduğu noktasında ısrar etmektedirler. Acaba bu gerçek midir? Gerçekten de hep aynı durum mu yaşanmıştır insanlık tarihinde, yoksa birileri bu tarihi değiştirmekte midir sürekli olarak?
İkinci olasılık daha yüksek ihtimaller barındırmaktadır. Resmi tarih her zaman belli otoritelerin kontrolünde bulunan birleştirici öğelerden biridir ve genellikle de belli hanedan ya da iktidarların propaganda aracı olarak kullanılmaktan kurtulamaz. Günümüzde dahi belli birtakım ekoller üstelik tarafsız olması gereken Arkeoloji de bile taraflı yollar çizmektedir. Örneğin milliyetçi bakış açısı ile düşünen Sümerolog ların bir kısmı Sümer ırkını Türk kökenli göstermeye çalışırken aslında bir kültürel mirası kendine mal etmekten başka bir şey yapmamaktadır. Çünkü M.Ö. 4000 ler de bugünkü milliyetçi bakış açıları bir yana bilinen anlamda kendine Türk diyen göçebe kabileler bile yoktur. Bunun dışında Türk ulusu göçebe-savaşçı kimliği ile övünür oysa Sümer ilk yerleşik kent kültürlerinden biridir. Bu noktadan bakıldığında ise şu durum ile karşılaşılır;
Destanlarından (gılgamış) varolan ve ilerleyen kültür e kadar Sümer olsa olsa kendinden sonraki kültürlerin ki şu andaki sayısız kültüre de işlemiştir bir yönüyle onların yaratıcısı olabilir asla başka bir kültürün parçası olamaz. Çünkü onlar kültürel miras aktarma yolu olan yazıyı geleneksel olarak kullanmaya başlayan ilk yerleşik kent topluluğudur.

Aksiyom 1: Saçılma: Her büyük ve gelişmiş uygar birim, onu bir arada tutan unsurlar ortadan kalktığında kolonileşmeye başlar. Eski öğretiler ve o oluşumu yaratan unsurlar yavaş yavaş farklı coğrafyalara yayılmaya başlar. Gelişmiş uygarlıkların onları yaratan unsurlar nedeniyle çatışması ve sonrasında saçılması kaçınılmaz bir evrensel kanundur.
Bu nedenle tüm ardıl uygar koloniler kendilerini mutlak hakim ilan ederlerken kendilerine köken oluşturacak öncül yaratıcıya ihtiyaç duyarlar. Avrupa uygarlığı için bir Yunan-Roma köken arayışı kaçınılmazdır. Çünkü kendi köklerini orada bulurken aynı zamanda gerçekte kendilerini artık efsaneleşmiş olan başka bir öncülden doğurmuş olan bu eski kültürün mirasını kendi varlıklarının bir parçası olarak göstermek zorundadırlar. İngiliz sömürge kraliyeti bile hakimiyet asaletini Roma dan alır. Batı kültürü değerlerini Yunan hellenizm ine dayandırır. Oysa bu öncüller onları birçok başka öncüllerden onların yıkılıp saçılmasından sonra yaratmışlardır kendilerini. Saçılma olmasaydı bu kültür olamayacağımndan dolayı da Eski kültürler ilk yaratıcılardır ancak yarattıklarının bir parçası değillerdir gerçekte. Yani ana baba çocuğun kökenidir ancak çocuğa ana baba için köken anlamı verilemez.

Tarihi anakronizm; yani geçmişin değerlerini ve sosyal yaşamını tam kestirememekten kaynaklanan o zamanı bu zamanın düşünceleri ile değerlendirme hatası, kültürel hataları da beraberinde getirir. Bu noktadaki yanıltıcı unsurun başında ise Dil gelir. Bugün Roma dili olan Latince nin kullanılmadığı halde, halen ilk kökeninden itibaren kilisenin yani Hıristiyanlığın dili olması da akılda tutulması gereken bir noktadır konumuz açısından. Latince Roma nın geleceğe aktarıldığı bir araç olarak kendini kilisede bulmuştur o günün ve gelecekteki toplumun ilerleme Mitolojisini yaratmak amacıyla.
Resmi kayıtlar ile dinsel anlatılar bir araya getirildiğinde tekrar geri dönersek örneğin mısır için şunları gözlemleyebiliriz.
Dinsel anlatıda Osiris, İsis, Thoth ve Anubis gibi tanrıların karşısında yer aldığı bilinen Seth daha eski kaynaklarda kutsal olarak tapınılan sonra neredeyse şeytani niteliklere bürünen çöl tanrısıdır. Seth, en sonunda mısır ın Atalarının tanrısı Ra ile de birleştirilen (Amon-Ra da aynı şekilde) Horus tarafından yenilgiye uğratılır. Horus yenilmez Ra nın temsilcisi gibi öncüllerine nazaran bariz üstün olan gücü ile Seth i ortadan kaldırmak için doğmuş, bu uğurda bir gözünü de yitirmiştir. Hatta o bazı söylencelere göre artık yeryüzünü terk ederek yerini çocuklara bırakan yenilmez Ra nın Osiris ve İsis e armağanıdır. Zaten bazı kültler de ünlü Ra nın gözü simgesinin Horus un gözü olarak da gösterildiği ve iki tanrının eşdeğer olduğu da görülebilir. Seth ise hep sorun yaratan bozguncu taraf olarak görülmüştür. (Star Wars daki Sith ler gibi kesin alakalı bu da)
Bu tanrılar arası savaşı bırakıp yeryüzüne indiğimizde ise Mısırda şu durum gözlenir.
Eski Güneş kültü boyunca birlik halinde olan Mısırda ticaretin ve kentlerin gelişimiyle birlikte sınıflaşmanın arttığı görülür. Rahipler ve kralların tanrısal yetkilerle donanması sonucunda Mısır devletinin zaman içinde ikiye ayrıldığını gözleriz. Tam bir büyük imparatorluk ya da devlet olmayan, Kent devletlerinin hiyerarşik mücadeleleri içinde geçen bu dönem, bir nevi Tanrılar savaşıdır mitolojide. Çünkü mitoloji, aslında tarihin çok uzun dönemlerdeki halk ağzından yayılıp derlenmiş olan sembolleşmiş anlatımıdır. Bizlere yanlış anlatılan şeylerden birisi de insanların eskiden yüzlerce tanrıya inandığı söylentisidir. Hayır. Belki 3 ya da dört olabilir ama 10 larca yüzlerce olma sebebi daha çok ticaridir. İnsanların akıllarında tutabileceklerinden fazla tanrıya inanabileceği düşünülemez. Bu rahipler sınıfının neden olduğu Dini sembollerin hiyerarşiyi belirlemesi ve ticaretinin bir sonucudur. Baş Tanrılar dışındaki yardımcı unsurlar anlatılardan ve mezhep farklarından ya da kabile farklarından ileri gelmektedir. Mısırda da her zaman birbiriyle mücadele içinde bulunan önemli birkaç tanrı mevcuttur diğerleri daha çok semboliktir ve işlevleri de bugünkü tek tanrılı dinlerdeki melekler kadardır diğerlerinin. Hatta tek tanrılı dinlerdeki tüm melekler pagan dönemdeki diğer tanrılardan ortaya çıkmış, her daim içlerinden en güçlüsü çeşitli kültürlere sonradan tek tanrı olarak geçmiştir.

Uygarlık gelişirken Bir süre sonra Büyük Seth in hakim olduğu yukarı mısır ile Osiris in hakim olduğu Aşağı Mısır arasında bir çelişki gözlenmeye başlar. Ancak bu kent devletlerinin büyümesiyle gelişen yeni düşüncelerin ve devletleşmenin de bir sonucudur. (yukarı mısır, aşağı mısır terimi Nil in akış yönüne göredir. Eski haritada Yukarı mısır; şimdiki güneydedir)

Türlü mitolojilere bakıldığında en eski hakim tanrının Mısır da Ra olduğu anlaşılmaktadır, zaten en bilinen de odur. Hatta ilk tanrıları ikizler Şu ve Tefnut u masturbasyon ile yaratan Ra nın hiç yenilgisi yoktur. (Mısır mit inde yenilgisi olmayan tek tanrıdır. Sadece karanlıkla yani yılan tanrı Apopis ile savaştığını ve öldüğünü gündüz onu yenerek tekrar doğduğunu anlatan farklı Mitler vardır. Parantez içi ek bilgi olarak kötülük ve karanlık tanrıçası Apopis yani Apis in Roma tarafından tekrar kutsanmış olduğu da görülür Julius Ceasar tarafından işgalden sonra taç giyme töreninde) Ra, yeryüzü Geb ve Gökyüzü Nut u yaratır. (Hint-Avrupa mitolojilerinin tersine Mısır mit inde erkek yeryüzü, dişi gökyüzüdür.) Geb ve Nut u ise birbirinden Şu yani hava ayırmıştır. (Şu aynı zamanda Atlas gibi yeryüzünü taşır) Geb ve Nut dan, Osiris , Isis , Seth ve Nephthys doğar. Mitoloji bir çok açılardan farklı anlatımlarla yorumlanabilir. Çok farklı anlatımlar mevcuttur. Çünkü genel olarak tüm bu dönemler çok tanrılı pagan dönemlerdir ve hiyerarşik yapılanmanın hakimiyet merkezi sıklıkla değiştiğinden, yunan mitolojisindeki kadar belirgin gözlenmez. Üstelik yunan mit ine temel oluşturan daha eski bir mit tir Mısır mitleri.
Ancak ben kendi yorumlarım ile yetineceğim.
Örneğin Osiris Mısır ın hakimi olarak doğar ve seferlere çıkıp insanlığa uygarlığı getirir. Bu noktada uygarlıktan kasıt ın hakimiyet, eğitim ve kentleşme olduğu Seth in ilk şeytanlardan biri olarak adlandırılma nedeninin de buna olan direniş olduğu görülmektedir.
Daha fakir olan çöl insanları diğer gelişmiş zengin ticaret kentinin aristokrat hakimiyetini istememektedir. Büyük zorluklarla geçtiği anlaşılan hatta bir ara Seth in kazandığı bu savaşta en sonunda Horus yoluyla savaşı aşağı mısır hakimiyeti kazanmıştır. Yani aşağı mısır yukarı mısır ı dize getirmiş, en sonunda çöl insanları da aynı egemenliğe boyun eğdirilmiştir.
Bu ilk hanedanlar döneminden epey sonra Amon rahiplerince gelişen mısır din i hakimiyet alanını bir çok yere yaymıştır bu öykülerle. Örneğin Osiris in bir ara Seth tarafından yenilgiye uğratılıp 14 parçaya bölünen bedeninin her parçası İsis tarafından toplanırken İsis in, Osiris in beden parçasını bulduğu her yere tapınaklar diktiği söylenir.
Mısırda her tapınakta İsis in parçaları olduğu inancı yaygındır o dönem. (müslümanlarda da her camide peygamberin sakalı olduğu inancı yaygındır) M.Ö. 3000 lerde başlayan bu ilk dönem tekrar ikiye bölünme ve birleşmelerle savaşlarla geçer. Firavunlar yani Tanrı-krallar dönemi de bu şekilde başlamıştır. Aşağı Mısır ın Kurucusu Ro, (Ra? ) Yukarı mısırla birleştiren ise Akrep Kral olarak da bilinen Narmer ya da Menes dir. Menes in firavunlar dönemini başlattığı söylenmektedir. (Akrep Kral filmindeki gibi hiç de özgürlük getirmemiştir. Filmlerde ne deniyorsa onun tam tersi doğrudur. Kötüler iyi, iyiler kötüdür ve kötüler filmin sonunda öldürülür. Çünkü iyi insanlar fazla yaşatılmaz)
Ancak Mısır ın iki uygarlığı birbirinden farklı geliştiğinden genellikle iki krallıktan oluşmuştur. Hatta birleştikten sonrasında bile Firavun iki Mısır ı da simgeleyen biri Kırmızı diğeri beyaz iki taç giyer. Bu çift taç töreni Helenistik Ptolemaos krallıklarında da devam etmiştir Mısır da.
18. Hanedanlık dönemine gelindiği IV.Amenhotep döneminde ise ilginç olaylar geliştiği anlaşılmaktadır yeniden. (M.Ö. 1300 yılları Musevi liğin de doğuş yılları buralara dikkat edin.)
Amen (ya da Amon) kültünün, yani Teb hakimiyetinin sonradan gelen Tutankhamon un da ölümünden sonra Ramses II tarafından iyice pekiştiği bu karışık dönemde çok ilginç birtakım gariplikler vardır.
IV.Amenhotep, anlaşıldığı kadarıyla Teb hakimiyetindeki otoritesi için Rahipler i bir tehdit olarak görmüştür. Hatta adını Akhenaton olarak değiştirip (Aton un oğlu ya da hizmetkarı) Aten-Aton-Atum kültünü yaratmaya kalkışmıştır. Ra ya dayandırılan Aton kültüne göre tek tanrı vardır o da Aton dur. Aton Akhenaton döneminde resmi ve cismi olmayan bir tek tanrı olarak öne sürülmüştür. Ra nın aslında Işık ile hayat yaratan tanrı olması gibi Aton da soyuttur. Ancak Akhenaton kısa hayatında etkili olamamış bu inancı temellendirilememiştir. Yinede Teb rahipleri hakimiyetine karşı olan bu devrim bir miktar etkili olmuştur.
Akhenaton ölmeden önce bütün Karnak tapınaklarını kapatıp Amon rahiplerinin görevine son vermiştir. Devrimci bir reform imparatoru olduğu anlaşılan Amenhotep (Akhenaton)-Nefertiti imparatorluk dönemi karışıklıklarla geçmiştir. (Nefertiti de tarihin önemli reformist kadın sembolleri arasında gösterilir) Akhenaton yaklaşık 15 yıl tahta kalmıştır. Ölümünün ardından kurduğu din çökmüştür. Akhenaton'un şehri yerle bir edilmiş ve lanetli firavun olarak anılmıştır.
O dönemde firavunlar her şeyi Amon rahiplerine danışmaktaydı. Küçük bir kent iken baskın gelen Teb hakimiyetinin yaratıcısı olan bu rahipler sınıfı, çağın en zengin kurumları haline gelmişlerdir. Tıpkı yüzyıllar sonraki katolik kilisesi gibi. Firavunların gücü için ve mutlak hakimiyeti için gerekli olan bu sınıf zamanla firavunlardan da daha etkili bir hal almıştır. Çünkü bir nevi Tanrı olan firavun da aslında ölümlü bir varlık olduğuna göre, rahipler çok önemlidir bu durumu akılsallaştırmada ve aşılamakta.
Din gereği kız kardeşleriyle evlenen bu firavunlar soyundan iki kişi, bedensel görünümlerinden fikir yapılarına kadar öncülleri ve ardıllarından ayrılıyorlardı. Kafatasları ve boyunları elleri ve ayakları normalden uzun bu garip ifadeli eş-kardeşler Akhenaton ve Nefertiti de olduğu gibi genç yaşta ölen oğulları lanetli firavun olarak da bilinen Tutankhamon (Tutankhaton) da da “Marfan Sendromu” görülüyordu. Bazı tarikatlar mevcut vücut anomalisi yüzünden bu firavunları ve Nefertiti yi uzaylı ilan etme gibi akıldışı yollara kadar bile gitmiştir. Çok nadir olan bu hastalık, öz kardeşler evlendirildiği için çocuklarına da direkt geçmiştir. Vücut kemiklerinde çok uzun kemiklere neden olan bu genetik hastalığın bir yan etkisinin de genellikle kalp kapakçığında yırtılmaya neden olduğu bilinir. Firavunların bu yüzden genç öldükleri söylenebilse de Akhenaton un Amen rahiplerince zehirlendiği ihtimali de yüksektir.
Aton dini dönemine bir göz atarsak;
Kral Akhenaton ve Kraliçe Nefertiti’den Aton’a övgü başlığı altında toplanan ilahilerden biri pek ünlüdür. Sözlerini aşağıya kopyalıyorum:
”Sen her iki diyarı (yukarı ve aşağı Mısır) sevgiyle doldurursun. Sen toprağın, sen insanın, sen kurdun kuşun, sen topraktan üreyen bitkinin yaratıcısı; sen uyandığında, bütün bunlar yaşamaya başlar. Yarattığın her şeyin anası, babası, sen gök yüzünün batısına çekildiğinde, dünya ölülerin alemi gibi kararır; insanoğlu karanlığın içinde uykuya dalar. Görmekten yoksun, evinde uyuyan zavallı komşumun herşeyi alınabilir. Bütün dünya sessiz bekler, yaratıcım ufukta dinleniyor diye. Ama gün olup da sen uyanınca; ışınların karanlığı kovalar, işte o zaman insanlar kalkar, yıkanır, giyinir ve ellerini kaldırarak, sana yeni bir uyanışın şükranlarını sunmak için dua ederler.”
Bir başka ilahide şöyle deniyor:
”Senin iyilerin türlü türlüdür. Onlar bizden saklıdır. Onlara akıl sır ermez. Ey senden yüce kişinin olmadığı tanrı! Sen mevsimlerin, kış soğuğunun, yaz sıcağının yaratıcısı; kadında çocuğun, erkekte tohumun yaratıcısı! Ana karnındaki bebeğe hayat, yumurtadaki civcive kabuğu kıracak gücü verensin. Gökyüzünde; yarattığın Nil la, toprakları bereketlendirmek için yağmur verdin bizlere!..”
”Sen ki nesnelerin oluşları sırasında zaten yaşamaktaydın, ufukta parlak olarak yükseliyorsun, ey canlı Aton! Doğu ufkunda yükseldiğin zaman güzelliğinle bütün ülkeleri aydınlatıyorsun! Bütün büyüklük ve parlaklığınla, muhteşem ve kudretli bir halde, ülkelerin hepsi üzerinde göründüğün zaman ışıkların, yarattığın alemin sonuçlarına kadar bütün ulusları kucaklıyor Bizden uzaksın ama, ışıkların yine de yere iniyor, ve yaptığın bütün devirlerinde kendini insanlara gösteriyorsun”
”Sabahları doğduğun, bütün gün boyunca ışıklarını yerin üzerine saçtığın zaman, karanlığı kovuyorsun; bize ışığını sunuyorsun. O zaman iki ülke de sevince gark oluyor; insanlar kalkıp ayakları üzerinde doğruluyorlar, onları uyandıran sensin. Ellerini yüzlerini yıkıyorlar, giyiniyorlar ve göründüğün zaman, bütün kollar sana tapınıyor. Bütün dünya yeniden işe koyuluyor. Hayvanlar kendilerine verdiğin ot için seviniyorlar, ağaçlarla çayırlar yeşeriyorlar; kuşlar yuvalarından çıkıyorlar ve kanatları bile senin kaç ne tapınıyor. Keçiler bacakları üzerinde zıplaşıyorlar; kuşlarla havalarda uçup gezen bütün yaratıklar sen gökte yükseldiğin zaman yeniden yaşamağa başlıyorlar. Gemiler nehirde aşağıya, yukarıya gidip geliyorlar; hatta nehirlerin balıkları ile sana doğru atılıyorlar; çünkü ışıkların suların derinliklerine kadar sokuluyor.
Anasının kucağındaki çocuğu besleyen sensin; ağlamasın diye onu yatıştıran sensin. Yarattığın her çocuk gün ışığına kavuştuğu zaman, onu canlandıran soluğu sen veriyorsun. Bağırmaya başladığı zaman onun ağzının sen açıyorsun; onun hayatına göz-kulak oluyorsun. Küçük kuş yumurtada iken ve kabuğunun içinde haykırırken kendisini yaşatan havayı ona veren sensin ve senin sayendedir ki o, her yanını saran kabuğu kıracak kuvveti bulabiliyor.
Yarattığın nesneler ne kadar da çeşitli! Yeryüzünü yalnızken, kendi isteğine göre yarattın; bütün insanlar, sürüler,hayvanlar, yerde yürüyen ve yaşayan , gökte ucan her şeyle beraber, yeryüzünü de sen yarattın. Yabancı ülkelerde, Suriye de, Habeşistan da her yerde her insanı yerli yerine sen koydun, onun bakımına sen göz-kulak oluyorsun, bütün insanlara da istedikleri rızkı sen veriyorsun”
”Ey nurlu Aton, yeryüzünün üzerinde ışıldamaya başladığın zaman bütün gözler seni seyrediyor.

Bu ilahilerden Aton un Güneş olduğu anlaşılmaktadır. Eskiden beri Güneş kültü Mısır için en önemli sembol olmuş ve Ra dan beri çeşitli dönemlerde her büyük tanrı Güneş ile özdeşleştirilmiştir. Bunun nedeni Nil e bağımlılık ve güneş hareketlerini takiple Nil in taşma dönemlerini tespit etme zorunluluğudur. Ayrıca Mısır dilimize geçen isminden de anlaşılacağı gibi sıcak bir iklime ve tahıl yetiştiriciliğine coğrafi nedenlerle büyük önem vermek zorundadır. Ticaret sınırları aşma noktasında ardılı Yunan kadar gelişmemiştir.
İlahilerdeki anlatımın orta doğu tek tanrı inançlarındaki anlatımlara ne kadar benzediğine de dikkat ediniz.
Akhenaton'dan sonra 8 yaşında tahta geçen oğlu Tutankhamon da fazla yaşamamış ve ablasıyla olan çocukları da ya doğum öncesi ya da doğum sonrası ölmüştür. (Akraba evliliğinin sonu. Zaten hastaydılar. Belki de öleceklerini bildikleri içindi bu eş kardeşlerin her şeyi göze alarak reform a soyunma nedeni;kaybedecek bir canları bile yoktu.)
Tutankhamon da 18 yaşında ölünce bu nesil son bulmuştur.
El Amarna:
Burası yeni dinin yaşanacağı ve Teb'deki düşmanlardan uzak bir sığınak olarak tasarlanmıştı. Bu şehir, tarihteki ilk planlı yerleşimlerden biridir. Binalar tapınaklar ve yollarıyla tamamen güneş tanrı Aton a tapmak için tasarlanmıştır. Amarna'nın tamamlanmasına yakın Kral ve eşi Nefertiti şehre yerleşirler. Bu arada Mısır büyük bir istikrarsızlığa düşmüştür. Bu dönemde sanatta da yenilikler olmuştur: firavun resimleri eskisi gibi tanrısal bir durağanlıkla değil daha çok gerçekçi şekilde çiziliyordu. (tıpkı Rönesans devrimindeki gibi) Bir bakıma sanatın dinden ayrılmasını Akhenaton başlatmıştır. (Devlet işlerini de ayırmak istemiş anlaşılan ama o dönem laiklik olamazdı) Firavun geleneksel sahneler dışında, yemek yerken, karısını öperken, bir törene başkanlık ederken de çizilebiliyordu. Uzun boyunlu, göbekli resmedilen Firavunun resimleri oldukça ilginçtir. Uzun boyunlu beden yapısı, bu dönemdeki diğer eserlerde de sık sık kullanılmıştır. (Marfan Sendrom lu insancıl firavun ve eş i. Nefertiti nin de çok etkili olduğu bilinir, oysa ataerkil sistemin en katı bu biçiminde bu durum doğal karşılanamaz. Yasaktır ve tek örnek Nefertiti dir.)
Aton dini
Akhenaton tahta geçişinin birinci yılında din alanında bir devrim yaparak Atenism (bazen Atonism) dinini kabul ettiğini ve tüm diğer Mısır tanrılarını reddederek (Ra, Maat, Hathor, İsis, Nephthys, Set, Thoth...) tek tanrı olan güneş tanrısı Aton'a ibadet edilmesini bir kanunla halka duyurdu. Başlangıçta eski Mısır diniyle benzer gibi gözükse de, Atenism tek tanrılı bir dine geçiş teşkil etmektedir. Aten bu noktada Ra-Amon-Horus un bir karışımı olarak dikkat çekmektedir. Akhenaton’un yaşadığı dönemde Amon Rahipleri oldukça güçlüydüler. Firavun herhangi bir iş yapmadan önce rahiplere danışmak ve kehanetlerine başvurmak zorundaydı. Akhenaton bu etkiden kurtulmak ve kendi inançlarının da doğrultusunda eski Mısır dinini yasaklamış, Karnak tapınaklarını kapatıp Amon rahiplerinin görevine son vermiştir. Bu durum ülkede büyük bir kargaşaya sebep olmuştur. Ölümünden sonra dini terk edilmiştir. Akhenaton ve soyundan birçok kimsenin isimleri tapınak duvarlarından silinmiştir. Bu dönemle ilgili birçok konu hala araştırılmaktadır.
(Başarısız olan bir Mısır Rönesans ı, Tarihteki İlk büyük Rönesans-Reform denemesi)
Hemen bunun ardından Ramses II sahneye çıkar ve Teb hakimiyeti pekişir. Ancak bu bana göre Ortadoğu ve Batı kültürünün etkisini reddetme yoluyla küçümsemesine de neden olan Büyük Mısır ın çöküş döneminin de ilk başlangıcı olmuştur.
Çok daha etkin ve acımasız olan güçlü savaşçı tanrı Marduk un halkı 700 yıl sonra Mısır ı tamamen işgal edecekler, onun sonrasında da artık Mısır kültürü türlü işgal ve asimilasyonlar sonucu merkeziliğini yitirecektir. (İskender,Roma,İslam) Mısır ın yayılımcı kentlerinin Anadolu ve ege de kurdurduğu ilk kök koloni kentlerin kültürel etkisi ile zaman içinde Yunan kültürü yeşerecektir. Ancak onun etkilenimi Ruhani anlamda daha çok Hint-Avrupa etkisindedir. Ancak Mısırdan kaynaklanan kültürel “Saçılma” mistik kökenini geliştirir.
Yine de bazı tapınaklarda Ra nın gözünü görmeniz ve ne alaka demeniz mümkündür. Bu ise Hermetik inançların ve doğu batı sentezli aydınlık veya karanlık gizemcilik akımlarının temelini oluştururur. Hermetizm in kökeni Yunan mitolojisine ilginç özellikleriyle girmiş olan Hermes olarak da bilinen Mısır ın Ay tanrısı Thoth a dayanır. Gizil bilimin ve simyacılığın da kökeni olduğu söylenebilir.
Bu yeraltı dinlerinin resmi varlığından pek söz edilemez, sivrilmeye çalıştıklarında ya da bağımsızlık istediklerinde dönemin hakim gücü tarafından akla hayale gelmeyecek yöntemlerle büyücülük veya cadılık ya da şeytana tapma olarak nitelenip şiddet sonucu yok edilirler. Çünkü asıl köktürler, mevcut hakimiyet sahiplerinin dayattığı inançlar değil. Avrupa daki Hıristiyanlık içinde Luther ci anlayış oluşana kadar, İslam içinde de Laiklik (sözde) gelişene kadar devlet aykırı dinleri şiddetle bastırmayı sürdürmüştür kendi doğruluk anlayışına sığınıp, bu tür inançları şeytana tapma, sapkınlık, cadılık yani satanistlik olarak göstererek. (Dikkat; satanizm denen bazı okültizmler zorla hıristiyan yapılmış misyonerlerin kurtarmaya gittiği kuzey kavimlerinde ve birleşik devletlerde yaygındır. İslam içinde ise bu çıkışlar mutlak surette sapıklık olarak adlandırılır, o yöne çekilir. Hermetik inançlar halen hakim Din otoritelerince yer altına itilmekte laikliğe rağmen kabul görmemektedirler.) Zaman içinde etkisi zayıflayan çok tanrılı pagan inançların mitoloji olarak adlandırılma nedeni artık ona inananların hiç olmayışı ya da azınlık olmalarıdır. Böyle dönemlerde hakim ideolojinin öncül inancı sapkınlık olarak nitelendirmesi de sık rastlanan bir olgudur. Örneğin bir nevi Roma ya da İran Hindistan vb. bölgelerdeki çok tanrılı inançlarda da varolan Tanrı kelimesi sonradan Din ile birlikte anlam değiştirir.
Örneğin İslamiyet teki Allah eski putperestlerin tanrılarından birinin adıdır.
Aynı şekilde Musa ya görünüp “artık diğer ilahlara tapınmayacaksın kavmini ben kurtardım, ben kıskanç bir tanrıyım” diyen çalılık ruhlarından biri (Yunan mit ine de Musa olarak geçip bahsi geçen periler) Rab adıyla Musevilerin tek tanrısı olmuştur. Tevrat’ta da Bu ruh ilk olarak yanan bir çalı ile birlikte ortaya çıkmış ve Musa ile konuşmaya başlamıştır.
Bu noktada da garip ayrıntılar düşünülmesi gereken şeyler mevcuttur.
Musa nın mısırdan kaçırdığı israiloğulları kimdir ve neden Mısır a gidip orada yaşamışlardır? Musa nın firavunun oğullarından olması ve aynı zamanda İbrani olması ne anlam ifade eder, İbraniler kimdir ve neden tek tanrıya inanırlar? Söylentiye göre mısırda yaşayan ama mısır dinine ve tanrılarına inanmayan tek tanrıya inanan bir peygamberin soyundan gelirler. Bu ne demektir? Dahası Exodus yani Mısırdan çıkış neden Tevrattaki şekli ile hiçbir Mısır yazıtında geçmez. II. Ramses in Kızıldeniz de boğulmadığı da aşikardır Mısır tarihinde buna benzer bir şekilde ölen firavun yoktur tek kaynak Tevrat dır.
Bu noktada alt sınıf olduğu hatta köle oldukları öne sürülen israiloğulları nın eski bir sınıf olduğu düşünülebilir. Çünkü Firavun onları serbest bırakmıştır hep birlikte. Musa nın prens olması ve İbrani olması köle oldukları takdirde mümkün olamaz. (Köle prens? Yine varis erkek çocuğu olmayan bir imparator nehirden sepetle gelen erkek çocuk söylentisi.) Tersine taht kavgasının taraflarından biri olabilir.
Mısır tarihine bakıldığında, hanedanların geldiği kentlerin önem kazandığı görülür. Eski mısırın başkenti Memfis tanrısı Ptah, (Memphis in yaratıcı büyük tanrısı Aynı zamanda Ateş tanrısıdır. Türkçe de put demektir put kelimesinin kökeni de budur, Ptah. Yani Tanrı) Heliopolis in tanrısı Ra, Teb in tanrısı Amon-Amen (Sonradan Amon-Ra) Busiris in tanrısı Osiris dir. Bu hanedanlar ve kentler bin yıllar içinde değiştikçe diğer hanedanların ve kentlerin tanrıları önemini yitirir. Çok tanrılı inancın bir nedeni de budur. Gelişen kentlerin sembolü olan Tanrılar medeniyetin gelişmesiyle bir araya toplanmıştır. Hakim kültürün tanrısı sonradan diğerlerini yenen tanrı olur. Çünkü farklı halklar bir kültür oluşturup farklılıklarını asimile etmektedir.
Bu nokta da israiloğulları nın kökeni ve de Musa nın kökeni önemli bir ayrıntıdır. Tevrat bu kavmin çağlar boyunca yazdığı kitabı olduğu için tam anlamıyla objektif olmadığı ortadadır. Ancak ışık tutabilir. İsrailoğulları kimdir?
Bir şekilde tek tanrı düşüncesine bağlı olan bu kavim ya da mısır içindeki etnik grup, kökenini çok eskilere dayandırsa da “Mısır dan çıkış”, tarihteki ilk tek tanrılı Din in temsilcilerinden olduklarını gösteren en önemli belgedir. Kesin veriler şunlardır;
Bu kavim Mısır da yaşar, köle değillerdir, liderleri Musa hem İbrani hem de bir prens dir ve en önemlisi türlü sebeplerden dolayı Mısır ı terk etmek zorundadırlar. Çünkü inançları mısır inançlarından farklıdır. Üstelik hanedan, yani firavun onları istememekte zulüm etmektedir. Kitapta abartıldığını düşünürsek ana hikaye bunun çevresinde döner. Mısır dan çıkış da.
Musevi inancına göre Mûsâ: MÖ. 1392 yılında Mısır’da doğdu. Annesi Levi ailesinden Yehoved, babası aynı aileden Keat oğlu Amram'dır.
Amram ile Yehoved’in ilk önce Miryam adında bir kızları olur. Bundan dört yıl kadar sonra Mûsâ’nın ağabeyi olan Hârûn (İbrânîce: Aaron) dünyâya gelir.
Bazı tarihi yorumlar tarihleri öne çekerek, Aslında Musa nın ve İbranilerin peşinden giderken kızıl denizde gömüldüğü iddia edilen firavun un II. Ramses in ta kendisi olduğu söylenir. (tabii ki gerçekte kızıldeniz de boğulmamış 66 yıl saltanat sürmüştür. Mısır Resmi tarihi öyle yazar ve adına bir sürü tapınak yaptırmıştır. Musa ve Exodus un aksine Ramses in varlığı şüphesizdir.) Bu durumda mantık açısından Tevrat ta anlatıldığı gibi köle olması imkansız olan İbranilerin kökeni de ortaya çıkmaya başlar.
Bu kavim Mısırlıdır ve Teb hakimiyetinden kaçmaktadır. (ırklar yalandır zaten) Neden?
Bknz--Akhenaton---Aton Din i.
Şimdi biraz düşünelim. Akhenaton un Ölümünden sonra koca bir kentin halkına ne oldu? El Amarna kenti Amon rahiplerince öyle tehlikeli bulunmuş ki, boşaltılmış ve tahrip edilmiş. Hatta bu sayede de bin yıllar sonra kumların altından bu hayalet kent arkeologlarca sapasağlam çıkarılmıştır.
Soyguncuların bile uğramadığı, Akhenaton ve Nefertiti nin rüyası olan hayalet ve lanetli bir kent. El-Amarna. (Bu isim Arapça gibi. Asıl ismi neymiş acaba ve neden bu kent in orijinal ismi geçmiyor kaynaklarda çok saçma geldi bana bu durum)
Peki kent inşa edildiğine ve bir süre de ayakta kaldığına göre Firavun Akhenaton kimseyi ikna edemeden orada Nefertiti ile yalnız mı yaşamış? Tarih kayıtlarında öyle geçmez.
Gaddar Keops kardeşi Kefren ve ikisine oranla daha alçak gönüllü Mikerinos un büyük bir çelişki eseri geleceğe dünya mirası olarak bıraktığı gösteriş meraklarının kaynağı mezarları olan Giza piramitlerinden daha etkili oldukları açıktır bu ikilinin. Akhenaton ve Nefertiti insan şeklinde resim bile yaptırdıklarına ve rahipleri reddettiklerine göre anlatılan ın aksine soylu olmayan sıradan halk tarafından daha çok seviliyor olmalıydılar. El-Amarna nın mısır kültürüne etkisi de bu anlamda Piramitlerden daha fazla olmalıdır. Çünkü içi boş bir tapınak değil, yeni bir yaşam için düzenli bir kent kurulmuştur. Üstelik korkunç firavunlar ve her şeye karışan rahipler yoktur burada. Tavanı açık tapınaklarda rahiplerin aracılığı olmadan insanlara tanrı ya tapınma hakkı tanınmıştır. İsminin Aton olması ise sadece bir ayrıntıdır bu bir din reformudur.

Aksiyom 2: Dinsel düşüncede meydana gelen her büyük devrim, yeni bir dinin doğuşunu tetikler.

Ücretsiz işçiler olan köleleri serbest bırakan bir imparatorluk olamayacağına göre, Mısırdan ayrılanlar Amon rahipleri için tehdit oluşturan Aton kültünün yaşayan temsilcileri olmalıdır. Hatta bu kavim kesinlikle Mısır dan kovulmuş olmalıdır. Çölde 40 yıl boyunca dolaşarak vaat edilen toprakları bulamamış olmaları da yurtsuz bırakılmalarının sonucudur. Tevrat’taki hikaye sürülenlerce yazıldığına göre elbetteki sonraki nesillere miras olarak bu sürgün anlatılmayacaktır. Çünkü kimse lanetli olmak istemez. Lanetlenenler kendilerini lanetleyenleri lanetleyebilir tersine pekala. Hatta asıl soyluluğun kendilerinde olduklarını iddia edebilirler. Oysa İbraniler Amon rahipleri ve Ramses II nin Amon rahipleri yüzünden tahtının güvenliği için mecburen lanetlediği Atonistlerdir.

Aksiyom3: Tüm sürgün kültürler varoluşlarını temellendiren asılsız hikayelere muhtaçtır. Bu onları birbirlerine düşürmekten korur ve bir arada tutar. Bu bir kültür oluşturma biçimidir ve ana unsuru ortak yeni ideal yani Din dir.

(Takriben 2000 yıl sonra Mekke den kovulan sürgünler, güçlü ve kalabalık olarak geri gelmişlerdir aynı şekilde. Yeni bir Din ile) Mısırlı sürgünler pek tabii ki Akhenaton bozgunu sonucu sapkınlık suçlamasıyla toplu halde yurtlarından kovulduklarını söylemeyecek, Tanrılarının onlara vaat edilen topraklara gitmeleri için emir verdiğini söyleyeceklerdir. Kaldı ki Mısır hakimiyetinin kendilerine zulmettiğinden bahsedilir. Bu bir inanç savaşıdır. Zengin rahipler acilen kendi sonlarını isteyen bu canavarları ya yok etmeli ya da sürmelidirler.
Akhenaton un bu dini yoktan var ettiği de düşünülemez tabi. Ancak firavun görünüşe göre biraz fazla başına buyruk davranmıştır. Çünkü ondan önce Mısır da Aton dan pek bahsedilmez. Hatta nerden o ismi ürettiği meçhuldür. Belki de son derece megalomanca bir tavırla kendi uydurmuştur ki bu da görünüşe göre Laneti olmuştur.
Ancak güneş tanrısı olarak ikinci plana düşmüş olan Büyük Ra vardır.
Amon rahiplerinin bu dönemdeki din ticaretinin boyutları Arabistan’daki İslam öncesi dönemi andırır. Rahipler sınıfı bütün sembolleri niyetleri için kullanmakta zenginliklerini arttırmaktadır. Firavun un soyundan sonraki en güçlü sınıf olan bu sınıf çok kalabalık olduğundan iktisadi olarak da mısır da daha çok etkindir. İnançlar yozlaşmıştır.
İşte bu noktada köle olmayan bir sınıfın buna karşı daha gelişmiş ve geleneksel olan eski inançlarını koruduğu ve geliştirdiği söylenebilir yozlaşmış Amon Rahiplerine karşın. Hatta belki de bu yüzden Akhenaton bu sınıfa güvenerek bir dizi reform u başlatmış; Ancak hırsına yenik düşüp onların istekleri yerine Atonism i yaratmış olabilir. Bu da onun başarısızlığının başka bir nedeni olmalıdır. Çünkü ondan sonra hiç bir yerde Aton kült ü geçmez. Bu isim Lanetli bir isim olarak kalmıştır. Çünkü görünüşe göre Akhenaton saltanatının Firavunluk sisteminden, yani Tanrı-Kral lıktan etkilenerek kendini Tanrının tek temsilcisi yani peygamber ilan etmeye kalkışmıştır. Ancak bir imparator dan asla peygamber olamaz çünkü dinin kalıcı olabilmesi için yani halkın onaylayıp önceki yöneticilere karşı ayaklanması gerekeceğinden, peygamber doğuştan soylu olmayan birinden o halk ın içinden çıkmak zorundadır.

Ra nın sonraki dönemde Rab olarak Musevilere geçtiği de düşünülebilir tekrar. Çünkü Akhenaton un El Amarna da yaptırdığı tapınaklar güneş e tapınılacak şekildeydi, Aton bilinen anlamda tamamen soyut bir Tek tanrı değildir. Mısır ın tüm kültlerde etkisi olan Ra nın bir biçimidir yine. Çalılık tanrısı Rab ın aslında Ra olduğunu düşünürsek pek de yanılmış olmayız kanısındayım.(Ra-Rab) Tabi bu biraz fazla iddialı da olabilir.

O yıllardaki pagan inançların İsrail oğullarında da tamamen kaybolmadığını, tevratdaki altın inek hadisesinden de anlayabiliriz.
Musa uzun süre ortada görünmeyince kavmi bir put yapmıştır hemen. Peki bu Put neden altından bir inek olarak dökülmüştür?
Hemen yine Mısır a gidiyoruz ve tapınakları araştırıyoruz.
Dendara daki Hathor: En eski tanrıçalardan biridir. Ra nın kızı, süt yolu yani Samanyolu galaksisinin kişiselleşmiş biçimidir. Eski Mısır da karnı yıldızlarla dolu süt veren dev bir inek olarak tasvir edilirdi. Mısır daki önemini uzun yıllar boyunca korumayı sürdürdü. Etkili bir tanrıydı. Bereket sembolüydü.
Görüldüğü gibi Musa nın yokluğunda Altın İnek döken İsrail oğulları tevratta anlatıldığı şekilde rastgele bir sembol seçmemişlerdir. Neden inek olsun ki zaten. Bu hep aklıma takılmıştı eskiden.
Dahası Tevratta yazıldığına göre bunun ardından Musa ve Harun Rab bın öfkesini yatıştırmak için onun isteği ile bir katliam yapar.
İşte Olay bu noktada açıklığa kavuşur.
İsrail oğulları içindeki pişman olanlar geri dönmek ve eski Din e dönmek istediklerini belirten bir isyan çıkarmışlardır. Geri dönüp firavundan da af dileyip bir nevi günah çıkaracaklardır. Şiddetle bastırılır. Tevratta da böyle tasvir edilen olayın özü bence şudur.
İsrail oğulları ayrı bir ırk ya da köle sınıfı değil, hatta sonradan Mısır a göç etmiş ayrı bir
öncesindeki Heliopolis, Memphis ve Dendara ya dayanır. Akhenaton ve Nefertiti de onların saltanattaki son temsilcileridir. (M.Ö bilmem kaç bin yılında israiloğulları milletinden,ırkından bahsetmek zaten son derece saçmadır ve bu bakış açısı bugünkü devlet sistemlerince siyonist biçimde dayatılmaktadır.)

Vaat edilmiş topraklar ise bu grubun yeni krallığıdır. İşte bu nedenle de Mısır ın eski atalarından geldiği anlaşılan bu grup tüm dış etkilerden soyutlanarak insanlık tarihindeki tek Dinsel etnik grubu oluşturabilmişlerdir. İsrail oğulları doğuştan hem Musevi hem de İsrail oğludur. Yani tarihi kökleri de dinidir çünkü sürgünden ötürü bütün gelenekleri dini ritüellerle yeniden biçimlendirilmiştir. Dünyadaki diğer kültürler Dinleri ile kültürel köklerini birbirinden ayrı görür oysa. Sadece israiloğulları din i yani köklerini inançlarını da değiştirmeden varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Ya da zaten hala değiştirmemiş bulunanlara israiloğulları denir öbürleri diğer kültürler içinde asimile olmuşlardır. Garip gelebilir ama, yerel mısırlılar olarak bir şekilde asimile olmamış tek ulus onlar kalmıştır. Roma Hıristiyanlığı batı kültürünü oluştururken o bölge halklarını, Arap islamiyeti ise Ortadoğu ve kuzey Afrika nın tüm eski imparatorluk halklarını yeni bir kültür altında asimile etmiş, İsrail oğulları inançlarının aynı zamanda doğuştan olması yani soy a dayanması sayesinde nereye gitseler varlıklarını korumuşlardır. Hiç bir şey dışardan göründüğü gibi değildir. İsrail oğulları kendi kökenlerini korumaktadırlar bilmeden aslında, inançlarını koruduklarını sanırken. Onların dışında herkesin nefretini üzerlerine çekme sebebi de budur. Asimile edilemez başka din e çekilemezler. Rakip hakimiyetlerin Musevi düşmanlığı bu yüzdendir. Çünkü herbirinin nihai hedefi herkesi kendi inançlarına tabi kılmaktır ve bu noktada soya a dayanan ve her biçimde bunu reddeden bir kültür daima sapkınlıkla suçlanacaktır. Bunun ötesinde sürgünlük ve sapkınlık etiketini çok eskiden beri üzerlerinde taşıdıkları için de hiçbir zaman soylu bir sınıf da olamayacak daima ikincil vatandaş sayılacak ticaret ve zanaat ile uğraşıp varlıklarını sürdürürler. Kölelik mitlerinin devam eden kökeni de budur kimse tarafından onların dinini benimsemedikleri için onlar gibi aynı ayrıcalıklara kavuşamazlar ilk itaatsizliklerinden beridir.

Eski ahit mühürlenmiştir onlar kendi kaderlerini başkalarına kaptırmamaya da ant içmişlerdir bu anlaşma ile bir yerde,asla başkalarının tanrılarına tapınmayacaklardır.

Bu katı anlayış binlerce yıl boyunca Musevileri hem bir arada tutmuş hem de hedef haline getirmiştir. Çünkü kendilerini en soylu gördüklerinden Daha doğrusu soylıular arası savaşta kendi soyluluklarını ilan edip diğerlerinin üzerlerindeki otoritesini kabul etmediklerinden binlerce yıl devletsiz kalsalar da asla asimile edilemezler. (Yahudi İsa nın asıl amacı ne idi? Neden Yahudilerin kralı diye çarmıha gerildi? Yoksa onu yargılayanlar İncilde yazdığı gibi Musevi rahip ve cahil halk değil, Romalılar mıydı? İsa yeterli desteği bulamayan Romaya direnen Musevi lider olabilir mi? Eleştirdiği din adamı ferisiler Roma nın yaltakçıları ve şarlatan inanç tüccarları mıydı? Barabbas ın manasının Babanın oğlu olduğu da bilinir ki baba Tanrıdır aynı zamanda. Dahası Barabbas ın ön ismi de İsa dır. Yoksa? Barabbas dini lider İsa da askeri lider olmasın? Bu durumda keşiş serbest kalmış, tehlikeli olan isyancı aşağılanarak çarmıha gerilmiştir. İslam da neden İsa nın çarmıha gerilmediği de açıklığa kavuşur. İspiyoncu İskariot uydurmadır. Ve yine Pilatus valiliğindeki Roma kayıtlarında ülkeyi baştan başa gezen bir vaiz den söz edilmez ancak kendilerini kirli ilan etmiş Yahudi mezhebi mevcuttur. Vaftizci Yahya onları temizler. vaftiz ve temizlenmeden hıristiyanlık doğar, İşler karışır. Bilinmez. Mısır dan devam edelim)

Peki sonradan Mısır yıkıldığında ne olmuştur? Amon rahipleri silinip gitmiş hepsi asimile mi olmuştur? Belki kısmen ancak Amen in sami dinlerdeki duaların son kapanış kelimesi olmasından bunun böyle olmadığı anlaşılır (Amon-Amen-Amin) Tanrılar savaşı sürmekte Musevilerin Rab bı, Teb hakimiyetini hala yenebilmiş değildir. Avrupa’da yazılan İncil e ve Arap yarımadasındaki Kur’an- ı Kerim e Amen ve Amin sözcükleri tanrı ismi olarak geçer. Rahipler sadece göç etmişlerdir. Mısır unutulmamıştır, saçılma devam etmektedir. Artık kutsal kitaplarda sürdürecektir etkisini. Eski rahipler yeni dinler yaratacaktır zamanla.
Aksiyom4: Her büyük imparatorluk çöktüğünde, kültürel mirası diğer yerel kültürlere yayılarak onların gelişiminde büyük bir ivme yaratır. Örnekler: Batı Romanın yıkılışı ve Avrupa kültürü, İstanbul un fethi ve Rönesans reform, Osmanlı ise henüz yeni yıkılmıştır. İslam kültürleri uyanamamıştır o yüzden de hala. Yani yine Saçılma.
Sürgüne gönderildikleri için kendilerini artık Mısır ın olamasa da ruhen asıl Halk olarak gören Museviler bu karşıtlıklarının sonucu olarak kendilerini tamamen soyutlarlar. Diğer ırklara köleymiş gibi yaklaşan bu kavim, Mısırdaki tek tanrılı sapkınlık dinine gösterilen tepki sonucu kendilerine gösterilmiş muamelenin aynısını diğer ırklara yaparlar. Sürgün yılları onları katılaştırmıştır. Nasıralının çıkışı da bu katılaşan dinin yeniden rahipler dini olması nedeniyledir. Üstelik bu rahipler Roma imparatorunun uşaklığını da yapmakta, tıpkı Amon rahipleri gibi din ticareti ile de zengin olmaktadırlar.
Eğer varsa ve yaşamışsa Aşırı bir yeni anti rahip hareketi olarak ortaya çıkan İsa nın hareketi, Roma ve Musevi rahiplerce kolayca sindirilmiş görünür. Ancak Romanın buna şahit olması yeni bir başlangıca neden olacaktır.
Anlatıya göre, İsa nın hareketi Roma valisi Pilatus dan çok bölge rahipleri ve onların kışkırttığı halk ın tepkisine neden olmuştur. Ancak hıristiyanlığa romanın etkisi de aşikardır. Roma için deli den başka anlam ifade etmeyen bir adam Kendi ulusunun rahiplerinin isterik çığlıkları ile Roma ya satılır ve İmparatorluğun infaz yöntemi ile çarmıh da can verir. Böyle bir şey gerçekleşmiş olsa bile Bu durum Ortadoğu da alışılmış bir durumdur pek etkili olmaz. Ancak bu öykü, bu şekliyle Romalıların ilgisini çekmeye başlar. Eğer İsa bağışlanmış olsa bile o zamanda Hıristiyanlığın neden Ortadoğu da yayılmadığı açıklığa kavuşur. Çünkü inanç ın temeli ölümden sonra dirilme ve insanlığın tüm günahlarının bedeli olarak kendini kurban etmesidir.
İlk misyoner hareket de böyle başlamıştır. Kudüs den çıkan bazı reformcu rahipler, Roma içinde gezerek İsa nın hikayesini anlatmaya başlar. Tarih tekerrür den ibarettir bu reformist gezginler karşılarında romalı aristokratlarca pagan tanrıları daha da gaddarlaştırılarak asimile edilmiş, yani eski kökenlerini unutmuş, sefalet içinde boyun eğen bir halk kitlesi bulurlar. Bu sefer de karşılarındaki başka bir yozlaşmış pagan kültürdür. Yine her yerde halk heykelcikler satılarak rahipler sınıfı ve aristokratlarca uyutulmakta ve sefalet içinde yaşamaktadır. Bu şekilde ilk kiliseler düşünüldüğünün aksine Musevi ve pagan misyonerlerce kurulmuş, hıristiyanlık kabul gördükçe el değiştirmiştir. Anadolu’da bu şekil kiliselerin de etkisiyle bazı farklı inançlar gelişmiş fakat İslam’ın kabulünden sonra bastırılmışlardır. Bu kiliselerin bir başka garip özelliği de yine duvarlarındaki Hermetik etkili Mısır sembolleridir. Batı da Hıristiyanlığın, Anadolu da islamiyetin gelişmesinin ardından etkilerini yitirirler. Örneğin anadoludaki bir kilise de üçgen içindeki farklı bir Ra nın gözü bulunur ki bu sonraki hıristiyan kiliselere benzemez. Büyük olasılıkla paganları etkilemek isteyen misyoner Musevilerce (musevilik sanıldığı kadar hiç yayılmacı olmayan bir inanç değil elbette) hatta belki de paganlarca kurulmuş sonradan hıristiyan kilisesi olmuştur.
Roma nın otoritesini yitirmeye başladığı sıralarda Halk içinde kurtarıcı Mit ine dayalı Hıristiyanlık yeraltındaki varlığını epey zaman baskılara rağmen sürdürmüştür. Üstelik bu kitle aşağı tabaka halkıdır ve belli bir kitle de değildir. Misyonerlerin etkisiyle artık yozlaşmış olmasının yanında inandırıcılığını da yitirmiş pagan inançlar Halkın anlayışının gerisinde kalmıştır. Nikomedeia fermanlarıyla (M.S. 304-305) Hıristiyanlar kıyıma uğramış ancak bu din in gücünü arttırmıştır. Ganimet için her yol mubahtır anlayışındaki Roma düşüncesinde adam öldürmek, insan kurban etmek, kan gölüne dönen gladyatörlük sporu normaldi. Bu şaşa dan ve zulümden bunalan Halk için Hıristiyanlığın kurtarıcılık anlayışı büyük bir nimet olmuştu.
Beklenen kurtarıcı, gaddar ve güçlü imparator Constantinus Magnus kılığında geldi. Kendi dışındaki herkesten şüphelenen bu paranoyak ve megalomanyak İmparator, İki İmparatorca yönetilen doğu ve batı Roma nın tek hakimi olmuştu. Öyle ki batının daha az yetkili imparatorunu öldürmüştür ve tek imparator olduğunu söylemiştir. (Roma nın asıl hakimi ve imparatoru doğuda bulunurdu) Daha sonra şimdiki İstanbul da yeni bir kent kurup ismini veren Constantin, daha sonra da burayı Roma nın asıl başkenti ilan etti. Dahası kiliselerin kurulmasına da izin verip kendini 12 havarinin eşiti ilan etti.
Hıristiyanlık artık Roma hakimiyetine geçmişti böylelikle. Daha sonra imparator Theodosius (375-395) -herkesin önünde- kilise yetkilisi Milanolu Ambrosius karşısında günah çıkardı. Artık Roma nın resmi Dini Hıristiyanlıktır. Çünkü yeni bir rahipler sınıfı sayesinde yozlaşan otorite yeniden sağlanabilecektir. Üstelik herkes artık korkudan değil isteyerek tabi olacaktır. Ne korkuya ne gladyatörlere, ne kurban törenlerine gerek vardır artık.. 4 incil e indirgenen bir durum yoktur aslında söylencelere dayanılarak türlü fraksiyonlar için 4 incil yazılmış olabilir gerçekten de. Çünkü İmparatorluk din i inisiyatifi halk a bırakamayacağı için bir rahipler sınıfına ve bu sınıfın yetkisini dayandırabileceği kutsal kitap a ihtiyacı vardır. Hıristiyanlık şu anki halini bu dönemde alır ne İsa ya dayalıdır ne Ortadoğu ya. Yüzyıllar sonra batı kültürünün yarattığı bir olgudur.
Roma nın başpiskoposu olan İmparator bu yeni güç ile İmparatorluğu yıllarca idare eder doğuda. Ancak batı barbar kavimlerin istilasından kurtulamaz ve en sonunda Germen aşireti Odoaker tarafından yıkılır. (476) (Batı Roma nın Son imparatoru Roma imp. Kurucusu ile aynı adlı Agustus'tur. Aynı şekilde Doğu yıkıldığında da son imparator yeni Bizans ın kurucusu ile aynı adı taşıyan Constantin olacaktır. Trajik.)
Batı Roma nın Yıkıntıları üzerinde Avrupa kültürü şekillenmeye başlar. Yerleşik hayata geçen barbar kavimler otoritelerini sağlamlaştırmak için yine Roma mirasına muhtaçtır. Avrupa’daki bütün büyük imparatorluklar dönem dönem yıllarca kendini yeni Roma olarak adlandırmaya çalışır. (Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan, sonradan İngiltere ve Rus çarlığı ) Ancak bu coğrafyadaki çok sayıdaki etnik grubu birleştirebilecek güç büyük bir imparatorluk değil, kilisenin kendisidir. Vatikan. Katolik mezhebi batıda kilise devletinin varlığıyla güçlenmiştir. Atilla'yı durduran ve Doğu Roma nın istilasını engelleyen patrik I. Leo dan etkilenen yeni Avrupa kültüründe Batı Roma nın kilise mirası korunarak Roma dilini yani Latince konuşan Papa lık kurumu gelişir. Bu durum yüzlerce yıl sürecek birleşme çabalarıyla ünlü Ortodoks ve Katolik çatışmasının da bir nedenidir. Ortodokslar; ilerleyen zamanda İmparatoru bile aforoz etme yetkisiyle donatılmış Katolik Papa yı tanımazlar. Ortodoks lar Bizans İmparatoruna tabidirler. Bu nedenle Avrupa içinde Katolik, Bizans ın hakim olduğu balkanlar ve Anadolu da dahası baltık bölgesi ve Rusya da Ortodoks mezhebi yaygınlaşır. Ortodoks ların bir farkının da Meryem e verdikleri aşırı değerde ve kurtarıcılık misyonunda görülebilir. Ancak her iki mezhep Kudüs için birlikte hareket ederek Haçlı seferleri dönemini başlatacaktır İslam ın gelişmesinden sonra.
Arap yarım adasında ise çok farklı bir durum gelişir 6. Yüzyılda, batıda Hıristiyanlık temellerine otururken. Bu coğrafyada İslam hakimiyetinden sonra cahilliye devri olarak bahsedilen devirde pagan inançların varolduğu görünür. El-lat, El-Menat, El- Uzza gibi (Bazı kaynaklar Allah ın buradan türediğini de söyler) en önemli tanrılar dışında yüzden fazla tanrıya tapınıldığı bilinmektedir. Ancak dini bir merkez olan Mekke, bölgedeki tüm kabilelerin tanrılarının bulunduğu bir ticaret merkezidir. İslam öncesine dair kültürel varlığının pek üzerinde durulmayan Arapların da oldukça köklü bir geçmişi olduğu anlaşılmaktadır.
Çok sayıdaki Put eski bir pagan kültürü merkezi olduğunu göstermektedir. Ancak Mezopotamya menşei li olduğu anlaşılan bu inançlar zaman içinde birbirine karışmış ve göçebe Araplar, aşiretler halindeki varlığını sürdürmüştür. Ancak birbiriyle savaşan bu kabilelerin aynı dili konuşmalarına rağmen aynı inanca sahip olduklarını söylemek pek mümkün değildir.
Aksiyom5: İslam inancı, bütün Arap ve Ortadoğu halk larının ortak değerlerinin bir toplamıdır bu nedenle de en kapsamlı kitap olarak ortaya çıkmış ve etkide bulunmuştur.
Zorba bir aristokrat sınıfın etkisinde olan Arap kabileleri uzun yıllar boyunca güçlü imparatorlukların paralı askerleri olmuşlardır. Roma nın akçesi ile ticareti gelişen bu halk ları türlü müdahalelerde kullanmak mümkün olmuştur. Savaşçı kabileler bir nevi çöl korsanı gibi yaşamaktadır. Aynı zamanda aristokrat sınıfa da gelir sağlayan bu durum Arapların hem büyük imparatorluklarca işgalini engellemiş, hem de hac yoluyla zenginleşmesini sağlamıştır Ancak aristokratların baskısı altındaki sefil halk ı düşünen ya da daha doğrusu bu olumsuzluğu avantaja çevirebilen tek kişi zengin ve soylu kureyş kabilesinden Muhammed olmuştu belki de.
Yazıtlardan ve türlü kaynaklardan anlaşıldığına göre okuma yazması olmadığı söylense de bölge kültürü hakkında hemen hemen her şeyi bilen Muhammed in zamanında dinsel devrim için gerekli koşulların hepsi mevcuttur.
Yozlaşmış bir Din ve sayısız put ticareti, insanlık dışı ölçülerdeki alt sınıfa ve kölelere karşı uygulanan şiddet, toplumsal ahlakın çöküşü ve yasaların uygulanamayışı, aşiretler arası mücadeleler, yakın bölgedeki doğu Roma egemenliğinin giderek artması.
Aristokrat sınıfın inançlarını ve dolayısıyla otoritesini reddeden bu hareket şiddetle bastırılabilirdi ancak Muhammed’in ve ailesinin görünüşe göre ticari olmaktan çok köklü geçmişe dair ünü nedeniyle Mekke den çıkarılması yeni bir Dini gücün doğmasına yol açarak çaresiz olan bölgedeki tüm kabileleri etkileyen bir harekete dönüştü. Çok kısa sürede yayılmasından anlaşıldığına göre Arap yarım adasında çok ciddi bir otorite boşluğunun uzun zamandır devam ettiği anlaşılmaktadır. Sefaletten ve belirsizlikten bunalmış halk, doğal olarak bu düşünceyi yani "cihad" ı hemen benimsedi. İslam devriminin kökünde çok daha etkin bir eylem yatıyordu. "Seni köleleştirene karşı silahlı mücadele et ve savaş,hatta onu köleleştir"
Muhammed’in farkı, direk silahlı mücadeleyi de kapsayan bir karşı hareketi doğrudan eylemlilik yolu ile başlatan ilk peygamber olmasıdır. Dahası sürüldüğü yere geri dönüp orayı da ele geçirir. Öncülleri ya sürgünden ya düşünsel ve felsefi karşı koyuşlarıyla yüksek mertebelere erişirken, Muhammed yeterli gücü topladığını görür görmez direk savaş ilan etmiştir. Bu tüm ezilmiş sefalet içindekileri ve köle sınıfını yanına alan büyük gücün karşısında hiçbir şansı olmayan azınlıktaki aristokrat sınıflar teslim olmuş ve Arap devletinin temeli Muhammed tarafından ve sonrasındaki 4 halefi tarafından atılmıştır. Artık Arapların bir ortak inancı ve bu inancın ivmelendirdiği bir devletleri mevcuttur.
Kısa sürede bölgedeki tüm savaşçı kabileler örgütlenmiş ve bu cihat imparatorluğu da öncülleri gibi fakat çok daha kısa sürede kurumsallaşmaya başlamıştır. 3. Halife Osman zamanında tamamına erdirilen yasa kitabı, devletin temellerini ve halkın genel ahlak ilkelerini Tevrat dakinden de daha ayrıntılı olarak betimlemiş ve böylece yepyeni bir kültür doğurmuştur. Arap-İslam kültürü.
İslam inancında belirgin bir ruhban sınıfına kalıcı olarak izin verilmese de Halifelerin hem devlet adamı hem de dini lider olduğunu görmek pek zor değildir. En azından halifelik diye bir unvanın olması bunu görmeye yeterlidir. Ayrıca imamlık da bir unvandır özellikle de o dönemlerde. İlk başta sadece Arapların edinebildiği bu unvan, İslam’ın yayılmasıyla farklı kültürleri de etkisi altına almıştır. Aslında ruhban sınıfının olmadığı düşünülen İslam, Halifeler vasıtasıyla en güçlü ruhban sınıfını yaratmıştır. Çünkü onlar aynı zamanda halkı da yönetirler,batıda olduğu gibi dini ve hanedan ayrımı ilk başta yoktur devletin yasalarını din belirler yürütücüsü iki alanda da en yetkili kişidir ilk başta. Ta ki bunu sindiremeyen hanedan sınıfı o devlet içinden doğana dek. İslam’ın dönüm noktasını ise, Muaviye nin Ali nin elinden bu yetkiyi alması ile başlar. Kureyş den alınan yetki, yeniden eski Arap aristokratlarının eline geçer. Muaviye aslen kuryşlidir ve bunda hak iddia edebilmiştir ancak ali bir yerde kutsal kişidir hatta ali nin hem askeri açıdan diğer komutanlarla birlikte hem de geleneksel açıdan varolan kutsallığı muhammedin peygamberliğinden de daha öncedir ve bu ruhani gücü yüzünden uzun zaman halifelikten uzak tutulmuştur. Ali ve soyunun katledilişinden sonra o döneme kadar koruyucu işlevi de olan ve nispeten daha alt tabakayı da gözetmiş olan İslam, halifelik de yıkılınca bir anda Emevi İmparatorluğu halini almıştır. Bundan sonrası yine iktidar mücadelesidir. Halifelik asasını eline geçiren halkın inançlarını da eline geçirmiştir. Bunun sonucu olarak da Papa nın hakimiyetini mutlak hale getirmek için katılaşıp skolastiğe dönüşmesi gibi, İslam da katı bir hale bürünmeye başlar. Anlamı barış olan bu inanç daha çok cihat ile özdeşleşmeye başlar. Ancak cihat artık işgal anlamı taşır,çünkü halk ın elinden alınmış ve saltanata geçmiştir. Yani halk ı kölelikten kurtaran cihat anlayışı, saltanat ın eline geçerek işgal ve kölelik yaratmakda kullanılmaya başlanır. Askeri misyonerlik ile işgal ettiği yerdeki halkı islama çağrı adı altında zoraki Müslümanlığa katmaya çalışan imparatorlar büyük güçlere kavuşur.
O nedenle aynı inanca sahip olduğu halde Osmanlı, sırf bu yetki için kutsal kent Mekke yi kurtarma bahanesi ile işgal etmekten çekinmemiştir.
Batının Kudüs ü kaptırması yüzünden yapacağı haçlı seferleri kendi unuttuğu geçmişi ile yani antik dönem ile tekrar karşılaşmasını sağlarken; İslam giderek kurumsallaşmaya başlamıştır. O da öncülleri gibi artık en önemli iktidar aygıtıdır.
Aksiyom 6: Tüm dinler birbirinin devamı olan iktidar araçlarıdırlar.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 02-02-2011, 12:08
eco - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
eco eco isimli Üye şimdilik offline konumundadır
daima arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
tarafımdan kaydolunmuştur ve eve götürülecektir...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 02-02-2011, 16:46
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
tamamını okumadım, şöyle bi gözden geçirdim. gözüme takılan basit bir şey hakkında yorum yapayım:
mısır tanrısı Ra'nın, Rab olarak semitik dillere geçmiş olabileceği ihtimalinden bahsetmişsin. çok zayıf bir ihtimal. çünkü Rab ismi, semitik dillerde kökeni olan bir isim. aynı kökten (rbb) çeşitli bükünlerle günlük hayatta kullanılan sözcükler türetilmiş.
-R-b- kökü arapçada "yetiştirmek, büyütmek, ilgilenmek" anlamına gelir. türkçeye de geçen "terbiye" sözcüğü bu kökten gelir. mürebbiye de aynı kökten gelir ve bilindiği gibi çocuk bakıcısı demektir.
Rab ise yetiştiren büyüten, gözeten (erkek) anlamına gelir. Baba için de rab sözcüğü kullanılır.
Tanrı herkesi yetiştiren, büyüten, terbiye eden olduğu için ona da baba yani Rabb denmiştir.
Hristiyanlıktaki Baba tanrı imgesinin kökeni de budur.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 02-02-2011, 17:00
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
Alıntı:
eco´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
tarafımdan kaydolunmuştur ve eve götürülecektir...
sanırım bir yazıcı almak gerekiyor. böylesi uzun yazıları okumak zor oluyor pc karşısında...


Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...

Hayyam...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 03-02-2011, 00:26
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Alıntı:
tamamını okumadım, şöyle bi gözden geçirdim. gözüme takılan basit bir şey hakkında yorum yapayım:
mısır tanrısı Ra'nın, Rab olarak semitik dillere geçmiş olabileceği ihtimalinden bahsetmişsin. çok zayıf bir ihtimal. çünkü Rab ismi, semitik dillerde kökeni olan bir isim. aynı kökten (rbb) çeşitli bükünlerle günlük hayatta kullanılan sözcükler türetilmiş.
-R-b- kökü arapçada "yetiştirmek, büyütmek, ilgilenmek" anlamına gelir. türkçeye de geçen "terbiye" sözcüğü bu kökten gelir. mürebbiye de aynı kökten gelir ve bilindiği gibi çocuk bakıcısı demektir.
Rab ise yetiştiren büyüten, gözeten (erkek) anlamına gelir. Baba için de rab sözcüğü kullanılır.
Tanrı herkesi yetiştiren, büyüten, terbiye eden olduğu için ona da baba yani Rabb denmiştir.
Hristiyanlıktaki Baba tanrı imgesinin kökeni de budur
O kadarını bilemem, zaten o iddianın doğru olduğunu savunmadım. Ancak mısır ve mezopotamya üzerinde yeterli araştırma yapılmadan diğer kültürlerin kökenlerini sıfırdan varsaymak konusu benim için önemli olan kısım bu yazıda. Örneğin mısırda iskendere kadar 31 tane hanedan var ve bunların bir çoğu çeşitli yerlerden gelip orada otoriteyi ele geçirmiş kavimler, misal hanedanlar birinin kralı m.ö. bilmem kaç yılında apophis diye bir herif sonra bunu mısır mitinde yılan tanrı diye okuyoruz vs. Diller konusunda çekimlere göre kökensel bakmıyorum o kadar telafuz benzerliğini kıstas almaz pek dilbilim, ben alıyorum. Çünkü bana göre bir dil profesyonelleşirken çeşitli dilbilimsel teknikler sonradan dilin yapısına geçse de bu durumu boşverip dili stabil bir oluşum kabul ederek benzer seslerin kullanımı onu oluşturanların kökenini açıklamakta asla kıstas alınamaz diye bir düşünceye katılmıyorum. Buna benzer etkileri birbirine aktarılmış kültürel ağız alışkanlıklarım nedeniyle kendim de sık sık üzerimde farkediyorum zaten. Yazdığım uyduruk fantazi hikayelerde kafadan atma isimler oluşturduğumda bunların doğuda, asya da ortadoğuda daha önce okumamış görmemiş olduğum bazı mitlerde geçmiş olduğunu çok gördüm ve tabi bunun bilinçaltıyla da, reenkarnasyonla da, medyumlukla da hiç bir ilgisi yok. Ama aynı şeyi çok okuduğum halde batı mitlerindeki kavramlarda görmedim hiç dil alışkanlıklarımız farklı çünkü.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 03-02-2011, 03:36
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
yalnız bu durum sadece fonetik benzerlik değil. semitik dillerde gayet sıradan, normal sözcük türetme.
semitik diller bükünlü dillerdir. örneğin arapçada. ş-r-b kökü içmek sözcüğünün köküdür. buradan şerbet, şurub, şarab, meşrubat gibi bir sürü sözcük türetilir. semitik dillerde tüm sözcükler benzer şekilde türetilir, günlük hayatta kullanılır.
bu bakımdan rab sözcüğünün kökeninin Ra'dan gelme ihtimali, dilin yapısında zaten mecvut olması ihtimali yanında 0 sayılabilir.

yeri gelmişken allah yani al-ilah nereden geliyor ona da değineyim.
eloha, ibrabice sözcük, arapçadaki ilah'ın birebir karşılığı. el güç demek. eloha güce sahip olan anlamına geliyor. ibranicede krallar, üst rütbeli kişile, soylular vs. için de eloha sözcüğü kullanılır.
ibranilerin tek bir eloha vardır o da 'yahwe'dir diye tutturmasını sosyolojik düzlemde yorumlarsak, aslında güce sahip olandan, efendilerden, krallardan, üst sınıflardan çok çekmiş yahudilerin bir tepkisi olarak da görebiliriz. eğer yahudiler gerçekten mısır'da alt sınıflara mensup oldukları dönemlerde, ezildikleri dönemlerde tek tanrı inancını geliştirmişlerse...
yahudilerdeki mutlak otorite yani tanrı anlamına gelen eloha sözcüğünü ilah şeklinde telafuz eden araplar, başına belirlilik takısını getirerek allah sözcüğünü oluşturmuş olabilirler. allah'ın ay tanrısı olduğu yönünde de ihtimaller var, ama birinci ihtimal daha kuvvetli. b

bunun dışında, dinlerin sıfırdan ortaya çıkmadığı, eski pagan kültürlerinden ve astrolojiden beslenip yeniden yorumlandığı çok açık. mesela hristiyanların isa figürü mısır mitolojisindeki "horos"a çok benzer. hindu dinlerinin bazılarında da babasız doğan, tanrının oğlu olan, tanrının yer yüzündeki yansıması olan bazı mitolojik karakterler vardır.

Konu dyavol tarafından (03-02-2011 Saat 04:07 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 04-02-2011, 13:02
eco - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
eco eco isimli Üye şimdilik offline konumundadır
daima arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-05-2009
Mesajlar: 1,531
albatros...
sanırım bir yazıcı almak gerekiyor. böylesi uzun yazıları okumak zor oluyor pc karşısında...

haklısın ama bu aralar işsizim... evde tv yok... internet yok... anlayacağın okumak için zaman çok...

orgon...

zaman bolluğunun da katkısıyla ilgiyle okudum... fonda female tribute to tom waits albümü çalıyordu... zihnine sağlık...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 08-02-2011, 11:13
no faith - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
1.T.Ş.
 
Üyelik Tarihi: 03-03-2009
Mesajlar: 531
zahmetli bir yazı.. beğendim.. ama açıkcası hepsini yorumlayacak kadar detaylı bilgiye sahip değilim..
takıldığım iki noktayı tekrarlayı geçeceğim..
1. islam alimleri önceki dinleri reddetmiyor ve islamı onların devamı olarak görüyor
2. "kendilerine köken oluşturacak öncül yaratıcıya ihtiyaç duyarlar"


You are young and life is long and there is time to kill today
And then one day you find ten years have got behind you
No one told you when to run, you missed the starting gun
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
din ve iktidar, felsefe, İktidar


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
İktidar üzerine non serviam Sosyoloji & Psikoloji 15 16-09-2011 23:59
Penis İdeolojisi Ve İktidar kurtulush Köşe Yazıları 9 05-05-2011 22:18
Elias Canetti: Güç ve İktidar AbyssTheBlue Sosyoloji & Psikoloji 1 01-04-2010 23:40
İlkel Toplumlarda İktidar Sorunu kaos Anarşizm 0 03-10-2009 21:30
Hukuk Sevmeyen İktidar... Ebruli Köşe Yazıları 1 22-06-2007 15:43


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:30 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info