Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Felsefe

Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir..


Sanat üzerine. Çarpıcı & tartışmaya açık..

Felsefe içerisinde Sanat üzerine. Çarpıcı & tartışmaya açık.. konusu: ekşi'de (haz etmediğim..) Baudelaire başlığını dolanırken bir adamın sanatla ilgili bir entrysine gözüm takıldı.. Detaylıca bir şeyler anlatmış ve anlattıklarının düşündüklerime paralel olduğunu fark ettikten sonra birkaç aklıselim adama da ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 08-08-2010, 01:39
Gardiyani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
-N-
 
Üyelik Tarihi: 03-04-2009
Nerden: Lebiro Labiliriz
Mesajlar: 126
Standart Sanat üzerine. Çarpıcı & tartışmaya açık..

ekşi'de (haz etmediğim..) Baudelaire başlığını dolanırken bir adamın sanatla ilgili bir entrysine gözüm takıldı.. Detaylıca bir şeyler anlatmış ve anlattıklarının düşündüklerime paralel olduğunu fark ettikten sonra birkaç aklıselim adama da okutup fikir almak istediğim için o girdiyi buraya kopyalayacağım.

Umuyorum konu hakkında destekleyici fikri yahut aksi görüşü olanlar okuduktan sonra dile getirme zahmetinde bulunurlar.


"sanat" diyor hz. guy debord (sav) mealen, "yabancılaşmış emeğin gösterisidir." ne büyük adam, ne büyük keşif.

ben de debord misali birkaç tezle burada ekşi sözlük ahalisine seslenmek istiyorum:

bir
her bölünme bir yabancılaşmadır ve bölünmüş olanın yeniden birleşmeye, "bir" olana dönmeye tarihsel bir eğilimi vardır. diyalektik, hem yıkım, hem de yeniden doğumun tarihidir.

iki
sanat, şehirleşmeyle beraber doğmuş olan bir çeşit "orospu" kültürün insan eserine yapıştırdığı gereksiz bir etikettir.

allahın (cc) mağara adamı mağara duvarına resim yaptıktan sonra gözlerini kısıp iki metreden eserine bakıp "bu resmimde ayı avını anlattım, özellikle koyu gölgeler böyle bir gerilimin dışavurumudur. ve fakat ikinci bir okumada da bir geleneğe karşı isyanımın ekspresyonudur diyebilirim, parçalılık da zaten böyle bir vurguya tekabül eder. pembe ve morun gergin biraradalığına da özellikle dikkatinizi çekerim" gibilerinden saçma sapan şeyler gevelememiştir.

aynı şekilde, allahın (cc) kastamonulu adamı "manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış, gördün mü, amanını yandım" diye türkü yaktıktan sonra, "evet, bu türkümde de popüler grotesk ögeler kullandım, aslında tersine çevrilmiş gerçeklik bir çeşit realizme de tekabül ettiği için manda söğüt dalına yuva yapıyor." diye görüş sıçmamıştır, zaten kimse de gelip ona plaket vermemiştir "sanat yapmışsın, bravo, sen bizim kastamonu toplumunun vicdanısın bundan sonra" diye...

andrei rublev de kasmıyordu büyük ihtimalle kilise duvarlarına resim yaparken, ibnenin derdi geçinmek ve cennete girmekti.

üç
aslında bu gereksiz gibi gözüken yapıştırma, tarihin bize armağanı olan bir yabancılaşma ve dolayımdan başka da birşey değildir.

sanat, artık barok mu dersiniz, rönesans mı dersiniz, özerk bir kavram olarak yeniden doğduğunda aslında bu, eserin, emeğin ürününün de kendine yabancılaşması demekti. eser, aslında temel olarak bir işleve sahiptir. olmak zorundadır. kilise duvarlarındaki resmin amacı dinin yeniden üretimidir. kastamonulu türkü yaktıysa matrak matrak,olayı birdahaki düğünde bir toplum olarak biraraya yeniden gelebilmelerini sağlamaktır. mağara adamı resmini yapıyorsa öldürdüğü mamutun, bunun sebebi deneyimini otoriteye çevirme amacıdır.

altı çizilmesi gereken bir nokta, yine de insan evladının esere yönelirkenki, daha doğrusu onu varederkenki motivasyonunun mantıksal bir zemine yerleştirilememesidir. bunun sebebi insan anlağının asla eylemine aşkın bir noktadan kendine bakamayacağıdır. marx'ın bu noktadaki suskunluğunun bilgeliği, kant ve de heidegger'in de tökezlemesi burada yatar. marx emeği bir dogma olarak öne sürmüştür, sunduğu açıklamalar bir zekanın ince kıvırtmalarından başka birşey değildir...

ve fakat, walter benjamin gibi büyük bir düşünürü dahi yanıltan şey, bir zamanlar sanatın bir beklenti, bir çıkar güdülmeden alımlanabildiğine, sanatın değerinin sui generis olarak tanımlanabildiği bir özerk momentin geçmişteki imkanına duyulan naif burjuva-romantik inanıştır.

böyle bir moment yoktur. sanat bugün yükseklerdeyse yeri orası olduğu için değil, toplum denen öbeğin birçok kabul edilmiş kurumu gibi insanların omuzlarına bir yük olarak yerleştirildiği içindir. bu yüzden mesela modernizasyona tabi tutulan toplumlarda sanat devlet eliyle suni bir biçimde döllenir. devlet sanatçısı kavramımız bu noktada ne kadar da manidardır.

dört
bir yabancılaşmanın ürünü olarak sanat kendisi de bir yabancılaşma olarak ortaya çıkmış olup, modern hayatın bölük pörçüklüğü ve suniliği içinde bir kez daha dönüşüp, ikinci bir kez yabancılaşıp "gösteri"ye dönüşmüştür. (bkz: gösteri/@parvus) bu dramatik kaymayla beraber, sanat kendi piçini, kitschi doğurmuştur, daha doğrusu çoktan doğmuş olan bu piçi emzirmiştir.

yabancılaşma olarak sanat kendi özyıkımına doğru büyük bir hızla gitmektedir. sanat öyle ya da böyle, bir kurum olarak tarihe karışacaktır, yapılan her eser, bu tarihsel yıkıma katkıda bulunur, yazılan her iyi şiir biraz daha sonuna yaklaştırır sanatı. propaganda demek değildir bu, iş iyi yapılınca yalancı derisini sıyırır üzerinden.

beş
yabancılaşmanın olmadığı bütünlüklü bir praxisin insanları, işlerini sanat ve zanaat diye parçalara bölmeyeceklerdir. sığ bir işlevselcilik değildir bu, sanatın dolayımını kaybettiği anda "bir" olana katılmasıyla kaybedeceği belirlenimin, yokolacak yapay bir sınırın doğal bir sonucudur.

işte o zaman, eser önem kazanacaktır, kendisini esere bir öncel olarak sunan bohem şairler, deli ressamlar, entel kuratörler değil. çünkü aydınlanmanın kurulmuş öznesi "eyleme iliştirilmiş bir asalak"tan başka birşey değildir.

yeniden önem kazanmış eser, hayatın ta kendisi olacaktır. bütünlüğü içindeki tarihsel dolayımın, yabancılaşmanın süzgecinden geçmiş hayat, bilgisine denk olacaktır.

altı
bugün için yapılması gereken, sanatın yalanlığının bilincinde olmak ve bütün yalanlığıyla sanatı yıkmanın sanatını yapmaktır. içi boş postmodernist eserlerle ortaya çıkmak değildir bu, marylin monroe'nun fotoğraflarını fosfora bulayıp binlerce dolara satmak da değildir bu.

situasyonistlerin yapmaya çalıştığı ama yanlış yöntemleri sonucu bokunda boğulmalarıyla sonlanan girişimleri aslında böyle bir yıkımın bilgisinin de doğduğu ana tekabül eder.

yedi
bütün içi boşluğu ve bokunda boğulmuşluğuyla yirminci yüzyılda sanat "insanın kendine yakışanı giymesidir."
iyi sanat yalanlığı konusunda yalan söylemeyen sanattır, kendini yıkan sanattır ve bu olacaktır...

lekelimelek... sanatın ve sanatçının karşısında...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 08-08-2010, 04:31
Kali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bu gece birileri ölecek!
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
Blog Başlıkları: 1
sekiz
ars est celare artem...asıl sanat sanatı gizlemektir!

Mesela gerek İngilizce'deki 'art' ('artificial' = yapay), gerek Almanca'daki 'Kunst' ('künstlich' = yapay) gibi arapca kökenli 'sanat' ('suni' = yapay) sözcükleri içlerinde yapaylığa dair bir anlam barındırırlar. Yalnız öztürkçede sanatın karşılığı bir sözcük olmaması, Türk kültürünü anlamak yolunda önemli bir ipucu vermektedir. Hatta 'Türk kültürü' dediğimiz zaman biliriz ki Kültür sözcüğü Latince culturadan gelir. Cultura, inşa etmek, işlemek, süslemek, bakmak anlamlarına gelen Colere'den türetilmiştir.Türkçe'nin batı dillerinin etkisine girmesinden önce (ve Cumhuriyet döneminde de) kullanılan 'hars' sözcüğü ise Arapçadır ve "tarla sürmek" anlamına gelir. Her iki kelimenin de tarımla ilgili olmasından kaynaklanıyor olsa gerek, 20. yüzyıl'da Türk Dil Kurumu tarafından uygun görülen 'ekin' sözcüğü, bu yabancı kökenli kelimelere alternatif olarak önerilmiş ancak 'kültür' karşısında tutunamamıştır.
Türk insanının yaşamında ne 'modernizasyon', ne 'sanat' ne 'kültür' yaygın değildir. Göçebe bir anlayış ile oturdukları yere sıçar, etraftakilerle kavga çıkarır, fanatik eğilimlerini dışavurmak için fırsat kollayıp anlamadıkları, bilmedikleri konularda safsatalarla oyalanırlar. Bu bir stile tekabül eder. Yani demek istediğim, 'Türk kültürü' bir sanattır. Hem 'sanatın ve sanatçının karşısında' bir birey yaratması hem doğasına yabancılaştığını zannetmesi, varsayması ama sonuçta arkasında kovaladığı medeniyetleri taklit etmesi de bunu gösterir. Sürüden biraz olsun ayrılan bireylere "Sen artiz misin ulan?" denmesi de bu sebeptendir.
Öyleyse, "bu neden nedeniyle" ars est celare artem...asıl sanat sanatı gizlemektir! Bu da en iyi gerçekliği olmayan 'Türk kültürü'nde yapılır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 19-08-2010, 07:38
Kali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bu gece birileri ölecek!
 
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
Blog Başlıkları: 1
Kuran fakarabakara fukara denildiğinde, oruç-hapis-bekaret-Vahşet-ideoloji lafı geçince herkesin bir fikri vardır ama öztürkçesi olmayan kavramlara gelince, kafalar boş. Tabii niye öztürkçeleri olmadığı belli. Çünkü gerek yok. Eskimo dilinde kar için birçok isim var derler, ingilizcedeki 'force' kelimesinin bak kaç tane karşılığı var türkçede: kuvvet, baskı, kudret, güç, zor, şiddet, birlik, etki, nüfuz, tesir, angarya, meriyet, tazyik, kabakuvvet, sıkı, zorlama...
Ama sanat ve kültür için bir tane kelime çıkartamamışlar. 'Koşuk', 'yır', 'özün' tutmamış, (şuur eksikliğinden olsa gerek) adı hala şiir, şiirin. Hele türlerine gelince: Pastoral, Mesnevi, Dramatik, Didaktik, Lirik, Epik, Somut, Deneysel, Metafizik, Senfonik, Satirik...birtek 'Somut' ve 'Deneysel' türkçe. İlkellikten kültüre, kabakuvvetten bilince, somuttan soyuta geçmeye çalışan göçebeler bu kadar takıldılar ya tarihin sayfalarında, o da bir mucize. Belki onun için metafiziksel safsatalara, 'mucizelere' (yoksa 'tansık' mı desek) inanmaya yatkın oranın insanları. Bela arapçada 'Ar balā'dan gelir. Sınav, zorluk, büyük sıkıntı demektir. Bu 'allah bela'sını kendileri seve seve yüklenmiş bir milletin kendisine kalmış içinden çıkmak. İyi chance lar...ay, iyi şanslar.




ADINI UNUTAN ÜLKE 'de Yanlış Cumhuriyet.....
Safsatalar, yalanlar içinde biraz yaşayıp çok ölen kitleler.....baht(بخت) ınız açık olsun.

Konu Kali tarafından (19-08-2010 Saat 07:42 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 06-12-2010, 23:09
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Alıntı:
Türk insanının yaşamında ne 'modernizasyon', ne 'sanat' ne 'kültür' yaygın değildir. Göçebe bir anlayış ile oturdukları yere sıçar, etraftakilerle kavga çıkarır, fanatik eğilimlerini dışavurmak için fırsat kollayıp anlamadıkları, bilmedikleri konularda safsatalarla oyalanırlar. Bu bir stile tekabül eder. Yani demek istediğim, 'Türk kültürü' bir sanattır. Hem 'sanatın ve sanatçının karşısında' bir birey yaratması hem doğasına yabancılaştığını zannetmesi, varsayması ama sonuçta arkasında kovaladığı medeniyetleri taklit etmesi de bunu gösterir. Sürüden biraz olsun ayrılan bireylere "Sen artiz misin ulan?" denmesi de bu sebeptendir.
Öyleyse, "bu neden nedeniyle" ars est celare artem...asıl sanat sanatı gizlemektir! Bu da en iyi gerçekliği olmayan 'Türk kültürü'nde yapılır.
Alıntı:
Kuran fakarabakara fukara denildiğinde, oruç-hapis-bekaret-Vahşet-ideoloji lafı geçince herkesin bir fikri vardır ama öztürkçesi olmayan kavramlara gelince, kafalar boş. Tabii niye öztürkçeleri olmadığı belli. Çünkü gerek yok. Eskimo dilinde kar için birçok isim var derler, ingilizcedeki 'force' kelimesinin bak kaç tane karşılığı var türkçede: kuvvet, baskı, kudret, güç, zor, şiddet, birlik, etki, nüfuz, tesir, angarya, meriyet, tazyik, kabakuvvet, sıkı, zorlama...
Ama sanat ve kültür için bir tane kelime çıkartamamışlar. 'Koşuk', 'yır', 'özün' tutmamış, (şuur eksikliğinden olsa gerek) adı hala şiir, şiirin. Hele türlerine gelince: Pastoral, Mesnevi, Dramatik, Didaktik, Lirik, Epik, Somut, Deneysel, Metafizik, Senfonik, Satirik...birtek 'Somut' ve 'Deneysel' türkçe. İlkellikten kültüre, kabakuvvetten bilince, somuttan soyuta geçmeye çalışan göçebeler bu kadar takıldılar ya tarihin sayfalarında, o da bir mucize. Belki onun için metafiziksel safsatalara, 'mucizelere' (yoksa 'tansık' mı desek) inanmaya yatkın oranın insanları. Bela arapçada 'Ar balā'dan gelir. Sınav, zorluk, büyük sıkıntı demektir. Bu 'allah bela'sını kendileri seve seve yüklenmiş bir milletin kendisine kalmış içinden çıkmak. İyi chance lar...ay, iyi şanslar.
evet güzel açıklamışsın,maalesef öyle. sanatkar değilim ama bu ülkede kendimi ifade edecek yer bulamayacağıma inandım artık. Daha bir şeyi tartışamadan kavgada buluyorsun kendini saydıklarından ötürü.

her şey yalan burada, sen doğru olsan yasalar yalan, yasalar yalan olunca doğruyum muhalifim bu duruma diyen de haliyle yalan çünkü kendini korumak için haliyle o yasalara göre davranıyor her daim. Bir ben mi doğruyum? Hayır ama kısmen, çünkü asosyal bir nihilizmin içinde hiç bir şeyin parçası olmayan olamayan bir halde bocaladığım için fikir değiştirebiliyor, muhatap bulursam yeni şeyler öğrenebilip ha şu düşüncem hatalıymış diyebiliyorum. Onun dışında kimliksizim,statüm yok bu da beni ağır bir yalnızlığın içinde zihinsel açıdan kısmen özgür gösteriyor çoğu çark a bulaşmış insan da sen farklısın diyip duruyor iyiki bizim gibi değilsin. Bu da yalan tabi.

Bazen düşünüyorum da, belki kendimi bir yerlerde ifade etmeye çalışmam da, bir şeyler anlatmaya çalışmam da saçma bir yalan. Arabesk gibi oldu di mi öyle diyeceksin şimdi : )) yalan,yalan yalan ha ha ha. hiç de sevmem oysa.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 08-12-2010, 00:07
ultima - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 04-08-2010
Nerden: esk ank ist
Mesajlar: 80
"yabancılaşmış emeğin gösterisidir.''

8 yıldır sanat eğitimi alıyorum. İlk defa bu kadar güzel bir sanat tanımı duydum. Sanatın bildiğiniz gibi bir çok açıklaması var.

Sanat tek kişilik bir eylemdir. ne kadar kalabalık içinde olursanız olun; caldıgınız enstrumanınzdır size eşlik eden, dans figürlerinizdir, repliklerinizdir, resminizdir vs çok güzel bir açıklama. kişinin kendiyle bile başbaşa kalamadığı bir yeri çok güzel tarif etmiş.


Quorsum hoec tam putida tendum?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 09-12-2010, 22:23
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 09-12-2010
Yaş: 51
Mesajlar: 17
Yaşadıklarımın değil
Yaşayamadıklarımın pişmanlığı
Çatlatır içimdeki duvarları
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 09-12-2010, 22:26
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 09-12-2010
Yaş: 51
Mesajlar: 17
Hiç bir şey göründüğü gibi değilse o zaman sevdiklerimize inanmak ve güvenmek gördüklerimizden değerli olmalıdır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 09-12-2010, 22:27
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 09-12-2010
Yaş: 51
Mesajlar: 17
Şiir esinle doğar, düşünceyle ergenleşip emekle olgunlaşır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
felsefe, sanat Çarpıcı falan, sanat üzerine


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Çarpıcı başörtüsü ANKETİ aslan62 Güncel Mevzular 16 14-03-2008 17:43
Sanat Üzerine akeboshi Felsefe 8 07-11-2007 10:40
bir konuyu tartışmaya açma bolumunu bulamadım? esra pinar Öneri ve eleştirileriniz 7 16-10-2007 10:58
açık hava mescidi sea4ever Komik Çizgiler 0 02-08-2007 03:35
Dünyanın Akışını Değiştiren Çarpıcı Şah-Mat Hamleleri non serviam Tarih 0 19-05-2007 20:25


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:42 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info