Hmmm... Bazı fikirlere katılmıyorum. Örneğin şu çocuk mevzusu. Ben her zaman şunu düşünmüşümdür;
Doğamızda dişilerin annelik içgüdüsü var. Ama babalarda annelerde olan içgüdünün olmadığını biliyoruz. Çünkü yine doğaya bakıldığında -ben hiç görmedim- erkeğin, dişi ve yavrusuyla kaldığını görmedim. Erkek için amaç o an cinsel arzularını dindirmek ve hayatına devam etmek. Aile kurumu ortaya çıktığından beri erkeğin doğasında olmayan, bağlılık kavramı zoraki bir şekilde düşünce yapısına sokulmaya başlandı. Sonuç olarak bu kedilerin evcilleştirilmesi gibi birşeydi. Ama baktığınızda kedilerin her zaman özündeki başınabuyrukluğu taşıdığını görürüz ne kadar evcilleştirilmiş olursa olsun. Şahsen mutsuz bir erkek özgür olmayan bir erkektir gibi geliyor bana. E özgürlükte onun hiç anlamadığı çocuk büyütme, sorumluluk olarak verilen evin giderlerini karşılama vs. özgürlüğünü kısıtlıyor.
Neticede çocuk yapmak yanlış değildir. Çocuk yapmak belli bir ihtiyaçtan gelmez. Bir içgüdüdür. Çoğalmadır. Daha çok dişilere özgü bir ihtiyaçtır.
Kıskançlığa gelince "insan kıskanmamalıdır" diye birşey söz konusu olamaz. Benim sahip olduğum şeyin etrafında başkaları dolaşıyorsa kıskanırım. Çünkü kaybetmek istemem o benimdir öyle kalmalıdır. O şeyi seviyorumdur. Kıskançlıkta içgüdüsel bir durumdur zaten. Ha dersen ki insan içgüdülerden arınmalı, o zaman insanı fazla gözünde büyütmüş oluyorsun. Diğer hayvanlardan bizi ayıran sadece düşünmek. Ama neticede düşünen bir hayvanız
