Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Felsefe

Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir..

İndeterminizm (Belirlenemezcilik)

Felsefe içerisinde İndeterminizm (Belirlenemezcilik) konusu: Belirlenemezcilik ya da İndeterminizm , felsefede, insanın özgür iradesi olduğunu ve bütün eylemlerinin önceden belirlenmiş bir dizi kurala bağlı olmadığını kabul eden görüş. İndeterminizm, ilk defa M.Ö. 250 yıllarında Epikuros ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 04-12-2009, 10:31
kaos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Anarşi!
 
Üyelik Tarihi: 23-10-2007
Yaş: 37
Mesajlar: 957
Standart İndeterminizm (Belirlenemezcilik)

Belirlenemezcilik ya da İndeterminizm, felsefede, insanın özgür iradesi olduğunu ve bütün eylemlerinin önceden belirlenmiş bir dizi kurala bağlı olmadığını kabul eden görüş.

İndeterminizm, ilk defa M.Ö. 250 yıllarında Epikuros tarafından ortaya atılmıştır. Epikür, çağdaşı olan Demokritos’un atom konusundaki görüşlerine katılıyordu. Ancak her şeyin önceden belirli olduğu bir evren fikri nedense onu rahatsız ettiğinden, atomların belirlenebilir hareketlerine bir belirsizlik faktörü eklemiştir. Ona göre atomlar, zaman zaman yörüngelerinin değişmesine sebep olan tesadüfi bir savrulma yapmaktadırlar. Bu yüzden de, evrende olan biten şeylerin önceden nasıl olacağını kestirmek imkânsızdır. Her şey atomların tesadüfi hareketlerine bağlıdır. Epikür’ün bu görüşü, 20. yüzyılın kuantum elektrodinamiği fiziğinde Heisenberg tarafından ortaya atılan "belirsizlik ilkesini" andırır.
Heisenberg'in belirsizlik ilkesine göre, elektronların hem yerleri hem de hızları aynı anda belirlenemez. Ya yerlerini biliriz ama hızlarını bilemeyiz, ya da hızlarını biliriz ama yerlerini bilemeyiz. Bu belirsizlik ölçü aletlerinin yetersizliğinde değil doğrudan doğruya maddenin niteliğinden kaynaklanan ve dolayısıyla asla ortadan kaldırılamayacak olan bir belirsizliktir. Bu belirsizlik ilkesi yüzünden, atom boyutlarına kadar deterministik olan evren, atom altı boyutlarda deterministik olmaktan çıkar. Bu ilkenin kainatın görünümünü ne kadar köklü bir şekilde değiştirdiğini, Heinz R. Pagels, Kozmik Kod isimli eserinde şöyle açıklıyor:
"Atom-altı parçacıklar, newton’un klasik fiziğinin verdiği tenis toplarının hareket yasalarına uymazlar. Onlar kuantum teorisinin verdiği tekinsiz hareket yasalarına uyarlar ve richard feynman’ın söylediği gibi “hepsi aynı şekilde çılgındır. Temel gerçeklik özel görecelik ve kuantum mekaniği kurallarına tabi bir alanlar kümesidir, başka her şey bu alanların kuantum dinamiğinin bir sonucu olarak çıkarılır. …… kuanta alanının dönüşümü ve organizasyonu dışında maddi gerçeklik yoktur – olan hepsi budur. …… madde fikri alan kavramında kaybolmakla kalmamış, alan kuantayı bulma olasılığını belirlemiştir. Her kuantum etkileşimi oluşunda tanrı zar atmaktadır. Uzayın boş görünmesinin tek nedeni, tüm kuantanın bu büyük yaratılış ve yok edilişinin çok kısa süreler ve uzaklıklarda yer almasından ileri gelmektedir. Büyük uzaklıklarda boşluk sakin ve düzgün – bir jet uçağıyla yeterince yüksekten üzerinden uçarsak, oldukça düzgün görünen bir okyanus gibi – görünür. Fakat okyanusun yüzeyinde, küçük bir bot içinde, ona yakın olunca, deniz yüksek ve büyük dalgalarla dalgalanır durumda olabilir. benzer şekilde, yakından bakarsak, boşluk da, kuantanın yaratılışı ve yok edilişiyle dalgalanır. Atomlar düzeyinde bakarken bile, kuantanın bu boşluk dalgalanmaları son derece küçük, fakat gözlemlenir durumdadır. Atomik enerji düzeylerinin ölçümü temelinde, fizikçiler boşluk dalgalanmalarının gerçekten mevcut olduğunu ve eğer daha da küçük uzaklıklara bakabilselerdi, boşluğun tüm kuantanın çalkalanan bir denizi gibi görüneceğini bilirler. Yeni fizikçilerin görüşünde “doğa boşluğu hor görür” yerine “boşluk fiziğin tamamıdır” deniyor. varolmuş olan veya varolabilecek olan her şey halihazırda potansiyel olarak orada, uzayın hiçbir şeyliğindedir. Fizikçiler bu dikkate değer boşluk görüşüne heisenberg’in belirsizlik ilkesi ve anti-parçacıkların varlığını daha derin anlayarak geldiler. Belirsizlik ilişkisi, enerjinin sakınımı yasasının kuantanın hiçbir şeyden yaratılamayacağı anlamına geldiği tezinde bir kaçamak yaratmıştır. Kısa zaman aralıkları için hiçbir şeyden yaratılabilirler. Enerji hesabındaki hatalar boşluk denizindeki dalgalar gibidir. Bazı yerlerde dalgalar daha yüksektir, bazı yerlerde daha alçaktır, fakat ortalamaları yüksekten gördüğümüz şey – düzgün bir deniz – olur. Enerji hesapçımızın yaptığı rasgele hatalar gerçekliğin istatistiksel doğasının ve zar atan tanrı’nın bir başka gösterisidir. Boşluk olmak ve olmamak arasında rasgele dalgalanır. Kısa zaman aralıkları için enerji belirsiz olduğundan, ilke olarak, bir kuantum boş uzayda oluşup sonra da çabukça ortadan kaybolabilir. Gerçekliğin için giren ve sonra dışına çıkan bu tür kuantum sanal kuantum olarak adlandırılır. Ancak yeterli enerjisi olsaydı gerçek bir kuantum, gerçek bir parçacık haline gelebilirdi. Bu sanal kuanta, enerji hesapçısının yaptığı hatalara benzer. Bunların bir sanal gerçekliği vardır, fakat sonunda silinmek zorundadır. Eğer boşluğa gerekli enerjiyi bir dış kaynaktan sağlayabilseydik, o zaman boşluk içindeki sanal parçacıklar gerçek olabilirdi. Bu durum enerji muhasebecisine, hesabında gerçek bir kredisi olduğunu ve gelir hatalarından birinin bir masraf hatası ile silinmek zorunda olmadığını söylemeye benzerdi. Bu sanal kuantadan gerçeğinin yaratılması süreci laboratuarda gerçekten gözlemlenmiştir. Boşluğu gözde canlandırmanın bir diğer yolu, 3 boyutlu yatağı daha önce tanımlamış olduğumuz gibi bir kuantum alanının bir benzeri olarak düşünmektir. Yatağın yayları tüm uzayı kaplıyordu ve sonsuz derecede küçüktüler ve bir yayın titreşimi bir kuantum parçacığına karşılık geliyordu. boşluğun hiçbir yayın titreşim yapmadığı yaylar kafesi – gerçek parçacıkların yokluğu – gibi düşünebiliriz. ancak, heisenberg’in belirsizlik ilkesi nedeniyle, bir yayın kesin olarak hiçbir titreşimi olmadığından hiçbir zaman emin olamayız. Böylece yayların, aslında gerçek parçacıklara karşılık gelen düzeyin altında titreşim yapmalarına izin verilmektedir. bu titreşimler sanal kuantaya – okyanustaki dalgalara – karşılık gelir. Bu titreşimlere gerçek enerji sağlayacak olsaydık, gerçek parçacıklar olma düzeyine kadar artabilirlerdi. Boşluk her olası kuantum titreşimleriyle doludur.” Pagels, Heinz R., Kozmik Kod II, çev. Nezihe Bahar, 1. b., istanbul, Sarmal Yayınevi, 1993, s. 91


fuck the system!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 10-11-2010, 16:44
Kayıtsız Üye
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart İNDETERNEMİNİZM

Felsefede,insanın özgür iradesi olduğunu ve bütün eylemlerinin önceden belirlenmiş bir dizi kurala bağlı olmadığını kabul eden görüş.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 12-11-2010, 00:30
lunatic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-07-2008
Mesajlar: 500
Blog Başlıkları: 1
Determinizm karşısında,terazide epey hafif kaçan görüş.


“Yumruğumda bir ordu hissediyorum - ya ölüm ya özgürlük!”
Friedrich Schiller
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 12-11-2010, 00:40
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Alıntı:
lunatic´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Determinizm karşısında,terazide epey hafif kaçan görüş.
Kimin terazisinde? Terazinin tarttığını söylediği şey ne derece ölçüdür bu konuda?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 21-11-2010, 14:39
lunatic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-07-2008
Mesajlar: 500
Blog Başlıkları: 1
Alıntı:
Orgon´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Kimin terazisinde? Terazinin tarttığını söylediği şey ne derece ölçüdür bu konuda?
Göreceli bakarsak tabi ki cümleyi kuranın terazisinde,burda örneğin,benim terazimde : )


“Yumruğumda bir ordu hissediyorum - ya ölüm ya özgürlük!”
Friedrich Schiller
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 21-11-2010, 17:26
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
İndeterminizm ve bilim (determinizm) iki uzlaşmaz uçtur. İndeterminizm de tüm diğer bilim dışı felsefeler gibi bilinmeyenden "bilinen" çıkararak, şapkadan tavşan çıkaran hokkabazların mesleklerini devam ettirir.

Son zamanlarda bazı bilimsel terimleri kullanarak bilim-dışı; new age felsefesi, kuantum felsefesi vs. saçmalıkları türetmek moda oldu. Kimi 'big bang'i alır tanrıya ulaşır, kimi kuantum'u alır indeterminizme ulaşır, kimi de Einstein'ın görelilik teorisini alır ve zamanda yolculuk gibi saçmalıklara ulaşır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 21-11-2010, 19:21
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Bilim determinizm demek değildir yine kendince tanım sıçmışsın. Kuantum elektrodinamiği bir bilimdir mesela. Felsefesini bilemem mistisizmin varolması ve bilimsel kavramları tek bir fikre indirgemeye çalışması ayrı bir konu ve de zaten bu durum bilim dışı olan.

Bu noktada şapkadan tavşan çıkarmak şöyle dursun, şapkadan hiç bir şey çıkmamış olduğu halde tavşan çıkarttığını iddia eden düşünce sistemi determinizmdir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 27-11-2010, 12:35
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 648
Bilimin bazı kabulleri vardır. Mesela insan zihninin dışında, insan algısının dışında bir nesnel gerçekliğin olduğu gibi... Bilimin, atomüstündeki* kabulü de determinizmdir.

* "atom üstü"ndeyi açıklamalıyım, aslında mümkün olduğunca herşeyi açıklamalıyım ki yanlış anlaşılmalar minimuma insin. atom üstü ve atom altı sistemler diye kavramlar var. yani "atom üstü" "atomun üzerine, atom hakkında" demek değil. bkz: atomaltı parçacıklar

Belirsizlik kuramı diye çevrilen fakat daha doğrusu kesinsizlik kuramı olması gereken, indeterminizmi çağrıştıran kuram ise atomaltı dünyasını ilgilendirir. Şimdiye kadar hiçbir bilim insanı kesinsizlik kuramının atomüstü dünyayı ilgilendirdiğini söylememiştir.

Kesinsizlik kuramı ne söyler?

Mesela der ki, atomaltı bir parçacığın (mesela bir elektronun), aynı anda, hem hızı hem de konumu bilinemez. Heisenberg'in bu görüşü bilimsel açıdan doğrudur. Çünkü bir elektronu görebilmemiz (hızını veya konumunu belirleyebilmemiz) için ona bir foton ("ışık parçacığı") göndermemiz gerekecektir. Foton parçacığa çarptığı anda ona etki edecek ve momentumunu değiştirecektir.
Eğer düşük momentuma sahip bir ışıkçık gönderirsek bu sefer de dalga boyu çok büyük olacağından konum tespitindeki hata büyüyecektir.
Bu yüzden bizim gözlemlediğim şey görmek istediğimiz şey olmayacaktır.

Bilimin söylediği bu kadar. Felsefeciler ise bunu alırlar ve belirsizliği mutlaklaştırırlar sanki maddenin kendisinin bir özelliğiymiş gibi. Heisenberg atomaltı bir parçacığın aynı anda konumunun ve hızının gözlemlenemeyeceğini söylerken bilimciydi, fakat bu belirsizliğin/kesinsizliğin maddenin varoluşuna ait bir özellik olduğunu söylerken felsefeci...

Kuantum'dan felsefi sonuçlar çıkaran bazıları, gerçekliğin sadece insan onu gözlemlediği anda ortaya çıktığını savunurlar. "Nesnel gerçeklik" insanın gözlemlerine bağlıdır, insanın gözlemi olmaksızın bir şeyin var olduğunu veya nasıl olduğu (niteliği) konusunda bir şey söylenemez derler.

***

Determinizmin en katı yorumunu meşhur matematikçi ve fizikçi Laplace yapmıştır. Laplace'a göre her olay, tamamen kendisinden önceki olaylara bağlıdır ve kendisinden sonraki olaylar da sadece şu andaki olayların sonucudur. Laplace düşüncesini daha net anlatmak için şöyle demiş:
"Eğer şu anda tüm koşulları, (herbir nesnenin, atomun hızını, yönünü, momentumunu sıcaklığını vs.vs.)" bilebilseyik bundan sonra olacak olayların ve bundan önce olmuş olayların tamamını bilebilirdik." (yani "şimdi" tek bir "geleceği" doğurduğu gibi, "şimdi"yi doğuran da tek bir geçmiş "vardır")

Bence bu aşırı bir yorumdur. Çünkü İki farklı olay, aynı olayı doğurabilir.
Bu durumda sonuçtan, nedenlere gitmek her zaman mümkün olmayabilir. Ama tek bir nedenler bütünü tek bir sonucu doğurur.
(Yani biz bilemesek de gözlemlemesek de, aralarındaki ilişkiyi, fonksiyonu bilmesek de her zaman aynı nedenler aynı sonuçları, farklı nedenler farklı sonuçları doğurur.)

Bilimin gelişmesinin nedeni de budur. Bir olay incelenir ve onu doğurabilecek sebepler düşünülür. Ve sonunda belli bir alandaki gözlemleri doğrulayan bilimsel kuram oluşturulur.
Daha anlaşılır olmak için bir örnek veriyorum:

q olayının nedenlerini araştırıyoruz ve q= p.r eşitliğine ulaşıyoruz diyelim. Bir çok gözlem bize bunun doğru olduğunu gösteriyor.
Ama ne demiştim. Bir olayı yalnızca tek koşul doğurmaz, farklı koşullar aynı şeyi doğurabilir.

Gözlem alanını genişlettikçe doğruya daha yakın eşitliğin

q = p.r +t olduğunu bulabiliriz. önceki gözlemleriiz hep t=0 durumunda olduğu için yanlış değil ama "dar"dır. İkinci kuram, birincisinin yanlışlanması değil, genişletilmesidir.

Özel görelilik kuramı ile Newton mekaniği arasındaki ilişki de tam olarak budur.

***

Yine konuyla ilgili bir şeye değinmek istiyorum. Teori ve pratiğin çelişkisi.
Bir deney yaparsın, bildiğin formülleri yerine koyarsın ve sonucu gözlemlersin. Sonra hesapladığın şeyin, deneyin sonucuyla tam olarak uyumlu olmadığını görürsün. Sonra da bir teori icat edersin: "Teori hiçbir zaman pratikle uyuşmaz"
Fakat yanılırsın. Mesela deneyin, bir bilyeyi belli bir yükseklikten bırakıp yere düşme süresini ölçmek olsun. Yüksekliğin tam değerini ölçmedik, saati "tam olarak" bilyeyi bıraktığımız anda başlatmadık, ve tam bilye yere düştüğünde durdurmadık. Hava sürtünmesini hesaba katmamış bile olabiliriz.
Halbuki teori tüm bunları kapsar. Böylece zaten teori sana hesapladığın değer ile ölçtüğün değerin tam olarak örtüşmeyeceğini söyleyerek pratikle örtüşüyor, çelişmiyor.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 27-11-2010, 21:30
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Alıntı:
Belirsizlik kuramı diye çevrilen fakat daha doğrusu kesinsizlik kuramı olması gereken, indeterminizmi çağrıştıran kuram ise atomaltı dünyasını ilgilendirir. Şimdiye kadar hiçbir bilim insanı kesinsizlik kuramının atomüstü dünyayı ilgilendirdiğini söylememiştir.
Bunu söyleyemezsin hele de nano teknoloji gibi bilimmsel uygulamaların olduğu bir çağda bunu söylersen gülünç olursun. Atomaltı da sadece çekirdek fiziği değildir, elektronlar, leptonlar falan da atom altına giriyor. Atom olarak bahsi geçen aslında atom çekirdeğidir sadece ve bu da kütle ölçümünde uyugulanabilen nötron ve proton bazlı kuvvetlerdir. elektron başlıbaşına bir fenomen zaten ve bütün kimya bunun üzerine inşa edildi neredeyse. atomaltı bu dünyayı ilgilendirmez diyen yok tam tersine, oradaki kuramlarla atom üstü dünyadaki yasaları açıklayabiliyorlar. Tersi ise mümkün değil. Bu görecelilik gibi. Aslında görecelilik daha genel, ayrıntılı ve newton yasalarını hesaplayabiliyorsun fakat ihmal de edebiliyorsun. düşük hızlarda görecelilik geçersizdir diye bir durum söz konusu değil, pratik olarak gereksiz sadece çünkü düzeltmeler yapılabiliyor sonradan,en baştan görecelilik formülleri ile hesaplamak gerekli değil her şeyi newton kullanılıyor. Atomaltında da aynı durum geçerli, orada ayrı burada ayrı kanun var diye bir şey yok, ihmal ediyorsun sadece fakat oradaki durum buradaki deterministik zannettiğin olasılıkların görünümü.


Alıntı:
Belirsizlik kuramı diye çevrilen fakat daha doğrusu kesinsizlik kuramı olması gereken, indeterminizmi çağrıştıran kuram ise atomaltı dünyasını ilgilendirir. Şimdiye kadar hiçbir bilim insanı kesinsizlik kuramının atomüstü dünyayı ilgilendirdiğini söylememiştir.
kesinsizlik ile belirsizliğin farkı nedir? Belirsizlik de zaten senin kesinsizlik dediğin durumdan bahsediyor madde kendini saklıyor, biz bilmeyelim diye kaçıyor demiyor ki, bu durum nedeniyle doğayı tam olarak tanımlamanın imkansızlığını söylüyor. Bu noktadaki tespitinin geçersiz olduğunu yukarıda açıkladım atomaltı evrende ayrı kanunlar yok, atomüstü evrene uygulamaya ihtiyaç duymuyoruz bunları sadece. Yani senin zannettiğin gibi, newton ilkeleri doğru değil ama göreceliliği ihmal edebiliyoruz bu yüzden kısmen doğru sayabiliriz bir yere kadar. atom üstünde dikkate alınmayan dediğin atomaltı yasalar da aynı bunun gibi. kuantum elektrodinamiği kuramı aslen, modern fizikteki kütleçekimi ve kısmen de görecelilik dışında varolan tüm fizik yasalarını ve görüngülerini , aklına gelebilecek her şey dahil tek başına açıklayabilir. Ama her yerde kullanmak gerekmez sonradan dönüşüm denklemleriyle hata payları düzeltilebiliyor önce klasik fizik metotları ile hesaplandıktan sonra, gerekirse.

Alıntı:
Kesinsizlik kuramı ne söyler?

Mesela der ki, atomaltı bir parçacığın (mesela bir elektronun), aynı anda, hem hızı hem de konumu bilinemez. Heisenberg'in bu görüşü bilimsel açıdan doğrudur. Çünkü bir elektronu görebilmemiz (hızını veya konumunu belirleyebilmemiz) için ona bir foton ("ışık parçacığı") göndermemiz gerekecektir. Foton parçacığa çarptığı anda ona etki edecek ve momentumunu değiştirecektir.
Eğer düşük momentuma sahip bir ışıkçık gönderirsek bu sefer de dalga boyu çok büyük olacağından konum tespitindeki hata büyüyecektir.
Bu yüzden bizim gözlemlediğim şey görmek istediğimiz şey olmayacaktır.

Bilimin söylediği bu kadar. Felsefeciler ise bunu alırlar ve belirsizliği mutlaklaştırırlar sanki maddenin kendisinin bir özelliğiymiş gibi. Heisenberg atomaltı bir parçacığın aynı anda konumunun ve hızının gözlemlenemeyeceğini söylerken bilimciydi, fakat bu belirsizliğin/kesinsizliğin maddenin varoluşuna ait bir özellik olduğunu söylerken felsefeci...
Madde dediğin ne ki senin? Bir foton pardon 2 foton hareket halindeyken ayrışıp bir elektron bir pozitron a dönüşebilir. Sonra bu pozitron aslında ters zamanda hareket eden anti çifttir. Bnlar yeniden ortamdaki karşıtlarıyla çarpışır foton çıkar. Sen o arada fotonun elektrona (madde) ve pozitrona (anti madde) dönüştüğünü sonra tekrar ışığa yani fotona dönüştüğünü anlayamazsın yüksek enerji deneyi yapmamış isen. Çift yarık deneyini nasıl açıklayacaksın, fotonlar ayrılıp sonra yarığın arkasında tekrar birleşiyormuş gibi bir sonuç çıkıyor deneyden nerede bu fotonlar? Her yerde aslında ama olasılık genliği en fazla olanlar senin gördüğün doğal görüngüye yani girişime neden oluyor. Maddenin sabit varoluşu diye bir durum yok ki ortada sen maddenin kendi özelliği diye bir şeyden bahsediyorsun. E=Mc^2 niye mesela? Anlamamışsın, bahsettiğin felsefe de bilimin hatası veya eksik yorumu değil senin eksik bilginle türettiğin bir şey : )

Alıntı:
Kuantum'dan felsefi sonuçlar çıkaran bazıları, gerçekliğin sadece insan onu gözlemlediği anda ortaya çıktığını savunurlar. "Nesnel gerçeklik" insanın gözlemlerine bağlıdır, insanın gözlemi olmaksızın bir şeyin var olduğunu veya nasıl olduğu (niteliği) konusunda bir şey söylenemez derler.
Doğru. Ama eksik. Nesnel gerçeklikten kasıt sadece göremediklerin değil. Aslına bakarsan ters bakıyorsun olaya nesnel gerekliğin bizim ölçümlerimnize dayalı genellemeler olduğu fikri determinizmdir. Kuantum bunu düzeltir ve senin nesnel olarak gördüğün fotonun hareketi dahil onun altındaki belirsizliklerden en fazla genlik oluşturan olasılıkların görünümünden öte bir şey değildir der. Yani okyanusdaki dalga dahil bildiğin her şey sonsuz varyasyondan bir tanesi. Bu okyanusu sahte, onun arkasında asıl gerçek diye bir şey olarak tanımlamak da değil idealizmde olduğu gibi hepsi gerçek. Fakat yaptığın her ölçüm her müdahale bunlardan birine neden olacağı için senin müdahalesizliğinin dışında bir saklı gerçekten bahsedemiyoruz. Bir yüksek enerji deneyinden pozitron elde edip manyetik alanda bir süre saklayabilirsin. Pozitron vardı da sen mi elde ettin? Hayır,senin o deneyin pozitrona neden oldu, yoksa fotonlar foton olarak yoluna devam edecek, elektron pozitron biçimine dönüşmeyeceklerdi. Belirsizlik maddenin değil doğanın bir niteliği. Madde zaten doğanın tek bir niteliği kendisi değil ki.

Alıntı:
Determinizmin en katı yorumunu meşhur matematikçi ve fizikçi Laplace yapmıştır. Laplace'a göre her olay, tamamen kendisinden önceki olaylara bağlıdır ve kendisinden sonraki olaylar da sadece şu andaki olayların sonucudur. Laplace düşüncesini daha net anlatmak için şöyle demiş:
"Eğer şu anda tüm koşulları, (herbir nesnenin, atomun hızını, yönünü, momentumunu sıcaklığını vs.vs.)" bilebilseyik bundan sonra olacak olayların ve bundan önce olmuş olayların tamamını bilebilirdik." (yani "şimdi" tek bir "geleceği" doğurduğu gibi, "şimdi"yi doğuran da tek bir geçmiş "vardır")

Bence bu aşırı bir yorumdur. Çünkü İki farklı olay, aynı olayı doğurabilir.
Bu durumda sonuçtan, nedenlere gitmek her zaman mümkün olmayabilir. Ama tek bir nedenler bütünü tek bir sonucu doğurur.
(Yani biz bilemesek de gözlemlemesek de, aralarındaki ilişkiyi, fonksiyonu bilmesek de her zaman aynı nedenler aynı sonuçları, farklı nedenler farklı sonuçları doğurur.)
Böyle bir genelleme yapabilmen için göreceliliği çürütmen lazım. Çünkü ardışıklık ve eşzamanlılık gibi durumlar da yerel yani bağıldırlar. ışık hızı için bunlardan bahsedemezsin, ne önce ne sonra ne neyin nedeni veya sonucu gibi.

Alıntı:
Bilimin gelişmesinin nedeni de budur. Bir olay incelenir ve onu doğurabilecek sebepler düşünülür. Ve sonunda belli bir alandaki gözlemleri doğrulayan bilimsel kuram oluşturulur.
Daha anlaşılır olmak için bir örnek veriyorum:

q olayının nedenlerini araştırıyoruz ve q= p.r eşitliğine ulaşıyoruz diyelim. Bir çok gözlem bize bunun doğru olduğunu gösteriyor.
Ama ne demiştim. Bir olayı yalnızca tek koşul doğurmaz, farklı koşullar aynı şeyi doğurabilir.

Gözlem alanını genişlettikçe doğruya daha yakın eşitliğin

q = p.r +t olduğunu bulabiliriz. önceki gözlemleriiz hep t=0 durumunda olduğu için yanlış değil ama "dar"dır. İkinci kuram, birincisinin yanlışlanması değil, genişletilmesidir.

Özel görelilik kuramı ile Newton mekaniği arasındaki ilişki de tam olarak budur.
Farketmez ki. İster genişlettim de ister değiştirdim de artık makro evren için veya atomaltı için q = p.r diyemiyorsun hatta p de q da r de sembolize edildikleri tüm özellikleri yitiriyorlar olmaması gereken her şey oluyor o yüzden de. Bir katsayı düzeltmesinden ibaret değil bu sadece newton mekaniğini bir süre daha kullanacağız elbet ama geniş düşünmelisin. Newton mekaniğini hareket yasalarını uygulayabildiğin alan sınırlı. Newtonun formülleri hatta hesapladığı g dünyaya göre. Uygulamada newton ilkeleriyle artık bugünün teknolojisine katkı yapamıyorsun hala öncekini düşünerek sonrakini ona göre neden refere ediyorsun ki? q^2= p.r/ 1-v^2/c^2 ise senin dediğinin tersine önceki formül bunun hata veren biçimidir ve artık asıl referansımız bu yeni formüle göredir. Batlamyus da kendine göre haklıydı ona bakarsak newton dan kepler den falan önce kimse güneş sistemini bilmiyor, dünyanın güneş referansında hareket ettiğini bilmiyordu ki? Ve batlamyusun hesapları da gezegen konumlarını işaretlemede bir çok gözlem ve düzeltmeye bağlı olarak doğruydu gene tam olmasa da ve bazı uzak gezegenlerde ve merkürde istisnalara neden olsa da. Hatta newton un ki de merkürde hata veriyordu einstein ın ki değil. Artık batlamyusu hiç önemsemiyoruz çünkü üstüne çok fazla yeni şey keşfedildi ve hiç gerek kalmadı o modele daha iyisi var. Başlangıçta kullanılmaya devam ediliyordu sadece kepler varken. Kuantum da böyle bir şey. determinizme yani biri diğerini nedenleyen lineer yapılara gereksinim şart değil artık hatta yanlış bu. Matematik de fizik de bunu aştı. Daireler, yörüngeler, elipsler bunlar da yanlış, çünkü duran bir şey yok ortada. Ama daha yeni başladık bu kısmına işin hala farzederek yol alıyoruz ve uzayda gidebildiğimiz yer de en çok bildiğin gibi mars a sonda atmak (geri de getiremiyoruz atıyoruz sadece) kuantum kuramı gelecekte göreceliliğin imkansız dediğini de şu an bize saçma gelen bir çok şeyi de mümkün kılacak çünkü zaten her şey mümkündür diyor sadece biz kendi perspektifimizdeki olasılıklarla sınırlıyız şu anda. Bu bilinemezcilik de değil determinizmin reddini sen felsefi bilinemezcilik gibi algılıyorsun tamamen. Bilinebilir ama salt çizgisel neden sonuç ilişkileri ve önceden varsayılmış bir nesnellik ile değil. Nesnellik diye bir şey zaten senin göreceli bakış açın senin dışındaki asıl nesnellikten de bahsedemezsin tam olarak makro evrende. Mesela 7 milyar ışık yılı uzaklıktaki bir galaksi senden ışık hızında uzaklaşır ötesini de artık tespit edemezsin bu yüzden. O galaksiden de sen öyle görünüyorsun neye göre hangisi nesnel? Onlar sana göre madde bile değil. Sen de onlara göre madde değilsin. Üstelik iki galaksiye göre de ışık sadece madde değil. Buradaki nesnellik nerede? Evrenin bir genel referans noktası yok kabul edebileceğin o yüzden herşeyi determine edebileceğin bir fiziki değişmez gerçeklik noktası da yok, bağıl her şey.

Alıntı:
Yine konuyla ilgili bir şeye değinmek istiyorum. Teori ve pratiğin çelişkisi.
Bir deney yaparsın, bildiğin formülleri yerine koyarsın ve sonucu gözlemlersin. Sonra hesapladığın şeyin, deneyin sonucuyla tam olarak uyumlu olmadığını görürsün. Sonra da bir teori icat edersin: "Teori hiçbir zaman pratikle uyuşmaz"
Fakat yanılırsın. Mesela deneyin, bir bilyeyi belli bir yükseklikten bırakıp yere düşme süresini ölçmek olsun. Yüksekliğin tam değerini ölçmedik, saati "tam olarak" bilyeyi bıraktığımız anda başlatmadık, ve tam bilye yere düştüğünde durdurmadık. Hava sürtünmesini hesaba katmamış bile olabiliriz.
Halbuki teori tüm bunları kapsar. Böylece zaten teori sana hesapladığın değer ile ölçtüğün değerin tam olarak örtüşmeyeceğini söyleyerek pratikle örtüşüyor, çelişmiyor.
teori ile pratik derken kullandığın teori kavramı ile bilimsel teorinin anlamı aynı değil. Bilimsel teori uydurulmaz kanıtlara dayanır aksi halde hipotez olarak kalır. Günlük hayatta yaptığın plana da teori diyebilirsin ve bu pratik yaşamına uyuşmayabilir ikisi aynı şey değil bunların. Bilimsel açıdan teori pratiğe uymuyor ise uymayan kısmından ötesi teori kapsamında değerlendirilmez. Örneğin bugün evrim teorisi, görecelilik teorisi, kuantum teorisi bilimsel gerçektir felsefi argümanlar değil. Kaos teorisi de öyle doğal açıdan pratiğe uygulandığında başka bir görüngüye rastlanmaz bunlarda tersini iddia edebileceğin. Ancak en çok karışıklık yaratan big bang teorisinde durum böyle değil mesela çünkü teorinin adı konulduğunda sonradan ismine yakışır şekilde bütün hipotezlerinin doğrulanacağı zannedilmişti. Şu an elimizde sadece galaksilerin birbirinden uzaklaştığı ve kırmızıya kayma gerçeği ile doğrudan ilişkilendirilemeyen kozmik arka alan ışınımı var. Ancak patlama anı,patlama, evrenin oluşumu vs bunlar tamamen başka bir varsayım ve hiç bir şekilde bu söylemleri kanıtlayan bir durum mevcut değil. Zaten profesyonel olarak fizikçilerin çok da üstünde durduğu bir şey de değil M kuramı ile sicim teorileri manyetizma ile falan uğraşıyorlar kuantum üzerinden, öbür taraf işin magazinel kısmı zaten evrenin başlangıcı söylemi göreceliliğe aykırı en baştan ve makro evreni newton fiziği temelinde değişmez bir çizgisel zaman genliği varmış gibi ele alıyor. Bunu da tabi uzman fizikçiler anlatamıyor halka bizim erken evren dediğimiz ilk 3 saniye, sonraki 13 milyar yıldan zamanın bağıl genliği açısından daha uzundur ve daha da erkene gidildikçe sonsuza ıraksar tıpkı ışık hızında olduğu gibi diye. En baştan bunu belki Newton un calculus u sayesinde farketmeye başladık ama olayın boyutu newton un öngördüklerini çoktan aşmış durumda. Ysani kısaca teorinin birebir pratiğe uymama nedeni zaten doğanın tarafımızdan modellenmeye çalışılırken daha önce bilmediğimiz ve o güne dek kabul ettiğimiz özelliklerin dışında yeni bir özelliğini keşfetmemizden kaynaklanıyor buradan hareketle determinizm doğrudur ama bilim yanlıştır diye kendini çürüten absürd bir çıkarım yapamazsın ki, niye bilim kendini kısıtlayan felsefi bir ilkeye zorunlu olsun : )

Konu Orgon tarafından (27-11-2010 Saat 21:38 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 28-11-2010, 09:53
lunatic - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-07-2008
Mesajlar: 500
Blog Başlıkları: 1
Alıntı:
Orgon´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Hayır,senin o deneyin pozitrona neden oldu, yoksa fotonlar foton olarak yoluna devam edecek, elektron pozitron biçimine dönüşmeyeceklerdi. Belirsizlik maddenin değil doğanın bir niteliği. Madde zaten doğanın tek bir niteliği kendisi değil ki.
İndeterminizm savunusu yapılırken bile deterministik kabulle açıklamalar yapılması ayrı bir ironi : )

Genel olarak şunu da söylesem,felsefe tabanında ele aldığımızda bırakın madde,enerji niteliğini,neyi ne ile açıklayabileceğimizi,neyin doğru neyin yanlış olduğunu,bunların varlığını bile kanıtlamak olanaksız.Determinizmi benimseyen biri de gayet aslında bağlantı kurduğumuz x ve y arasında,temelde tamamen uydurma bir bağ olduğunun farkında olabilir.X ve Y ye bağlı olarak Z gerçekleştiğini görmek,neden her zaman öle olacağı anlamına gelsin?Tamamen tüme varım yaparak hareket ediyoruz,bilim de dahil ki olmassa olmazı,ister determinizm üzerine olsun ister indeterminizm,temelimiz her durumda varsayımsal temeller olacak.


“Yumruğumda bir ordu hissediyorum - ya ölüm ya özgürlük!”
Friedrich Schiller
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
belirlenemezcilik, felsefe, felsefi akımlar, İndeterminizm


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:28 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info