Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Felsefe

Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir..


İNTİHARIN FELSEFİ NEDENLERİ

Felsefe içerisinde İNTİHARIN FELSEFİ NEDENLERİ konusu: Çağlar boyunca toplumlar intihara farklı tepkiler göstermişlerdir. Kimi toplumlarda desteklenen ve doğru bir davranış olarak kabul edilen intihar, diğer bazı toplumlarda ise olumsuz bir davranış olarak değerlendirilmiştir. Bu tür tepkilerin ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 22-02-2009, 21:57
müşkülpesent - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
çaylak madam
 
Üyelik Tarihi: 05-07-2008
Yaş: 26
Mesajlar: 467
Standart İNTİHARIN FELSEFİ NEDENLERİ

Çağlar boyunca toplumlar intihara farklı tepkiler göstermişlerdir. Kimi toplumlarda desteklenen ve doğru bir davranış olarak kabul edilen intihar, diğer bazı toplumlarda ise olumsuz bir davranış olarak değerlendirilmiştir. Bu tür tepkilerin yönünü belirleyen en önemli faktörlerden biri de kuşkusuz toplumların düşünce biçimleri ve dolayısıyla düşünürleridir. Hata bazı düşünürlerin eserleri, o dönemdeki intihar olaylarından sorumlu tutulmuşlardır.

Düşünürler daha çok insanın kendi yaşamına son verme hakkına sahip olup olmadıkları ve bu davranışın onurlu bir davranış olup olmadığı üzerinde durmuşlardır.

Eski Yunanistan’daki ilk filozoflar intihara karşı çıkmışlardır. Pisagor ve takipçileri ruhun ölümsüzlüğüne inandıkları için intiharı yasaklarlar. Platon ve Aristo da intihara karşıdır. Fakat bazı durumlarda intiharı onaylarlar. Platon, yasalarında, en yakınını, en iyi dostunu yani kendini öldürenin şerefsizce gömülmesini ister. Eğer kişi bu işi kamu yargısıyla, kaderin başına getirdiği önlenmez, çekilmez bir dert, katlanılmaz bir utanç yüzünden yapmışsa anlayış gösterilmesi gerektiğini belirtir (Montaigne 1984). Aristo ise, savaşta onur için olan intiharları destekler. Oysa, aşk vb. gibi nedenlerden olan intiharlar cesur insanın yapacağı şeyler değildir (Choron 1972). Bu düşünürlere göre, bizim hayattan nefret edip, yüz çevirmemiz doğaya aykırıdır.

İntihara karşı olan bir diğer düşünür de Epikür’dür. O da, öncekiler gibi, erdeme önem vermiş ve amacımızın bilgeliğe ulaşmak olduğunu savunmuştur. İnsan ihtiraslarını tatmin yoluyla mutluluğa ulaşamaz. Çünkü, hazzın tatminini doğal olarak bir sıkıntı ve isteksizlik takip edecektir. Bu, bizi, gerçek amacımız olan acıdan kaçmak hedefinden saptıracaktır (Fromm 1982). Hatta, ölümü aramaya kadar götürecektir.

Eski Yunan’da intiharın kabul edilebilir bir eylem olduğuna doğru yapılan kararlı ilk değişim, Epikür’ün en büyük rakibi Kitionlu Zenon tarafından olmuştur. Zenon, kişinin intihar etme hakkına sahip olduğunu savunur. Kendisi de yaşlandığında intihar etmiştir.

Stuacılara göre, akıllı adamın intiharı sorunu ahlâki bir doğru veya yanlış değildir. Fakat karşılaşılan bir durumda yaşamayı veya ölmeyi tercih kararıdır.

Stuacılar intiharı savunmakla kalmamış, şu durumlarda yapılması gereken bir davranış olarak kabul etmişlerdir. (Gibbs 1968)

1) Bu hareket diğer kişiler veya vatana bir hizmet taşıdığı zaman,

2) Kişi yasa dışı bir işe zorlandığı zaman,

3) Kronik hastalıklarda; ölümün yaşama tercih edileceği durumlarda,

Hegesias, işi daha ileri götürerek, bilgi olmayan kimselerin kendilerini öldürmeleri gerektiğini savunur. Ona göre mutluluk erdemdir. Günlük olayların nazzını arayan kimse bu mutluluğu hiçbir zaman elde edemez; o halde bilge olmayan kişi erdemsizdir, kendini öldürmelidir. Onun felsefesinin temelini ise, şu sözü çok iyi bir biçimde yansıtır: “Yaşamın yolunu olduğu gibi, ölmenin yolunu da kendimiz seçmeliyiz.” (Montaigne 1984).

Seneka; “iyi insan yaşaması gerektiği kadar yaşar, yaşayabildiği kadar değil” demektedir (Choron 1972). İnsan kendi ölümüne istediği zaman karar verebilir. Yaşamı ile felsefesi birbiriyle çeliştiği için, Roma Kralı Neron tarafından damarını keserek intihar etme cezasına çarptırılmıştır.

Eski Yunan’da son zamanlarda intiharın bu şekilde kabul edilebilir bir eylem olması, o devirde intiharların artmasına neden olan faktörlerden biri olabilir. Özellikle Yunan sitelerinin Roma’ya katılmasıyla bu oranlarda bir artış görülmüştür.

Hristiyanlığın batı dünyasında egemen olmasıyla beraber, kilise öğretileri felsefe alanında da etkin duruma gelmiş ve Rönesans dönemine kadar bu etkinliğini sürdürebilmiştir. Bu dönem filozoflarında, insan hayatının Tanrı’ya ait olduğu fikri egemen durumdaydı. Dinle felsefenin bu dönemde içiçe oluşu intihar olaylarının düşük bir oranda kalmasına neden olmuş; fakat tamamen engelleyememiştir. Rönesans ile birlikte kilise felsefesi etkinliğini yitirmiş ve intihar konusunda da daha tavizkâr bir tutum takınılmaya başlanmıştır.

Montaigne, insanın kendi iradesiyle yaşamına son verebileceğini savunmuştur. “hayat bir işinize yaramadıysa, boşu boşuna geçtiyse, onu yitirmekten ne korkuyorsunuz. Daha yaşayıp da ne yapacaksınız” diyen Montaigne’e göre, ölümle bütün dertler bitecektir (Montaigne 1984). Bunun için ölümden korkmamalı ve dertlerden kurtulmanın bir yolu olarak da intiharı düşünmelidir.

18. yüzyıl felsefesinde ençok işlenen konulardan biri özgürlük olduğu için, bu dönemdeki filozofların hemen hepsi intihara da izin verir bir tavır takınmışlardır. Montesquieu intihara karşı uygulanan kanunları eleştirmiştir. Hume, intiharın bir suç olduğu fikrini çürütmeye çelışıyor. Ona göre intihar, ilahi yasaya karşı gelme değildir; çünkü bu yasa doğa yasasıyla birlikte işler ve insanın doğadaki yerini bulmasına yardımcı olur. Rousseau, başkasına zarar vermedikce intiharı destekler. Söylentilere göre, mutsuz bir yaşamı olan Rousseau da intihar etmiştir. Aynı dönemlerde yaşamış olan Diderot ise, doğal olmadığı ve kilisenin öğretilerine karşı geldiği için anti-sosyal bir davranış olarak görür ve karşı çıkar.

19. yüzyılda Kant, intihara karşı çıkmaktadır. Hume’un görüşünü eleştirir. Kant’a göre, doğal olarak insanın ilk amacı kendini korumaktır. Bunun için intihar bir kusurdur ve lanetlenmelidir.

Schopenhauer, Kant’a göre daha çok taviz verir. Ona göre, kişi intihar etme hakkına sahiptir; ama bu, boş ve aptalca bir şeydir. İntihar, kişinin doğaya sorduğu bir sorudur: Ölümün ötesinde ne var? Kendilerini öldürenler sadece acı çeken bedenlerinin acısına son verebilirler; sonsuz sürekliliklerine engel olamazlar.

“Bazıları çok erken, bazıları çok geç hayattan ayrılıyorlar, asıl iş tam zamanında ölmektir” (Arkun 1963) diyen Nietzsche, intihara karşı değildir. İntihar kişinin hakkı ve ona verilen bir armağandır. Üst-insanın yaratılması için felsefesini yönlendiren Nietzsche, bu üstün amaca katkıda bulunamayacak kişinin intihar etmesini ve bundan da mutluluk duymasını söyler.

Hartmann ise, insanın sahip olduğu tek şeyin bu dünya olduğunu belirterek, en iyi olmamakla beraber elimizdeki bu dünyadan vazgeçmememiz gerektiğini savunur. Yaşamak, temelde arzu edilmeyen bir şeydir; hayal kırıklığı ile doludur. Fakat yine de, elimizdekinin en iyisi olan bu yaşamdan kaçmamalıdır.

Camus, “acaba hayat yaşamaya değer mi, değmez mi?” sorusuna cevap vermeye çalışır (Hübscher 1980). Camus için bu soru felsefenin temel sorusudur; bundan başka da temel felsefe sorusu yoktur. Bu sorunun cevabını Camus şöyle verir: İnsan intihar edebilir, ancak bu dürüstlük olmaz. Ölüm insanı huzura kavuşturur, fakat insanın gerçek çabası dünya üzerinde mümkün olduğu kadar çok kalmaya, onu incelemeye çalışmak olmalıdır.

Batıdaki bu çok farklı görüşlere karşılık, doğu dünyasında egemen olan mistik felsefenin görüşüne göre, intihar etmek kişinin istemine bağlıdır. Yani kişi, yaşam ile ölüm arasında karar verme hakkına sahiptir.

Jainizm ve Budizme göre, yüreklerimizden yaşama isteklerini çıkarmalıyız. İnsan ancak yokolarak acıdan kurtulur ve mutlu olabilir. Hatta, Jainizmin kurucusu olan Mahavira, insanın aç kalarak kendini öldürmesini büyük bir erdem olarak nitelendirir. Konfüçyus ise intihara karşı çıkar. Ona göre, insanın amacı iyi ve uzun yaşamaktır. İnsan ölümden sonrasını merak etmemelidir. Çünkü, ölümden sonra hayat olduğu bilinirse, kimileri canlarına kıyarak oraya gitmeyi isteyebilirler (Hançerlioğlu 1976).

Belirli bir tarihsel sırayla değindiğimiz bu düşünürlerin görüşleriyle, yaşadıkları dönemlerdeki intihar oranları arasında doğrudan bir ilişki göze çarpmaktadır. Konumuz açısından önemli olan nokta da budur. Fakat bu ilişkiye bakarak, intiharın sorumluluğunu sadece düşünürlere bağlamak da yanlış olur. Çünkü, genelde, toplumsal düşünce toplumu oluşturan öğelerden sadece bir tanesidir.

Konuya felsefi açıdan baktığımızda sonuç olarak şunu söylemek mümkündür: İnsan yaşamak için doğar, yaşaması gereklidir; olumsuz toplumsal koşullar karşısında çaresiz kaldığını hissettiği anda kişinin, yaşamına son verme hakkı vardır. Çünkü insan yaşamı, insanın yaptığı eylemlerden oluşur. Şöyle veya böyle intihar da bir eylemdir ve kişi istediği takdirde bu eylemi gerçekleştirebilir.

http://www.intihar.de/felsefi.htm


"Eğer insanlar Tanrı olsaydı, kendilerini demokratik olarak yönetebilirlerdi. İnsanlar Tanrı olmadıklarına göre, mükemmel bir devlet insanlara göre değildir."

Jean-Jacques Rousseau

Konu müşkülpesent tarafından (22-02-2009 Saat 21:59 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Kaynak belirtme..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 23-02-2009, 23:41
Ahbap - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
The Man In Me
 
Üyelik Tarihi: 11-08-2008
Yaş: 35
Mesajlar: 253
güzel bir çalışma olmuş, ellerine sağlık...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 24-02-2009, 00:52
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
Sanırım en ilginci edebiyatçılarınkidir. İşte güzel bir yazı:

Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgiye meslek yaşantım boyunca sıklıkla tanık oldum. Dağ gibi bir insanın volkan gibi yüreğinin son bir patlamayla sönüşünü ellerimin içinde hissettim. Prematüre denilen vaktinden birkaç ay önce doğmuş bir bebeğin, hekimlere nanik yaparcasına el başparmağını aç kurtlar gibi emerek yaşama nasıl asıldığını hayretle izledim. Beni artık yaşatmayın diye konuşan gözleriyle boynundan aşağısı felçli yüzme takımındaki delikanlı ile, ne olur beni bırakmayın yaşamak istiyorum diye fısıldaşan gözleriyle bakan, bir deri bir kemik kalmış, doksanındaki mide kanserli yaşlı amcayı aynı zaman diliminde izledim. Bu nedenledir ki bir intihar olayı duyduğumda veya okuduğumda alt üst oluyorum, beynimde karmakarısık rüzgarlar esiyor, ince çizginin bu tarafına veya öbür tarafına düşmenin an meselesi olduğuna ve bu düşüşün, belki de kişinin tercihinin dışında gerçekleştiğine inanıyorum.


Kendi kendini öldürme anlamına gelen Arapça kökenli bir kelime, “intihar”. Edebiyatçılar neden intihar ediyorlar veya eserlerinde intihar olgusunu işliyorlar? Sınırlarını zorlayıp tükendikleri için mi, yoksa yaşamın bir yük olduğunu hissetikleri için mi ? İrade zayıflığı, kırılma noktası gibi açıklamalar intihar için yeterli birer neden mi, ya da ‘cesaret ’ dedirtecek kadar yüceltici bir olgu mu ? “...intihar, an geldiğinde mutluluğa bir yerlerde ulaşmak arzusu mu, isyan mı, haykırış mı, geride bıraktıklarına ceza mı ?... ya da, yaşamın buza kesmiş gerçeklerinden kaynağını alan bir donma biçimi midir ?” şeklinde sorgulamaktadır intiharı Selma Ağabeyoğlu. Bu sorulara yanıt ararken aklıma hep Bukowski’nin mısraları gelir :


En iyiler genellikle intihar ederler,
sadece kaçmak için.
Ve geride kalanlar asla tam olarak anlayamazlar;
neden biri onlardan kaçmak istesin ki!..


J.Paul Sartre’a göre “intihar var olmanın bir başka yoludur.” A. Camus ise “gerçekten ciddi tek bir felsefi sorun vardır, intihar” demektedir. Attila Jozsef, anti-emperyalist bir söylemle mutlak karşıdır intihara; “bizi yoksul ve tutsak kılanlara, bir zerresini bağışlamam yaşama hakkımın”. Ernest Hemingway ilerleyen bir yaşında, umutsuz bir aşka kendisini kaptırıp bunun verdiği melankoliyle intihar ederken, benzer bir durum yaşayan Goethe, intihar etmek yerine ’Werther’ isimli romanını yazarak melankolisini üretime yönlendirip yaşamı tercih ediyordu.


Jack London kendi yaşam öyküsü olan ünlü romanı “İntihar" için , Irving Stone’a şu satırları yazmıştır: "İntihar’da gerçeği tüm çıplaklığıyla yazamadım. Yaşadım, çünkü bu kadarına cesaretim yoktu”. Bu roman içki tutkusu üzerine yazılmış sade, gerçekçi, gerilim dolu belgesel bir romandır, romanda gerçek bir intihar olayı yoktur, ancak intihar olgusunu, tükenişi anlatır. İntihar burada bir metafor olarak kullanılmıştır. Benzer bir metaforu Shakespeare’in eserlerinde görüyoruz, Ortaçağ Avrupa’sında intihar ve cinayet aynı sözcükle ifade edildiğinden Shakespeare’in eserlerindeki elliden fazla karakter intihar ederek ölmüş görülmektedir.


California Eyalet Üniversitesi’nden James C. Kaufman, “Psikosomatik Dergisi”nde, yazarların doğum ve ölüm tarihleri ile ilgili bir çalışmasını geçtiğimiz yıllarda yayımladı. “genel olarak yazarlar genç ölür, hatta şairler, daha genç ölür, intihar eden şairler, diğerlerine göre daha ayrık ve kendileriyle daha ilgilidirler” demektedir Kaufman.


Pennsylvania üniversitesinden Shannon Wiltsey Stirman ise “her ne kadar çoğu şair intihara teşebbüs etmemiş olsa da, şairler arasında intihar oranının diğer edebi yazarlar ve genel nüfusa göre daha yüksek olduğunu” vurgulamaktadır. Bu çalışmada, intihar eden şairlerin kariyerleri boyunca yazdıkları şiirlerde, intihar etmeyen şairlerden çok daha fazla oranda “ben, benim” gibi birinci tekil şahıs kelimeleri kullanmış oldukları saptanmıştır. Ayrıca intihar eden şairlerin şiirlerinde, “konuşmak, paylaşmak, dinlemek” gibi sosyal bağlantı içeren kelimeleri olabildiğince az kullanmış oldukları belirlenmiştir. Bu çalışma için seçilen “intihar etmiş” şairler: John Berrymandi, Hart Crane, Sergei Esenin, Adam L. Gordon, Randall Jarrell, Vladimir Mayakovsky, Sylvia Plath, Sarah Teasdale and Anne Sexton. Eşleştirildikleri “intihar etmeyen” şairler ise: Matthew Arnold, Lawrence Ferlinghetti, Joyce Kilmer, Denise Levertov, Robert Lowell, Osip Mandelstam, Boris Pasternak, Adrienne Rich ve Edna St. Vincent Millay’dir.


İntihar eden edebiyatçılar içinde iki kişi ilgimi çok çekmiştir. Hekim olarak bu iki şairin ruh halleri ile ağrı gibi fizyolojik bir rahatsızlık hissini duymamalarını anlayabiliyorum. Beşir Fuad ve Sergey Yasenin.


İntiharı sırasında bile yazan, kağıdına sıçrayan kendi kanında ölümü anlatan Beşir Fuad’ın son satırları: "Ameliyatımı icra ettim.Hiç bir ağrı duymadım. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Ki “kâğıt dahi kanla mülemma” .


Sergey Yasenin ise kestiği bileklerinden akan kana kalemini bandırıp son şiirini yazdıktan sonra Leningrad’da bir otel odasında kendini kalorifer borularına asıp intihar etmiştir.

Ayrılık Şiiri

Hoşça kal, dostum benim, hoşça kal artık,
Can dostum, seninle dolu gönlüm
Çok önceden belirlenen bu ayrılık
Buluşmayı vaat ediyor ilerde bir gün

Hoşça kal, dostum, el sıkışmadan, konuşmadan,
Hüzünlenme ve eğme kaşlarını, mutsuz,
Şu yaşamda yeni bir şey değil ki ölüm,
Ama yaşamak da yeni sayılmaz kuşkusuz.


Yasenin’in ölümü üzerine fazlasıyla etkilenen büyük şair Mayakovski “Sergey Yesenin” adlı şiirinde şöyle seslenmiştir:

“Şu yaşamda en kolay iştir ölmek
Asıl güç olan
Yeni bir hayata
Başlamak”

Ama ne büyük bir trajik paradokstur ki, Mayakovski de güç olanı başaramamış ve hayatına kafasına sıktığı tek bir kurşunla genç yaşta son vermiştir. Edebiyatın bu garip cilvesini, başka bir deyişle edebiyatçının gizemini, Sylvia Plath- Nilgün Marmara ikilisinde de görmekteyiz. “Bir yaşamın bir düşe eklenmesiyle, bir düşün yaşamdan çıkarılmasının hiç bir ayrımı yok” diyen Nilgün Marmara Boğaziçi Üniversitesi’nde hazırladığı bitirme tezinde, intihar etmiş olan Sylvia Plath’ı konu etmişti ve kendisi de tez konusunun kahramanını model seçmiş ve intihar etmiştir.


Yarı otobiyografik bir roman olan ve kendi depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren “Sırça Fanus” kitabının yazarı Sylvia Plath, kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats’e ait olduğunu öğrenmiş ve bunu iyi bir işaret olarak değerlendirerek, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattıktan sonra kafasını fırının içine sokarak intihar ettmiştir. Plath, intihar ederek güçlü bir ruha sahip olduğunu göstermiş ve kendini edebiyat dünyasında tam da istediği gibi mitleştirmiştir.


İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen Virginia Woolf , ceplerini taşla doldurarak kendini Ouse ırmağına bıraktığında 59 yaşındaydı. Mrs. Dalloway ünlü yazarın adıyla anılacak ‘bilinç akışı’ tekniğinin en başarılı örneklerinden biridir. Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp, evlerinin yakınlarında bulunan nehre ceplerine taşlar doldurarak atlayıp geride kardeşine ve kocasına yazılmış iki intihar mektubu bırakarak intihar etmiştir. Kocası Leonard Woolf’a yazdığı mektup ünlü edebiyatçının içinde bulunduğu ruh durumunu çok güzel yansıtıyor, ancak aklımıza gelen şu sorunun cevabını halen arıyoruz; yaşantısı ve verdiği eserlerle bu kadar güçlü bir karakter çizen kişi ile bu satırları yazan kişi nasıl aynı kişi olabilir ?


"Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. O korkunç yeniden yaşayamayacağımı hissediyorum. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım .Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin .Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."


Yaşayabilmeyi öğütleyen, “Yaşama Uğraşı”nı yazabilen Cesare Pavese de öğüdünü tutamayanlardandır. Altı yaşındayken babası beyin kanserinden öldü. Lisedeyken tek yakın arkadaşının intiharı, yine aynı zamanlarda başka bir öğrencinin kendini öldürmesiyle "intihar" onun için saplantı haline geldi. “ ...bir sanatçı için önemli olan yaşantı değil, iç yaşantıdır, buradaki iç yaşantı sanatçı duyarlılığıdır, o duyarlılık ki sanatçıyı öteki insandan ayırır” demektedir Pavese. Anti-faşist çalışmaları nedeniyle bir ara tutuklanan Pavese, Torino’daki bir otel odasında uyku hapı alarak intihar etti. İntiharı sıkça işleyen ve genç yaşta meme kanserinden yitirdiğimiz Tezer Özlü’nün de en sevdiği yazardır.


Pavese’nin söylediği sanatçı duyarlılığına en güzel örnek Stefan Zweig’ın günlüğünde yazılıdır: “ne olursa olsun mahvolduk, hayatlarımız onlarca yıl düzelmeyecek… Fransa’nın teslim olması yakın… bitti. Avrupa’nın işi bitti, dünyamız çökertildi. İşte şimdi tam anlamıyla vatansızız.” Avusturyalı romancı, oyun yazarı, gazeteci ve biyografi yazarı olan Stefan Zweig, Yahudi kökenliydi, bu nedenle Nazilerin yakmaya başladıkları kitaplar arasında Zweig’ın eserleri de yer alıyordu. Gestapo’nun villasını basıp, silah araması üzerine Zweig ülkesini terk etmek zorunda kaldı ve İngiltere’ye, Londra’ya yerleşti. Ancak, kendini burada da rahat hissetmedi. Avrupa’nın içine düştüğü durumdan duyduğu üzüntü ve yaşamındaki düş kırıklıkları nedeniyle 22 Şubat 1942’de Rio de Janeiro’da, karısı Lotte ile birlikte uyku hapı içerek intihar etti. Zweig’da Woolf gibi geride iki mektup bırakmıştı, pulları bile yapıştırılmış olan mektuplarıdan birisi şehrin Valisi’ne hitaben yazılmış "deklarasyon"başlığını taşıyordu :
"kendi isteğimle ve bilinçli olarak hayattan ayrılmadan önce, son bir görevi yerine getirmeğe kendimi mecbur hissediyorum: bana ve çalışmalarıma, böyle iyi ve konuksever şekilde kucak açan harikulade ülke Brezilya’ya içtenlikle teşekkür etmeliyim, her geçen gün, bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim ve benim lisanım konuşulduğu dünya, bana göre mahvolduktan, ve manevi yurdum avrupa’nın kendi kendisini yoketmesinden sonra, hayatımı yeni baştan kurmayı daha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu ama 60 yaşından sonra, yeni baştan başlamak için özel güçlere ihtiyacım vardı, benim gücüm ise, uzun yıllar süren yurtsuz gücüm sırasında tükendi, böylece, ruhsal çalışması, her zaman en büyük sevinci ve bireysel özgürlüğü bu dünyanın en büyük nimeti olan bu hayatı, zamanında ve dimdik sona erdirmek bana daha doğru görünüyor, bütün dostlarımı selamlarım! umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın kızıllığını hala görebilirler! ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum."


Azımsanmayacak sayıda edebiyatçının intihar ederek yaşamlarını noktaladıklarını biliyoruz, her bir ölümün kendine özgü perde arkaları mutlaka vardır, hepsinde farklı bir neden kuşkusuz vardır. Bazı intiharların kara mizah olarak nitelendirilebilecek ironik yönleri dahi bulunabilir. Ancak her intihar, edebiyatçı için farklı bir gizem içerir. Bu iddianın en güzel kanıtı, intihar ederek ölümü zamansız seçen üç edebiyatçının bilmecemsi sözleridir:


* İntiharlar her akşam ıslak-yapışkan saçlarıyla girip odama paniğimden pay toplarlar.

(İlhami Çiçek)


* Yazık! Her şey ölecek demek ben ölürsem. Bu akşam beni bekleme, çünkü gece kara ve ak olacak . (Gerard De Nerval)


* Hayır, hiç kimse intihar kararına varamaz. İntihar bazılarında birlikte bulunur. Onların yaradılışında mevcuttur ve onun elinden kaçamazlar. (Sadık Hidayet)


Alper Akçam’ın dediği gibi, “ insanın kendine sunulmuş yaşam hakkını birey olarak geri çevirmesi, onun dışına çıkması anlamına gelene intiharın edebiyatla ilgisi, edebiyatın yaşamla ilgisi bağlamında özel açılımlar kazanır.....yaşamla ölümün arasında bir yerde, ölümden korkmadan, yaşayan edebiyat için var olmayı sürdüreceğiz sanırım" .



Mevsimsiz - Edebiyatçılarda Bir Gizem: İntihar - Faik Çelik
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 24-02-2009, 02:21
müşkülpesent - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
çaylak madam
 
Üyelik Tarihi: 05-07-2008
Yaş: 26
Mesajlar: 467
İntiharın felsefi, sosyolojik, psikolojik, biyolojik gibi bir çok nedenleri var. Edebiyatçılarda var olan bu eğilimin nedeni genel olarak hangisini ya da hangilerini barındırır bilmem ama Sartre'ın bu konudaki görüşü Bulantı'dan sonra şaşırtmadı fakat sarstı. Yakıştırırım ben de bazı edebiyatçılara intiharı. Hatta Tezer Özlü'nün eğer kanserden ölmeseydi kesinlikle intihar edebileceğini düşünmüşümdür. Ki böyle olmasını tercih ederdim.

Yüklenen neden ne olursa olsun bu bir iradenin ürünüdür ve belki de özgürlüğün en uç sınırını tattıran tek olgudur. Bu nedenle asla karşıdan bakamam intihara. ve yüzleşirsem bir gün bununla kesinlikle anlık bir melankoli hezeyanıya değil bilinçli yapılmış bir eylem planıyla gerçekleşmeli.


"Eğer insanlar Tanrı olsaydı, kendilerini demokratik olarak yönetebilirlerdi. İnsanlar Tanrı olmadıklarına göre, mükemmel bir devlet insanlara göre değildir."

Jean-Jacques Rousseau
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 24-02-2009, 02:38
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
Bu sitede pek çok kişide intihar eğilimleri var sanırım
İntiharın felsefi nedenleri? Eğer kamekazi türünden bir amaç için yapılmamışsa, bunun felsefeyle-sosyolojiyle bağı yoktur bence. Ya genel olarak yaşamın yada kendi yaşamının değersizliği ve yaşam motivasyonunun bitmesidir tek sebep. Şiddetli baskılar, utanç duyguları, iflas etme gibi pek çok sebep sıralanabilir aslında. Aniden ortaya çıkan, birey üzerinde şiddetli travmalara yol açan durumları dışarıda bırakırsak, nevrotik bunalımlar sonucu gerçekleşen eylemler çok sarsıcı olabiliyor. Ben özellikle, ergen yaşlarda gençlerin kendini öldürmesine üzülürüm. Yaşamı, aman aman kutsama gibi bir derdim yok elbette; ancak, madem ki yaşıyoruz, kendimize bir şeyler ispat etmeliyiz. Kimseye değil, kendimize. İllede öldüreceksen kendini, git inandığın değer verdiğin bir şey için öldür yada öldürt.
Yine de ölmek isteyen için gökdelen çoktur, bu da bir tercihtir sonuçta yaşamak gibi ...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 24-02-2009, 11:31
She - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
She She isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Guevara ☭
 
Üyelik Tarihi: 02-07-2008
Nerden: birleşik insanlık realitesi
Yaş: 21
Mesajlar: 81
Blog Başlıkları: 4
tesekkurler severek okudum


önsözünden gerisi okunmamış tozlu bir kitabın, satır arasında saklı kalmış yaraya dokunabilmektir bir insanı anlamak.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 24-02-2009, 11:38
müşkülpesent - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
çaylak madam
 
Üyelik Tarihi: 05-07-2008
Yaş: 26
Mesajlar: 467
intihara meyillilik eğer bir genellemeyi kapsıyorsa, (ki bu bir kişilik özelliği durumuna gelmiştir) melankoliyi gerektirir. Bense tamamen bilinçli yapılmış bir olgudan bahsediyorum.. İnsan iradesinin ellerindeki iplere zevkle dans ettirebildiği bir intihar. Yoksa gençlik buhranı, depresyon, anlık sinir nöbetleri, iş güç hayat sıkıntısı, vesaire vesaire.. Bunların doğurduğu intihar beni sarsmaz. Beni sadece felsefesini taşıyanlar ilgilendirir. Yani intihara meyilli bir insan değilim zira bunu hakkını vererek becerebilmem için (kendi felsefemi oluşturup analizini edebilmek) kırk fırın ekmek yemem gerekli.


"Eğer insanlar Tanrı olsaydı, kendilerini demokratik olarak yönetebilirlerdi. İnsanlar Tanrı olmadıklarına göre, mükemmel bir devlet insanlara göre değildir."

Jean-Jacques Rousseau
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 24-02-2009, 17:21
libertarian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
scarce
 
Üyelik Tarihi: 12-09-2008
Nerden: blastplace
Mesajlar: 108
AlbatrosS :
Alıntı:
Bu sitede pek çok kişide intihar eğilimleri var sanırım
bu sitedeki çoğu kişinin bence gerçekten intahara eğilimi ya da ölesi var.. hayatından hiçkimse tam anlamıyla mutlu olmaz belki ama burada toplananlarda başka bir isyan, el değmemiş yığın haline gelmiş yıkımlar, yalnızlıklar mevcut gibi geliyor bana.. yoksa bu kadar üretken,bilge ya da kendini aşmış durumda olabilmek bu derece mümkün olamayabilirdi..


HERE'S OUGHT TO HELL OF AN ANOTHER PLANET.. GEÇMİŞİME TÜKÜRÜP GELECEĞİMİ ÇİĞNEDİM,DÜNYAYI BİR OYUNCAĞA ÇEVİRDİM..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 24-02-2009, 18:51
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 29
Mesajlar: 1,667
İntihar üzerin kurulu bir felsefe? Sen öyle birini tanıyor musun? Ukalalık etmek için değil, cidden merakımdan soruyorum.
Batıda özellikle 2. Dünya savaşı sonrasında ''aklı'' yücelten modernist felsefenin ciddi bir eleştirisi olmuş; birçok sanatçı ve düşünür insan aklının ve hayatın tam ''absürd'' olduğunu söylemiştir. Böyle bir ortamda hayatın hiçliği üzerine pek çok akım gelişmiştir. İntiharın felsefesi dediğimiz şeyin kökeni bu olsa gerek.
Ölmek isteyeni kimse tutamaz;hatta bir çok kişi zaman zaman bunu cidden ister. Ancak, insan organizması hayatta kalmak üzerine güdüler kendini. E insandan bahsediyorsak, bu hayat anlamlı eylemlerden oluşan bir hayat olmalı! İçini neyle dolduracağız öyleyse? gibi zor bir soru kalıyor geriye yalnızca! İnsan zaten bir gün ölecektir, eski inanç sisteminde ölüm vakti adeta bir düğün gibi kutlanırdı! Mezarların evlerin içinde olmasının sebebi de budur, ölümün hayatın bir parçası olması...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 24-02-2009, 19:19
müşkülpesent - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
çaylak madam
 
Üyelik Tarihi: 05-07-2008
Yaş: 26
Mesajlar: 467
İntihar üzerine kurulu bir felsefeden değil felsefe üzerine kurulu bir intihardan bahsediyorum. Bu da bir varoluş problemidir en basit ifadesiyle.
Diyorsun ki "E insandan bahsediyorsak, bu hayat anlamlı eylemlerden oluşan bir hayat olmalı!". Nedir peki bu anlamlı eylemler? Bu soruya mana katan cevaplar da bir şekilde kişinin felsefesini oluşturmaz mı? Sonra bir de karşındakini yani beni yaşamında cevaplardan fazla sorular barındıran bir organizma olarak düşün. Ve düşünürken lütfen benim intihara meyilli bir ergen gibi! olduğum fikrin kafandan sil. Zira ne intiharı düşünüyorum ne de bu konuda herhangi bir öneriye ihtiyaç duyacak kadar zayıf bir kişiliğe sahibim.


"Eğer insanlar Tanrı olsaydı, kendilerini demokratik olarak yönetebilirlerdi. İnsanlar Tanrı olmadıklarına göre, mükemmel bir devlet insanlara göre değildir."

Jean-Jacques Rousseau
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
felsefİ, nedenlerİ, İntİharin


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:26 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info