yanılsamalar
Sonrasızlığın zulümleri beni telkin ederken birdenbire içimde bir yanılgının kendice saçmalıklarına düştüm. Evet hem de tam anlamı ile bir yanılgı.. Ne mi bu yanılgı? Yaşamak, yaşamak bir yanılgının ta kendisi biz ne kadar yaşamdan ölemeyeceğimizi düşünsek de aslolan bu değil aslolan her an yeni bir ölüm kıskacının içinde sıkışmaktır ve bizler kendimizi kurtarmaya çalıştığımız ölçülerde yorgun düşerken birkaç duyumuzu da yolun kenarında yitiriyoruz. Aslında kaç tane sağlam, işlevini yerine getiren duyumuz kaldı bende bilmiyorum ama bir şey var ki artık eskisi kadar düşünemiyoruz. Gerek yılgınlığımız gerekse çalışmaktan üşengeçliğimiz bizi kendi kıskacı içine çekiyor ve bizler ne kadar uğraşsak ta bir türlü bu kıskacın içinden kurtulamıyoruz. Komik olan bir yan varsa bu olayda kurtulmaya çalıştıkça bir kat daha mengenenin içine sıkışmamızdır. Belki bu komik olmasından ziyade tiraji komiktir; ama bu kimin umurunda ki … Tıpkı benimkinde olmadığı gibi. Aslını söylemek gerekirse umur denen şeyi kaybetmiş bulunmaktayım ne zaman yakalayacağımı da bilemiyorum. Aslında yakalamak ta istemiyorum çünkü elime bir şey geçmiyor ki sadece mutsuzluğun bir kalın yontusu kalıyor benim ellerimde. Oysa ben ellerimde sevgi tanelerini tutabilmek isterdim ama ne yazık ki elimde kendimce bir tortu ile dolaşıyorum. Çok mu yalnızım yoksa çok fazla şey mi istiyorum bilmiyorum ama kendimi bir türlü toparlayamamak gerçeği beni bir türlü bırakmıyor. Çok şey de istemiyorum aslında elimde olanlara baktığım zaman ve çevreme verdiklerime baktığım zaman aslında ben hiçbir şey istemiyorum. Kim bilir belki de sorun bundan kaynaklanmaktadır. Hiçbir şey istemememdendir. Peki ya gerçek ne ben hiçbir şey istemiyor muyum? Hiç de öyle değil aslında çok şey istiyorum; ama sorun bu isteklerimi sadece benim bilmem benden başka kimsenin bilmemesi. Söylemek istiyor muyum isteklerimi hiç düşünmedim; çünkü kendimi bazen bu tür şeylerle meşgul etmemem gerektiği saçmalığı ile inandırıyorum. İnancı olmayan bir kişi ve kendisini inandırabilmesi,…
Tek gerçeğin ben olduğunu düşünürsem hayattan hiçbir şey beklememem de gerek; fakat hiç de öyle değil ne kadar kendi içimde saklamamda biliyorum ki bazı şeyleri bende istiyorum. Belki tutarsız ama istiyorum işte ne yapabilirim ki… kendimce olayların sonuçlarına baktığım zaman hep bir sıfır görüyorum ne dendir ne için neden…. Sorular, sorular… ya yanıtları kimde bende mi? Hiç sanmıyorum o zaman sende olsa gerek … ben ne kadar yazmak istemesem de sen kim olduğunu biliyorsun.
Bir kez daha yalnızlık düşlerimde. Ve bulutların gökyüzünü terk ettiği zamanı hatırlı yorumda: ne kadar yalnızdı değil mi kuşlar ve ürkekti sevdalılar kendince öpüşler çoktan değerini yitirmişti. Oysa belirsiz öpüşler vardı bizim içimizde belki de hiç gerçekten öpüşemedik. Gülemedik salya sümüklerimize utanmadan söyleyemedik birbirimize isteklerimizi. Ya şimdi elimize geçen ne kocaman bir sıfır değil mi. Kim isterdeki bulutlar gökyüzünü terk etsin. Ben de istemedim sevgili sen her ne kadar kabul etmesen de yahut etmediğini ben düşünsem de. Gittiğin zamanların dönüşlerini hatırladığımda elime neden buz tanelerinin düştüğünü bir türlü anlayamamış anlamak istememiş olsam da sen hep bir yerlerden çıkıp gelecektin ey sevgili kah mavimsi bir denizin dalgalarından düşecek kah kurşuni bir gökyüzünün yağmurlarıyla dökülecektin kollarıma ve saçlarımı ıslayacaktın. Oysa hiç de öyle olmadı ben bekledim zaman geçti ve bu döngü öylesine ağır hareket ediyor ki sanki ben hiç değişmiyorum ellerim saçım sakalım hep aynı ve aynı sevgiliyim her ne kadar istemeselde. Oysa değişebilmeyi senin ellerinin sıcaklığını unutabilmeyi çok isterdim. İstediklerimin yarısının gerçekleşmesini belki de senin geleceğini düşlemekten daha çok seviyorum. Sevmek dedim de aslında ne kadar başarılıydım ne kadarı doğruydu sorgulamadan edemedim. Sonuçlarını mı istiyorsun hiç. Başka bir şey değil.
Yakalayıp ta bir türlü bırakamadığımız zamanların acısı hala bedenimde.

"senin yolculuğuna katılamam
ben sadece bir konuğum"
T. Angelopoulos
|