|
|
| Edebi Mevzular Özgürlüktür edebiyat.. |
Sokak Öyküleri(m)Edebi Mevzular içerisinde Sokak Öyküleri(m) konusu: Çankaya apartmanından indim sessizce. Kalabalık şehre karıştım. Karışmasam kalabalığa kendimi unutacaktım. Durayazdım. Sarı bir taksiden züppe kılıklı bir adam kafasını camdan çıkardı, it oğlu kör müsün, diye haykırdı. Neyi görmem ...

25-02-2008, 22:50
|
 |
dönüşlü
|
|
Üyelik Tarihi: 31-10-2007
Nerden: İstanbul (?)
Mesajlar: 320
|
|
Sokak Öyküleri(m)
Çankaya apartmanından indim sessizce. Kalabalık şehre karıştım. Karışmasam kalabalığa kendimi unutacaktım. Durayazdım. Sarı bir taksiden züppe kılıklı bir adam kafasını camdan çıkardı, it oğlu kör müsün, diye haykırdı. Neyi görmem gerektiğini yanıma gelen adamın uyarısıyla anladım. İnsanların yürümeleri için yapılan birkaç metresi işgal edilmemiş yollardan yürümüyormuşum. Olsun dedim. Nasılsa papuçlarım eski değil daha yürürüm ben dedim. Birkaç adım geri çekildim. Sarı taksi ilk kez duymadığım bir sesle yanımdan geçti. Arka koltukta ten rengini anlamadığım bir kadın oturuyordu kucağındaki kocaman çuvalla. Kaldırım denen şeye çıktım. Arkamı döndüğümde bir yığın çuval gördüm kadınınkine benzer, bir camekanın ardında. Kendime bir çuval almalıyım dedim. Çocukken içine fındık doldurduğum çuvallardan. Omuzlarımın sarsıldığını hissettim. İnsanlar çarpıyordu. Yolun ortasında durmuşum. Birkaç adım köşeye çekildim. Çankaya apartmanının bitişiğinde. Sol elim çebime gidiyordu. Anladım sigara alacak. Bulamadı. Öksüz kaldı sol elim. Acıdım ona. karşı kaldırımdaki büfeye yürüdüm hiç acele etmeden. Bu sefer şanslıymışım trafiği yönlendiren ışıklar varmış. Birkaç avuç genişlikten yüzünü görmeye çalıştığım adamdan sigara aldım. Yüzünü görmeden kimseden bir şey alamazdım. Sol elim mutluydu, sağ elim çakmağı yakmakla onore oldu. Kafamı gökyüzüne kaldırırken bir yazı gördüm “Taksim” yazıyordu altında bir ok işaretiyle. Gökyüzünü görememek o an canımı sıkıyordu. Taksim dedim birkaç kere. Yanımdan geçen adam bir şey söyleyecek gibi yavaşladı. Taksim dedim yine. Ona söylediğimi sanmıştı. Yüzüme baktı. Hızlandırılmış adımlarla yoluna devam etmeden önce. Ok işaretinin gösterdiği yöne doğru yürümeye başladım hiç de acele etmeden. Önümdeki sarı montlu kızı kendime hız göstergesi olarak tuttum. Biraz daha yürüdükten sonra ona yetişemiyordum. Çok hızlıydı sokaklar, nedenini anlayamıyordum.
Ne kadar da çok tabela var diye kendime şaşıyordum. Ne anlattıklarını düşünürken. Attığım her adımda bir önceki tabelada yazılan sözcüğün son harfini zorlukla okuyordum. Anlamıştım, çok hızlı yürüyordum. Yavaşladım. Birkaç adımda artık onlarca tabela okudum. Şaşkındım adımlarımı atarken. Okuduğum tabelalardan başım ağrımaya başlamıştı. Yoruldum, dedim yine biraz seslice. Yoruldum. Acıkan karnımı beslemeliydim ayaklarımı dinlendirirken. Oldum olası iki şeyi aynı anda yapmaktan nefret ediyordum; ama hızlı yaşamalıydım ben de sokaklarda. İçine gireceğim bir ararken yine tabela okudum, dudaklarımı kıpırdatarak. Simit evi yazan bir yerin önünde durdum. Yüzünden hiç düşmeyen gülümsemesi olan birinden bir açma ve iki küçük poğaça aldım. Bir de sigara içmek için çay. Basamakları çıkarken bir kadınla göz göze geldim, gözlerimi oturacağım yere dikmeden önce. Sırtımı cam tarafa dayayıp duvarda asılı duran adi bir natürmorta baktım, durdum. Manzaramı beğenmiştim; ama herkesin aksi yönde oturuyordum. Ayaklarım dinlenirken midem doymuştu. Sigara çıkardı sol elim, masada küllük yoktu. Bir üst kata çıkmamı söyledi yanıma gelen garson olduğunu düşündüğüm kız. Çıkmadım. Kaçıyordum. İstenmedim, demiştim bir kere. Yasaklanmıştım. Çıkmaya korktuğum kalabalıkta derin bir soluk duydum. Yürüyordum yine; ama tabelalara bakmıyordum artık. Sadece yürüyordum. Yanımdan geçen adımları saymaya başladım. 427’den sonra karıştırdım. Yeni baştan sayamadım. Sol elim yine hareketleniyordu, durdum. Derin bir nefes çektim sigaramdan ve öyle bir savurdum. Elmadağ otobüs durağındaydım. Birden bire sağır oldum.
........................
Araçlar geçiyordu yoldan ve hepsi üzerime geliyordu ya da ben böyle düşünüyordum. Katılmıştım olduğum yerde hareket edemiyordum. Hiç istemediği halde sol elim terk etti sigarasını yere. Sağ ayağım çiğnedi. Birkaç tane de olsa adım attım ileriye. Bir yokuşun başlangıcındaki sokağı geçiyordum. Yuvarlanmaya başladım aşağılara. Anlamıştı sokaklar ne kadar uyuşuk olduğumu, eğim verdiler kendilerine. Yokuş aşağı uçar gibi başladım inmeye. Tek tek yok olmaya başladı evler insanlar. Kulağımda yeniden sesler. Bir bina daha gördüm. Büyük bir yapı. Durdum. Bilmediğim dakikları öldürüyordum karşısında. Yaşamak istediğim bir bina. Teker teker inceledim katları. Kollarını bana doğru açmış duvarlara doğru yürüdüm. Sarıldım onlara. Diplerine oturdum. İçinde olmayı hayal ettim bir an. Kızıl saçlı bir kadın dikkatimi bozdu. Yorgundu, zoraki çıkıyordu belki de yokuşu. Gece seviştiğini düşündüm utanarak bakarken yüzüne. Her adım atışında duracak sanıyordum. Yaklaşıyordu beni kucaklayan eve. Hissediyordum, ev beni bir kat daha sarıyordu. Kızıl saçlı kadın gözlerini kaldırdı bana baktı. Ben daha çok utandım. Aman tanrım bana doğru yürüyordu. Durdu bir an. Güneş ışınları saçlarından dökülüyordu. Ve ben hala utanarak bakıyordum. Küçücük bir çuvala gitti eli, bir paket camel çıkardı rengi solgun. Ateşinizi alabilir miyim, dediğinde fark ettim sigara içiyordum. Benden habersiz hareket ettiği için sol elime kızdım. Ve kızdığım elim sigarayı uzattı kıza. Bir eliyle kızıl saçlarını tuttu diğeriyle yaktı sigaramdan havayı. Geri verdi sonra bana. Yanıma geldi sırtını duvara koydu. Derin bir nefes çekti. Ben de çektim. Yüzü de saçlarının rengine çalmıştı. Yine seviştiğini düşünüp yine utandım. Hiç durmadan ileri bakıyordu. Serçe parmağında dolanan bir sarmaşık neredeyse bana uzanıyordu. Sol elim izmariti fırlattı birkaç adım öteme. Ayaklarım artık yürümeye devam diyordu. Uydum onların söylediklerine. Ayrılmadan baktım kızın kızıl saçlarının içine.
Kaçırıyordu ayaklarım beni az önce kızıl saçlının geldiği yere. Hızla gidiyordum. Bir değişiklik vardı sokakta. Ben kenardan yürümüyordum. Arabalar üzerime gelmiyordu. Gülümsedim. Bu sokakta arabalar kenarlarda duruyordu. Ve hepsinin bir parçası ağlıyordu. Duyabiliyordum.
.....................

"senin yolculuğuna katılamam
ben sadece bir konuğum"
T. Angelopoulos
Konu samathana tarafından (26-02-2008 Saat 19:03 ) değiştirilmiştir..
Sebep: öykünün devamı
|

25-02-2008, 23:18
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 25-09-2007
Nerden: Okyanus
Mesajlar: 114
|
|
Sevgili Samathana,
Usenmeden oykunu okudum... 
anlatimin cok iyi...seni kutluyorum..yazmaya devam...
|

25-02-2008, 23:22
|
 |
dönüşlü
|
|
Üyelik Tarihi: 31-10-2007
Nerden: İstanbul (?)
Mesajlar: 320
|
|
|
bugün bu kadar yürüyebildim, çok yorulmuştum, yarın elmadağ durağından devam ederim. teşekkürler "Okyanus Cini"

"senin yolculuğuna katılamam
ben sadece bir konuğum"
T. Angelopoulos
|

26-02-2008, 01:30
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 25-09-2007
Nerden: Okyanus
Mesajlar: 114
|
|
Sevgili Samathana,
sen cocuklugumun ulkesinde geznirken..ben ise okyanusta kurek cekeyim olacak ismi kuzum.. 
Kiskandim Dogrusu....
Cebinde kursun kelemin yureginde sevgi..usunda su otesi eksik olmasin...
sevgimle
P.S:Ingilizce karekter kulandigim icin kusuruma bakmayiniz...turkce karekter kulanacak kilavyem yok...
|

20-04-2008, 01:25
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 03-02-2008
Nerden: Ankara
Yaş: 32
Mesajlar: 12
|
|
|
Selam olsun size Samathana (:
Ne güzel işaret etmişsiniz yabancılaşmaya, bu hız içinde nereye gittiğini bilmeden yürüyen ayaklarımıza ve hayatlarımızı işgal eden şu kirliliğe...
Ben de sevdim anlatımınızı, içtenlik ve inceliğinizi...
Ustasın sabahları yapmada,
En katı yoklukları koyarak insanın içine,
akşamüstlerinde biraz gaddarsın.
|

21-04-2008, 06:34
|
 |
Lizard King
|
|
Üyelik Tarihi: 16-01-2008
Mesajlar: 70
|
|
Alıntı sanmıştım, çünkü E D E B İ Y A Tımızda bunun fazla örneklerini görmüyorum.Görmediklerimin de fazla olduğunu sanmıyorum.
Etkili bir anlatım tarzı, "hayatın gerçeği ayrıntılardadır aslında" diyen bir düşünür varsa, bu öykü kanıt olarak gösterebilir. Çünkü öykü baştan sona küçük, önemsiz gibi gözüken ayrıntıları işlemesine karşın, bir macera filminden daha çok heyecan uyandırıyor.
Her gün yaptığımız istemli ya da istemdışı birçok anlamsız hareketin, davranışın, akıldan geçirilen düşüncelerin aslında kar kristalleri kadar mükemmel ve tek olduğunu anlıyoruz.
En ince ayrıntıya inmeli diyeyim son cümlemde, ama mikroskop kullanmadan; belki yazarak. 
Are there any queers in the theater tonight?
Get them up against the wall!
There's one in the spotlight, he don't look right to me,
Get him up against the wall!
That one looks Jewish!
And that one's a coon!
Who let all of this riff-raff into the room?
There's one smoking a joint,
And another with spots!
If I had my way,
I'd have all of you shot!
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:47 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|