Sonbahara yalnızlık yakışır
Yaza kalabalık yakışır. Sokaklar, bahçeler, meydanlar, kahveler, plajlar ne kadar çok dolarsa yaz o kadar güzel geçer.Kalabalıkların uğultusu, ona karışan müzik sesi yaza kendisine has bir enerji verir. Ne kadar çok ses varsa, insanlar o kadar mutlu ve keyifli demektir. Yazın, akşamın nispeten getirdiği serinlikte sokaklarda dolaşan insanlar oldukça serbest davranırlar, genellikle umarsızdırlar ve hatta, kadın erkek fark etmez, daha hafif meşrep bir ruh hali içindedirler.
Yazın güzelliği insanları uçurmasındadır.
Sonbahara ise yalnızlık yakışır.
Yaprakların hafiften sararmaya başlaması, güneşin artık teninizi daha yumuşak yalaması, günü daha erken terk etmesi insanları sokakları boşaltmaya, erkenden evlere doluşmaya teşvik eder.
Sonbaharda birden yalnızlığınızı hissedersiniz.
Zaten Hazan’a hüzün yakışır.
Hüzün de ortalık yerde, kalabalıkların ortasında yaşanmaz.
Hüznün en yakın dostu yalnızlıktır.
Hüzün tek başına yaşanır, hatta ruha tek başına yaşanırsa garip bir tat verir.
Buruk ve kekremsi bir tat!
Eğer yazlık bir köyde yaşıyorsanız, sonbaharın geldiğini bir sabah uyandığınızda hiç kimseyi görmeyince anlarsınız.
Saros’da yazları geçirdiğim Yayla Köyü Temmuz başında dolar taşar. Gündüzleri deniz kenarları, kumsallar insan yığınları ile doludur.
Geceleri gençler eğlence yerlerine, insanlar sokaklara üşüşürler. Sokaklar kol kola,el ele, omuz omuza yürüyen insanlar ile baş etmeye çalışır. Hep birlikte çekirdek çiğnedikleri için, ortak çıkarılan seslerden, etrafı çekirge sürüsünün kapladığı izlenimi edinirsiniz.
Gece yatağa yattığımda gençler henüz yeni havaya girdiklerinden açık penceremden içeri müzik sesi dolar. Ses uzaktan gelir ama nettir.
Saros’un insanları Ağustos ayı bittiğinde yaz mevsiminin de bittiğine inanırlar. Bir sabah kalkar ve her zamanki gibi dışarı baktığınızda gözlerinize inanamazsınız. Kimseleri göremezsiniz. Sokakları, plajları dolduran insanlardan geriye tek tük insan kalmıştır.
Kulaklarınıza da inanamazsınız. Sağır olduğunuzu zannedersiniz. Hiçbir ses duymamayı çok yadırgarsınız.
Sokaklar insan dolu iken varlıklarına pek dikkat etmediğiniz sokak köpekleri şimdi sokakların hakimi haline gelirler. Rüzgarın uçuşturduğu gazete kağıtlarını kovalarlar.
Sonbaharın geldiğini ben gece yatağa yattığımda müzik sesi yerine, hava rüzgarlı ise dalga sesi duyduğumda, yok hava normal ise sessizliğin sesini dinlemeye başladığımda anlarım.
Ortalık aniden öyle bir boşalır ki plajın arkasındaki kır kahvelerinin sadece müşterileri, çalışanları değil, güneş tenteleri, plastik masa ve sandalyeleri de aniden yok olurlar.
Üç gün evvel iğne atsan yere düşmez kahvehane alanı birden çıplak kalır.
Bekçi Bülent’e sorarım: "Herkes gitti mi?"
O da mahzun cevap verir: "Gitti, herkes gitti!"
Açık söylemez ama içinden de muhakkak geçirir: "Sen de yakında gideceksin, hep birlikte beni yapayalnız bırakacaksınız!"
Sonbaharda Saros’da bekçiler, sokak köpekleri ve nobetçi bakkallar kalır.
Ben de bu sonbahar, Saros’u erken terk ettim, kendimi bu yaz hayranı olduğum Assos’daki o dünya güzeli otele attım.
Hiç olmazsa burada birkaç insan var.
Henüz yalnızlığın mahzunluğu ile yüzleşmeye hazır değilim.
Sonbahar Ege’ye de gelmiş. Bu yaz yaşanan acı sıcaklardan sonra sonbahar erken mi bastırdı ne! Geceleri basbayağı serin. Yatakta tedbirli olmak lazım. Ben kaçtım ama sonbaharın yalnızlığı buraya da ulaşmış. Otel nerede ise boş. Malum, Ramazan ayı da insanları etkiledi.
Ancak, yine de gece odama çekildiğimde önce kayaları yalayan dalgalar gelip benim ruhumu da yalıyor. Beşikte sallanan çocuk duygusu içinde kendimi dalgalara bırakıyorum. Uyku önce hafiften, sonra ağırlaşarak bastırıyor.
Yazın neşenin sesi olan dalgalar sonbaharda yalnızlığın habercisi haline geliyor.
Hazan vaktine yalnızlık yakışır.
Yalnızlık da hüzünden beslenir.
Yalnızlığın da tıpkı hüzün gibi, belki de ondan bulaşan kekremsi bir tadı vardır.
Cüneyt Ülsever / Hürriyet (Eylül 2007)
|