|
|
| Edebi Mevzular Özgürlüktür edebiyat.. |
Tanrı, Kumandanlar ve MemelerEdebi Mevzular içerisinde Tanrı, Kumandanlar ve Memeler konusu: Ben bir tanrıya iman edeceksem, kiraz ağaçlarını ve kadın memelerini yarattığı için iman ederim.
Ben bir memleketi seveceksem, generalleriyle dalga geçilebildiği için severim.
Kendi yarattığı kadınları örtülere ve evlere hapseden ...

01-02-2008, 23:42
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 20-06-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 31
Mesajlar: 897
|
|
Tanrı, Kumandanlar ve Memeler
Ben bir tanrıya iman edeceksem, kiraz ağaçlarını ve kadın memelerini yarattığı için iman ederim.
Ben bir memleketi seveceksem, generalleriyle dalga geçilebildiği için severim.
Kendi yarattığı kadınları örtülere ve evlere hapseden tanrılarla, savaşları çok ciddiye alan memleketlerle pek ilgim yok benim.
"Bak çocuğum, şu benim yarattığım memelere, bacaklara, kalçalara bak, şu salıntılı yürüyüşlere bak evladım" diyen bir tanrıyla dostum.
Arada bir başımı okşamalı benim tanrım, "İşini elinden geldiğince iyi yap, sonra da hayatın alabildiğine tadını çıkar" demeli, dostça uyarmalı beni, "İyi yaşa, öbür tarafta neler olacağı hiç belli değil."
Böyle bir tanrı var.
Ben çalışırken başımı okşuyor.
Ben gezerken, önüme sahiller dolusu bronzlaşmış memeler, biçimli bacaklar, sıcak gülümsemeler çıkartıyor, "Bak" diyor, "bak neler yaratmaya kadirim."
Tapıyorum ben o tanrıya.
Sonra memleketler var.
Generalleriyle dalga geçen memleketler.
Bir karikatür çiziyorlar, üç karelik bir karikatür.
Kahkahalarla güldürüyorlar beni.
Birinci karede, siperde yatmış askerler görülüyor, başlarında generalleriyle bekliyorlar.
ikinci karede komutanları, elinde kılıcıyla siperden fırlayıp, "Hücum!" diye bağırıyor.
Üçüncü karede, ileri fırlamış komutanlarını siperdeki yerlerinden bir milim bile kıpırdamayan askerler, "Bravo!" diye bağırarak alkışlıyorlar. Dördüncü karede ben gülüyorum. Kiraz ağaçlarının ve kadın memelerinin arasında geziyor ve tanrıya tapıyorum.
Generalleriyle dalga geçen memleketlerde dolaşıyor ve o memleketleri seviyorum.
Bir kiraz ağacıyla bir kadın memesine, onların değerini bilmeyen her memleketi satmaya hazırım.
Sat diyor zaten benim tanrım, "Kadın memelerine bakmayan ve generallerini çok ciddiye alan memleketleri sat gitsin, ilgilenme onlarla, ben sana yalnızca bir memleket değil, koca bir dünya verdim, onu sev, ben sana senin zevklerini, kahkahanı paylaşan yeryüzünün her yanına dağılmış kardeşler verdim, onlarla eğlen." iyi bir tanrı benim tanrım. Çok geniş bir memleket benim memleketim. Kiraz ağaçlan ve kadın memeleri bizim iman ettiğimiz mucizeler.
Generaller bizim güldüğümüz karikatürler. Ve Praksiteles, tanrımızın bize verdiği en muhteşem heykeltraş.
Onun yaptığı heykeli, Romalı Plinius, "dünyanın en güzel heykeli" ilan etmişti. Praksiteles, Atinalı bir hey-keltraştı.
Birgün ressam bir arkadaşıyla Datça yakınlarındaki Knidos'ta bir akşam vakti, sahilin kuytu bir yerinde içkisini içip sanattan konuşuyordu.
Tepedeki manastırdan rahibelerin indiğini gördüler.
Rahibeler sahile gelip elbiseleriyle denize girdiler, biraz serinlemek için.
Aralarından yalnızca biri çırılçıplak soyundu.
Genç kadının vücudunu gören Praksiteles hemen o anda o vücudun heykelini yapmadan yaşayamayacağını hissetti.
Ertesi gün manastıra gidip başrahibeden genç rahibenin heykelini yapmak için izin istedi. "Biz karışmayız" dedi başrahibe, "Kendisine bir sorun, kabul ederse heykelini yapabilirsiniz."
Heyecanlı heykeltraş, genç rahibeyi çıplak heykeli için poz vermeye ikna etti.
Heykeli yaparken kızın hikâyesini de öğrendi.
Genç kız, bir adamı öldürmüştü.
Mahkeme genç kızı ölüme mahkûm etmişti.
Yargıçlar idam kararını okudukları sırada, genç kızın artık yapılacak hiçbir şey kalmadığını gören avukatı birden ortaya fırlamış, genç kızın yanına gidip, üstündeki elbiseleri yırtıp, kızın çıplak bedenini yargıçlara göstermişti.
"Bu memeleri yok etmeye razı olacak mısınız?"
Genç kızın memelerini gören yargıçlar yeniden toplantıya çekilmişler ve o güzel memelere kıyamadıkları için idam kararını değiştirip kızı bir manastırda yaşamaya mahkûm etmişlerdi.
Praksiteles, "hayat kurtaran" o vücudun heykelini yaptı.
Adını, "Knidos Afroditi" koydu.
Heykeli daha sonra Bizanslılar istanbul'a getirip Beyazıt'ta kızlar sarayının önüne diktiler ama büyük bir yangında heykel parçalandı. Allahtan bu heykelin yüzlerce kopyası yapılmıştı ve tanrının yarattığı en güzel
memelerden birinin mermere düşen izi günümüze kadar geldi.
Eğer o heykeli görmediyseniz, tanrıyı ve onun neler yaratabileceğini çok ciddiye almıyorsunuz demektir ve benim tanrım kendisinin ve yarattıklarının ciddiye alınmamasından hoşlanmaz.
Bilir ki, kendisini ve yarattıklarını önemsemeyenler, generalleri çok ciddiye alırlar ve onun yarattığı memelere değil, generallerin sözlerine bakarlar. Ben onlardan değilim.
Ben, "Hücum!" diye bağıran generallerini yerlerinden kıpırdamadan alkışlayan askerlere güler, kiraz ağaçlarıyla kadın memelerini yaratan tanrıya tapar, Praksiteles'in heykelini uzun uzun seyrederim.
Eğlenirim ben, hayattan ve çalışmaktan zevk alırım. Sizin ciddiye aldıklarınıza güler, sizin sakladıklarınıza hiç doymayan bir açgözlülükle bakarım.
Bana ve benim gibi olanlara hoşgörülü davranan iyi bir tanrım, adına dünya dedikleri büyük bir memleketim, kahkahalarım ve eğlencelerim var.
Bizim memleketimizde Praksiteles'ler, Knidoslu Afro-dit'ler, güzel memeli kadınları affeden yargıçlar, "Hücum!" diye bağıran generalleri alkışlayan askerler yaşar. Kiraz ağaçlarını ve kadın memelerini yaratan tanrı, çalışırken bizim başımızı okşar.
Ve, biz ona iman edip, "Hücum!" diye bağıran kumandanlara güleriz.
Ahmet Altan (İçimizde Bir Yer)
|

02-02-2008, 00:01
|
 |
φιλοσοφία
|
|
Üyelik Tarihi: 24-01-2008
Nerden: Endülüs
Mesajlar: 188
|
|
ilk cumlelerde anlamistim ahmet altan in yazdigini  cok guzel yazmis yine dostum ahmet altan.
bu kitabini okumadim) 
Konu simyaci tarafından (02-02-2008 Saat 00:10 ) değiştirilmiştir..
|

02-02-2008, 01:08
|
 |
desingner
|
|
Üyelik Tarihi: 24-01-2008
Mesajlar: 69
|
|
|
çok iimiş ya
bi solukta okudum vallaaa
uzun süreden sonra teşekküre değcek bi yazı okudum teşekkür ederimm High Hopes
|

02-02-2008, 16:54
|
 |
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 20-06-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 31
Mesajlar: 897
|
|
|
Yorumlarınız için ben tşk ederim arkadaşlar...
Kitap, kısa denemelerden oluşuyor. 2004 tarihli.
Ama denemelerin herbiri sanki ufak bir roman tadında. Herbirinden alınacak değişik tadlar var.
Kitabı yavaş yavaş okuyorum. Güzel bir yemeğin ya da içeceğin tadını ağır ağır çıkartır gibi...
A.Altan'ın "En Uzun Gece" romanını ise şiddetle tavsiye ederim.
Türkiye'de tartışılan ve zaman zaman tepki çeken bir isim A.Altan.
Ama ne olursa olsun, adam yazıyor ve yazdıklarını okutturabiliyor.
|

07-09-2010, 21:34
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
Alıntı:
High Hopes´isimli arızadan alıntı
Böyle bir tanrı var.
Ben çalışırken başımı okşuyor.
.......
Tapıyorum ben o tanrıya.....
|
Arada sırada benim de başım okşanıyor....bazen bana aynalarda göz kırpan tanrının eli tarafından.
Ama tapmak gerekmiyor her başımı okşayana, kaldırana.
En sevdiğim, 'tanrım' dediğim birşey yok, güzelin benim olması gerekmiyor güzele 'güzel' demek için...
Bazen nefes kesiliyor, tanrılar diz çöküyor güzelliğin güzelliği ile...

Kimse kalmıyor o an, tanrıyı, memleketi takacak...
Ne mutlu o an, 'bu an' olduğu an.
Hayat böyle olsa her an...........
|

25-10-2010, 03:31
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
0 topraklarda heykel sanatı pek sevilmemiştir. Bunun en önemli nedeni İslâm inancında heykelin yere düşen gölgesinin bir tasvir, bir put sayılmasıdır. Bu yasağa kulak asmayan Sadrazam ‘Makbul/Maktul’ İbrahim Paşa’nın 1526’da Macaristan seferi sonrası Budin’den getirttiği Herkül, Apollon ve Diana ile Macar Kralı Mathias Corvino’nun tunç heykelleri Sultanahmet Meydanı’na dikilmiş ancak halkın ‘putperestlik’ suçlaması üzerine kaldırılmış, Paşa da 1536’da Hürrem Sultan veya Kanuni tarafından boğdurularak öldürülmüştür.
1946-1947 yılında yapılan Malatya’daki Atatürk ve Genç Heykeli’nde ise sımsıkı giyinmiş çizmeli Atatürk, Rönesans heykeltıraşı Donatello’nun Davut Heykeli’ndeki gibi çıplak bir gencin omzundan tutar. Elinde bir bayrak tutan gencin açıkta bırakılan mahrem bölgesi Malatyalıların tepkisi üzerine önce kırılmış, daha sonra bir yaprakla kapatılmıştır.

Anıt estetiğinden çağdaş estetiğe dönüşüm ilk kez 1973’te Cumhuriyet’in 50. yılını kutlama etkinlikleri kapsamında İstanbul’a 20 adet heykelin dikilmesiyle başlar. Bu heykeller devletin siparişi olmasına ve işin içinde devlet bürokrasisinin bulunmasına rağmen propaganda amacıyla ele alınmamış ve ‘anıt heykel’ anlayışıyla sınırlandırılmamıştır. Bu önemli gelişmeye rağmen heykellerin başına gelmeyen kalmaz. Gürdal Duyar’ın Karaköy’deki Güzel İstanbul’u ‘müstehcen’ bulunarak Yıldız Parkı’nın ücra bir köşesine atılır. Muzaffer Ertoran’ın Tophane’deki ‘İşçi’sinin önce elleri kırılır, sonra yüzü ziftlenir. Nusret Suman’ın nereye dikildiği bile belli olmayan ‘Mimar Sinan’ının akıbeti bilinmez. Namık Denizhan’ın Taksim Parkı’ndaki ‘İkimiz’i dış etkenlere bağlı tahribat nedeniyle kaldırılır. Mehmet Uyanık’ın ‘Birlik’i 1986 yılında park düzenlemesi sırasında belediyenin kompresörünün hedefi olur. Bihrat Mavitan’ın Harbiye Hilton Oteli’nin önündeki ‘Yükseliş’i 1984 yılında yol yapım çalışmalarına kurban edilir. Ferit Özşen’in Akıntıburnu’ndaki ‘Yağmur’u doğanın gazabına uğrar. Füsun Onur’un Fındıklı Parkı’ndaki ‘Soyut Kompozisyon’u 1985 yılında Belediye Başkanı Bedrettin Dalan öneminde ortadan kaldırılır. Seyhun Topuz’un 4. Levent girişindeki heykeli 1984 yılında doğal şartlardan dolayı yıkılır. Tamer Başoğlu’nun Yenikapı’daki ‘Soyut Heykel’i 1986 yılında yok olur. Yavuz Görey’in Taşlık Parkı’ndaki ‘Soyut Heykel’inin bronz malzemeleri çalınır. Aynı şekilde Metin Haseki’nin Gümüşsuyu Parkı’na dikilen ‘Soyut Heykel’inin ömrü çok kısa olur, dikitlikten birkaç gün sonra bakır malzemesinden dolayı hurdacılar tarafından iç edilir. 20 heykelden geriye Kamil Sonad’ın Gülhane Parkı’ndaki ‘Çıplak’ı, Zerrin Bölükbaşı’nın Harbiye Orduevi bahçesindeki ‘Figür’ü, Aloş’un Bebek Parkı’ndaki ‘Soyut Heykel’i, Zühtü Müridoğlu’nun Fındıklı Parkı’ndaki ‘Dayanışma’sı, Hüseyin Anka Özkan’ın Gümüşsuyu Parkı’ndaki ‘Yankı’sı, Kuzgun Acar’ın Gülhane Parkı’ndaki ‘Soyut Heykel’i, eğer sayılırsa Muzaffer Ertoran’ın Tophane’deki yarım ‘İşçi’si, Gürdal Duyar’ın oradan oraya sürüklenen ‘Güzel İstanbul’u ile Hakkı Karayiğitoğlu’nun ‘Bahar’ı kalır. Kalanların büyük çoğunluğunun da hali ortadadır.
|

26-10-2010, 15:14
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
|
Bu heykel ve sanat severlik(!) konusunu din ile ilişkilendirmek de bence işin kolayı. Hem de aşağıda değineceğim İslam ile doğrudan ilişkili görünmesine rağmen.
Sanat ın veya bunun en bilinen biçimlerinden biri olan heykel ve resim sanatının doğrudan doğruya Din için olduğu dönemler sayılıdır. Bunu bir tek antik mısır uygarlığının tamamında ve ortaçağ hıristiyan kültüründe görürüz. Çünkü o dönemler sanat tamamıyla tanrıya olan bağlılığın görsel temsilleri olarak görülürdü. İşin komiği, bizde hala devam eden ve ahlaksızlık gerekçesiyle sürdürülen bu sanat kırıcılığı olayının bir benzerini en son yobaz hıristiyanlar avrupa da 8.9. yüzyıllarda ikonoklazma denilen dönemlerde görmekteyiz ki, bunun başlıca nedeni bizans ın islam dan etkilenmesidir. (işine öyle geldiği için)
Bana şimdi ahlak nedir ki diye de sormayın, sanırım post modern toplum sorgulamanın kendisini sorgulamaktan daha önemli bir marifet zannettiği için her şeyi sorgulayıp hiç bir sonuca ulaşamamayı da marifet sayıyor artık.
Ahlak, varolması için dini veya felsefi nedene dayanmak zorunda olmayan son derece insani duyguların genel ifade biçimidir, kökenini 10 emirden almaz ve kurumsal olmak zorunnda değildir. Bu durumda ahlaksızlık ve sapıklık ise bunun tam tersidir. Güya ahlakın temsili veya nedeni olduğunu iddia ettiği bir dini fikir,mistik inanç veya felsefi öğretinin içersinden cımbız ile cümle çekip kendi hayvani dürtülerine gerekçe yapmaya çalışır bunları. Mesela çıplak kadın resmi kötüdür demesinin nedeni kadınları düşünüyor olması gibi gösterir ama aslında çıplak kadın görünce ona saldırmak istediği için bunu ahlaksız olarak niteler ve benim ahlakımı bozuyor bu kendimi tutamıyorum der,beynini yitirmiştir çünkü kişisel yoksunluklarını bahane ederek ve bunlara zorbalıkla ulaşmayı ve tüketip horgörmeyi hakkı varsayarak.
Ancak, her nerede sanat eserleri kırılıyorsa orada mutlaka islam söylemlerine benzer putperestlik korkusu yani anti paganizm mevcuttur. Ancak kökeni islamdan eskidir. Nietszche nin deyimiyle, özgür iradeden yoksun asalak kitlenin zaferidir bu. Zayıfların, özgür iradeye sahip olanların uygar gerekçeler ve düzeltimciliği sebebiyle kendilerine gösterdiği merhameti yüzünden, zayıfların yani asalak kölelerin/çaba göstermeden hazıra konmak isteyenlerin çoğunluk iktidarından kaynaklanır.
Peki neden din ile ilişkilendirmeyeceğiz öyleyse? Çünkü kurumsal din, gerek kamusdal alanda gerek etkili olduğu oranda halk nezdinde sanat eserlerine karşı bir cihad teşvikinde bulunmaz doğrudan doğruya. Bunun asıl lokomotif unsurunu tek tip insan yaratma perspektifi ve onun tek tip askerleri oluşturmaktadır ve kişisel inançları da sadece bahane teşkil eder.
;Örnek vermek gerekirse, çıplak kadın resmi görmenin ahlakını bozacağını düşünen kişinin zaten öne sürüp sözde korumaya çalıştığı ahlakı hiç yoktur. Ahlaksız bir sapık olduğu için, erkek ise bu kişi (kadınları da onları daha iyi irdeleyebilen hemcinsleri anlatsınlar) çıplak bir kadının heykelini veya resmini görünce ağzının suları akar veya çıplak erkek görünce bastırmakla uğraştığı eşcinsel eğilimleri veya fiziki kompleksleri dürter hemen. Dolayısıyla bu kişiler hem ahlaksız hem sapık kişilerdir ve kendilerini normalden daha ahllaklıymış gibi sunabilmek için toplumun genel ahlakında bir yozlaşma olduğu masalını yaymakla uğraşıp durur ve kendi sapkınlıklarını anlatmakta olduklarının farkına da varamazlar.
Bütün bu sanat kırıcılığının nedeni bu adamların kaç kişi olduğuna bağlıdır ve toplumun geri kalan kesimi bu ahlaksızlığa karşı kayıtsız kalıp sessiz durduğunda ellerine boyaları veya çekiçleri alıp zaten hiç bir zaman üretken oolamayan zavallılıklarını üretilmiş şeyleri yok edip paröçalayarak tatmin ederler. Bunların benzerlerine her yerde rastlanır. Bazısı elindeki çakı ile her yere işaret bırakmaya çalışırken kızgınlık dönmemindeki bir erkek kadar beyin kapasitesine sahjiptir,bastırdığı ve bastırdığı için saçmalayıp saldırganlaşan cinsel güdülerinin esareti altındadır. Bu kişiler kıracak bir şey illa bulurlar bazen sokak lambalarına, bazen belediyenin halk için oturma maksatlı diktiği banklara saldırırlar ve sorarsanız hep bir aptalca cevapları bulunur. Ezik edebiyatı yapar, yozlaşmadan,dünyanın iğrençliğinden dem vururlar sürekli. Kimisi sokak lambası indirirken anarşist oluverir, kimisi tenha yerde kamu malını lüzumsuz bir şekilde tahrip ederken bana neden bir şey yok dercesine aslında bencil bir kinden ibaret olan düşüncesizliği ve kin i ile güya devlete kızmıştır ona küfreder, bir başkası da çok ahlaklı ve müslüman geçinip parktaki heykeli ahlaksızlığı veya komünizmi yaydığı gerekçesiyle kırmaya çalışır. Bunlar kafaları güzel ise ve hap falan atmışlarsa da klarşınıza çıkabilirler, durduk yere ne biçim adamsın sen diye insanı da dövmeye bıçaklamayac kalkışırlar, fırsat bulurlarsa yalnız bir kadını rahatsız edip tacizde bulunur,hatta tecavüz eder sonra da o kadının orada neden dolaşmakta olduğundan hareketle zaten arandığını söylerler. Böyledir bunların hepsi bir nevi asalaktırlar yani kimni dini bahane eder,kimi kendi yaşamındaki yoksunlukları bahane eder,kimi güya sistemi eleştirir vs.
Asıl bunları bir güzel pataklamak ve çemberde dönen fareye benzer görevlerle zorla çalıştırmak gerekir ki belki insan olmanın bir şeyleri yok edip haykırmaktan başka manalşarı da olabiledceğini öğrensinler,öğrenmiyorlarsa da antidotların yani kendilerini yok etmesine itiraz etme haklarının olmadığını anlasınlar.
Konu Orgon tarafından (26-10-2010 Saat 15:31 ) değiştirilmiştir..
|

26-10-2010, 17:48
|
|
Raporlu Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-02-2010
Mesajlar: 619
|
|
özet geç...
ayrıca ahlakınızı sikiyim. evet eziğim edebiyatı severim ve sokak lambası kırmak en büyük hobimdir.
günün birinde sağa sola dikilen putların kırıldığını da görebilmek isterim.
taştandı, tunçtandı, alçıdandı, kâattandı iki santimden yedi metreye kadar.
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan çizmeleri dibindeydik, şehrin bütün meydanlarında.
parklarda ağaçlarımızın üstündeydi; taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gölgesi,
taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın
odalarımızda taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gözleri önündeydik.
yok oldu bir sabah!
yok oldu çizmesi meydanlardan,
gölgesi ağaçlarımızın üstünden,
çorbamızdan bıyığı,
odalarımızdan gözleri,
ve kalktı göğsümüzden baskısı binlerce taşın tuncun alçının ve kâadın
Nazım Hikmet
(anlayamayacak olanlar için açıklama yapayım, her tarafta heyleli ve heykelciği bulunan Stalin geberip ahirete intikal ettikten sonra heykelleri de bir bir kaldırıldı)
|

26-10-2010, 21:37
|
 |
Bu gece birileri ölecek!
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2010
Nerden: Kali_fornia
Mesajlar: 1,401
|
|
|
Konu Kali tarafından (26-10-2010 Saat 22:05 ) değiştirilmiştir..
|

26-10-2010, 22:11
|
 |
CoSmiC VoiCe
|
|
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
|
|
Alıntı:
özet geç...
ayrıca ahlakınızı sikiyim. evet eziğim edebiyatı severim ve sokak lambası kırmak en büyük hobimdir.
günün birinde sağa sola dikilen putların kırıldığını da görebilmek isterim.
|
Sanane ezik,sana yazan kim ve ister özet geçerim ister destan yazarım, senin ezikliğinden ve hobilerinden de banane ki?
Nazım Hikmet ve stalin ne alaka şimdi ben de senin ideolojini sikiim. Her gördüğü heykeli put sanan zihniyetini de. Putperestiz var mı itirazın varsa bize ne bundan, ezik? : ))
Önüne gelen hıyar da konudan kendine alınacak bişi çıkarıp, imalı bir cevap verip alakasız bişi yazıyor yahu. Senin hobilerine birşey diyen mi oldu veya İran şahına (seversin sen onu) niye gaza geldin sen kendi kendine de bir de özet geçcek mişim sanki sana yazıyrum. Aptal mıdır nedir. : ))
Konu Orgon tarafından (26-10-2010 Saat 22:15 ) değiştirilmiştir..
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:34 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 khAos.info
|
|
|
|