Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Edebi Mevzular

Edebi Mevzular Özgürlüktür edebiyat..

Demian-Hermann Hesse...

Edebi Mevzular içerisinde Demian-Hermann Hesse... konusu: * İçimde dışarı çıkmak isteyen bir şey vardı, ben onu yaşamaya çalışıyordum yalnızca... Neden böylesine güçtü bu?... Giriş * Her insanın yaşamı, onu kendisine götüren bir yoldur. Bir yol denemesi, ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 18-01-2008, 21:23
Ebruli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yitikmavi
 
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
Blog Başlıkları: 1
Post Demian-Hermann Hesse...


* İçimde dışarı çıkmak isteyen bir şey vardı, ben onu yaşamaya çalışıyordum yalnızca...
Neden böylesine güçtü bu?...

Giriş

* Her insanın yaşamı, onu kendisine götüren bir yoldur. Bir yol denemesi, bir yol taslağıdır. Hiçbir insan yüzde yüz kendisi olamamıştır ama yine de herkes gücü yettiğince ilerler bu yolda. Kimi biraz daha gözü açık, kimi biraz daha gözü kapalı...

Sh. 10

* Cesaret ve karakter sahibi kişiler, başkalarına her zaman pek korkutucu görünür çünkü; korkusuz ve korkutucu insanların soyundan gelen kişilerin ortalıkta dolaşması ise pek hoşa gidecek şey değildi.

Sh. 42

* İnsan birinden korkuyorsa, o kimsenin kendi üzerinde söz sahibi olmasına izin vermiş demektir...

sh.53

* İnsanın kendini, kendisine götüren yolu izlemesi kadar dünyada nefret ettiği başka bir şey daha yoktur...

sh.62

* İtici güçler hep 'öteki dünya'dan kaynaklanıyor, yanında korkular, zorlamalar ve vicdan azapları getiriyor, hep devrimci bir nitelik taşıyor, sürekli yaşamak istediğim barış ortamı bakımından bir tehdit oluşuruyordu...

Sh. 64/5

* Söz konusu güçlüğü yaşamayan hiç kimse yoktur. Sıradan bir insanın yaşamında bu öyle bir dönüm noktasıdır ki, özyaşamın istekleri çevreyle en amansız çatışma durumuna girer, ileriye giden yol en çetin savaşımlar sonunda ele geçirilir. Pek çok kişi, hepimizin yazgısı olan ölümü ve yeniden dünyaya gelişi yalnızca söz konusu olan dönemde yaşar. Tüm sevdiklerimizin bizi terk ettiğini görüp ansızın çevremizde evrenin yalnızlığını ve ölümcül soğukluğunu hissederiz, çocukluğumuz çürüyüp dökülür, çöker, yıkılır yavaş yavaş. Pek çok kişi bu sivri kayaya bindirir ve bir daha kurtaramaz kendini, bir daha geri gelmeyecek geçmişe, yitirilmiş cennetin düşüne, tüm düşlerin bu en haini ve acımasızına sarılıp kalarak acılar içinde kıvranır...

sh.66

* - 'Her istediğin şeyi gerçekten bir başkasına düşündürte bilirmisin?' diye sordum bir ara...

* Demian bu konuda seve seve bana bilgi verdi. Her zaman ki büyük insan haliyle sakin ve nesnel açıklamalarla bulundu...

* - 'Hayır' dedi. 'Olanaksız böyle bir şey. Çünkü insan irade bakımından özgür sayılmaz, rahip istediği kadar öyleymiş gibi yapsın. İnsan iradesi özgür değildir. Ne bir başkası canı istediği şeyi düşünebir, ne ben ona kendi istediğim şeyi düşündürtebilirim. Ne var ki, bir insanı gereği gibi gözlemlediğimizde, onun ne düşündüğünü, ne hissettiğini kesin olarak söyleyebiliriz. Ayrıca bir sonraki anda onun ne yapacağını da önceden kestirebiliriz. Oldukça basit bir şey ama insanlar bunu bilmez, o kadar. Elbette çalışıp egzersiz yapmak gerekir üzerinde. Örneğin kelebekler arasında bazı pervane türleri vardır. Dişileri erkeklerinden çok daha azdır. Pervaneler de bütün hayvanlar gibi ürerler, yani erkek dişiyi döller, dişi de yumurta yapar. Şimdi diyelim senin bu elinde bu pervanelerden bir dişi var; doğa bilginlerinin sık sık denediği gibi, geceleyin erkek pervaneler bulunduğu yerlerden uçup bu dişiye gelirler. Hem de saatlerce uzaktan!.. Düşün bir, saatlerce uzaktan!.. Kilometrelerce uzaktan bütün bu erkek pervaneler çevredeki biricik dişinin varlığını hissederler. Bu durumu açıklamak için çalışmalar yapılıyor ama kolay değil. Nasıl ki iyi bir av köpeği, farkına varılması güç bir izi ele geçirir ve izlerse onu, söz konusu erkek pervanelerde de bir çeşit koku alma duyusu ya da buna benzer bir organ aynı işi görüyor olmalı. Bilmem anlıyor musun beni?... Çok ilginç şeyler, böyle şeylerle dolup taşıyor doğa, kimse de bunları açıklayamıyor. Ama ben diyorum ki, pervanelerin dişileri de erkekleri gibi çok olsaydı, erkeklerinde öylesine hassas bir koku alma duyusuna rastlayamazdık!.. Böyle bir yeteneğe sahip olmalarının tek nedeni, kendilerini bu yolda çalışıp eğitmeleridir. Bir hayvan ya da bir insan bütün dikkatini ve iradesini belli bir şey üzerine yöneltirse, o şeyi ele geçirir sonunda. Hepsi bu kadar...

Sh.74

* - Peki bu irade nasıl bir şeydir?.. Hem insanın iradesinin özgür sayılamayacağından söz ediyorsun, hem insan yeter ki iradesini belli bir amaca yöneltsin, o zaman bu amaca kavuşabilirsin diyorsun. Hiç olur mu böyle bir şey!.. Ben kendi irademe söz geçiremiyorsam, onu dilediğim gibi şu ya da bu nesne üzerine yöneltebilmem düşünülebilir mi?...

* - İyi ki sordun!.. dedi gülerek. Hep soracaksın, hep kuşku duyacaksın. Şimdi sorduğun şey çok basit. Diyelim ki, bir pervane iradesini bir yıldıza ya da bir başka şeye yöneltmek istedi, asla başaramaz bunu. Hatta böyle bir şeye de kalkışmaz hiç, yalnızca kendisi için bir anlam ve önem taşıyan, kendisinin gereksinme duyup mutlaka ele geçirmek zorunda olduğu şeye bakar. Ve bu konuda inanılmayacak işlerin bile üstesinden gelir. Öyle tılsımlı bir altıncı duyu geliştirir ki, bir başka hayvanda böyle bir duyuya rastlanmaz!.. Kuşkusuz bir insanın etkinlik alanı bir hayvanınkinden daha geniştir,ilgi duyduğumuz nesneler daha çoktur. Ama biz de hayli dar bir çemberin içinde hapsolmuş yaşarız. Bu çemberin dışına çıkmak elimizden gelmez. Elbette falan ya da filan şeyin hayalini kurabilirim. Örneğin Kuzey Kutbuna gitmem gerektiğini geçirebilirim kafamdan ya da bunun gibi bir şey ama istek benim kendi içimden kaynaklanıyor ve varlığım gerçekten böyle bir istekle dolup taşıyorsa, ancak o zaman belli bir şeyi yeterince güçlü şekilde arzulayıp gerçekleştirebilirim. Böyle bir durumu yaşar da, sana kendi içinden yapman buyrulan bir şeyi yapmaya kalkarsan başarıya ulaşabilir, o zaman iradeni bir arabanın önüne koyulan beygir gibi söz konusu işe koşabilirsin...

Sh.75-76

* Büyünün bozulması, alışılmış duyguları ve kıvançları çarpıtıp çirkinleştiriyor, sararıp solmalarına yol açıyordu; parkın burcu burcu kokusunun yerinde yeller esmekteydi artık; orman eski çekiciliğini yitirmiş, çevremdeki dünya tasfiye edilen bir mağazada satışa çıkarılan modası geçmiş malları anımsatıyordu,işte öylesine yavan ve zevksizdi. Kitaplar bir kağıt yığını, müzik ise bir gürültüydü yalnızca. Sanki güz ortasında bir ağacın dört bir yanından yapraklar dökülüyordu da, ağaç bunun farkına varmıyordu. Ağacın üzerinden yağmur aşağılara süzülüyor, güneş ya da ayaz üzerinden gelip geçiyor, yaşam yavaş yavaş gerileyerek ağacın en iç kısmında alabildiğine dar bir bölgeye sıkışıyordu. Ama ağaç ölmüyor, ağaç bekliyordu.

Sh. 89

Konu Ebruli tarafından (18-01-2008 Saat 21:32 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 18-01-2008, 21:24
Ebruli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yitikmavi
 
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
Blog Başlıkları: 1
* Sağda solda dolaşıp dünyayı horlayan ben!.. Mağrur bir ruhla ve kafasında Demian’ın düşünceleriyle ben!.. Böyleydim işte, insanlığın yüz karasıydım, bir domuzdan kalır yanım yoktu, sarhoştum ve pislik içindeydim, iğrenç ve aşağılık bir yaratıktım, vahşi bir hayvandım, kepaze içgüdüler üzerime çullanmıştı!.. Böyleydim işte, her şeyin saf, parlak ve narin inceliklerle örüldüğü o bahçelerden gelen ben, Bach’ın müziğine ve güzel şiirlerine gönül veren ben!.. Kendi gülüşüm, bu sarhoş, engellenemeyen kesik kesik ve salaçca içerlerden kopup gelen gülüş hala kulaklarımda çınlıyordu. İşte buydum ben!..

Sh.97/7

* Yaptığım her şey, kendimi zorlayışın bir sonucuydu. Yaptıklarım, yapmam gereken şeylerdi. Çünkü başka türlü nasıl davranacağımı bilemiyordum… Uzun süreli yalnızlıklardan, beni sürekli bir gerilim içinde tutan o bir sürü ince, utanç dolu, içtenlikli duygulardan, ikide bir kafama üşüşen o narin sevgi düşüncelerinden korkuyordum…

Sh.99

* Tanrı’nın bizi yalnız bıraktığı ve içlerinden birini izleyerek kendi kendimizi bulmamıza olanak sağladığı pek çok yol vardır…

Sh.100

* Düşler vardır hani, prensese götüren yolda batağa, pislikten geçilmeyen leş kokulu sokakların çamuruna, çirkefliğine gömülüp kalır insan, benim de işte böyleydi durumum. Bana pek de hoş olduğu söylenemeyecek böyle bir yol izleyip yalnızlık çekmek, kendimle çocukluğumun arasına kapalı bir cennet kapısını yerleştirmek düşmüştü, kapının önünde acımasız bir görkem içinde bekçiler dikiliyordu. Bir başlangıçtı bu, kendime kavuşma özleminin gözlerini içimde açmasıydı.

Sh.100

* Dünya benim gibilerine gereksinim duymuyor, kendilerine daha iyi bir yer buyur edip vermiyor, önlerine daha yüce ödevler çıkarmıyorsa, benim gibi helak olup giderdi işte. Bundan doğacak zararı dünya çeksindi artık…

Sh.101

* Yazgı ve gönül aynı kavramın değişik adlarıdır…

* Sen buna bağlısın ama sen değil, resmin yalnızca; sen, benim yazgımdan bir parçasın…

Sh.110

* İçimizde her şeyi bilen, her şeyi isteyen, her şeyi bizim kendimizden daha iyi yapan birinin bulunduğunu bilmek ne iyi!..

Sh.113


* Kuş yumurtadan çıkmak için savaş veriyor. Yumurta dünyadır. Doğmak isteyen, bir dünyayı yok etmek zorundadır. Kuş Tanrı’ya doğru uçuyor. Tanrı’nın adı Abraxas’tır..

Sh.119

* İnsan bir şeyi yeterince güçlü biçimde isterse, istediği şey gerçekleşiyordu…

* İlkçağdaki tarikatların ve gizemci toplulukların savundukları düşünceler, akılcı bir bakış açısından görüldüğü kadar naif değildir. İlkçağ bizimkisi gibi, bir bilim anlayışından uzaktı. Buna karşılık felsefi-gizemci doğruları kendine uğraş alanı seçmişti ve uğraş ta çok gelişmiş düzeydeydi. Kısmen söz konusu uğraştan büyü ve sihir doğdu, bu da kuşkusuz sık sık aldatmalara ve suç oluşturan bir takım eylemlere itti insanları. Ne var ki, büyü de soylu bir kaynaktan çıkıp gelmişti ve derin düşünceleri içeriyordu. Yunanca kökenli büyü sözleriyle ilişkili olarak geçer rastlanan bir büyü şeytanının adı diye bilinir. Ama öyle anlaşılıyor ki, Abraxas’ın daha da zengin bir anlamı var. Örneğin bunu, görevi Tanrısal ile Şeytansal arasında simgesel bir bağlantı kurmak olan bir Tanrı’nın adı gibi düşünebiliriz.

Sh.120/121

* Aynı bedende hem melek hem iblis, hem erkek, hem dişi, hem insan hem hayvan, hem alabildiğine iyi, hem son derece kötü. Bunu yaşamaya yükümlü kılınmış, bunu tatmak yazgım olarak belirlenmişti. Söz konusu yazgıya karşı özlem duyuyor, aynı zamanda da ondan korkuyordum. Ama ortada duruyordu yazgı, başımın üstünde dolanıyordu…

* Üstesinden gelemeyeceğim tek şey vardı: Karanlıklarda saklı yatan amacı içimden çekip çıkararak başkaları gibi karşımda bir yere oturtmak…

Sh.124

İçimde dışarı çıkmak isteyen bir şey vardı, ben onu yaşamaya çalışıyordum yalnızca...
Neden böylesine güçtü bu?...

Sh.125

Özlem, dünyaya alabildiğine içtenlikle kucak açış ve yine dünyadan alabildiğine çılgınca bir ayrılış, insanın kendi karanlık ruhuna yakıp kavurucu bir tutkuyla kulak verişi, teslimiyetteki esriklik ve harikuladeliğe karşı derin bir ilgi…

Sh.128

Ahlakçı tutum, şimdiye kadar acı çekmekten başka işime yaramadı. Söylemek istediğimi doğru dürüst dile getiremiyorum. Hem Tanrı hem Şeytan denecek bir tanrının var olması gerektiğini düşünebiliyor musunuz?.. Zamanında böyle bir tanrı varmış işittiğime göre…

Sh.130
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 18-01-2008, 21:24
Ebruli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yitikmavi
 
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
Blog Başlıkları: 1
* Pek çok insanın tükürüp geçtiği bir duvarı seyretmenin ne iyi, ne uyarıcı bir şey sayıldığından söz ediliyordu…

* Bizler kişiliğimizin sınırlarını her zaman fazlasıyla dar çizeriz. Yalnızca bireysel bakımdan gördüğümüz şeyi, kişiliğimizin kapsamı içine alırız…

Sh.136

* İnsanın dünyayı içinde taşıması ayrı bir şey, bunu içinde taşıdığını bilmek ayrı!..

Sh.137

* Sizin uçmanızı sağlayan itici güç, hepimizin içinde saklı yatan o büyük insanlık hazinesidir. Tüm güçlerin kökleriyle bir birlik ve beraberlik duygusudur ama çok geçmeden uçmak korkutur insanı. Tehlikesi işte öylesine büyüktür!.. Bu yüzden insanların çoğunluğu uçmaktan seve seve el çeker, yasal düzenlemelerin yol göstericiliğinde kaldırımlarda yürümeyi yeğ tutarlar…

Sh.138/139

* Sizin söylediğinize göre dedi bir defasında, müziği ahlaksal nitelik taşımadığı için seviyorsunuz. Kabul. Ama kendinizin de ahlak savunucusu biri olmamanız gerekmiyor mu bu arada!.. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamanız doğru mu?.. Doğa sizi yarasa olarak yaratmışsa, kendinizi nasıl devekuşu yapabilirsiniz?..

* - Ürkmüş atıldım : Ama insan aklına esen her şeyi yapamaz ki!.. Örneğin kendisinden hazmetmediği için bir insanı tutup öldüremez kimse…

- Yerine göre bunu da yapabilir. Ama genellikle yanılgıya düşülür yeri konusunda. Hem ben size aklınızdan geçen her şeyi yapın demiyorum. Hayır!.. Ama aklınıza gelen ve hepsi kendine göre bir anlam içeren düşünceleri, kafanızdan kovarak ya da ahlak açısından ele alarak sakıncalı duruma sokmayın…

* Biz bir insandan nefret ettiğimizde, kendi içimizde yuvalanıp bu insanın görüntüsüyle karşımıza çıkan birinden nefret ederiz… Bizim kendi içimizde olmayan şey, bizi kızdırmaz…

* - Dışımızda gördüğümüz şeyler dedi Pistorius alçak sesle, içimizdekilerin aynısıdır. İçimizdekinin dışında başka bir gerçek yoktur. İnsanların çoğunun gerçeğe bu kadar aykırı bir yaşam sürmesinin nedeni, kendileri dışındaki görüntüleri gerçek saymaları, içlerindeki dünyaya ise asla söz hakkı tanımamalarıdır…

* Çoğunluğun izlediği yol kolaydır. Bizimkisi ise zor…

Sh. 144-145-146

* Kendi deneyiminden kaynaklanmayan, izleyecek gücü henüz kendimde görmediğim bir öğüdü, bir başkasına veremezdim…

Sh. 149

* Dostu ya da öğretmeni yadsıyan her düşünce zehirli dikenini kalbimize batırır, kendimizi savunmak için başvurduğumuz her darbe kendi suratımıza iner…

Sh. 158

* Herkesin yapabileceği bir iş vardı ama kendi seçebileceği, tanımlayabileceği ve gönlünce yönetebileceği bir iş kimseye verilmemişti. Yeni Tanrı’lar istemek yanlıştı, dünyaya herhangi bir şey vermeye kalkmaksa tümüyle yanlıştı!.. Uyanık insanları bekleyen tek ama tek görev vardı: Kendini aramak, kendi içinde bir sağlamlığa kavuşmak, el yordamıyla kendine özgü yolda ilerlemek, yolun nereye çıkacağını aldırmamak…

Sh. 163

* Bir kağıda şu notu çiziktirdim: Kılavuzum beni terk etti. Zifiri karanlıkta kaldım. Tek başıma adım atacak gibi değilim. Bana yardım et!..

Sh.166

* Demian, dört bir yandan insanların bir araya gelip sürüler oluşturduğunu, oysa özgürlük ve sevgi denen şeye hiçbir yerde rastlanmadığına belirtti. Öğrenci dernekleri, şarkı ve türkü topluluklarından uluslara varıncaya kadar bütün bu bir araya gelmelerin zorlama bir nitelik taşıyıp, sıkıntıdan korkudan ve ne yapacağını bilememekten kaynaklandığını, içte ise söz konusu beraberliklerin çürüyüp kokuştuğunu, eskiyip yıkılmaya yüz tuttuğunu açıkladı…

Beraberlik güzeldir. Ama dört bir yanda yeşerip boy attığını gördüğümüz durum için bir beraberlik denemez asla. Gerçek bir beraberlik yeni doğacak, bireylerin birbirini daha iyi tanımasından kaynaklanacak ve bir süre için dünyaya bir başka biçim verecektir. Şu an beraberlik adı altında gözlemlenen şey, bir sürü oluşumudur yalnızca…

İnsanlar birbirlerine kaçıp sığınıyorlarsa, birbirlerinden korktukları içindir. Beyler kendi aralarında birbirlerine sığınıyor, işçiler kendi aralarında, bilginler yine kendi aralarında birbirlerine kaçıp sığınıyorlar. Peki niçin korkuyorlar birbirlerinden?... Kendi kendisiyle uzlaşamayan insan korkar yalnız. Şimdikiler korkuyorsa, kendi kendilerini tanımak istemediklerindendir…

* İdeal niteliğini yitirmiş ideallere sarılırlar hep, ortaya yeni bir ideal koymak isteyeni de taşa tutarlar…

Sh.173-174

* Her tarafta insanlar özgürlük ve mutluluk denen şeyi gerilerde bıraktıkları bir yerde arıyor, bunu da sorumluluklarının kendilerine hatırlatacağı ve özellikle kendileri için belirlenip izlemleri gereken yola dikkatlerinin çekileceği korkusuyla yapıyorlardı…

Sh. 176

* Kavuşma diye bir şey yoktur. Ama dost yolların birbirine kavuştuğu yerde, bütün dünya insanın gözüne vatan gibi görünür…

Sh. 179
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 18-01-2008, 21:25
Ebruli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yitikmavi
 
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
Blog Başlıkları: 1
* - İzleyeceği yol, herkes içinde bu kadar güç müdür?..

- Doğmak, dünyaya gözlerini açmak güçtür her zaman. Biliyorsunuz, yumurtadan çıkarken zorlanır bir kuş. Gözlerinizi geriye çevirip sorunuz: Yol o kadar güç müydü gerçekten?.. Yalnızca güç müydü?.. Bir güzelliği de yok muydu?... Bundan güzel, bundan kolay bir yol biliyor muydunuz?...

- Sanki uykuda konuşur gibi güçtü dedim. Düş çıkıp gelene kadar güçtü…

- Doğru; insan kendi düşünü bulmak zorundadır. O zaman kolaylaşır yol. Ama hep sürüp gidecek bir düşte gösterilemez… Her düşün yerini bir yenisi alır, hiçbir düşü sımsıkı kavrayıp bırakmamaya kalkmamalıdır insan…

Sh. 181

* Düş yazgınızı oluşturduğu süre ona sadakatten ayrılmamalısınız…

Sh. 182

* Yine de dünyadan asla kopmuş sayılmazdık. Düşünce ve konuşmalarımızda genellikle dünyanın orta yerinde buluyorduk kendimizi. Ancak değişik bir alandaydık, insanların çoğunluğundan belli sınırlarla değil, yalnızca görmenin bir başka biçimiyle ayrılıyorduk…

Sh. 184

* Bizim görev diye benimseyip yazgı diye baktığımız tek şey vardı: İnsanın tamamen kendi kendisi olması, doğanın kendi içindeki etkin özüne uygun davranması ve onun isteminden dışarı çıkmaması, belirsiz gelecek topluca ya da tek tek önüne ne çıkarsa öpüp başına koyması…

Sh. 186

* Kendinizi inanmadığınız isteklerin eline bırakmamalısınız…

Sh. 189

* Seven biri ne sevdiğine yalvarıp yakarır ne de ondan bir istekte bulunur. Sevgi kendi içinde bir kesinliğe, bir olgunluğa ulaşacak gücü barındırmalıdır…

* Günün birinde beni kendine çekecek gücü gösterdiğinde, gelirim o zaman. Armağanlar vermek istemem ben, ele geçirilmek isterim…

Sh. 190

* Çokları sever ama kendilerini yitirir…

Sh. 191

* Ölüm olmadan yeni bir şey gerçekleşemez…

Sh. 198
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 18-01-2008, 21:28
tutunamayanlar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 01-11-2007
Nerden: dünyadan
Yaş: 36
Mesajlar: 249
kendi kafasıyla düşünemeyecek ve kendi kendisinin yargıcı olamayacak kadar rahatını sevenler,yasaklara olduğu gibi boyun eğerler.böylelerinin işi kolaydır..ötekiler ise yasaklarını kendi içlerinde hissederler...öyle olur ki;her dürüst insanın allahın günü yapabildiği şeyler yasaktır böyleleri için;öte yandan yasaklanmış şeyleri yasak saymazlar...herkes kendi işini kendisi görmek zorundadır...
okuduğum en güzel kitaplardan birisidir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 18-01-2008, 22:41
hickimsemisin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 18-01-2008
Mesajlar: 19
teşekkürler.............


ne kadar çok söylersen karşındaki o kadar az hatırlar.az konuş, kazancın çok olsun.FENELON....
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 19-01-2008, 00:21
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 17-01-2008
Mesajlar: 9
Standart Bozkırkurdu - Hermann Hesse

Bozkırkurdu

Hermann Hesse

Ortaçağ'daki acımasızlıklara ilişkin bir söyleşinin ardından bana demişti ki: "Bu acımasızlıklar gerçekte acımasızlık değildir. Ortaçağ'ın bir insanı, bizim bugünkü yaşam üslubumuzu bambaşka açıdan değerlendirerek tümüyle acımasız, dehşet verici ve barbarca görüp aşağılardı!
Her çağ, her uygarlık, her gelenek ve görenek kendine özgü bir üslubu içerir, kendisine yaraşır incelikleri ve sertlikleri ve acımasızlıkları vardır. Kimi acıları pek doğal karşılar, kimi kötülükleri sabırla sineye çeker. Ne zaman ki iki çağ, iki uygarlık ve iki din birbiriyle kesişir, işte o zaman insan yaşamı gerçek bir acıya, gerçek bir cehenneme dönüşür.
Ortaçağ'da yaşayacak antik dünyanın insanı havasızlıktan içler acısı bir şekilde boğulup giderdi, bizim uygarlık ortamında bir ilkelin havasızlıktan boğulup gideceği gibi tıpkı. Öyle çağlar vardır ki, bütün bir kuşağın insanları iki çağ, iki ayrı yaşam üslubu arasında sıkışıp kalır, her türlü doğallık, her türlü gelenek ve görenek, her türlü korunmuşluk ve suçsuzluk çıkıp gider elden. (sayfa 25)
Amaçlarından hiçbirini paylaşmadığım, sevinçlerinden hiçbiri bana bir şey söylemeyen bir dünyanın ortasında bir bozkırkurdu ve sefil bir münzevi olmayıp ne yapacaktım! (sayfa 32)
İstesem ulaşabileceğim, benim dışımda binlerce kişinin ele geçirmek için itişip kakıştığı, uğraşıp didindiği bu neşe ve sevinçleri anlamam ve paylaşmam olanaksız. Beri yandan, benim o şenlikli saatlerimde yaşadıklarımı, benim için haz, yaşantı, cazibe ve huşu olan şeyleri dünya tanısa tanısa sanat yapıtlarından tanıyor, sanat yapıtlarında arayıp seviyor onları. Yaşamın içinde ise hepsini kaçıkça buluyor. Ve doğrusu dünya haklıysa, kafeteryalardaki bu müzik, bu kitlesel eğlenmeler, az şeyle yetinen bu Amerikalılaşmış insanlar haklıysalar, o zaman ben haksızım demektir, o zaman kaçık biriyim ben, o zaman sık sık kendime verdiğim isimle bir bozkırkurduyum, yolunu şaşırıp kendisine yabancı ve anlaşılmaz bir dünyada gözünü açan bir hayvanım... (sayfa 33)
Sanırım on dakika kadar bir gazeteye göz attım, başkalarının sözlerini ağzında uzun uzadıya çiğneyip tükürükle yoğurduktan sonra yutan, ama sindirmeksizin yine kusup atan sorumsuz bir insanın düşüncelerinin gözlerimden geçip varlığımdan içeri girmesine göz yumdum. (sayfa 37)
... bir dost sıcaklığının gerçekleşmeyecek özlemiyle kendi kendimi yiyip bitirmem gülünçtü. yalnızlık bağımsızlıktır, yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştim. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi, yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulâde sessiz ve büyük. (sayfa 40)
Bazıları kendisine başkalarına benzemeyen kibar ve zeki bir insan gözüyle bakıp seviyorlarsa da sonradan dehşete düşüp düşkırıklığına uğruyor, çünkü ansızın onun içinde bir kurdun yaşadığını anlıyorlardı. (sayfa 47)
Gecelerin insanı olması da Bozkırkurdu'nun belirgin özellikleri arasındaydı. (...) Ancak öğle sonraları ısınıp canlanıyor iyi günlerinde ancak akşam üzerleri verimli, enerjik biri olup çıkıyor, bir kor gibi yanıp tutuşuyor bazen, gönlü şenleniyordu. (sayfa 49)
Kendini asla para için, rahat bir yaşam için satmamış, asla kadınlara ya da güç sahiplerine kendini peşkeş çekmemişti; özgürlüğünü koruyabilmek uğruna bütün dünyanın gözleri önünde kendi çıkarına ve mutluluğuna yüzlerce kez sırt çevirmiş, elinin tersiyle bunları bir kenara itmişti. Bir yerde memurluk yapmak, günü ve yılı belli zamanlara bölerek yaşamak, başkalarının sözünü dinlemek düşüncesi kadar iğrenç ve korkunç bulduğu bir başka şey daha yoktu. (sayfa 50)
... kavuştuğu özgürlüğün ortasında birden şunu fark etmişti ki özgürlüğü ölümdü, tek başına kalmıştı, dünya onu korkunç bir şekilde kendi haline bırakmıştı; insanlar onu ilgilendirmemeye başlamış, hatta kendisi bile kendisini ilgilendirmez olmuştu; dış dünyayla ilintisizliğin ve yalnızlaşmanın giderek büyüyen havasızlığında yavaş yavaş boğulmaya başlamıştı. Çünkü artık ortada öyle bir durum vardı ki, yalnızlık ve bağımsızlık, istek ve amacı olma özelliğini yitirmiş, onun yazgısına ve mahkumiyetine dönüşmüştü. (...)
İçi özlem ve iyi niyetle dolup taşarak kollarını uzatıp bağlanmalara ve birlikteliklere hazır olduğunu açıklaması boşunaydı, artık tek başına bırakılmıştı. Davetler, armağanlar, sevimli mektuplar alıyorsa da kimse onun yanına fazla yaklaşayım demiyor, kimseyle bağlantı kuramıyor, yaşamını paylaşmaya istekli ve yetenekli biri çıkmıyordu. Yalnızlık atmosferiyle, sessiz bir atmosferle sarılıp kuşatılmıştı; çevre elinden kayıp gitmiş, başkalarıyla ilişki kurmasını önleyen ve hiçbir istem, hiçbir özlemle giderilemeyen bir güçsüzlük üzerine çullanmıştı. (sayfa 51)
Hayatı yoğun olarak yaşayabilmenin tek yolu, faturayı ben'e ödetmektir. Orta sınıftan biri için kendi ben'inden değerli bir şey yoktur. Dolayısıyla yoğunluk pahasına kendini ayakta tutar, güven içinde yaşar. (...) Bu yüzden, yaratılış bakımından, orta sınıfa mensup biri güçsüz bir yaşam dürtüsüyle donatılmıştır, korkaktır, kendisini elden çıkarmaktan çekinir, kolay yönetilecek biridir. Dolayısıyla güç yerine çoğunluğu, şiddet yerine yasayı, sorumluluk yerine oylamayı seçmiştir. (sayfa 57)
Gerçekte burjuvazinin diri gücü asla normal üyelerinin özelliklerinden değil, ideallerinin silikliği ve esnekliği dolayısıyla kendi kapsamı içine alabildiği olağanüstü çok sayıdaki outsider'lardan kaynaklanır. (sayfa 58)
İçlerinde pek çok parçadan oluştukları sezgisi beliren ve kişiliklerinin bir bütünlük taşıdığı kuruntusunu her dahi gibi aşarak, pek çok ben'den bir çıkın oluşturduklarını duyumsayan kişiler bunu açığa vurmayagörsün, hemen çoğunluk kendilerini deliğe tıkacak, bilimi yardıma çağırıp onlara şizofreni damgasını vuracak ve böylelikle insanlığın üzerine kol kanat gererek söz konusu talihsiz kişilerin ağzından gerçeğin sesini işitmek zorunda kalmamasını sağlayacaktır. (sayfa 64)
Beden olarak her insan tektir, ruh olarak asla. (sayfa 64)
Kişilik kuruntusunun maskesini alaşağı etmek için Hindistan'ın binlerce yıldır gösterdiği yoğun çabayı, Batı aynı kuruntunun desteklenip pekiştirilmesi için harcamıştır. (sayfa 66)
Ruhunun derinliklerinde yatan misyon insanı us'a, Tanrı'ya doğru iter, ruhunun derinliklerinde yaşayan özlem ise geriye doğru çeker, doğadan, ana'dan yana yöneltir, böylece insanın yaşamı her iki güç arasında salınıp durur. (sayfa 67)
"İnsan"ın yaratılış süreci sona ermiş bir varlık değil, usun bir dayatması olduğunu, korkulduğu kadar özlenen, uzak bir olasılık niteliği taşıdığını ve oraya götürecek yolun her zaman ancak bir bölümünün, kendilerini bugün bir giyotinin, yarın bir şeref anıtının beklediği eşine az rastlanır tek tek bireyler tarafından müthiş acı ve cezbelerle geride bırakılabileceğini Bozkırkurdu da sezer. Ne var ki, içindeki "kurt"a karşılık "insan" diye nitelediği şey, burjuva geleneğinin "orta yol" insanından başkası değildir. (sayfa 67)
Mutlu çocuk ezgisini söyleyen sempatik ama duygusal adam da doğaya, masumiyete, gelişim sürecinin başlangıç aşamalarına dönmeyi arzuladığını açığa vurur; ama tümüyle unuttuğu bir şey vardır, çocuklar da asla mutlu değildir, onlar da pek çok çatışmayı, çelişkiyi ve acıyı yaşayabilen varlıklardır. (sayfa 69)
Her doğuş, evrenden bir ayrılış demektir; belli sınırlarla çevrilmek, Tanrı'dan kopup soyutlanmak demektir. (sayfa 70)
... böyle aşağılayıcı yazılar beni artık kızdırmıyorsa da hüzünlendiriyor bazen. Yurttaşlarımdan üçte ikisi bu tür gazeteleri okuyor, sabah ve akşam, gazetelerdeki bu havayı soluyor, her Allah'ın günü belli doğrultuda yönlendiriliyor, uyarılıyor, kışkırtılıyor, durumdan hoşnut olmayan kötü yürekli insanlara dönüştürülmeye çalışılıyor. (...) olumlu düşünen iki üç kişi çıksa da, her Allah'ın günü binlerce gazete, dergi, konuşma, açık ya da gizli oturum tam tersini yapmaya çalışıyor, amaçlarına da ulaşıyorlar. (sayfa 127)
Sevdiğim kadınlardan her zaman aydın ve kültürlü olmalarını beklemiş, en aydın ve en kültürlü kadının bile asla içimdeki logos'a yanıt vermediğinin, tersine ona karşı çıktığının asla farkına varmamıştım; sorunlarımı ve düşüncelerimi kadınlara taşıyıp durmuştum hep, pek kitap okumamış, yaşamın ne olduğunu pek bilmeyen, bir Çaykovski'yi bir Beethoven'den ayırt etme yeteneğinden yoksun bir kadını bir saatten uzun bir süre sevmemi düpedüz olanaksız görmüştüm. (sayfa 154)
Yaşam konusunda bir fikrin vardı; içinde bir inanç, bir beklenti yaşıyordu; eylemlere, acılara ve özverilere hazırdın. Ama yavaş yavaş anladın ki, dünya hiç de senden eylemler ve özverilerde falan bulunmanı istemiyor, yaşam kahraman rollerine ve benzeri şeylere yer veren bir kahramanlık destanı değil, insanların yiyip içmeler, kahve yudumlamalar, örgü örmeler, iskambil oynamalar ve radyo dinlemelerle yetinip hallerine şükrettikleri rahat bir orta sınıf evidir. (sayfa 162)
Mozart. Onun durumu nasıldı peki? Onun yaşadığı çağda kim yönetti dünyayı? Kim işin kaymağını yedi? Mozart mı, yoksa işini bilenler mi? Mozart mı, yoksa sıradan, sığ insanlar mı? Nasıl öldü Mozart? Nasıl gömüldü? Sanırım hep öyle oldu, ileride de öyle olacak. Okullarda 'dünya tarihi' denen ve kültürün bir parçası olarak ezberletilen şey, bütün o kahramanları, dahileri, büyük işleri ve duygularıyla aldatmacadan başka bir şey değil, okulda geçirecekleri yıllar boyunca çocukların bir şeyle oyalanmaları için öğretmenler tarafından eğitim amacına yönelik olarak kotarılmış bir aldatmaca. Her zaman öyle oldu, her zaman da öyle olacak. Zaman ve dünya, para ve güç, küçük ve sığ insanların elinde bulunacak her zaman, asıl insanların elinde ise hiçbir şey. (sayfa 164)
Çağın insanı duygusallık diye nitelendiriyor bunu; nesneleri, en kutsal şeyi olan arabasını bile sevmiyor, bir an önce onu elinden çıkarıp, yerine daha üstün bir modelini geçirebilmeyi umuyor. (sayfa 172)
Kişiliğiniz, içine kapatıldığınız bir hapishanedir. (sayfa 190)
... insan bir yığın ruhtan, pek çok ben'den oluşur. sözde bütünlüğünü dağıtıp parçalayarak kişiliği pek çok ben'e ayırmak delilik sayılır, bilim şizofreni diye niteler bunu. Belli bir çokluğun belli bir düzen ve gruplandırma olmaksızın denetim altında tutulamayacağı düşünülürse, bilim bu tutumunda haklıdır. Ancak, pek çok ben'in bir kezliğine, bağlayıcı, yaşam boyu varlığını koruyabileceği bir düzene sokulabileceği inancında da haksızdır; bilimin söz konusu yanılgısı da bazı tatsız sonuçlara yol açıyor; taşıdığı değer, olsa olsa devletçe işe alınan öğretmen ve eğiticilerin çalışmalarını basite indirgeyerek, düşünme ve denemelerden kendilerini uzak tutmalarına olanak vermesidir. Söz konusu yanılgı dolayısıyla aslında şifa bulmaz derecede aklından zoru olan pek çok insana 'normal', hatta sosyal açıdan üstün kişiler gözüyle bakılması, beri yandan aslında dahi olan pek çok insanın kaçık sayılmasıdır. (sayfa 208)
* * *
Hermann Hesse, Bozkırkurdu, AFA yayınevi


“Derinlemesine hasta bir topluma uyum sağlamak bir sağlık ölçütü değildir.”
Krishnamurti
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 19-01-2008, 01:19
naftalin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
teoride normalim
Tritryst Champion
 
Üyelik Tarihi: 23-11-2007
Yaş: 39
Mesajlar: 426
teşekkürler
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 19-01-2008, 13:50
lanetlizeynep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 19-10-2007
Nerden: ne fark ederki
Mesajlar: 400
insanların büyük çoğunluğu yüzmesini öğrenmeden yüzmek istemez. yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için dünyaya gelmişler; suda değil. ve düşünmek istememeleri de doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar; düşünmek için değil! evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş yaparsa bundan ileri bir noktaya ulaşabilir. ne var ki, karayla suyu değiş tokuş etmiştir. böyle biri bir gün gelip suda boğulur...
hermann hesse insanın içini ısıtan mesajlar veren müthiş bir yazar..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 12-07-2008, 01:19
gulfiros - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 28-03-2008
Mesajlar: 48
çok sevdiğim bir yazardır. çok iyi oldu bulduğum.. sağol..


katiller bile uyurken güzeldir
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
demianhermann, hesse


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Hermann Hesse possible_outside Biyografiler 1 11-09-2007 17:19


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:08 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info