Sarı Tarlalar
1
Fabrika penceresinden odaya akan güneş yüzünü hoyratça yalarken yavaşça eldivenlerini çıkardı.Gri işçi eldivenleri ve güneşin ısıttığı demir masa beyaz saçlı yaşlı çiftler gibi mütevazice kucaklaştılar.Tulumunu çıkartıp toz tutmuş siyah tişörtünü ve eskimiş kot pantolonunu giydi.Neyseki bugün iş çabuk bitmişti.Ustasından yevmesini aldıktan sonra evde onu hasta bekleyen annesine yiyecek götürmeden önce evlerinin aşağısındaki basketbol sahsahasına gidecek biraz vakti olacaktı.Tulumunu senelerdir ağır iş makinalarıyla çalışmaktan neredeyse bir santim nasır tutmuş elleriyle askılığa astı.Ayağındaki eskimiş beyaz spor ayakkabıların altı fabrika zeminine dökülmüş yapıştırıcı maddelere basmaktan yapışkanlaşmıştı ve yürürken sanki atılan her adımda bir sakızın üstüne basılmış gibi bir hisse yol açıyordu.Yevmesini aldıktan sonra ustasıyla vedalaşarak basketbol sahasının yolunu tuttu.
Alüminyum doğramacılık son derece ağır bir işti.Yaklaşık iki senedir bu işte çalışıyordu.Hayatının geride kalan diğer dilimleride çalışarak geçmişti.Çamaşırcılık,simitçilik,camcılık daha öncede birçok işte çalışmıştı.Babası o daha üç yaşındayken kanserden ölmüştü.Başka kimseleri olmadığı için annesi diğer iki kardeşiyle beraber ona bakmak zorunda kalmıştı.Ama onun da zayıf kadın bünyesi ağır çalışma şartlarına fazla dayanamadan bithap düşmüş ve yakalandığı hastalık sonucu yatağa mahkum olmuştu.O günden beri ise diğer iki kardeşiyle beraber onlar analarına
bakmak için çalışır olmuştu.İlk başlarda çok zorlansalarda zamanla çalışmaya alıştılar ve
kendilerine yeter hale geldiler.Annesinin, konuşma yetisini kaybetmeden önce söyledikleri aklından geçti:"çocuklarım çalışında ne iş olursa olsun yeterki serseri gibi sokaklarda dolanmayın,kirli işlere bulaşmayın,hayatınızı hakkınızla kazanın."İnsan kendi başına bir yolda yürürken veya sıradan bir işle uğraşırken, kısacası kafasında gelecekle ilgili planlar yapmadığı anlarda zaman zaman geçmiş,ortada hiçbir sebep yokken, bir anlık görüntüler halinde aklına gelir,ne kadar o görüntülerin denizinde yüzmeye çabalasada gerçekliğin pençesi insanı şaşkın bir balık gibi serin suların içerisinden çıkarır.
Geçmişin denizinde yüzerek basketbol sahasına vardı.Saha kaldırımdan iki metre kadar daha yüksek olan duvarlarla çevrilmişti.Duvarların, sağ taraftaki bina ile birleştiği köşede merdivenler bulunuyordu.Yavaşça merdivenlerden çıkarak sahanın 1 metre kadar üstündeki tek sıralık taş tribünlerde yürüdü.Hemen sağ tarafında yan binalarında oturan arkadaşını basketbol oynarken gördü.Tek başına potaya atışlar yapıyordu.Tribünlerden aşağıya inerek arkadaşının yanına gitmeye başladı.Arkadaşı da onu görmüştü şimdi.Bir süre potanın altında konuştular.Birbirlerinin halini hatrını sorup biraz dertleştikten sonra kısa bir maç yapmaya karar verdiler.İkisi de çok usta sayılmazdı ama ikiside bundan keyif alıyordu.Hayatın onca derdinin ve bitmek tükenmek bilmeyen çalışma saatlerinin arasında tek zevkleriydi bu onların.Ter kokuları, eski giysilerinin üzerine sinmiş kimyasal kokularıyla birleşerek etrafa berbat bir koku saçmaya başlamıştı.Ancak burunları bu kokuyu alamayacak kadar sarhoştu.Hayatlarının bu nadir keyif anında beyinleri adeta tüm duyularını kapamış,onları sadece yapmakta oldukları maça odaklamıştı.Çılgınlar gibi koşuyor,zıplıyor aynı zamanda estetik atışlar deniyorlardı.Ne kadarda eğlenceliydi.Kısa bir an olsun kendine vakit ayırabilmek.Harika birşeydi...
Çekişmeli maçı arkadaşına karşı galip gelerek bitirmişti.İkiside oldukça yorgundu.Arkadaşı da onun gibi küçük bir alüminyum doğrama fabrikasında çalışıyordu.Yaklaşık beş yıldır tanıyorlardı birbirlerini.İkiside uzun boylu,zayıf, esmer saçlı,kara gözlüydü.Arkadaşının teni onunkinden daha koyu ve kuruydu.
Potaya sırayla atış yaparak konuşmaya başladılar.Genelde kızlar hakkında konuşuyorlardı.Arkadaşına üç bina aşağılarındaki binaya yeni taşınan aileinin güzel kızından söz ediyordu.İkisininde beğendiği birçok kız olmuş ancak çok az kız arkadaşları olabilmişti.
Sohbetlerinin koyulaştığı sırada sahanın diğer ucundaki potada oynayan üç çocuk tribünlere doğru ilerlemeye başladı.Yorgun görünüyorlardı.Aralarında şakalaşarak taş trübinlere oturdular.Orada da şakalaşmalar ve sohbet devam etti.Kısa bir süre sonra aralarından bir çocuk rahatsız edici ses tonuyla onların olduğu yöne doğru bağırdı:"Şşşt...Alüminyumlar,ne o kendinizi NBA'de mi sandınız lan."Bağıran çocuğun sağ yanındaki çocuk kıkırdamaya başladı.Bir diğerinin:"Uğraşma oğlum şunlarla,ayıp.Ne yapmaya çalışıyorsun?"dediğini duydular.Diğer çocuk:"Tamam olum,iki dakka eğleniyoruz,ne olacak sanki." dedi.Aslında o da yaptığından pişman olmuştu.O da birçok insan gibi içinde hapsolmuş saldırganlık dürtüsüne kapılarak,kendinden aşağı gördüğü başka bir insana nedensiz öfkesini kusmuştu ve belki günlerce bunun vicdan azabını çekecekti,kimseye bundan bahsetmesede...Bu yaptığının nedeni belki günler önce tartıştığı ailesi,ayrıldığı kız arkadaşı ve ya belkide sabahleyin yolda yürürken onu düşmanca ve tehditkar bakışlarıyla süzen adama hiç ses çıkaramamasıydı.Belkide onu düşmanca bakışlarıyla süzen o adamda bu bakışları,içine soğuk ve hissiz bir hançer gibi saplanan onu öfkelendiren ya da üzen bir başka olay veya olaylar yüzünden atmıştı,kimbilebilir...
İki arkadaşın kulaklarına arkalarından gelen bu ses dalgası adeta zehirli bir ok gibi girmişti.Oradanda yüreklerine...Bu onların mesleklerinin,kirli ve kokmuş giysilerinin,yoksulluklarının ilk kez alaya alınışı değildi,ne de son olacaktı.Onlar buna alışmıştı.Bunu da diğerleri gibi yüreklerinin derinlerinde bir yere koca bir çöp variline atılan yanan bir kibrit gibi fırlattılar.Orada sönmesini beklemek üzere...
Evinin önünde arkadaşıyla vedalaştı ve kapıya doğru yürümeye başladı.Kardeşleri eve çok daha geç vakitlerde geliyordu.Ortanca kardeşi küçük bir barda,büyük olan ise restorantta çalışıyordu.Bu durumda eve ilk giren kişi olarak annesiyle ilgilenmek,ona yiyecekler getirmek onun göreviydi.Neyseki onlar evde yokken yan komşuları olan yaşlı ve yardımsever bir kadın anneleri ile ilgileniyordu.Üçüncü katın son merdivenini de çıktı ve anahtarını çebinden çıkardı.
2
Önünde uzanan altın sarısı buğday tarlaları sonsuzluğu andırıyordu.Genç kadın elindeki
tırpanı yere bırakarak bir süre bu müthiş manzarayı gözleriyle süzdü,ruhu önündeki bu uçsuz bucaksız sonsuzluğun üzerinde yaşlı bir karga gibi uçarak dolaştı.Ne kadarda güzeldi.Bu ona özgürlük ve mutluluğu anımsattı.Öğle güneşi kadının sarı saçlarının rengini iyice açmıştı ve hafif rüzgar onları vahşice okşuyordu.Güneşin gelişigüzel yaktığı teni ipek kumlu bir sahili andırıyordu.Yüz hatları sert ancak ürkütücü değildi,sert yüz hatları ona esrarengiz bir hava katıyordu.Bir süre çalıştığı bölgedeki büyük kayanın yörüngesinde daireler çizerek bilinçsizce dolandı.O yürürken tarladaki siyah kargalar onun kendine has zarifliğine hayran kalarak onu izlediler.Sonra yaklaşık seksen doksan adım ilerisindeki dev ağacın altında yaşlı kadını gördü.Yaşlı kadın onu annelere özgü sonsuz şevkat ve sevginin verdiği sarı bakışlarla süzdü.Yaşlı kadına doğru ilerledi,aralarında yaklaşık otuz adımlık bir mesafe kalmıştı.Sonra durdu ve dalmış bakışlarla onu süzdü."Çok yoruldum anne,çok." sesi dudaklarının arasından bilinçsizce çıkıvermişti.Annenin kızı üzerindeki şevkat dolu gözleri bir an olsun kırpılmadı."Evet kızım,buraya gel.Gerçekten çok yorgunsun,gel seni kollarıma sarayım." sarı yapraklı dev ağacın altındaki yaşlı kadın, dağima ebedi kalacak bir sihri andırıyordu.Annesine doğru birkaç adım daha yaklaştı ve sonra tereddüt ve huzursuzlukla durdu."Olmaz anne gelemem,çok işim var,daha çok fazla işim var."Annesi ona baktı ve gülümsedi.Sonsuz sarı tarlaların sık buğdaylarının içine dizlerine kadar gömülmüştü ikiside ve onların bu görüntüsünü üzerlerinde uçarak izleyen yaşlı kargalar duygulanmıştı.Yaşlı kadının o umut dolu sesi bir kez daha okşadı buğdayların ve kargaların kulağını:"Artık çok yoruldun güzel kızım,hadi, gelde ağacın gölgesinde oturalım beraber,burası serin ve rahat,gel artık."Kız tereddütlü adımlarla annesine doğru yaklaştı.Birkaç adım daha ve şimdi annesinin yanındaydı.Şevkatli kollar onu nazikçe sarmıştı ve o kollar omuzlarındaki ağır yükü ve üzerindeki dinmek bilmez yorgunluğu boğmuştu.Uzun zamandır hissetmek istediği şey buydu.Anne ve kız sarı yapraklı dev ağacın altında mutlulukla ve hiç ayrılmayacakmışçasına birbirlerini sardılar.Yerdeki buğdaylar ve gök yüzündeki yaşlı kargalar tebessümle izlediler bu enfes sahneyi.
Genç adam eve girdi ve doğruca annesinin odasına koştu.Annesi yüzünde hafif ama belirgin bir mutlulukla uyuyordu.Yavaşça yanına oturdu,elini iki elinin arasına aldı.Soğuktu.Bir süre elini okşayıp onu izledikten sonra dudaklarını onun alnına koydu ve yavaşça öptü.Sonra başını kaldırdı ve ona tekrar baktı.Onu bu son ve sonsuz rüyasında mutlu görmek,genç adamın içinde tarif edilemeyecek bir duygunun oluşmasına yol açtı.Yaz yağmuru damlalarını andıran göz yaşları birer birer yatağın beyaz çarşafıyla selamlaştı...
|