Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Kültür & Sanat > Edebi Mevzular

Edebi Mevzular Özgürlüktür edebiyat..

Dokuz Gitarda Dünya Tarihi

Edebi Mevzular içerisinde Dokuz Gitarda Dünya Tarihi konusu: Dokuz Gitarda Dünya Tarihi Erik Orsenna’nın kitabı okul kaçaklarının Woodstock gezisi gibi. Kitap okurlara “Gitarımla sana bir ses verebilseydim eğer...” diye sesleniyor. M. Salih Polat NTV-MSNBC 4 Kasım— Erik Orsenna’nın ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 22-12-2007, 16:20
High Hopes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 20-06-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 31
Mesajlar: 897
Smile Dokuz Gitarda Dünya Tarihi

Dokuz Gitarda Dünya TarihiErik Orsenna’nın kitabı okul kaçaklarının Woodstock gezisi gibi. Kitap okurlara “Gitarımla sana bir ses verebilseydim eğer...” diye sesleniyor.M. Salih Polat
NTV-MSNBC
4 Kasım— Erik Orsenna’nın “Dokuz Gitarda Dünya Tarihi”nde değişik bir sürpriz bekliyor okuyucuyu. Bir “kapalı ruhlar müzesi” telâşıyla bir köşeye yığılan binlerce gitardan dokuzunu seçmek, o kadar kolay iş olmasa gerek.

Ünlü İngiliz romancı Julian Barnes, “10.5 Bölümde Dünya Tarihi”ni yazdığında, doğal olarak, en fazla işin o “buçuk” kısmı ilgi çekmişti. Diğer bölümleri atlayanlar büyük bir süratle “buçuk”un gölgesine konaklıyorlar ve bir daha da ayrılamıyorlardı nedense. Erik Orsenna’nın “Dokuz Gitarda Dünya Tarihi”nde ise daha değişik bir sürpriz bekliyor okuyucuyu. Bir “kapalı ruhlar müzesi” telâşıyla bir köşeye yığılan binlerce gitardan dokuzunu seçmek, o kadar kolay iş olmasa gerek. O nedenle, okurken hayli şaşırıyor, hatta hafif tertip öfkeleniyorsunuz bile. Çünkü Erik Orsenna ya sayı saymasını bilmiyor ya da adam gibi bir gitarın gergin karnını hiç mi hiç okşamamış ömrü boyunca. İnanmazsanız kendiniz bakabilirsiniz...

“GİTARIMLA SANA BİR SES VEREBİLSEYDİM EĞER...”

“Eskiden Afrika, Atlantik’ten Hint Okyanusu’na kadar uzanan kocaman bir ormanla kaplıydı. Bu ormanda ağaçlar, gölgeler ve iç içe geçmiş bitkilerle korunan maymunlar yaşıyordu. Sakin sakin dört ayak üzerinde yürüyorlardı; önlem almaya gerek yoktu, nasıl olsa düşmanlar onları göremiyordu. Sonra bir gün dünya yırtıldı. Kuzeyden güneye, Etiyopya’dan Mozambik’e kadar uzanan koca bir çukur açıldı. Az kalsın Afrika ikiye bölünüyordu. Çukurun dibi göllerle doldu. Ağaçları sulayan batı rüzgârı, bu yırtılma yüzünden oluşan dağlara çarpmaya başladı. Su artık dağların öbür tarafına geçemiyordu. Doğu gitgide kuraklaşıyor, orman seyrekleşiyordu. Maymunlar korkuyorlardı; çünkü şimdi hepsi gün gibi ortadaydılar. Aslan, panter gibi pençeli hayvanların keyfine diyecek yoktu. Maymunlar bundan sonra dikkatli olmaları ve düşmanlarını uzaktan gözlemeleri gerektiğini anladılar. Doğruldular, arka ayakları üzerinde dikildiler, savaşmayı, taşı işlemeyi öğrendiler ve yavaş yavaş insana dönüştüler.”
Bu cevabı alınca, yırtılma sırası dünyanın en hüzünlü roman kahramanı olmayı bir türlü beceremeyen Clapton’a gelmiştir elbette. Kurak bir çöle benzeyen yüzünü, yorgunluğuna denk düşen yağmurlar kuşatırken sorar umarsızca: “Yani bizi kuraklık mı yarattı?”
Clapton’un şaşkınlığı, “You are wonderfull tonight” şarkısının kuytularından çıkıp gelmiş gibi gözükmektedir ilk bakışta ama bu bakış “kuşbakışı”dır. Dolayısıyla, bu şaşkınlık, dünyanın yırtılmasından daha vahim sonuçlar doğuracağı neredeyse kesin olan zihinsel yarılmanın ne ilk, ne de son örneğidir. Kendine doğru bir kazıya çıkan Clapton’la, insanlık tarihine doğru bir kazıya çıkan yaşlı arkeolog arasında kuralan diyalog, bu yarılmanın somut ipuçlarıyla dolu gibidir. Ne var ki, ilk gitarın ne zaman ortaya çıktığı sorusuna cevap veren arkeolog değil, gitarıyla çağlar arasında yaptığı yolculuğu bir süreliğine erteleyen Clapton’dur. Çünkü ilk kez Mısır hiyerogliflerinin birinde bir gitara rastlanmıştır. Müzik aletlerini değil ama müziklerini sırtlayıp gezen gezginlerden birinin marifetidir üstelik bu ve yeterince kaygı vericidir nereden bakarsanız bakın.

İNKALAR’IN SOYLU YALNIZLIĞI

Ancak, gitarın tarihini, bir nevi acıların tarihine çevirmek için Peru’ya, uygarlıklarıyla göz yaşartan İnkalar’a kadar uzanmak gerekecektir. Yeryüzüne adsız bir bağış olan bu gözü ve gönlü tok kavim, İspanyol sömürgecilerle tanışana kadar bir durgun su güzelliğini rehber edinmiştir kendisine. İspanyolların kirli tırnakları, imparatorları Atahualpa’nın boynuna kenetlendiğinde bir şey yapamazlar bu nedenle, çünkü yapacak bir şeyleri yoktur, çünkü ne yapılacağını bilmiyorlardır. Ama öğrenirler, diğer İspanyollara benzemeyen bir İspanyol olan Jose Fernandez’den öğrenirler ve bir daha da unutmazlar, ta ki yeryüzü kendilerini unutana kadar!
Bununla beraber, bir başka felâketle yüzyüze gelebilmek için bu kez Barselona yollarına düşmek gerekecektir. Çünkü, “insanları öldürmekle yetinmeyen salgın hastalık, bu sefer de bir Katalan özelliğine saldırmıştı; yaşama sevincine. Her gece masalarında, altının ve sadık kadınların daha bol bulunduğu bir dünyanın yaratıldığı tavernalar boşalmıştı (...) Salgın; limanların değişik, baştan çıkarıcı, Provence fesleğeninden doğunun baharatlarına, hayvanların misk kokularından gelecek okuyan Çingenelerin parfümlerine kadar tüm kokuları kovalamıştı; ölüm kokusundan korunmak için insanlar burunlarına mendil tutarak geziniyorlardı.”
Veba salgınından fırsat buldukça gitarının yanına sığınan Doktor Amat, sabırsızlıkla sıranın kendisine gelmesini bekleyen genç ve güzel kıza, belki de dünyanın en erotik gitar tasvirini yapar: “Bacakların üst tarafları incecik, külot bölgesi yumuşacık, sarışınca, kollarına aldığında yusyuvarlak ve hoş kokulu (...) Aynı zamanda çok kibar, hem de alçakgönüllü, hiçbir zaman başrolde olmaya meraklı değil, gölgede kalıp eşlik etmeyi yeğler. O, dünyayı kasıp kavuran kibir hastalığını tanımaz.”
Bu sözleri duyan genç kızın, kıskançlıktan köpürerek kapıyı vurup çıkması yadırgatıcı değildir elbette ama Barselona’nın kurtarıcısı ve ilk gitar metodunun yazarı Doktor Joan Carlos Amat’ın sözlerinin gerçek anlamını kavrayabilmek için, Clapton’u çölün ortasında bırakıp birkaç yüzyıl ileriye gitmek gerekecektir. Yani 1969 yılının Woodstock’ına...

“MÜZİK SEFALETİN KIZIYDI”

“Kahrolası müzik! Kendiliğinden gelmemişti. Onu nota nota, akor akor fethetmek gerekmişti. Müziğin sefaletten doğduğuna inanası geliyordu insanın. Sefalet, insanın teninden, gözlerinin içine giriyordu. Beynini kuşatıyordu. Ve orada, saçların, kemiklerin altında, gizem, dönüşüm vardı. Parmaklar gitarın sapı üzerinde dolaşıyordu. Sefalet müziğe dönüşüyordu. Sefalet, ten, baş, parmaklar, gitar, müzik: Jimi, böylesine kötü başlayıp sonunda bu derece mutluluk veren bu lanetli ve büyülü yolu yüzlerce kez katetti. Müzik sefaletin kızıydı. Müzik sefaletin şarkısıydı.”
Tahmin ettiğiniz gibi, Jimi, bizim Jimi, Hendrix yani: “Jimi yalnızdı. Yirmi yedi yaşındaydı ve yaşayacak daha on üç ayı vardı (...) Gitarın rengârenk giysili, hüzünlü, kızıl ve kara yüzlü Don Kişot’u, on üç ay sonra Londra’da” ölecektir ölmesine ama geride bıraktıkları, hemen herkesin ayaklarına ve zihnine dolanmaya devam edecektir uzunca bir süre.
Tıpkı bugün olduğu gibi...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Facebook'ta Paylaş!Twit this!Google BookmarksMSNReporterWong this Post!Stumble this Post!Google Bookmark this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Mesajı Spurl ile Paylas!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
dokuz, gitarda, dunya, tarihi


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor - 1978 HattoriHanzO Film Arşivi 2 19-09-2007 13:15
Dokuz Yaşında ve Üniversİte Öğrencisi... katre Güncel Mevzular 2 07-09-2007 13:44
doğum tarihi 03/02/1980 siteye kayıt tarihi 03/02/2007 HattoriHanzO Geyik Mevzular 24 07-02-2007 21:11


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:08 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2009, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 khAos.info